7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Abdullah r.a. dedi ki: الذين آمنوا ولم يلبسوا إيمانهم بظلم "İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince ... "[En'am, 82] ayeti nazil olunca bu, Müslümanlara ağır geldi ve: Ey Allah'ın Resulü, bizden kim nefsine zulmetmez ki, dediler. Şöyle buyurdu: "Kasıt o değildir. Kasıt şirk koşmaktır. Sizler Lukman'ın oğluna öğüt verirken söylediği: "Oğulcağızım! Allah'a ortak koşma! Çünkü şirk pek büyük bir zuıümdür."[Lukman, 13] dediğini hiç duymadınız mı?" Fethu'l-Bari Açıklaması: Yüce Allah'ın: "Andolsun biz Lukman'a hikmeti verdik ... Muhakkak şirk pek büyük bir zulümdür" buyruğunda sözkonusu edilen Lukman hakkında görüş ayrılığı vardır. Onun Habeşistanlı olduğu söylendiği gibi, NObeli (Sudan'ın kuzey kısımları) olduğu da söylenmiştir. Nebi olup olmadığı da ihtilaflrdır. es-Sevrı Tefsir'inde Eş'as'dan, o İkrime'den, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Lukman Habeşistanlı marangoz bir köle idi. İbn Ebi Şeybe'nin Musannefinde de tabiınden bir kişi olan Halid b. Sabit er-Rib'i'den buna benzer bir rivayet zikredilmiştir. Taberı, Yahya b. Said el-Ensari yoluyla, Said b. el-Müseyyeb 'den, Lukman'ın Mısır'ın siyahilerinden kalın dudaklı birisi olduğunu rivayet etmektedir. Allah ona hikmeti vermiş, ancak Nübuvvet vermemiştir. el-Müstedrek'te de sahih bir sened ile Enes'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Davud zırh dokurken Lukman da onun yanında bulunuyordu. Lukman yaptığı işe hayret ediyor ve ona bu işin faydasını sormak da istiyordu. Ancak hikmeti ona buna dair soru sormasını engelliyordu.". Bu hadis onun Davud aleyhisselam ile çağdaş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şube, el-Hakem'den, o Mücahid'den salih bir kimse olduğunu, ancak nebi olmadığını söylediğini nakletmektedir. Denildiğine göre onun nebi olduğunu sadece İkrime söylemiştir. Said b. Ebi Arube, Katade'den yüce Allah'ın: "Andolsun biz Lukman'a hikmet; ı;:rdik" buyruğu hakkında şunları söylediğini rivayet etmektedir: Ona din hususunda derinlemesine bilgi sahibi olmayı (tefakkuh) verdik, fakat o bir nebi değildi. İlim bölümünün baş taraflarında İbn Abbas'ın rivayet ettiği "Allah'ım, ona hikmeti öğret" hadisi açıklanırken hikmetten kastın ne olduğuna dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. Lukman'ın terzi olduğu söylendiği gibi, marangoz olduğu da söylenmiştir
Malik b. Sa'saa'dan rivayete göre "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine İsra'ya götürüldüğü geceyi anlattı: Daha sonra ikinci semaya gelinceye kadar yukarı çıktı. Kapının açılmasını istedi. O kim, diye soruldu, Cibril, diye cevap verdi. Beraberinde kim var, diye soruldu, Muhammed dedi. Ona nsalet verildi mi, diye soruldu, evet dedi. Ordan geçince teyze çocukları olon Yahya ve İsa ile karşılaştı m. (Cebrail): Bunlar Yahya ve İsa'dır, haydi onlara selam ver, dedi. Ben de selam verdim, selamımı aldıktan sonra: Salih kardeşe ve salih nebiye merhaba dediler. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hafi lütufkar demektir" açıklaması ile ilgili olarak Ebu Ubeyde yüce Allah': "O bana hajfdir. "[Meryem, 47] Bana lütuflarda bulunandır, demektir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ademoğullarından doğan her bir kişiye doğduğu zaman mutlaka şeytan dokunmuştur. Şeytan'ın dokunmasından dolayı ağlayarak dünyaya gelir. Bundan Meryem ve oğlu müstesnadır. Daha sonra Ebu Hureyre şu buyruğu okudu. "Ben onu da, zürriyetini de kovulmuş şeytandan sana sığındırdım. ' Ali İmran, 36 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ademoğullarından her bir doğana doğduğu zaman mutlaka şeytan dokunur." "İblisin nitelikleri" başlığında geçen Said b. el-Müseyyeb'in, Ebu Hureyre 'den yaptığı rivayet açıklanırken burada sözkonusu edilen dokunmaya dair açıklamalar yapılmıştı. Ordaki lafzıyla rivayet şöyledir: "Şeytan her bir Adem evladı doğduğunda onun böğrünü dürter. Meryem oğlu İsa müstesna. Onu dürtmek isteyince hicabı dürttü." Buradaki hicabdan kasıt çocuğun içinde bulunduğu eşidir. Kurtubı der ki: İşte şeytan ın bu dürtmesi onun musallat kılınmasının başlangıcıdır. Yüce Allah, Meryem'in annesinin yaptığı duanın bereketiyle Meryem'i ve oğlunu muhafaza etmiştir. Çünkü o şöyle dua etmiş ve: "Ben onu da, zürriyetinden gelecek olanları da kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum. " [Al-i İmran, 36] demişti. Meryem'in de İsa dışında zürriyeti olmamıştır. "Şeytanın dokunmasından dolayı ağlayarak doğar." Sözü geçen Ma'mer yoluyla gelen rivayette "şeytan ın dürtmesinden dolayı" şeklindedir. Yani doğar doğmaz küçük çocuğun ağlamasının sebebi, şeytan ın ona dokunmasının verdiği acıdır
