Kur'an ayetlerinin hadislere dayalı açıklamasını ele alır.
499 · Hadis
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hz. Musa son derece hayalı bir insan idi. Şu ayette bu duruma işaret edilmiştir: Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. 0, Allah yanında şerefli idi. " (Ahzab 69) Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın!" başlığı altında zikredilen hadiste, Hz. Musa ile İsrailoğulları arasında geçen olayın bir kısmı anlatılmıştır. Bu olay, senetli olarak "Nebiler Bölümü'nde" ayrıntılı şerhi ile birlikte uzunca bir şekilde geçmişti. Ahmed İbn Menı Müsned adlı eserinde, Taberi ve İbn Ebı Hatim de kendi kitaplarında İbn Abbas kanalıyla Hz. Ali'nin şöyle dediğini sağlam bir senetle nakletmişlerdir: "Hz. Musa ile Hz. Harun, bir dağa çıktı. Sonra Hz. Harun öldü. Bunun üzerine İsrailoğulları Hz. Musa'ya "Onu sen öldürdün. Halbuki o, bize karşı senden daha yumuşak davranıyordu. Senden daha fazla bizi seviyordu," dediler. Bu şekilde sözleriyle ona eziyet ettiler. Bunun üzerine Allah Teala, meleklere Harun Nebii taşımalarını, İsrailoğullarının bulundukları meclislere götürmelerini emretti. Böylece onlar, Harun Nebiin kendiliğinden öldüğünü anladılar." Taberi bu rivayet hakkında şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın," ayetinde kastedilen eziyet; bu olabilir. Kanaatime göre, Buhari'de geçen rivayet, bundan daha sahihtir. Ancak bir olayın iki ya da daha fazla sebebinin olmasına bir engel yoktur. Nitekim daha önce bunun açıklaması defalarca geçmişti
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala sema’da bir konuya hükmettiği zaman melekler itaatlerinden kanatlarını çırparlar. [Onların kanat sesleri] dümdüz bir kaya parçasına [çarpan] zincirin [sesine] benzer. Kalplerindeki korku geçince: 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Kendisine sorulan ise 'Hayr buyurdu. O pek yücedir, çok büyüktür,' diye cevap verir. Onun sözlerini kulak hırsızları işitir. Hadisin ravilerinden Süfyan eliyle şeytanların dizilişini gösterdi. Önce elini çevirdi ardından parmaklarının arasını açtı ve şöyle dedi. Kulak hırsızları bu şekilde üst üste sıralanmış haldedirler. En üsteki kulak hırsızı bir söz işitir. Hemen onu bir altındakine iletir, o da kendisinden altta olana iletir. Söz bu şekilde iletilmeye devam eder ve en sonunda sihirbaz ve kahine ulaşır. Kimi zaman kulak hırsızları işittiklerini aktarmadan bir şihab yıldızı onlara yetişir. Bazen de bu yıldız yetişmeden işittiğini aktarır. Bu bir söze bin yalan katarlar. Sonra 'Bunlar bize falanca gün şöyle şöyle dememişler miydi?' denir ve semadan işittikleri bir sözü yüzünden doğrulanırlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Taberani'nin naklettiği Newas İbn Sem'an hadisi şu şekildedir: "Allah Teala vahiy ile konuşmaya başladığı zaman O'nun korkusundan göğü büyük bir sarsıntı alır. Gök sakinleri bunu işitince yere eğilip secdeye kapanırlar. İçlerinden ilk başını kaldıran Cebrail olur. Allah Teala dilediği vahyi ile onunla konuşur. Cebrail de aldığı bu vahyi meleklere getirir. Her uğradığı sema’da, o sema’nın sakinleri kendisine 'Rabbimiz ne buyurdu?' diye sorar. O da; "Gerçeği" diyerek cevap verir. Nihayet kendisine emredilen yere vahyi götürür." İmam Müslim ve Tirmizı'nin, Ali İbnu'l-Huseyn İbn Ali ve İbn Abbas kanalıyla naklettikleri rivayete göre, ensardan bir çok kişinin Nebi s.a.v.'in yanında bulunduğu bir esnada bir yıldız kaymış ve aydınlık meydana gelmiş. Bunun üzerine Nebi s.a.v. onlara; "Cahiliye döneminde yıldız kaydığı zaman ne diyordunuz?" diye sormuş. Onlar da; "Ya bir büyük kimse öldü, ya da büyük biri dünyaya geldi," şeklinde cevap vermişler. Bunun üzerine Allah Resulü s.a.v. şöyle buyurmuş: "Yıldızlar birinin ölümü veya doğumu yüzünden kaymaz. Ancak Rabbimiz bir konuda hüküm verdiği zaman Arş'ı taşıyan melekler O'nu yüceltir. Sonra onlara yakın olan diğer sema sakinleri O'nu yüceltir. Yüceitmeler dünya semasına ulaşıncaya kadar devam eder. Sonra Arş'ı taşıyan meleklere 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorulur
