Peygamber'in savaş ve seferlerini kronolojik sırayla anlatır.
488 · Hadis
Mücahid "İbn Ömer'e (Şam'a hicret etmek istiyorum) dedim: O da: Bugün -ya da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra- hicret yoktur dedi (ve hadisin) benzerini (zikretti)
Abdullah b. Ömer r.a. o şöyle diyordu: "Fetihten sonra hicret yoktur
Ata b. Ebi Rebah dedi ki: Ubeyd b. Umeyr ile birlikte Aişe'yi ziyarete gittim. (Ubeyd) ona hicrete dair sordu. O da dedi ki: Bugün hicret yoktur. mu'minierden her bir kimse fitneye maruz kalır korkusuyla dini ile Allah'a ve Resulüne kaçıyordu. Bugün ise Allah İslama üstünlük vermiştir. mu'min dilediği her yerde Rabbine ibadet edebilir. Fakat cihad ve niyet vardır
Mücahid, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fetih günü ayağa kalkarak şöyle buyurduğunu söyledi: "Şüphesiz Allah gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke'yi baram kılmıştır. Allah'ın haram kılmasıyla o kıyametgününe kadar haramdır. Benden önce hiçbir kimseye helal olmamıştır. Benden sonra da helal olmayacaktır. Bana da zamanın ancak kısa bir vakti dışında helal kılınmamıştır. Onun av hayvanları ürkütülmez, ağaçları kesilmez, otları yolunmaz, ilan etmek maksadıyla alan dışında yitiğini almak hela! değildir. Abbas b. Abdulmuttalib: Ey Allah'ın Resulü izhir otu müstesna dedi. Çünkü demireilerin ve evlerin yapımı için ona mutlak bir ihtiyaç vardır. Allah Resulü bir süre sustuktan sonra: İzhir müstesna, o(nu koparmak) helaldir diye buyurdu." Bu hadise dair açıklamalar hac bölümünde (1834 numara ile) geçmiş bulunmaktadır
Yezid b. Harun: "Bize İsmail haberverdi, dedi ki: Ben İbn Ebi Evfa'nın elinde bir (kılıç) darbe(si izi) gördüm. Dedi ki: Huneyn günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bu darbeyi aldım. Ona: Sen Huneyn'e katıldın mı, diye sordum. O: Bundan öncesine de (şahit olmuşumdur), dedi
Ebu İshak dedi ki: Bera' r.a.'ya' bir adam gelerek: Ey Ebu Umare sen de Huneyn günü geri kaçmış mıydın, diye sorarken ona şöyle dediğini dinlemişimdir: Bana gelince şahadet ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasını geri dönüp kaçmadı. Fakat aralarından aceleci olanlar çabucak geri çekildiler. Hevazinliler onlara ok yağdırdı. Ebu Süfyan b. el-Haris de onun (Nebiin) beyaz katırının yularlarını tutmuş olduğu halde (Allah Resulü) şöyle diyordu: "Ben şüphesiz gerçek Nebiim. Ben Abdulmuttalib'in oğlu(nun oğlu)yum
Ebu İshak: "Bera'ya benim de işittiğim bir halde: Huneyn günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte geri mi döndünüz, diye soruldu. O şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i soruyorsan asla! Onlar (Hevazinliler) iyi ok atan kimselerdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben şüphe yok ki Nebiim. Ben Abdulmuttalib'in oğluyum, diye buyurdu
Ebu İshak, Kayslılardan bir adam Bera'ya: Huneyn günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bırakıp kaçtınız mı, diye bir soru sorması üzerine, ona şöyle cevap verdiğini işitmiştir: "Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaçmadı. Hevazinliler iyi ok atıyorlardı. Bizler onlara bir hamle yapınca geri çekildiler. Bu sefer biz de ganimet toplamaya koyulduk. Arkasından bize atılan oklarla karşılaştık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beyaz katırı üzerine gördüm. Ebu Süfyan b. Haris de yularından tutmuştu. Bu arada: Şüphesiz ben Nebiim, diyordu." (Ravilerden) İsrail ve Zuheyr: Nebi katınndan indi, dediler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben şahitlik ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri dönüp kaçmadı." Bera'nın cevabı kendilerinin kaçtıkları konusunda olumlu bir mana taşımakla birlikte, bunun genelolmadığını da ifade etmiş olmaktadır. O bu cevabı ile soru soranın mutlak olarak sormasının, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dahil herkesi kapsadığına işaret etmek istemişti. Çünkü ikinci rivayetin zahiri bunu ifade etmektedir. Nevevı der ki: Bu cevap oldukça edebi bir cevaptır. Çünkü soru hepiniz kaçtınız' anlamındadır. Bunun kapsamına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da girer. Fakat Bera: Hayır, Allah'a yemin ederim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaçmadı.Fakat şunlar şunlar oldu, diyerek kaçanların da kaçışlarının sürekli olmadığını, ancak atılan okların etkisi ile geri çekilmiş olduklarını ifade etmektedir. "Fakat onların aceleci olanları çabuk davrandı. Hevazinliler de onlara ok attı." Müellefetu'l-Kulub olmayanlardan kaçanların mazereti düşmanlarının sayıca onlardan kat kat fazla olmalarıdır. "Ebu Süfyan b. el-Haris" b. Abdilmuttalib b. Haşim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in amcasının oğludur. Mekke fethedilmede.n önce Müslüman olmuştu. Çünkü o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmek üzere çıkmış, yolda Mekke'yi fethetmek üzere yol aldığını görünce Müslüman olarak İslama güzel bir şekilde bağlanmıştı. Huneyn gazvesine de çıkmıştı, sebat gösterip geri çekilmeyenler arasında idi. İbn Ebi Şeybe tarafından zikredilen el-Hakem b. Uteybe yoluyla gelen mürsel rivayette şöyle denilmektedir: Huneyn günü insanlar kaçınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben Nebiim bunda bir şüphe yoktur. Ben Abdulmuttalib'in oğlu(nun oğlu)yum, demeye başladı. Onunla beraber sadece dört kişi kalmıştı. Bunların üçü Haşim oğullarındandı, biri de başkalarından idi. Ali ve el-Abbas da onun önünde, Ebu Süfyan b. el-Haris de dizginleri tutuyordu. İbn Mes'ud ise sol tarafta idi. (el-Hakem b. Uteybe) dedi ki: Ona doğru kim gidiyor idiyse mutlaka öldürüldü. Tirmizı de hasen bir senedIe İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Huneyn günü kendimizi şu halde gördüm: İnsanlar yüz çevirip, gerisin geri gidiyorlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber ise yüz kişi bile yoktu." Bu rivayet benim Huneyn günü sebat gösterip, yerlerinden ayrılmayan kimselerin sayısı ile ilgili tespit ettiğim en yüksek miktardır. Ahmed ve Hakim, Abdurrahman b. Abdullah b. Mes'ud'un, o babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Huneyn günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Herkes onu bırakıp geri kaçtı. Onunla birlikte muhacirlerle ensardan seksen kişi sebat gösterdi. Bizler piyade idik ve onlara arkamızı çevirmedik. İşte yüce Allah'ın üzerlerine sekinetini (huzur ve sükununu) indirdiği kimseler