7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Ebu Hureyre r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hayber fethedilince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zehirli koyun eti ikram edilmişti. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Burada bulunan bütün Yahudileri toplayıp yanıma getirin!" dedi. Yahudiler getirilince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben size bir soru soracağım. Bana karşı dürüst olup doğru cevap verecek misiniz?" Onlar: "Evet" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sizin babanız / atanız kimdir?" diye sordu. Orada bulunan Yahudiler: "Falancadır" dediler. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yalan söylediniz, sizin atanız falandır!" dedi. Onlar da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i tasdik edip yalan söylediklerini kabul ettiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar: "Size bir soru daha soracak olursam bana karşı dürüst davranıp doğru cevap verir misiniz?" buyurdu. Onlar da: "Evet, ey Ebe'l-Kasım. Eğer biz yalan söyleyecek olursak zaten biraz önce atamız hakkında söylediğimiz yalanı bildiğin gibi bunu da bilirsin" dediler. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cehennemlik olanlar kimlerdir?" diye sordu. Onlar da: "Biz cehennemde çok kısa bir süre kalacağız. Sonra da bizim yerimizi siz alacaksınız" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Orada ebediyen kalacaksınız! Siz cehennemde hor ve hakir bir şekilde kalacaksınız! Biz de asla cehennemde sizin yerinizi almayacağız!" buyurdu ve tekrar: "Size bir soru daha soracak olursam bana karşı dürüst davranıp doğru cevap verir misiniz?" diye sordu. Onlar: "Evet, ey Ebu'l-Kasım" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Siz bu koyun etine zehir kattınız mı?" dedi. Onlar zehir kattıklarını kabul edince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sizin bunu yapmaktan maksadınız neydi?" diyerek niçin bunu yaptıklarını sordu. Onlar da şu cevabı verdiler: "Nebilik iddianda yalancı olduğunu anladığımızda artık rahat edecektik. Fakat eğer bir Nebisen bu zehirli et sana zarar vermeyecekti" Tekrar: 4249, 5777 Ayrıntılı açıklama için bkz. Kitabü'l-meğazi, Bab, 41. BU ZEHRİN NEBİ S.A.V.’İN VEFATINA SEBEP OLDUĞUNA DAİR HADİS İÇİM TIKLA 8. DEVLET BAŞKANININ (İMAM) SÖZÜNDE DURMAYANLARA BEDDUA ETMESİ
Asım anlatıyor: "Enes İbn Malik r.a.'e kunut duasını sordum ve aramızda şöyle bir konuşma geçti: - Kunut rüku'dan önce okunur. - Fakat falanca kişi bana senin Kunut rükudan sonra okunur dediğini nakletti. - Yalan söylemiş / yanılmış. Enes İbn Malik r.a. daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in rüku'dan sonra bir ay boyunca Kunut okuyarak Süleym oğullarının bazı kollarına beddua ettiğini söyledi ve buna sebep olan olayı anlattı: Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabının önde gelenlerinden Kur'an bilgileri üst düzeyde (kurra) kırk veya yetmiş kişiyi müşrikleri eğitmeleri için göndermişti. Fakat onlar ihanet edip bu sahabıleri şehit ettiler. Halbuki bu müşriklerle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem arasında anlaşma da vardı. Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu şehitlere üzüldüğü kadar başka birisine üzüldüğünü görmedim
Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani' anlatıyor: "Mekke'nin fethedildiği yıl idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. O sırada yıkanıyordu / boy abdesti alıyordu. Kızı Fatıma da görünmemesi için etrafında bir örtü tutuyordu. İçeri girip Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verdim. "Bu gelen kadın kimdir?" diye sordu. Ben de: "Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani" deyince "Hoş geldin Ümmü Hani, merhaba sana!" dedi. Boy abdesti alınca kalktı ve tek parça bir elbiseye bürünerek sekiz rekat namaz kıldı. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, anamın oğlu Ali İbn Ebi Talib, benim eman verip korumam altına aldığım Hübeyre'nin oğlu falancayı öldüreceğini söylüyor!" dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Senin eman verip koruman altına aldığın kimse bizim de korumamız altındadır." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptığım bu ziyaret bir kuşluk vaktinde olmuştu