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün Safa tepesine çıktı ve "Yetişin!" diye seslendi. Bunun üzerine Kureyşliler yanına gelip "Neyin var?" diye sordular. O da; "Size sabahreyin veya alajamleyin düşmanın saldıracağını söylesem bana inanır mısınız?" diye sordu. Onlar "Elbette," diye cevap verince şöyle buyurdu: "Ben şiddetli bir azap gelip çatmadan size gönderilr,,iş bir, uyarıcıyım7Nebiim." Bunun üzerine Ebu Lehep çıkıp; "Yazıklar olsun sana! Bunun için mi bizi topladın!" dedi. Allah Teala da "Ebu Leheb'in iki eli kurusun," suresini indirdi. İmam Buhar! burada Şu ara suresinde geçen "(Önce) en yakın akrabanı uyar," ayetinin açıklamasında İbn Abbas'tan naklettiği hadisin bir bölümünü verdi. Bu hadisin açıklaması ayrıntılı olarak Şuara suresinin tefs!r edildiği bölümde yapılmıştı. (bk. Hadis no: 4770) Tebbet suresi ve Ebu Leheb ile karısı hakkında bilgi için buraya tıklayın
Ebu Zer’ r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Güneşin batışı esnasında Mescid-i Nebevi'de Hz. Nebi'in yanında idim. Bana; "Ey Ebu Zerr, güneş nerede batzyor, biliyor musun?" diye sordu. Ben de; "Allah ve Resulü daha iyi bilir," şeklinde cevap verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Güneş gider ve nihayet Arş'zn altznda secde eder. İşte bu durum şu ayette ifade edilmektedir: Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar. İşte bu, azız ve alım olan Allah'zn takdiridir
Ebu Zerr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Nebie 'Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar' [ayetinde geçen yerin neresi 01duğudunu] sordum. O da şöyle buyurdu: Güneşin yeri, Arş'zn altzndadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Abdurrezzak İbn Hemmam, Vehb ve Cabir kanalıyla Abdullah İbn Amr'ın bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Güneşin müstekarrından maksat şudur: Doğması ve insanların günahlarının onu geri döndürmesidir. Güneş batınca selam verir ve secde eder. Yeniden doğmak için izin ister. Kendisine izin verilmez. İşte o zaman "İlerlemek uzak bir ihtimaloldu, şayet bana izin verilmezse, artık ulaşamam/doğamam," der. Allah'ın dilediği bir süre alıkonulur. Sonra kendisine: "Haydi battığın yerden doğ!" denir. İşte o günden kıyamete kadar hiç kimseye, edeceği iman fayda vermez." Güneşin Arş'ınaltına gelmesi, onun hizasında olması şeklinde izah edilmiştir. Yukarıdaki hadisler "Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balc çıkta batar buldu, "(Kehf 86) ayeti ile çelişmez. Çünkü burada güneşin, batışı sırasında gözden uzaklaşması kastedilmiştir. Onun Arş'ın altında secde etmesi ise batışından sonragerçekleşmektedir. Bu hadiste müstekar kelimesi ile güneşin çıkacağı en yüksek noktanın kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur. Güneşin en yüksek noktaya çıkması, yılın en uzun gününde olur. Müstekar kelimesi dünyanın sonu gelince güneşin varacağı son nokta olarak da açıklanmıştır. Hadisten ilk başta akla gelen manaya göre; güneşin karar kılması, secde etmesi sırasında her gün ve her gece meydana gelmektedir. Karar kılmanın zıddı ise akmak kelimesi ile anlatılan sürekli hareket etmektir. Doğrusunu en iyi Allah bilir
Abdullah [İbn Mes'ud] radiyallahu anh, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hiçbir kul’un Yunus bin Matta'dan daha hayırlı olması gerekmez
Ebu Hureyre radiyallahu anh'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her kim 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha üstünüm,' derse yalan söylemiştir." İmam Buhari bu başlık altında İbn Mes'ud'dan nakledilen hadis ile Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi verdi. Bunun açıklaması "Enbiya Bölümü"nde geçmiştL(Hadis no: 3416 da)