bunlardır." Nevevı'nin Müslim şerhinde zikrettiği "onunla birlikte oniki kişi sebat gösterdi" ifadesi İbn İshak'ın zikrettiği hadisten alınmış gibidir. Onun zikrettiği rivayete göre Nebi ile birlikte el-Abbas, oğlu el-Fadl, Ali, Ebu Süfyan b. el-Haris, onun kardeşi Rabia, Usame b. Zeyd, onun anne bir kardeşi Ümmü Eymen'in oğlu Eymen, muhacirlerden Ebu Bekr ve Ömer sebat göstermişlerdir. Bunlar dokuz kişiyi bulmaktadır. İbn Mes'ud'un sebat gösterdiği de el-Hakim 'in zikrettiği mürsel rivayette geçmektedir. Böylece bunların sayısı onu bulmaktadır. el-Abbas b. Abdulmuttalib'in şiirinde ise onunla sebat gösterenlerin sayısının sadece on kişi olduğu zikredilmektedir. Bu da onun şu beyitlerinde dile getirilmiştir: "Savaşta Resulullaha yardımcı olduk dokuz kişi Kaçanlar kaçmış ve geri çekilmişti. Onuncumuz ise feda etti canını Allah yolunda ona isabet edenlerle acı çekmeden." Sağlam olan rivayet de bu olabilir. Bundan fazla sayıyı verenler, dönmekte acelecilik edenlerin dışında kalan kimseleri de büsbütün çekilmeyenler arasında saymlşlardır. Taberi der ki: Yasaklanmış olan kaçmak geri dönmemek niyetiyle yapılan kaçıştır. Düşmanın çokluğu sebebiyle bir süre kaçmak, kuwetli bir birliğe sığınmak üzere çekilmeye benzer. "Ben Nebiim bunda şüphe yoktur. Ben Abdulmuttalib'in oğlu(nun oğlu)yum." Nebi efendimizin kendisini babası Abdullah'a değil de Abdulmuttalib'e nispet etmesi, Abdulmuttalib'in insanlar arasındaki şöhreti dolayısıyla yapılmış gibidir. Çünkü Abdulmutta:l ib'e üstün bir şekilde anılıp hatırlanma ve uzunca bir ömür verilmişti. Oysa Abdullah böyle değildi. O genç olarak vefat etmişti. Bundan dolayı Arapların çoğunluğu Nebi efendimizi Abdulmuttalib'in oğlu diye çağırıyorlardı. Nitekim Dimam b. Sa'lebe geldiğinde: Hanginiz Abdulmuttalib'in oğlusunuz, diye sormuştu. Bir diğer açıklamaya göre insanlar arasında: Abdulmuttalib'in soyundan Al'ah'a davet edecek ve Allah'ın insanlara onun vasıtasıyla hidayet vereceği ve )eygamberlerin sonuncusu olacak bir adamın çıkacağına dair yaygın bir haber Jardı. Böylelikle bilenler bunu hatırlasın diye kendisini Abdulmuttalib'e nispet etmiştir. Bu hususta Araplar arasında yaygın bir hal almıştı. Seyf b. 21 Yezen bunu eskiden beri Abdullah, Amine ile evlenmeden önce Abdulmuttalib'e zikretmiş idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da ashabına mutlaka galip geleceğine dikkatlerini çekmek istemiş, güzel akıbtin takvalılara ait olduğu hususunu hatırlatmak, böylelikle onun geri çekilmeyip sebat gösterdiğini bildikleri takdirde kalplerinin güçlenmesini sağlamak istemişti. Nebi efendimizin: "Şüphesiz" demesi nübuwet vasfı ile birlikte yalan söylemenin imkansız olduğuna bir işaret taşımaktadır. Böylelikle o: Ben Nebiyim, Nebi de yalan söylemez. Ben söylediklerimi yalan söylemiyorum ki yenileyim. Hem ben yüce Allah'ın bana vaat etmiş olduğu yardım ve zaferin hak olduğuna da kesin olarak inanıyorum. Dolayısıyla benim kaçmam da caiz değildir, demiş gibidir. Onun (şüphesiz) sözü: Ben gerçekten bir Nebiyim. Bunda bir şüphe, bir yalan yoktur demektir, diye de açıklanmıştır. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1- Konuşurken güzel bir edeble konuşmak 2- Güzel bir cevap vermek suretiyle sorunun güzel sorulmasına işaret etmek ve kendisini beğenmenin yerilecek bir özellik olduğuna dikkat çekmek. 3- Cahiliye döneminde ölmüş olsalar dahi babalara intisap etmek caizdir. Bunun yasaklanması ise savaşın dışındaki haller için yorumlanır. Böbürlenme ve büyüklenmeye dair ruhsat da bu kabildendir. O da savaşta caizdir, savaş dışında caiz değildir. 4- Allah yolunda ölmek tehlikesine atılmak caizdir. Çünkü "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüce Allah'ın vaadi dolayısıyla zafere kavuşacağından kesin olarak emindi. Allah'ın vaadi de haktır" denilemez. Çünkü Ebu Süfyan b. el-Haris de katırının yularını tutarak onunla birlikte sebat göstermişti. Onun ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu husustaki yakıni gibi bir yakıne sahip olduğu söylenemez. Yine bu durumda Ümmü Eymen'in oğlu Eymen de daha önce el-Abbas'ın şiirinde işaret olduğu gibi şehit düşmüştü. 5- Katıra binmenin sebatı daha bir arttırıcı olduğuna işaret vardır .. Çünkü erkek hayvanlara binmek kaçmaya ve geri dönmeye hazırlıklı olmak izlenimini verir. Ordunun kumandanı kendisini kaçmamaya hazırlamış ve bunun gerekli sebeplerini de yerine getirmiş ise elbetteki ona uyanların sebat göstermelerini daha çok teşvik edici bir haldir. 6- Kumandanın savaşta kendisini açıkça ortaya koyması kahramanlığı daha da ileri derecede ifade eder ve düşmana aldırış edilmediğini gösterir
Muhammed b. Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr'in dediğine göre Mervan ile Misver b. Mahreme kendisine şunu haber vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hevazin heyeti kendisine Müslümanlar olarak geldiklerinde ayağa kalkmış, kendisinden mallarını ve alınan esirlerinin geri verilmesini istemişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da şöyle buyurmuştu: Benimle beraber gördüğünüz kimseler de vardır. Benim en sevdiğim söz de doğru olanıdır. Şu iki şeyden birisini seçiniz ya esirlerinizi ya da mallarınızı. Çünkü ben size süre tanımış bulunuyorum. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taiften döndükten sonra onlara on küsur gece mühlet vermişti.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine ancak iki şeyden birisini geri vereceğini açıkça anlayınca bizler esirlerimizi tercih ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulundu, sonra şöyle buyurdu: İmdi şüphesiz kardeşleriniz bize tevbe edenler olarak geldiler. Ben de onlara esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. Aranızdan bunu gönül hoşluğuyla yapmak isteyen yapıversin. Fakat aranızdan hakkını elinde tutmak isteyenler de yüce Allah'ın bize ihsan edeceği ilk fey"den (ganimetten) ona vermemizi beklemek şartıyla yapıversin. Herkes: Ey Allah'ın Resulü, biz bunu gönül hoşluğuyla verdik, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bizler bu hususta aranızda kimlerin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Bunun için geri dönün de arifleriniz sizin kanaatlerinizi bize bildirsinIer. İnsanlar geri döndü, arifleri de onlarla konuştu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönerek gönül hoşluğuyla kabul ettiklerini ve izin verdiklerini ona