İbrahim et-Teymi babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Hz. Ali bir gün bize hutbe irad ederek şunları söyledi: "Bizim elimizde Allah'ın kitabından ve işte şu yazılı sahifeden başka bir şey yoktur. Bu belgede ise yaralama suçlarına verilecek ceza, zekat alınacak develerin yaşları ve Ayir (Air) Dağı ile şurası arasında kadar Medine'nin haram bölge olduğu kayıtlıdır. Kim bu konuda aslı olmayan yeni bir şey türetirse veya asılsız yenilikler türetenlere baş vurursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Efendisinden başka birisine ait olduğunu / kendisini azat eden kişinin başka birisi olduğunu iddia eden köle de aynı lanete uğrasın! Müslümanların verdiği koruma güvencesi ve eman tektir; bu bakımdan en alt derecede bulunan bir Müslümanın verdiği koruma güvencesi herkesi bağlar. Kim bir Müslümana verdiği söze ihanet edip ahdini bozarsa o da aynı lanete uğrasın!" Ayrıntılı açıklama için bkz. Kitabü fedaili'l-Medıne, Bab, 1; Kitabü'l-feraiz, Bab
Sehl İbn Ebi Hasme'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdullah İbn Sehl ile Muhayyısa İbn Mes'ud İbn Zeyd Hayber'e gittiler. Onların Hayber'e gittikleri gün düşman tarafı ile barış anlaşması yapılan bir gündü. Hayber'e varınca bunlar birbirlerinden ayrıldılar. Bir süre sonra Muhayyısa, Abdullah İbn Sehl'in yanına vardı. Abdullah, kanlar içinde can çekişiyordu. Muhayyısa ölen Abdullah'ı defnetti ve Medine'ye döndü. Dönünce Abdurrahman İbn Sehl ve Mes'ud'un oğulları Muhayyısa ile Huveyyısa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiler. Abdurrahman huzurda konuşmaya başlayınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bırak önce büyükler konuşsun, müsaade et önce büyükler konuşsun!" buyurdu. Zira Abdurrahman gelenler içinde yaşça en küçük olanı idi. O da bunun üzerine sustu ve diğerleri Abdullah'ın öldürülmesi ile ilgili konuşmalar yaptılar. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onu falan kişi öldürmüştür diye yemin eder misiniz? Eğer bu şekilde yemin ederseniz o kişi üzerindeki hakkınız sabit olur" buyurdu. Onlar: "Nasıl yemin edebiliriz ki!? Biz ne olaya şahit olduk ne de öldüreni gördük!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bu durumda Yahudilerden elli kişi cinayeti işlemediklerine yemin ederse size karşı sorumluluktan kurtulurlar." Onlar: "Biz kafirlerin yeminlerini nasıl kabul edebiliriz ki!?" dediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem maktulün diyetini kendisi ödedi
Abdullah İbn Abbas, Ebu Süfyan'ın kendisine anlattığı kıssayı şöyle nakletmiştir: " Mekkeli Müşriklerin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile barış anlaşması yaptıkları dönemde Ebu Süfyan, Kureyş'li bazı ticaret erbabıyla birlikte Şam'da bulunuyordu. Herakleios bir elçi göndererek Ebu Süfyan ve arkadaşlarını yanına çağırttı
Hz. Aişe'nin naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e büyü yapılmıştı. Hatta bu yüzden aslında hiç yapmadığı bazı şeyleri yaptığını zannediyordu.
Avf İbn Malik r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Tebuk savaşı sırasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmiştim. Deriden yapılmış bir çadırda oturuyordu. Şöyle buyurdu: "Kıyamet kopmadan önce meydana gelecek olan şu altı alameti say: (1) Benim ölümüm, (2) sonra Kudüs'ün (Beytü'l-makdis) fethi, (3) ardından koyunları kırıp geçiren bir salgın hastalık gibi sizi yakalayacak olan Mutan (taun / veba) hastalığının aranızda yaygınlaşması. (4) Sonra zenginlik / mal o kadar artacak ki, kendisine yüz dinar verildiği halde bunun azlığından şikayetle öfkeye kapılanlar olacak. (5) Bunun ardından fitneler ortaya çıkacak ve Araplara ait olup da girmediği tek bir ev bile kalmayacak. (6) Daha sonra Rumlarla barış anlaşması yapacağınız bir dönem gelecek. Ancak onlar sözlerinde durmayıp ihanet edecekler ve her bir sancağın altında on iki bin askerin toplandığı seksen sancak taşıyan büyük bir ordu ile sizin üstünüze yürüyecekler
Ebu Hureyre r.a.'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Ebu Bekir kurban kesme gününde (nahr günü Mina'da şu duyuruyu yapmak üzere beni de görevlendirmişti: "Bu seneden sonra hiçbir müşrik haccedemeyecek, çıplak bir şekilde hiç kimse Kabe'yi tavaf edemeyecek. Hacc-ı ekber günü, nahr günüdür. Hz. Ebu Bekir işte bu senede onlarla yapılan anlaşmayı bozduğunu bildirmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda haccını yaptığı yıl hiçbir müşrik haccetmemişti)