Avvam'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Mücahid'e Sad suresindeki secde ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu konu İbn Abbas'a da sorulmuştu. O da "İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy,"(En'am 90) ayetini okudu. Bu suredeki secde ayetinden dolayı da secde ederdi
Awam'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Mücahid'e Sad suresindeki secde ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: Ben de bunu "Hangi delile göre secde ettin?"(En'am 90) diye İbn Abbas'a sordum. O da bana şu ayetleri okumuyor musun? diye cevap verdi ve ayetleri okudu. "O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik ... İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy."(En'am 84-90) [Sonra şöyle dedi:] Davlid, Nebiinizin kendisine uyması emredilen elçilerdendi. Bu yüzden Davlid'un secde ettiği yerde Hz. Nebi'de secde etti
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Dün gece azgın bir cin (veya Allah Resulü buna yakın bir ifade kullandı) namazımı bozmak üzere birden önüme geçti. Allah Teala ona karşı bana yardım etti. Hepiniz uyanınca onu göresiniz diye mescidin sütünlarından birine bağlamak istedim. Sonra kardeşim Süleyman'ın "Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağz bir hükümranlık ver," sözü aklıma geldi. Hadisin ravilerinden Ravh şöyle demiştir: "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zelil bir haldeki o cini serbst bıraktı." Bu hadisin açıklaması Hz. Süleyman'dan bahseden Enbiya Bölümü'nde geçmişti. (Bk.3423.hadis)
Mesruk'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un yanına gittik. O şöyle dedi: Ey insanlar! Kim bir şeyi öğrenirse, onu söylesin. Kim de bir şeyi bilmiyorsa, 'En iyi Allah bilir,' desin. Çünkü kişinin bilmediği bir şey hakkında 'En iyiAllah bilir,' demesi ilmin bir cüzüdür. Allah Teala Nebiine şöyle buyurmuştur: (Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. (Sad 86) Size duhandan/dumandan söz edeceğim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyşlileri İslam'a davet etti. Onlar İslam'a girmekte ağır davrandılar. Bunun üzerine Hz. Nebi "Ey Allahım! Onlara karşı Yusuf Nebiin dönemindeki yedi yıla benzer yedi yıl ile bana yardım et!" diye yakardı. Akabinde Kureyş için kıtlık başladı ve her şey tükendi. Hatta müşrikler ölmüş hayvan etlerini ve derileri yemeye başladılar. Kıtlık öyle bir hal aldı ki, insanlar açlıktan gök ile yer arasında duhan/duman görmeye başladılar. Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 10-15) İbn Mes'ud şöyle devam etti: Kıyametgünü onlardan azab kaldırılır mı? Sonra şunları ekledi: Dünyada onların azabı kaldırıldı. Sonra müşrikler inkarlarına geri döndüler. Nihayet Allah Teala Bedir savaşında onları yakaladı. Nitekim bu konuda şöyle buyurmuştur: "Fakat biz, büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız. "(Duhan 16) İmam Buhar! bu başlık altında İbn Mes'ud'un duhan/duman hakkındaki sözlerini nakletti. Bu rivayetin açıklaması Rum suresinde geçmişti. Duhan suresinde de tekrar bu rivayete dönülecektir.(bk. 4822.hadis) Yağmur isteme ile ilgili kısmı da ilgili bölümde geçmişti