haber verdiler. İşte Hevazinlilerden alınan esirler ile ilgili olarak bana ulaşan budur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hevazin heyeti Müslümanlar olarak ona geldiğinde kalkmış." ez-Zühri bu olayı bu yolla muhtasar olarak zikretmiş bulunmaktadır. Musa b. Ukbe, el-Megazi'de bunu uzunca zikretmiştir. Onun lafzı ile olay şöylir: "Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şewal ayında Taif'ten Ci'rane'ye gitti. Orada da Hevazinlilerin esirleri bulunuyordu. Hevazinlilerin heyeti Müslümanlar olarak onun huzuruna geldi. Aralarından eşrafından dokuz kişi de vardı. Müslüman olup, bey'at ettiler. Sonra onunla konuşurak: Ey Allah'ın Resulü, aldığınız esirler arasında annelerimiz, kızkardeşlerimiz, halalarımız, teyzelerimiz vardır. Bunlar sebebiyle ise kavimler rüsvay olur, dediler. Allah Resulü: Ben sizin için talepte bulunacağım. Fakat ganimetler paylaştırılmış bulunuyor. Siz şu ikisinden hangisini daha çok istersiniz, esirleri mi yoksa malları mı, diye buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Resulü, sen bizi şerefe talip olmak ile mal istemek arasında muhayyer bıraktın. Biz elbette şerefi daha çok severiz, biz ne bir koyun ne de bir deve için ağzımızı açarız, dediler. Allah Resulü bunun üzerine: (Bunlardan) Haşimoğullarının payına düşenler size aittir. Sizin için de Müslümanlarla konuşacağım. Siz de onlarla konuşun ve Müslüman olduğunuzu açığa vurun, diye buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle namazını kıldıktan sonra onlar da ayağa kalktılar, hatipleri konuşmaya koyuldu. Oldukça beliğ konuştular, Müslümanları da esirlerini kendilerine geri vermek için teşvik ettiler. Onlar konuşmalarını bitirdikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı. Onlar adına iltimasta bulundu, Müslümanları bu işe teşvik etti ve: Ben Haşim oğullarının payına düşenleri onlara geri verdim, diye buyurdu." "Ben sizi beklemiştim." Yani gelirsiniz diye esirleri paylaştırmayı geciktirmiştim. Fakat siz daha da geç geldiniz. "Bunu gönül hoşluğu ile geri vermek isteyen" yani karşılıksız ve kendi rızasıyla geri vermek isteyen, demektir. "Herkes: Biz bunları gönül hoşluğuyla geri veriyoruz, dedi." Musa b. Ukbe'nin rivayetinde: "Herkes ellerinde olanı geri verdi. Ancak az sayıda bazı kimseler fidye istediler." Sözü geçen Amr b. Şuayb yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Muhacirler: Bize ait olan da Allah'ın Resulüne aittir, dediler. Ensar da aynı şeyi söylediler. Akra b. Habis dedi ki: Ben ve Temim oğulları ise böyle yapmıyoruz. Uyeyne de: Ben ve Fezare oğullarına ait olan için böyle demiyoruz, dediler. elAbbas b. Mirdas da: Bana ve Süleym oğullarına ait olanı da vermiyoruz, dedi. Süleym oğulları: Hayır, bize düşen Allah Resulüne aittir dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizden hakkını sımsıkı elinde tutan kimse için her bir kişiye karşılık olarak elde edeceğiniz ilk ganimetten altı pay verilecektir deyince, gelenlere hanımlarını ve çocuklarını geri verdiler
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Huneyn'den geri döndüğümüzde Ömer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e cahiliye döneminde iken yapmış olduğu bir itikaf adağı hakkında soru sordu. Allah Resulü de ona o adağını yerine getirmesini emretti
Ebu Katade dedi ki: "Huneyn yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (sefere) çıktık. Düşman ile karşılaş tığımızda Müslümanlar bir ileri bir geri gitti. Müşriklerden bir adamın Müslümanlardan birisinin tepesine çıkmış olduğunu gördüm. Ben de arkasından omzunun üzerine kılıçla bir darbe indirdim. Zırhını kopardım. Üzerime gelerek beni öyle bir kucakladı ki, ondan ölümün kokusunu aldım. Fakat sonra ona ölüm yetişince beni bıraktı. Ömer'e yetişerek: İnsanlara ne oluyor, dedim. O, yüce Allah'ın emri dedi. Sonra (kaçışanlar) geri döndüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da oturup şöyle buyurdu: Kim ona dair bir delili bulunduğu halde birisini öldürmüş ise onun selebi ona aittir. Bunun üzerine ben kalkıp: Benim lehime Kim şahitIik eder dedim, sonra oturdum. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine bir önceki sözünü tekrarladı. Yine ayağa kalktım. Allah Resulü: Neyin var, ey Ebu Katade dedi. Ben de ona durumu haber verdim. Bir adam: O doğru söylüyor, onun selebi bende bulunuyor. Benim yerim e onu sen razı et, dedi. Bu sefer Ebu Bekr: Allah'a yemin olsun böyle bir şeyolmaz, dedi. Allah'ın arslanlarından bir arslan kalkacak, Allah ve Resulü için savaşacak ve (öldürdüğü kimsenin) selebini de sana verecek. (Böyle bir şeyolmaz.) Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Doğru söylüyor, selebini ona ver dedi, o da bana selebimi. verdi. Onun karşılığında Selime oğullarından bir bahçe satın aldım. Şüphesiz o benim Müslüman olarak edindiğim ilk mal olmuştu
Ebu Katade'nin azadlısı Ebu Muhammed'den rivayete göre Ebu Katade dedi ki: "Huneyn gününde Müslümanlardan bir adamın müşriklerden bir adam ile savaşmakta olduğunu gördüm. Müşriklerden bir başkasının ise arkasından o müslümanı öldürmek üzere ona tuzak kurmaya çalıştığını gördüm. Ben onu tuzağa düşürmek isteyenin üzerine hızlıca gittim. Bana darbe indirmek üzere elini kaldırınca ben de eline kılıcımı indirdim ve elini kopardım. Daha sonra beni yakalayıp öyle bir kucakladı ki korkuya kapıldım. Sonra diz üstü çöktü ve çözülüp gevşeineye başladı. Üzerimden onu ittikten sonra öldürdüm. Müslümanlar geri kaçınca ben de onlarla birlikte geri kaçtım. Diğer Müslümanlarla birlikte Ömer b. el-Hattab'ı da gördüm. Ona: İnsanlann bu hali nedir diye sordum. O: Allah'ın emri dedi. Daha sonra herkes Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Her kim birisini öldürdüğüne dair bir delil ortaya koyacak olursa o öldürdüğün ün selebi ona aittir, diye buyurdu. Ben de öldürdüğüm o kişiye dair bir delil aramak amacıyla ayağa kalktım. Bana şahitlik edecek kimseyi görmeyince oturdum. Sonra içimden onu söylemek geldi, ben de durumunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattım. Yanımda oturanlardan bir adam: Onun sözünü ettiği o maktulün silahı benim yanımda bulunuyor. Ona karşılık benim yerim e sen onu razı et, dei. Ebu Bekr: Asla! Allah ve Resulü uğrunda çarpışan Allah'ın arslanndan bir arslanı bırakıp da Kureyş'ten zayıf, güçsüz birisine onu vermeyecektir, dedi. (Ebu Katade) dedi ki: Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı ve onu bana verdi. Ben de onun bedelinden bir bahçe satın aldım. Benim İslam'da edindiğim ilk mal o oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müşriklerden bir adamın Müslümanlardan birisinin üstüne çıktığını gördüm." Bundan sonraki Leys yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Müslümanlardan bir adamın müşriklerden birisi ile çarpışmakta olduğunu, müşriklerden bir başkasının da ona tuzak kurmaya çalıştığını gördüm." Yani onu gafil avlamak istediğini gördüm. "Omzuna" yani ridanın omuza yerleştirildiği yere. "Ondan" aşırı şiddetinden "ölümün kokusunu aldım." Bu ifadeleriyle o müşrik kişinin oldukça güçlü olduğunu anlatmaktadır. "Daha sonra ölüm ona yetişti de beni bıraktı" saldı. "Allah'ın emri" Allah'ın hükmü, kazası, takdiri demektir. "Ebu Bekr es-Sıddik: Allah'a yemin ederim olmaz! Allah'ın arslanlarından birisi Allah ve ResuIü adına savaşacak ve onun selebi sana verilecek ha!" Bu sana: Ben bunu yapacağım, diyen bir kimseye senin kalkıp: Allah'a yemin ederim ben de bunu yapmam, deme ne benzer. İfadenin takdiri: Allah'a yemin ederim ... Resulullah kahramanlığı itibariyle bir arslana benzeyen Allah'ın dini ve Resulü uğrunda savaşan birisinin hakkını alıp gönül hoşluğu olmaksızın, rızası olmadan onu sana vermeyecektir, şeklindedir. "Onun selebini" selebin Ebu Katade'nin mülkü olması itibariyle selebi ona izafe etmiştir
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'deki işlerini bitirince Ebu Amir'i bir orduya kumandan tayin ederek Evtaslıların üzerine gönderdi. (Ebu Amir) Dureyd b. es-Sımme ile karşılaştı. Dureyd öldürüldü ve Allah onunla beraber olanları da bozguna uğrattı. Ebu Musa dedi ki: Beni de Ebu Amir ile birlikte göndermişti. Ebu Amir'e diz kapağına isabet eden bir ok atıldı. Cuşemli birisi ona bir ok atmış ve o oku diz kapağına isabet ettirmişti. Ben onun yanına giderek: Amca, sana kim ok attı, dedim. Ebu Musa'ya işaret ederek: İşte şu benim katilimdir, bana ok atan odur, dedi. Ben de onun üzerine gittim ve ona yetiştim. Beni görünce geri dönüp kaçtı. Arkasından gittim ve ona: Yerinde durup sebat göstermemekten utanmıyor musun deyince, kaçmayı bıraktı. Karşılıklı olarak birbirimize iki (şer) darbe indirdik ve ben onu öldürdüm. Daha sonra Ebu Amir'e: Allah sana ok atan adamı katletti dedim. Ebu Amir: Bu oku çek çıkar dedi. Oku çekip çıkarınca yerinden su boşaldı. Kardeşimin oğlu, benden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam götür ve ona: Bana mağfiret dilemesini söyle, dedi. Ebu Amir de beni yerine askerlere kumandan tayin etti. Kısa bir süre kaldıktan sonra vefat etti. Geri dönüp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanesinde huzuruna girdim. Resulullah hasırdan örülmüş ve üzerine ince bir döşek serilmiş bir taht üzerinde yatıyordu. Bununla birlikte tahtın üzerindeki has ır yanlarında ve sırtında iz bırakmıştl. Ben de ona bizim ve Ebu Amir'in durumu ile ilgili haberleri bildirdim. Ebu Amir'in: Ona bana mağfiret dilemesini söyle, dediğini naklettim. (Allah Resulü) su getirilmesini istedi ve abdest aldı. Sonra ellerini. kaldırarak: Allah'ım, Ebu Amir kulcağıza mağfiret et, dedi ve ben (ellerini yukarıya çokça kaldırdığından) koltuk altlarının beyazını gördüm. Sonra şöyle buyurdu: AlIah'lm kıyamet gününde onu yaratmış olduğun insanların bir çoğunun üstüne çıkar. Ben de: Benim için de mağfiret dile, dedim. Bunun üzerine: Allah'ım, Abdullah b. Kays'ın günahlarını mağfiret et. Kıyamet gününde de onu oldukça üstün ve şerefli bir makama yerleştir, diye buyurdu." Ebu Burde dedi ki: "Onların (mağfiret dileklerinin) biri Ebu Amir'e, diğeri ise Ebu Musa'ya yapıldı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Evtas gazvesi" Iyad der ki: Evtas, Hevazin• yurdunda bir vadidir. Huneyn savaşının olduğu yerdir. Siyer alimlerinden bazıları da Iyad'ın bu dediğini kabul etmiştir. Fakat tercihe değer olan Evtas vadisinin Huneyn vadisinden farklı olduğudur. Buna İbn İshak'ın zikretmiş olduğu vakanın Huneyn vadisinde cereyan ettiği, Hevazinlilerin de geri çekilmelerinden sonra onlardan bir kesimin Taife, bir diğer kesiminin Becile'ye, bir diğer kesimin ise Evtas'a gitmiş olduğunu belirtmesi açıklık getirmektedir. Nebi s.a.v. ise önlerinden Ebu Amir el-Eş'arl'nin (komutasında) bir askeri birliği Evtaslılara gidenlerin üzerine gönderdi. Nitekim bu hadis de buna delalet etmektedir. Daha sonra kendisi askerleri ile birlikte Taifin üzerine yöneldi. "Ebu Amir'e dizkapağına isabet eden bir ok atıldı. Onu Cuşemli" yani Cuşem oğullarından bir adam "atmıştı." "Ondan su boşaldı." Yani okun yerinden sular boşaldı. "Bir su getirilmesini istedi. Abdest aldıktan sonra ellerini kaldırdı." Bu ibareden dua etmek isteği dolayısıyla abdest almanın ve dua ederken elleri kaldırmanın -elleri kaldırmayı sadece istiska (yağmur duası)na mahsus kabul edenlerin görüşlerinin aksine- müstehap olduğu anlaşılmaktadır. İleride bu hususta gelmiş rivayetıere dair açıklamalar Deavat (dualar) bölümünde (6382. hadiste) gelecektir
Ümmü Seleme r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim bulunduğum yere geldi. Yanımda hunsa birisi vardı. O hunsa kişinin Abdullah b. Ebi Umeyye'ye şunları söylediğini işittim: Ey Abdullah, yarın Allah size Taifi fethetmeyi nasip edecek olursa, sen Gaylan'ın kızını ele geçirmeye bak. Çünkü o gelince (şişmanlıktan) dört (büklüm) ile gelir, giderken (sağ ve sollarında dörder büklüm olmak üzere) sekiz (büklüm) ile gider. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bunlar siz kadınların huzuruna asla girmemeli, diye buyurdu." İbn Uyeyne dedi ki: İbn Cureyc dedi ki: Sözü edilen hunsa kişi Hit diye bilinir. Hişam'dan da böylece rivayet edilmiş olup, ayrıca şu fazlalığı da zikretmiştir: "O gün Taifi muhasara etmekte idi." Bu Hadis 5235 ve 5887 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Taif gazvesilı Taif, üzüm bağları, hurma bağları pek çok olan ünlü büyük bir şehirdir. Mekke'nin doğu tarafında iki ya da üç merhale uzaklıktadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'den döndükten sonra Taif üzerine gitmiş, ganimetieri Ci'rEme mevkiinde alıkoymuştu. Nadr oğullarından Malik b. Avf da Hevazinlilerin kumandam idi. Geri çekilince Taif'e girmişti. .Taiften birkaç mil uzaklıkta Beliyye adında bir kalesi vardı. Nebi bu kalefÜn yanından Taife giderken geçmiş ve yıkılmasını emretmişti. "Musa b. Ukbe'nin dediğine göre sekizinci yılın şewal ayında" Derim ki: Musa b. Ukbe Megazisinde bunu böylece zikretmiştir. Megazi alimlerinin çoğunluğunun görüşü de budur. "Yarın Allah size Taif'i fethetmeyi nasip ederse ... " Hadise dair açıklamalar ileride Nikah bölümünde (5235. hadis) gelecektir. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat ise Taifin muhasara edilmiş olduğunu belirtmektir