Abdullah İbn Amr'ın naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şu dört özellik kimde bulunursa o kimse katıksız münafıktır: Konuşunca yalan söylemek, verilen sözde durmamak / söz verip caymak, yapılan anlaşmaya bağlı kalmayıp ihanet etmek ve hasım / düşman olunca aşırı davranmak (...). Kimde bu özelliklerden birisi bulunursa, onu terk edene kadar kendisinde münafıklara yaraşır bir özellik var demektir. " Ayrıntılı açıklama için bkz. Kitabü'l-iman, Bab
Hz. Ali'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sadece Kur'an'ı ve işte şu sahifede bulunanları yazdık. Burada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ayir (Air) dağı ile şura arasına kadar Medine haram bölgedir. Kim (aslı olmayan) bir yenilik (bid'at) çıkarırsa veya böyle bid'at çıkaran birisine sığınıp destekçi olursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Müslümanların verdiği güvence ve eman tektir; bu bakımdan en alt derecede bulunan bir Müslümanın verdiği güvence herkesi bağlar. Kim bir Müslümana verdiği söze ihanet edip ahdini bozarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Efendilerinin izni olmadan başkaları ile müvalat akdi yapanlar da Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın! Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir
Ebu Hureyre r.a. bir defasında etrafındakilere: "Anlaşma yaptığınız gayri müslimlerden cizye ve haraç olarak dinar ve dirhem toplayamazsanız ne hale geleceğinizi hiç düşündünüz mü?" diye sordu. Onlar: "Ey Ebu Hureyre, bunun nasıl olacağı hakkında bildiğin bir şey var mı?" diye karşılık verdiler. O da: 'Tabi ki biliyorum. Ebu Hureyre'nin canını elinde tutan Allah'a yemin ederim ki bu konuda doğru söyleyen ve doğruluğu tasdik edilmiş olan (Resulullah)'ın sözünü biliyorum" dedi. Onlar: "Peki bu bilgi neyle ilgili?" diye sorunca Ebu Hureyre şöyle cevap verdi: "Allah'ın ve Resulü'nün verdiği güvenceye (zimmet) riayet edilmeyecek. Bunun üzerine Allah Teala kendileriyle anlaştığınız gayri müslimerin kalplerindeki güven duygusunu sarsacak. Onlar da artık size itimat etmedikleri için ellerinde bulunan malları vermeyecekler
El-A'meş'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Ebu Vail'e: "Sıffin savaşına katıldın mı?" diye sorduğumda bana şöyle cevap verdi: "Evet katıldım. Sehl İbn Huneyf'in o sırada şöyle dediğini duydum: "Kusuru kendi görüşlerinizde arayın! Ben Ebu Cendel olayının yaşandığı zaman oradaydım. Eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine karşı çıkmam mümkün olsaydı kesinlikle karşı çıkardım. Biz zor günlerimizde ne zaman kılıçlarımızı kuşanıp savaşa çıksak muhakkak önümüz açılır, rahata kavuşurduk. Fakat bu olayda durum tamamen değişti
Ebu Vail'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Sıffin'de idik. Bu sırada Sehl İbn Huneyf kalkıp şunları söyledi: "Ey insanlar, kusuru kendinizde arayın! Biz Hudeybiye barışı yapılırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. O gün bir savaş olsaydı hiç geri durmaz savaşırdık. Barış sonrası Hz. Ömer gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Ey Allah'ın Resulü, biz hak üzereyiz onlar ise batıl üzereler, değil mi?" diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Evet, öyle" buyurdu. Hz. Ömer: "Bizden ölenler cennete, onlardan ölenler ise cehenneme gidecek, öyle değil mi?" diyerek sorusuna devam etti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet, öyle" buyurdu. Hz. Ömer: "Peki öyleyse biz neye karşılık dinimize göre kıyaslandığında çok değersiz ve aşağılık olan bu inanca böylesine tavizler veriyoruz? Şimdi biz, Allah onlarla bizim aramızdaki hükmünü daha vermeden çekip gidecek miyiz?" diye tepkisini ifade edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ey Hattab'ın oğlu, ben Allah'ın Resulüyüm. Allah beni asla yarı yolda bırakmayacaktır." Bu cevap üzerine Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in yanına gelerek ona da aynı şeyleri söyledi. Hz. Ebu Bekir de ona şöyle karşılık verdi: "O Allah'ın Resulüdür. Allah onu asla yarı yolda bırakmayacaktır." Bu olayın ardından Fetih suresi vahyedildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de inen bu sureyi sonuna kadar Hz. Ömer'e okudu. Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü, bu bir fetih mi yani?" diye sorunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet" buyurdu