İbn Abbas r.a.'den rivayet edildiğine göre, şirk ehlinden bir grup insan, adam öldürmüş, hem de birçok cana kıymış, zina etmiş, zinada da ileri gitmişti. Nihayet Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldiler ve "Senin söylediklerin ve davet ettiğin yol güzel... Bize bir haber versen ... Şu yaptıklarımızın bir keffareti var mı?" dediler . Bunun üzerine Allah Teala şu iki ayeti indirdi: "Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı can’a haksız yere kıymazlar ve zina etmezler, " "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin!"(Zumer 53) Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başhk altında İbn Abbas'tan rivayet edilen yukarıdaki ha disi verdi. Taberani'nin başka bir senetle İbn Abbas'tan aktardığı rivayete göre, Hz. Nebi'e bu konuda soru soran Hz. Hamza'nın katili Vahşı İbn Harb'dir. Onun sorusu üzerine şu ayet nazil oldu: "Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır." Vahşı: "Bu, ağır bir şarttır," dedi. Bunun üzürine "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullanml"(Zumer 53) ayeti indi. İbn İshak Siyer adlı eserinde şöyle demiştir: Nafi', İbn Ömer kanalıyla bana Ömer'in şöyle söylediğini nakletti: "Ben, Ayyaş İbn Ebı Rabıa ve Hişam İbnu'lAss Medıne'ye gitmek üzere hazırlandık." Sonra İbn İshak onların hikayelerini ve arkadaşının dönüşüne ilişkin rivayeti zikretti ve bunun üzerine ayetin indiğini belirtti. Rivayete göre Hz. Ömer bu ayeti yazıp Hişam'a göndermiştir. Taberanl'nin rivayetine göre, insanlar Hz. Nebi'e "Ey Allah'ın Elçisi! Biz de Vahşı'nin yaptıklarını yaptık," diyerek durumlaını arz etmişler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş: "Bu ayet bütün Müslümanlar hakkında geçerlidir." Yine Taberani Mu'cemu'l-evsat adlı eserinde Sevban'dan şu hadisi aktarmıştır: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken işittim: "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullanm!" (Zumer 53) ayeti, dünya ve içindekilerden bana daha sevimlidir. Bunun üzerine biri "Ya şirk koşanlar [da bu ayetin hükmüne dahil mi?] ... " diye sordu. Allah Resulü bir müddet sustu ve üç kez "şirk koşanlar da" buyurdu .. Bu ayetin umumiliği, ister kul hakkı olsun, ister olmasın, küçüğüyle büyüğüyle bütün günahların bağışlanacağına delil getirilmiştir. Ehl-i sünnette meşhur olan görüşe göre; günahların tamamı tevbe ile bağışlanır. Allah'ın dilediği kimselerin günahları tevbe etmeden ölseler de affedilir. Ancak her ne kadar bir daha kul hakkına girmeyeceğine dair tevbe eden kimseye, bu tevbesi kul hakkını ihlal etme suçundan dolayı fayda sağlasa da, birinin kul hakkına girmişse, mutlaka o hakkı iade etmesi veya ondan helallik alması gerekir
Abdullah r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Yahudi alimlerinden biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip "Ey Muhammed! Bizim sahip olduğumuz bilgiye göre Allah Teala gökleri bir parmağına, yerleri diğer parmağına, ağaçları öteki parmağına, suyu ve toprağı bir başka parmağına ve diğer bütün mahlukatı da bir parmağına yerleştirip 'Ben kralım!' der." dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O alimin bu sözünü doğrulayıp arka dişleri gözükecek kadar güldü. Sonra şu ayeti okudu: Onlar Allah'! hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. 0, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7414, 7415, 7451, 7513. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin açıklaması Allah'ın izni ile Tevhid Bölümü'nde gelecektir. (4714. hadis) İmam Nevevı şöyle demiştir: "Hadisten ilk başta akla gelen manaya göre, Nebi s.a.v. O alimi tasdik etmek için gülmüştür. O alimin söylediğini doğrulayan ayeti okuması bunu göstermektedir. Bu tür meselelerde en idealolanı, Allah'ın noksan sıfatlardan uzak olduğunu bilerek tevilden kaçın maktır. Çünkü ilk başta, insanın aklına noksanlık getiren her türlü lafızia, zahiri mana kastedilmemiştir
Ebu Seleme'den Ebu Hureyre'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teala yeryüzünü avucunun içine alacak, sağ eliyle de gökleri dürecek. Sonra "BEN KIRALIM, YERYÜZÜNÜN KIRALLARI NEREDE?" buyuracak. İmam Buhari bu başlık altında Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi naklettL Bu hadisin ayrıntılı açıklaması "Kitabu't-Tevhid" de yapılacaktır