Abdullah b. Ömer dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taifi muhasara ettiği halde onlardan yenildiklerine dair kendisine bir haber ulaşmayınca: İnşailah yarın geri dönüyoruz, -(Ravi) bir seferinde de: Geri döneceğiz, demiştirdemişti. Bu ashaba ağır geldi ve: Taifi fethetmeden mi geri gideceğiz? dediler. Allah Resulü (ertesi gün): Haydi sabah erkenden savaşa gidiniz, diye buyurdu. Onlar da sabahleyin gittiler. Fakat pek çok kimse yara aldı. Bunun üzerine: İnşailah yarın geri dönüyoruz, diye buyurdu. Bu sefer bu hoşlarına gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de (buna) güldü." Süfyan bir keresinde de: "Tebessüm etti" demiştir. Bu Hadis 6086 ve 7480 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taifi muhasara ettiği halde onlardan (yen ildiklerine dair) bir haber almadı." İbn Zubeyr yoluyla gelen İbn Ebi Şeybe'nin zikrettiği mürsel rivayette şöyle denilmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taifi muhasara edince ashabı: Ey Allah'ın Resulü, Sakiflilerin akları biziyaktı. Onlara beddua et, dediler. Allah Resulü: Allah'ım, Sakiflilere hidayet ver diye buyurdu." Megazi alimlerinin zikrettiklerine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaleyi fethetmekte güçlükle karşılaştı. Taifliler de kalelerinde bir yıl süreyle kuşatılsalar dahi kendilerine yetecek şekilde hazırlıklar yapmışlardı. Müslümanların üzerine kızdınlmış demir parçaları fırlattılar, onlara aklar attılar. Pek çok kimseye de isabet ettirdiler. Allah Resulü Nevfel b. Muaviye ed-Diyli ile istişare etti, o da şöyle dedi: Bunlar yuvasına çekilmiş bir tilki gibidirler. Eğer yuvasının başında durursan onu yakalarsın. Fakat bırakıp gidersen de sana zararı olmaz. Bunun üzerine Allah Resulü onları bırakıp gitti." Enes'in de Müslim tarafından zikredilen hadisinde belirttiğine göre, onları kırk gün süre ile muhasara etmiştir. "Yarın dönüyoruz." Medine'ye dönüyoruz. "Bu onlara ağır geldL" Bunun sebebini: "Burayı fethetmeden mi geri gideceğiz" sözleri açıklamaktadır. Bu haberin ifade ettiği anlam şudur: Allah Resulü Taif fethedilmeden geri döneceklerini onlara haber verince bu hoşlarına gitmedi. Onların hoşlanmadıklarını görünce savaşmalarını emretti. Fakat fetih imkanı da olmadı. Üstelik bir takım yaralar aldılar. Çünkü Taifliler surların üstlerinden onlara ok atıyordu. Böylelikle Taiflilerin akları Müslümanlara isabet ettiği halde Müslümanların akları surların üstündekilere isabet etmiyordu. Onlar bu hali görünce geri dönmelerinin isabetli olacağını açıkça görmüş oldular. Allah Resulü de onlara geri dönme teklifini tekrar edince bu sefer bu teklifi beğendiler, ondan dolayı da Allah Resulü hakkında: "Bunun üzerine güldü, demektedir
Asım dedi ki: Ebu Osman'ı şöyle derken dinledim: "Ben Sa'd'i -ki o Allah yolunda ok atan ilk kişidir- ve Ebu Bekre'yi -o da Taif kalesinden bir kaç kişi ile birlikte aşağıya inmiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmişti- şöyle derken dinledim: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledik: Her kim bilerek babasından başka birisinden olduğunu iddia ederse cennet ona haramdır." Asım da: "Dedim ki: Senin önünde (sana bu hadisi rivayet etmek suretiyle) iki adam şehadette bulunmuşlardır ki bu ikisinin şahitliği sana yeter. O da: Evet, onlardan birisi Allah yolunda ok atan ilk kişidir, diğeri ise Taiften inen yirmi iki kişinin yirmi üçüncüsüdür, dedi. " 4326 nolu hadis ileride 6776 numara ile 4327 nolu hadiste 6767 numara ile gelecektir
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke ile Medine arasında Ci'rane'de konaklamış iken yanında idim. Beraberinde Bilal vardı. Bir bedevi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Bana vermiş olduğun sözü yerine getirmeyecek misin, dedi. Allah Resulü ona: Sana müjde olsun, dedi. Bedevi: Bana çokça sana müjde olsun dedin, dedi. Ebu Musa ile Bilal'e kızgın gibi baktı ve: Bu kişi müjdeyi kabul etmedi. Haydi siz ikiniz bunu kabul ediniz, buyurdu. Her ikisi de: Kabul ettik dediler. Daha sonra içinde su bulunan bir kap getirilmesini istedi. O kapta ellerini ve yüzünü yıkadı ve ağzındaki suyu ona boşalttıktan sonra: Bundan içiniz, içindeki sudan yüzlerinize, gerdanlarınıza boşaltınız ve her ikinize de müjde olsun, diye buyurdu. İkisi de o kabı aldılar ve (Allah Resulünün emrettiğini) yaptılar. Ümmü Seleme perde arkasından: Annenize de bir miktar bırakınız, dedi. Onlar da Ümmü Seleme'ye o sudan bir miktar artırdılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mekke ile Medine arasında el-Ci'rane'de konaklamış iken" Ci'rane Taif ile Mekke arasında bir yer olup Mekke'ye daha yakındır. Bunu Iyad söylemiştir. "Bana verdiğin sözü gerçekleştirmeyecek misin?" O sözün o kişiye özel olması da, genelolması da ihtimal dahilindedir. Bedevi bu sorusuyla ganimetten payının kendisine çabucak verilmesini istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise Huneyn'den alınan ganimetierin Ci'rane'de toplanmasını emretmiş, kendisi ise askerlerle birlikte Taif'in üzerine gitmişti. Taiften döndükten sonra Ci'rane'de ganimetleri paylaştırdı. İşte bundan dolayı İslama henüz yeni girmiş olan pek çok kimse ganimetierin çabuk paylaştırılmasını istemiş ve bu şekilde ertelenmesini bir gecikme olarak kabul etmişti. "Sana" ganimetierin paylaştırılmasının pek yakın olduğunu yahut da sabra karşılık pek çok mükafat alacağını "müjdeliyorum." "Üm mü Seleme" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı ve mu'minlerin annesidir; " ... diye seslendi." Bundan dolayı: "Annenize ... " demiştir. "Onlar da ondan bir miktar artırdılar." Hadis-i şerifte Ebu Amir ile Ebu Musa'nın, Bilal'in ve Ümmü Selemelnin r.a.um bir menkıbeleri dile getirilmiş olmaktadır