Esma' binti Ebi Bekir'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Kureyş müşriklerinin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile anlaşma yaptığı barış döneminde müşrik olan annem beni görmeye gelmişti. Ben de Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek: "Ey Allah'ın Resulü, annem beni görme arzusuyla buralara kadar gelmiş. Onu ziyaret edebilir miyim?" diye sordum. O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Evet, onu ziyaret et!" buyurdu." 19. ÜÇ GÜN VEYA BELİRLİ BİR SÜRE GEÇERLİ OLMAK ÜZERE BARIŞ ANLAŞMASI YAPMAK
(El-Bera' bin Azib r.a.'den nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapmak isteyince Müşriklere bir elçi göndererek Mekke'ye girmek için izin istedi. Onlar da şu şartlarla Mekke'ye girmesine izin verdiler: 1) Üç geceden fazla Mekke'de kalınmayacak. 2) Mekke'ye silahsız olarak girilecek. 3) Mekkelilerden hiç kimse dine davet edilmeyecek. Mekkelilerle yapılan bu anlaşmanın metnini Ali İbn Ebi Talib yazmaya başladı. Ali: "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in üzerinde anlaşmaya vardığı hususlardır" diye yazmıştı. Bunun üzerine Mekkeli müşrikler itiraz ettiler: "Biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bilip kabul etseydik zaten sana engel olmazdık ve kesinlikle sana tabi olurduk. Bu yüzden anlaşma metnine "Bu, Abdullah'ın oğlu Muhammed'in üzerinde anlaşmaya vardığı hususlardır" diye yazmalısın!" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların bu itirazına: "Ben, Allah'a yemin ederim ki, Abdullah'ın oğlu Muhammedim ve ben, yine Allah'a yemin ederim ki Allah'ın Resulüyüm!" diye cevap verdi ve bu ifadeyi yazmamakta direnen Hz. Aliiye dönerek: "Metindeki Allah'ın Resulü ifadesini sil!" dedi. Hz. Ali ise: "Allah'a yemin ederim ki, bu ifadeyi asla silmeyeceğim!" dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bu ifadenin yerini bana göster!" buyurdu. Hz. Ali gösterince de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi eliyle Allah'ın Resulü ifadesini sildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem anlaşmanın ardından Mekke'ye girip anlaşma süresini doldurunca Mekkeliler Hz. Ali'nin yanına gelerek: "Adamına söyle, süre doldu. Artık burayı terk edip gitsin!" dediler. Hz. Ali de bu durumu Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: "Tamam, olur!" dedi ve Mekke'den ayrıldı
Abdullah r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'de ibadet ederken secdeye varmıştı. Bu sırada Kureyş müşriklerinden bir grup O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafına toplanmıştı. Ukbe İbn Ebi Muayt bir deve işkembesini getirip secdede bulunan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırtına bıraktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Hz. Fatıma gelene kadar başını kaldıramadı. Hz. Fatıma gelince işkembeyi Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırtından kaldırıp attı ve bunu yapana beddua etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle dedi: "Allahım, Kureyş'ten olan bu azgın topluluğu sana havale ediyorum! Allahım, özellikle Ebu Cehil İbn Hişam'ı, Utbe İbn Rebia'yı, Şeybe İbn Rebia'yı, Ukbe İbn Ebi Muayt'ı ve Ümeyye İbn Halef'i - veya Übeyy İbn Halef'i - sana havale ediyorum!" (Abdullah ibn-i Mes'ud r.a. diyorki:) Ben bunların hepsinin sonunu gördüm. Bedir savaşında hepsi gebertilmiş ve bir kuyuya atılmıştı. Sadece Ümeyye'yi - veya Ubeyy'i - kuyuya atamamışlardı. Çünkü bu adam öylesine şişman ve iri idi ki kuyuya atılmak üzere sürüklenirken kolları / eklemleri kopmuştu. Bu yüzden kuyuya götürülememişti
Enes İbn Malik r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Verdiği sözde durmayıp hainlik eden herkesin kıyamet gününde bir sancağı olacaktır. Bu sancak kıyamet günü dikilecek - başka bir rivayete göre "oradakiler tarafından görülecek" - ve onun tanınmasını sağlayacaktır
Enes İbn Malik r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Verdiği sözde durmayıp hainlik eden herkesin kıyamet gününde bir sancağı olacaktır. Bu sancak kıyamet günü dikilecek - başka bir rivayete göre "oradakiler tarafından görülecek" - ve onun tanınmasını sağlayacaktır
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Sözünde durmayıp hıyanet eden herkes için kıyamet gününde hıyaneti ölçüsünde sancak dikilecektir." Tekrar: 6177,6178,6966 ve