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Sur'a son üflemeden sonra başını ilk kaldıran ben olacağım. Bir bakacağım ki Musa Arş'a yapışmış bir halde. Bilemiyorum o hep böyle miydi, yoksa son üflemeden sonra mı böyle oldu
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sur'a iki üfleme arasında kırk vardır." Ebu Hureyre'nin yanında bulunanlar "kırk gün mü?" diye ona sormuşlar. [Olayın bundan sonraki kısmını Ebu Hureyre şöyle anlatıyor:] Ben hiç cevap vermedim. Bu defa "Kırk sene mi?" diye sordular. Ben yine hiç cevap vermedim. Bu kez "Kırk ay mı?" diye sordular. Ben yine hiç cevap vermedirrı.• [Ebu Hureyre Hz. Nebi'in sözünü şu şekilde tamamladı:] İnsanoğlunun kuyruk sokumundaki bir parçası hariç her şeyi çürür. İşte insanlar bu parçadan yeniden terkip edilir. Diğer tahric edenler: Müslim, fiten; Ebu Davud, sunne; Nesâi, cenâiz; İbn Mâce, zühd; Muvatta, cenâiz; Ahmed b. Hanbel’in Müsnedi, II, 322, 428, 499;III, 28. Fethu'l-Bari Açıklaması: İlk hadisin açıklaması Ehadisu'l-Enbiya bölümünde ayrıntılı olarak geçmişti.(3414.hadis) İkinci hadiste Ebu Hureyre'n'in kırk lafzına açıklık getirmekten sakınması, bu konuda bir bilgisinin olmadığından kaynaklanır. İmam Müslim'in rivayetine göre, ikinci hadisin sonundaki mesele hakkında Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlunun, bir kemiği hariç, her tarafı çürür. O kemik, belin alt tarafında bulunan ince bir kemiktir. Kuyruğun başlangıcıdır. Dört ayaklı varlıklarda kuyruğun başladığı yerdir." İbnu'l-Cevzi, İbnu Akil'in şöyle söylediğini aktarmıştır: "Bu konuda, Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği bir sır vardır. Çünkü varlıkları yokluktan var eden bir gücün, yeniden yaratmak için esas alacağı bir şeye ihtiyacı olamaz. Belki de bu kemik, melekler için yeniden diriltmeyi gösteren bir alamettir. Her insan cevheri ile beraberdir. Ancak melekler bunu bilemez. Onlar sadece her şahsın kemiğinin kalması ile bunu bilebilirler. Bu sayede ruhların bu kemiğin de bir parçası olduğunu ve eski bedenlerine iade edileceğini anlarlar. Şayet insanın hiçbir parçası kalmasaydı, melekler ruhları bizzat bedenlerine değil de, o bedenlerin benzerlerine döndürmeyi caiz görürlerdi. Alimler şöyle demiştir: "Bu hadis, genel bir bilgi içermektedir. Nebiler ise buna tabi değildir. Çünkü toprak onların bedenlerini çürütmez." İbn Abdilberr şehitleri, Kurtubı de müezzin ve hisbe teşkilatında çalışanları onlar gibi değerlendirmiştir. Kadı Iyaz bu rivayeti şu şekilde te'vıi etmiştir: "Her ne kadar Nebiler gibi, bazı insanların cesedini toprak çürütmese de, bütün insanlar toprağın çürütlüğü bir türe mensuptur
Urve İbnu'z-Zübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Amr İbni'l-As müşriklerin Hz. Nebi'e yaptığı en kötü şeyi bana haber verdi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin avlusunda namaz kılıyordu. Derken Ukbe İbn Ebi Muayt ona doğru yürüdü, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir omuzundan tuttu ve elbisesini boynuna doladı. Var gücüyle onu boğmaya çalıştı. Hemen Ebu Bekir yetişti ve onu omuzlarından yakaladığı gibi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den uzaklaştırdı. Abdullah İbn Amr daha sonra şu ayeti okudu: "Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. "(Mu'min 28 Fethu'l-Bari Açıklaması: ..........tavl kelimesinin "lütuf" olarak izah edilmesi, Ebu Ubeyde'ye aittir. O bu konuda ilaveten şunları da söylemiştir: "Araplar birisi için .........innehu lezu tavlin ala kavmihi dedikleri zaman, o kimsenin kendi milletine karşı lütufkar olduğunu kastederler." İbn Ebi Hatim, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla .......zi't-tavli ifadesi hakkında İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir. "Bu ifade, genişlik ve imkan sahibi anlamına gelir." İkrime'nin bu ifadeyi "güç sahibi," Katade'nin de "nimet sahibi" şeklinde izah ettiğini mikletmiştir. Urve'den nakledilen yukarıdaki hadisin açıklaması Siyer Bölümü'nün baş taraf/arında geçmişti.(3856.hadis)
İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, o "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," . ayeti hakkında şöyle demiştir: İki Kureyşli ve bir de onların hanım tarafından Sakif kabilesinden olan akrabaları veya iki Sak1f1i bir de onların hanım tarafından Kureyş kabilesinden olan akrabaları bir evde konuşuyorlardı. İçlerinden biri diğerlerine "Allah'ın bizim sözlerimizi işittiğini düşünüyor musunuz?" diye sordu. Diğeri "Bir kısmını işitiyor," diye cevap verdi. Diğer biri de "Eğer bir kısmını işitiyorsa, hepsini işitir," dedi. Bunun üzerine "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," ayeti nazil oldu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4817, 7521. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Taberi şöyle demiştir: "........testetirune lafzının hangi anlama geldiği konusunda müfessirler farklı göruşler ileri sürmüştür. Rivayete göre Süddı bu fiili "hafife alıyorsunuz," Mücahid "sakınıyorsunuz," Şu'be'den gelen rivayete göre de Katade "zannediyorsunuz" şeklinde izah etmiştir
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ka'be'nin yanında iki Kureyşli bir Sakifli veya iki Sakifli bir Kureyşli bir araya gelmişti. Bu insanların göbekleri büyük, anlayışları kıt idi. İçlerinden biri "Sizce Allah söylediklerimizi duyuyor mu?" diye sordu. Diğeri "Yüksek sesle konuşursak duyar; alçak sesle konuşursak duymaz," şeklinde cevap verdi. Bir diğeri ise "Eğer yüksek sesle konuştuğumuz zaman bizi işitiyorsa, alçak sesle konuştuğumuz zaman da bizi işitir," dedi. Bunun üzerine Allah Teala "Siz ne kulaklarımzzn, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahittik etmesinden sakımyordunuz, "(Fussilet 22) ayetini indirdi. Fethu’l-Bari Açıklaması: Ayette geçen .....zalikum işaret ismi ile amellerini Allah'tan gizleyeceklerini zanneden kimselerin yaptıklarına işaret edilmiştir. Bu kelime mübteda / özne, daha sonra gelen .......erdakum lafzı ise haberl yüklemdir. .....Zannukum ise bedeldir. İmam Buhari bu başlık altında bir önceki başlık altında zikrettiği hadisi başka bir senetle verdi. "Eğer yüksek sesle konuştuğumuz zaman bizi işitiyorsa, alçak sesle konuştuğumuz zaman da bizi işitir," cümlesi, bu sözü söyleyenin o kimseler içinde en akıllı kişi olduğunu gösterir
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, ona "Akrabalık sevgisinden başka," ayetinin anlamı sorulmuş. Said İbn Cübeyr devreye girip "Burada Hz. Nebi'in akrabaları kastediliyor," demiş. İbn Abbas ise ona şöyle demiş: "Cevap vermekte acele ettin. Hz. Nebi'in bütün Kureyş boyları ile akrabaIığı vardı. Dolayısıyla bu ayet 'Sizinle benim arasında bulunan akrabalık bağlarını gözetmenizden başka,' anlamına gelir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında TavUS kanalıyla İbn Abbas'tan nakledilen rivayeti verdi. Buna göre ayetin anlamı şu şekildedir: "Ben sizden akrabalık ilişkilerimizi gözetmenizden başka bir şey istemiyorum." Burada özelolarak Kureyş'e hitap edilmiştir. Sanki şu mana kastedilmiştir: "Nebiliğimi kabul etmiyorsanız, bari akrabalık bağlarımızı gözetin!" Özetle ifade edecek olursak; Said İbn Cübeyr ve Taberi'nin naklettiği rivayetlere göre, ona tabi olan Ali İbnu'l-Huseyn, Süddi ve Amr İbn Şuayb ayeti, muhatapıarın Hz. Nebi'in akrabalarına sevgi beslemesini emrettiğini söyleyerek açıklamışlardır. İbn Abbas ise ayeti, aralarındaki akrabalık bağlarından dolayı muhatapların Hz. Nebi'e sevgi beslemesine hamlederek açıklamıştır. Birinci görüşe göre ayetteki hitap geneldir, bütün mükellefleri kapsamaktadır. İkinci görüşe göre ise sadece Kureyş'e özeldir. Surenin Mekki olması ikinci görüşü desteklemektedir