Safvan b. Ya'la b. Umeyye'den rivayete göre (Ya'la) şöyle derdi: Keşke Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vahiy nazil olurken onu görebilsem. (Ya'la) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ci'rane'de bulunuyorken üzerinde onunla birlikte ashabından bir takım kimselerin de gölgesi altında sığındığı bir elbise vardı. Bu sırada koku sürünmüş ve üzerinde bir cübbe bulunan bir bedevi yanına gelerek: Ey Allah'ın Resulü, koku sürundükten sonra bir cübbe giyinerek ihrama umre niyetiyle giren bir adam hakkındaki görüşün nedir, dedi. Ömer eliyle Ya'la'ya: Gel diye işaret etti. Ya'la geldi ve başını soktu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün kızarmış olduğunu, biraz da hırıltı çıkarmakta olduğunu gördü. Bu halde bir süre kaldıktan sonra o hali geçince: Bana az önce umreye dair soru soran kişi nerede, diye sordu. O adam aranıp bulundu, huzuruna getirildikten sonra ona: Sürünmüş olduğun kokuyu üç defa yıka, cübbeyi de çıkart. Sonra da hac esnasında yaptıklarının benzerini umrede yap, diye buyurdu
Abdullah b. Zeyd b. Asım dedi ki: "Allah, Resulüne Huneyn günü fey' (ganimet) nasip edince (ganimetieri) insanlar arasındaki müellefetu'l-kulub arasında paylaştırdı. Ensara hiçbir şey vermedi. Diğerlerine isabet eden pay kendilerine de isabet etmediğinden ötürü içten içe rahatsız olmuş gibi idiler. Onlara hutbe irad ederek: Ey ensar topluluğu! Ben sizi yolunuzu şaşırmış bulup da benim sayemde Allah sizi hidayete iletmedi mi? Sizler tefrika içinde iken benimle Allah sizi bir araya getirmedi mi? Fakir iken benimle Allah sizi zengin kılmadı mı, dedi. Allah Resulü her bir şey dedikçe, onlar: Allah'ın ve Resulünün lütuftan daha çoktur, diyorlardı. Allah Resulü: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e cevap vermenize engelolan ne, diye sordu. -(Abdullah b. Zeyd) dedi ki: O bir şey dedikçe onlar Allah ve Resulünün lutfu daha çoktur, diyorlardı.- Şöyle buyurdu: Dileseydiniz şöyle diyebilirdiniz: Sen bize şu şu halde geldin. (Şimdi söyleyin) insanlar koyunları ve develeri alıp giderken sizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte evlerinize geri dönmeye razı değil misiniz? Eğer hicret olmasaydı, andolsun ensardan bir kişi olurdum. Eğer bütün insanlar bir vadiden ya da bir dağ yolundan gidecek olsalar şüphesiz ben de ensarın gittiği vadiden ve dağ yolundan giderdim. Ensar doğrudan vücudun üstüne giyilen elbisedir, diğer insanlar ise onun üstüne giyilenlerdir. Şüphesiz sizler benden sonra (sizlere) başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz. Havz üzerinde benimle karşılaşıncaya kadar sabrediniz. " Bu Hadis 7245 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah Huneyn günü Resulüne ... ganimet ihsan edince" yani Huneyn günü kendileriyle savaştığı kimselerin ganimetIerini ona verince. "Fey'''in asıl anlamı geri çevirmek ve dönmektir. Zevalden sonraki gölgeye fey" denilmesi de bu kökten gelmektedir. Çünkü gölge bu vakitte bir taraftan diğer bir tarafa dönmektedir. Kafirlerin malları asıl itibariyle mu'minlere ait olduğundan dolayı mallarına bu isim verilmiş gibidir. Çünkü asılolan imandır, küfür ise daha sonra ortaya çıkar. Kafirler herhangi bir şeye galibiyet sağlayarak ele geçirecek olurlarsa bu bir saldırganlık yolu ile gerçekleşmiş olur. Müslümanlar o malı onlardan ganimet alınca sanki bu yolla daha önce kendilerine ait olanlar tekrar onlara dönmüş gibi olmaktadır. Biraz önce de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ganimetIerin Ci'rane mevkiinde alıkonulmasını emretmiş olduğunu belirtmiş bulunuyoruz. Taiften dönüp, Zülkade'nin 15. günü Ci'rane'ye ulaşmıştı. Ganimetieri paylaştırmakta gecikme sebebi el-Misver hadisinde geçtiği üzere onların Müslüman olmaları ümidi idi. Alınan esirlerin sayısı ise kadın ve çocuk olmak üzere altıbin kişiyi bulmuştu. Develer yirmidörtbin, koyunların sayısı ise kırkbin idi. "İnsanlara paylaştırdı." Maksat ganimetieri onlara paylaştırdığıdır. "Müellefetu'l-kulub arasında" Müellefetu'l-kulub'dan maksat, Kureyşlilerden Mekke'nin fethedildiği günü pek kuwetli olmayan bir şekilde Müslüman olmuş bir takım kimselerdi. Denildiğine göre aralarında henüz daha Müslüman olmamış Safvan b. Umeyye gibi kimseler de vardı. Zekatta hak sahibi sınıflardan birisini teşkil eden müleefe-i kulub ile kimlerin kastedildiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Bir görüşe göre bunlar İslama girmelerini teşvik etmek üzere kendilerine bir şeyler verilen kafirlerdir. Bir başka görüşe göre bunlar kafir etbaı bulunan Müslümanlardır. Bu kafirlerin kalplerinin ısındırılması için bunlara verilir. Bir diğer görüşe göre bunlar İslama yeni girmiş Müslümanlar olup, İslamın kalplerine iyice yer etmesi istenen kimselerdir. Burada müellefetu'l-kulub ile kastedilenler ise bu sonuncularıdır .. Çünkü bu başlıkta ez-Zührı yoluyla gelen rivayette şöyle buyurmaktadır: "Ben küfürden henüz yeni kurtulmuş bir takım adamlara kalplerini ısındırmak için veririm." Daha sonra "Kureyşiiler arasında ganimetlerin paylaştırılması" başlığında gelecek olan Enes'in rivayet ettiği hadise göre bunlar ile kastedilenler, kendileri Mekke'de bulunuyorlarken Mekke'nin fethedildiği kimselerdir. Yine ondan gelen bir rivayette: "Tulaka ve muhacirlere verdi" denilmektedir. Talik kelimesinin çoğulu olan tulaka'dan maksat ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke'nin fethedildiği günü kendilerini karşılıksız serbest bıraktığı, Kureyşliler ile onlara tabi olanlardır. Muhacirlerden. maksat ise, Mekke fethedilmeden önce Müslüman olup Medine'ye hicret etmiş olanlardır. ibnu'l-Kayyim der ki: Yüce Allah'ın hikmeti gereği Mekke'nin fethedilmesi pek çok Arap kabilesinin islama girmesine sebep olmuştur. Oysa daha önce: Onu kavmiyle baş başa bırakınız, şayet o kavmine galip gelirse dinine gireriz. Eğer onlar ona galip gelirlerse onlar ona karşı gerekeni yapmış olur ve bize ihtiyaç bırakmamış olurlar, diyorlardı. Yüce Allah ona Mekke'yi fethetmeyi nasip edince bir kısmı yine sapıklığı üzere devam etti. Bundan ötürü ona karşı askerler topladılar ve onunla savaşmak için hazırlandılar. Bu hususta hikmetin bir gereği olarak yüce Allah Resulüne yardım ve zaferin dinine giren kabileierin çokluğuyla da, kavminin ona karşı savaşmaktan el çekmesi ile de olmadığını açıkça göstermiş olmaktadır. Dahasonra yüce Allah onlara galip gelmesini takdir buyurunca, düşmanları sayılarının çokluğuna, araç ve gereçlerinin pek güçlü oluşuna rağmen hezimete uğramalarını takdir buyurmuş olmasıydı. Böylelikle gerçek manada zafer ve yardımın ancak onun tarafından geldiğini, onların güçleri ile gerçekleşmediğini onlara açıkça göstermek istedi. Eğer başından beri kafirlere galip gelmemeleri takdir edilmiş olsaydı, aralarından bu dinden dönecek olanlar büyüklenerek, böbürlenerek, burunları havada dinden geri döneceklerdi. Onların yenilgiye uğramalarını takdir buyurduktan sonra akabinde onlara yardım etti, zafer verdi. Böylelikle Mekke'nin fethedildiği günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke'ye alçak gönüllü ve huşu' ile girdiği gibi, onların da girmelerini sağlamak istedi. Yine onun hikmetinin bir gereği olarak kafirlerin ganimetleri ele geçirildikten sonra kalplerine imanın iyice yerleşmemiş olduğu kimselere taksim edilmesi, bu gibi kimselerin kalplerinde henüz beşeri tabiat gereği mala duydukları sevginin bir sonucu idi. Bu malı aralarında taksim ederek kalplerinin yatışmasını ve kalplerinin onun sevgisi etrafında birleşmesini istemiştir. Çünkü kendilerine iyilikte bulunan kimseleri sevmek, kalp leri n mayasında olan bir şeydir. Fakat aynı zamanda o ganimetleri cihadın gerçek ehli büyük muhacirler ile ensarın ileri gelenlerine vermedi. Oysa bunların ganimetlerin tümüne hak kazandıkları da açıkça ortadadır. Çünkü o ganimetleri aralarında paylaştırmış olsaydı, bu ganimetler sadece onlara ait olurdu. Oysa o müellefe-i kulub'e ganimetleri paylaştırmak suretiyle farklı bir iş yapmış oldu. Çünkü böylelikle başkanları hoşnut olduğu takdirde, kendileri de hoşnut olan ve bu ileri gelenlere tabi olan kimselerin kalplerinin de sevgisini kazanmış oluyordu. Bu şekilde bağışlarda bulunmak, onların islama girişlerine ve islama giren kimselerin kalplerinin de kendilerinden daha aşağıda olup, kendilerine tabi olanlara karşı kalplerinin güçlenmesine ve onların da islama girmeleri hususunda kalplerine metanet gelmesine sebep teşkil etmiştir. Böylece bu işte pek büyük bir masıahat ortaya çıkmış oldu. Bundan dolayı askerlerin içinde bulundukları halde kendilerine destek olacak mala çokça muhtaç olmalarına rağmen, Mekke ahalisinin mallarından Mekke'nin fethedilmesi esnasında az ya da çok herhangi bir şeyi paylaştırmadı. Bu sebeple yüce Allah müşriklerin kalplerinde onlara karşı savaşma arzusunu harekete geçirdi. Müşriklerin bir çoğu mallarını, kadınIarını ve çocukIarını beraber aIarak onIara karşı çıkmayı uygun gördü ve bunIarın hepsi de neticede MüsIümanIar tarafından ganimet aIındı. Eğer onIarın başkanIarının kaIpIerine bunIarı beraber getirmenin doğru oIduğu kanaatini yüce AlIah yerleştirmemiş oIsaydl, doğru görüş Dureyd'in danışma esnasında öne sürdüğü görüş oIacaktı.Fakat başkanIarı Dureyd'e muhaIefet edince bu bütün bunların MüsIümanIarın eline ganimet oIarak geçmesine sebep oIdu. Arkasından bu ilahı hikmet bu ganimetierin kaIpIeri İsIama telif edilecek kimseIer arasında payIaştırıImasınl, kaIpIeri iman ile dolu oIan kimseIerin de imanIarı ile baş başa bırakılmasını da gerektirdi. Daha sonra kalpIerin İsIama telif edilmesinin tamamIayıcl bir unsuru olarak onIardan alınan esirler de onIara geri verildi. Böylelikle kalpIerinde İsIaml kabuI etmek arzusu daha etkili bir haI aIdl, itaat ile ve istekle İslama girdiler. Bu durum da Mekkelilerin, kırılmış ve korkuya kapılmış oIan kalplerinin elde ettikleri zafer ve ganimet ile onarılması sonucunu verdi. Böylece onlara komşu olan ve Arapların en güçlü kabilelerinden sayılan Hevazinliler ile Sakiflilerin verebilecekleri kötülükleri bertaraf etmiş oldu. Çünkü onlar böyIe bir yenilgiye uğratIImlş, sonra da İslama girmelerine imkan ve fırsatlar doğmuştu. Şayet bunlar olmamış olsaydı Mekkeliler oIdukça güçlü ve pek kalabalık oIan bu kabileIere karşı direnemezIerdi. Ensarın olayına ve onlardan ileri geri bir şeyler söyleyenlere gelince, ensarın ileri gelenleri bu hareketlerin kendilerine tabi olan bazı kimseler tarafından yapılmış oIduğunu belirterek özür dilemişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yaptığı uygulamada onlar için gizli kaIan hikmeti onIara açıklayınca, itaatle geri döndüler ve en büyük ganimetin kendilerinin elde ettikleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte üIkelerine geri dönmek olduğunu gördüIer. Böylelikle ganimet olarak aIınan koyun, deve, kadın ve çocuk esirlerin yerine bunları geride bırakan pek büyük mükafat ile teselli buldular. O pek şerefli Nebi, hayatta iken de, ölümünden sonra da onların komşusu oldu. İşte hikmeti pek büyük olanın adeti budur. Herkese kendisine uygun ne ise onu verir. (Özetle aktardığımız İbnu'l-Kayyim'in açıklamaları burada sona ermektedir. ) "Ben sizIeri daIaIette buImadım mı?" Burada maksat şirk daıaIetidir. Hidayetten kasıt da imandır. Restitullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüce AlIah'ın kendi vasıtasıyIa onlara Iutfetmiş oIduğu nimetleri oIdukça beliğ bir şekilde sıralamıştır. Önce dünya işlerinden hiçbir şeyin kendisiyIe boy öIçüşemediği iman nimetini sözkonusu ederek başladı. İkinci oIarak onların kaIpIerini birbirine telif etme nimetin i hatırlattı. Bu da maI nimetinden daha büyüktür. Çünkü mallar bu nimeti eIde etmek için karşılık beklemeden harcanır, bununIa birlikte bu nimet eIde ediIemeyebilir. Hicretten önce ensar -bundan önce hicret ile ilgili açıklamaIarın baş taraflarında geçtiği üzere- araIarında baş göstermiş buIunan Buas savaşı ve daha başka vakıalar dolayısıyla birbirlerinden son derece nefret ediyorlar, aralarındaki bağlar paramparça olup kopmuş bulunuyordu. Bütün bunlar yüce Allah'ın şu buyruğunda dile getirdiği gibi İslam ile ortadan kalktı: "Sen yeryüzünde olan her şeyi toptan harcasaydm, yine kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını bulup kalplerini kaynaştırdl. "[Enfal, 63] "Dileseydiniz, sen bize şu şu halde geldin ... derdiniz." Bu hususu Ebu Said yoluyla rivayet edilen hadiste açıklamış bulunmaktadır. Ordaki lafzıyla şöyledir: "Allah ResLılü şöyle buyurdu: Ama Allah'a yemin ederim isteseydiniz şöyle diyebilirdiniz ve hem doğru söylemiş olurdunuz, hem de bu söyledikleriniz tasdik edilirdi: Sen bize yalanlanmış birisi olarak geldin, biz seni tasdik ettik. Kimsenin yardımına mazhar olmayan birisi olarak geldin, biz sana yardım ettik. Yurdundan kovulmuştun seni barındırdık, fakirdin seni gözettik." Bunu Ahmed de, Enes'ten şu lafızia rivayet etmiştir: "Niye: Bize korku içinde geldin biz sana güvenlik verdik, kovulmuş olarak geldin biz seni barındırdık. Yardımdan mahrum idin biz sana yardım ettik demiyorsunuz? Onlar: Hayır, Allah'ın ve Resulünün üzerinizdeki lütufJarı daha çoktur, dediler." Senedi sahihtir. "Eğer hicret olmasaydı andolsun ensardan bir kişi olurdum." İbnu'l-Cevzi der ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözleriyle nesebini değiştirmeyi de, hicretinin silinmesini de kastetmiş değildir. O bu sözleriyle şunu kastetmiştir: Eğer daha önceden hicret etmemiş olsaydı, Medine'ye ve din e yardımcı olmaya kendisini nispet edecekti. Buna göre ifadenin takdiri şöyledir: Eğer hicret terk edilmesi sözkonusu olmayan dini bir nispet olmasaydı, şüphesiz ben de sizin diyarınıza kendimi nispet ederdim. Kurtubı der ki: Yani sizin adınızı alırdım ve size intisap ederdim. Tıpkı onların daha önce hilf (ahit ve antlaşma) yoluyla intisap ettikleri gibi. Fakat hicretin özelliği ve mertebe olarak öncelikli olması buna engelolmuştur. Çünkü hicret daha üstün ve daha şereflidir. Dolayısıyla başkası ile değiştirilmez. Anlamının şu olduğu da söylenmiştir: O takdirde ben hükümler itibariyle ensardan birisi olurdum ve onlar arasında sayılırdım. İfadenin takdirinin şöyle olduğu da söylenmiştir: Şayet hicretin sevabı daha büyük olmasaydı elbette sevabımın ensar sevabı olmasını tercih edecektim. "Ensar iç elbisedir, sair insanlar dış elbisedir." İç elbise (şi'ar) bedenin tene değenleridir. Dış elbise (disar) ise onun üstünde giyilendir. Bu onların kendisine aşırı yakınlıklarını anlatmak için oldukça incelikli bir istiaredir. Ayrıca bu sözleriyle kendisinin oldukça özel sırdaşları olduklarını, başkalarına nispetle ona daha yakın ve onunla daha çok iç içe olduklarını anlatmak istemiştir. Ebu Said yoluyla gelen hadiste şu fazlalık bulunmaktadır: "Allah'ım ensara, ensarın oğullarına, ensarın oğullarının oğullarına rahmet et. (Ebu Said) dedi ki: Hepsi sakallarını ıslatıncaya kadar ağladılar ve: Bize payolarak Resuluilah'ın düşmesine razıylZ, dediler." "Şüphesiz benden sonra başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz." Yani onların ortak olarak hak sahibi oldukları hususlarda başkalarının kendilerine tercih edildiğini göreceklerdir. "Havz'ın başında benimle karşılaşacağınız vakte kadar sabrediniz." Kasıt kıyamet günüdür yani ölene kadar sabrediniz. Sizler beni Havzın yanıbaşında bulacaksınız. O vakit size zulmedenlerden hakkınız alınacak ve sabra karşılık size' pek büyük mükafat verilecektir. Hadisten Çıkarılan Diğer Bazı Sonuçlar Hadis-i şeriften daha önce kaydedilen hususlardan ayrı olarak bir takım sonuçlar daha çıkartılabilmektedir: 1- İhtiyaç duyulduğu takdirde hasma karşı delil ortaya konulabilir ve susturulur. 2- Tartışmayı terk etmek ve ileri derecede hayalı olmak suretiyle ensargüzel bir edebe sahipti. 3- Onlardan söylediler diye aktarılanlar aslında onların gençlerinin söyledikleri sözlerdi, olgun ve yaşlılarının söyledikleri sözler değildi. 4- Ensar için pek büyük bir menkıbe sözkonusudur. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlara ileri derecedeki övgüsünü ihtiva etmektedir. 5- Büyük olan küçük olanın fark etmediği hususa dikkatini çeker ve hakka dönmesi için ona şüphe ve tereddüte düşülen ciheti açıklar. 6- Sitem etmek, sitem edenin kalbini kazanmak ve onun sitemine karşılık vermek için sitem edilen kimse tarafından gerekli delilin ortaya konulması, mazeretini belirtmek ve itiraf etmek (meşru'dur). 7 - Bu hadiste nübuvvet alametlerinden bir alamet bulunmaktadır. Çünkü o: "Benden sonra başkalarının size tercih edildiğini göreceksiniz" diye buyurmuş ve dediği gibi olmuştur. ez-Zühri, Enes'ten diye rivayet ettiği hadisin sonlarında şunları söylemektedir: Enes dedi ki: "Fakat onlar sabretmediler." 8- İmam (halife) bazı kimseleri ganimetierin dağıtılması hususunda bazılarına üstün tutabilir. Ayrıca o masıahat dolayısıyla varlıklı olana da ganimetten pay verebilir. 9- Dünyalıktan hakkını isteyen bir kimseye bundan dolayı sitem etmek sözkonusu değildir. 10- İster özel, ister genelolsun ortaya çıkan herhangi bir durum dolayısıyla hutbe vermek meşrudur. 11- Hutbe esnasında bir takım muhatapları özellikle sözkonusu etmek caizdir. 12- Bir miktar dünyalık kaybeden kimsenin ahirette elde edecekleri sevapIarı hatırlatarak tesellide bulunmak, hidayeti, ülfeti ve dünyalığa karşı müstağni davranma yolunu izlemeyi teşvik etmek, uygun bir yoldur. 13- Lütuf ve minnet duygusu kayıtsız ve şartsız olarak Allah'a ve Resulüne karşı duyulmalıdır. 14- Ahiret tarafı dünyaya öncelenir. Elde edilemeyen dünyalığa karşı da sabretmek gerekir ki, bu yolla sabredene ahiretteki ecri saklansın. Ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır
Zühri dedi ki: Bana Enes b. Malik r.a. haber vererek dedi ki: "Yüce Allah, Resulüne Hevazinlilerin mallarını fey' olarak verip, o da bazı kimselere yüz deveyi vermeye başlayınca ensardan bazıları: Allah Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mağfiret et. Kılıçlarımızdan kanları damlıyorken Kureyş'e (bunca mal) veriyor da bizi bırakıyor, dedi. Enes dedi ki: Onların söyledikleri bu sözler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarılınca ensara haber gönderdi. Onları deriden yapılmış bir çadırda topladı. Beraberlerinde onlardan olmayan kimseyi de çağırmadı. Ensar bir araya gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkarak şöyle buyurdu: Söylediniz diye hakkınızda bana nakledilen sözler ne oluyor? Ensardan derin bilgi sahibi olanlar: Ey Allah'ın Resulü, bizim ileri gelenlerimiz hiçbir şey söylemiş değildir. Fakat aramızdan yaşı genç bazı kimseler: Allah Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mağfiret etsin, onların kanları kılıçlarımızdan damlıyorken Kureyş'e veriyor da, bizi bırakıyor demişler, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz ben küfürden henüz yeni dönmüş bir takım kimselere kalplerini ısındırmak için bir şeyler veriyorum. Diğer insanların mal alıp giderken sizler evlerinize Nebi s.a.v. ile birlikte gitmeye razı olmaz mısınız? Allah'a yemin ederim, sizin beraberinizde alıp gittiğiniz onların beraberlerinde alıp gittiklerinden daha hayırlıdır. Ensar: Ey Allah'ın Resulü, biz buna razı olduk deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: Pek yakında başkalarının size oldukça ileri derecede tercih edildiğini göreceksiniz. Allah'a ve Resulüne Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kavuşuncaya kadar sabrediniz. Ben Havz'ın başında olacağım. Enes dedi ki: Fakat sabretmediler