Ali r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Onun (dünyada ona çağdaş olanların) kadınlarının hayırlısı İmran kızı Meryem'dir. Onun (bu ümmetin) kadınlarının hayırlısı ise Hatice'diı'." Hadis ileride 3815 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: (Parantez içerisindeki açıklamalar Fethu'l-Bari'deki şerh dikkate alınarak yapılmıştır. ) "Hani melekler: Ey Meryem şüphesiz ki Allah seni seçti. .. "[Ali İmran, 42] Buhari yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah seni seçti" buyruğunuonun (Meryem'in) bir nebi olduğuna delil göstermiştir. Ancak bu, bu hususta açık değildir. Bu kanaatini de Meryem Suresinde onun nebilerle birlikte sözkonusu edilişi ile desteklemektedir. Fakat onun "sıddıka" diye nitelendirilmiş olması (nebi oluşuna) engel değildir. Çünkü Yusuf da bu şekilde nitelendirilmiştir. el-Eş'arı'den nakledildiğine göre kadınlar arasında birden çok nebi vardır. İbn Hazm ise bunları altı tane olarak tespit etmiştir: Hawa, Sara, Hacer, Musa'nın annesi, Asiye ve Meryem. Kurtubı ise Sara ve Hacer'i saymamaktadır. Bunu (İbn Abdi'l-Berr), et-Temhıd adlı eserinde fukahanın bir çoğundan nakletmiş bulunmaktadır. Kurtubı der ki: Sahih olan Meryem'in nebi olduğudur. (Kadı) Iyad der ki: Ancak cumhur aksi kanaattedir. Nevevı ise el-Ezkar adlı eserinde İmamın (İmamu'l-Harameyn'in), Meryem'in nebi olmadığı hususunda icma' bulunduğunu belirttiğini nakletmektedir. Fakat el-Hasen'den gelen rivayete göre kadınlar arasında da, cinler arasında da nebi yoktur. es-Sübkı el-Kebir der ki: Bana göre bu meselede sahih herhangi bir rivayet yoktur. es-Süheylı bunu er-Ravdu'l-Unuf adlı eserinin sonunda fukahanın bir çoğundan diye nakletmiş bulunmaktadır. "Kadınlarının hayırlısı Hatice'dir." Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı demektir. Kadı Ebu Bekir b. el-Arabı der ki: Bu hadis dolayısıyla bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi kayıtsız ve şartsız olarak Hatice'dir. Musa'nın kıssasının sonlarında da Ebu Musa yoluyla gelen Meryem ve Asiye'nin sözkonusu edildiği hadiste ise her ikisinin diğer kadınlardan faziletli olmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bu hadis de Meryem'in Asiye'den daha faziletli olduğunu, Hatice'nin de bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi olduğunu göstermektedir
Ebu Musa el-Eş'ari r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Aişe'nin kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir. Erkeklerden pek çok kişi kemale erdiği halde kadınlardan ancak İmran kızı Meryem ile Firavun'un karısı Asiye kemale ermiştir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resu!ullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kureyş'in kadınları deve sırtına binmiş kadınların hayırlılarıdır. Çocuklara karşı en şefkatlileri, kocalarının sahip olduğu malı, mülkü en iyi kollayıp gözetenleridir." Ebu Hureyre bunun akabinde der ki: İmran'ın kızı Meryem ise asla deve sırtına binmemiştir. Hadis 5082 ve 5365 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbrahim'in bu açıklamadan maksadı, yüce Allah'ın onu mesh ederek, günahlardan temizleyip, arındırdığını ifade etmektir. Bundan dolayı bu kelime meful anlamında fall veznindedir. Derim ki: Ona Mesıh denmesi ile Deccal'e Mesih denilmesi arasında fark vardır. Çünkü ona bu ismin verilişi, fail anlamında fall veznindedir. Denildiğine göre ona bu adın veriliş sebebi, onun yeryüzünü meshetTnesi (aolaşması)dır. Bir başka görüşe göre ona bu adın veriliş sebebi, gözlerinin meshedilmiş olmasıdır. Bu durumda ona Mesih denilmesi de mefCı! anlamındadır. Yine İsa Mesih hakkında açıklandığına göre, bu isim "yeryüzünü meshetti" tabirinden türetilmiştir. Çünkü o belli bir yerde karar kılmamıştı. Bir diğer açıklamaya göre ona bu adın veriliş sebebi, hastalığı ve musibeti olan her kime (eliyle) meshederse (sürerse) mutlaka iyileşmesi idi. Oldukça güzelolduğundan ötürü bu adın verildiği de söylenmiştir. Yüce Allah onu güzel bir şekilde yarattı, anlamında "mesehahullah" denilir. Arapların, "Bihi mishatun min cemal: O pek güzeldir" şeklindeki tabirieri de buradan gelmektedir. "Mücahid dedi ki: el-Kehl, halım demektir." Ebu Cafer en-Nehhas da şöyle demektedir: Bu anlam dilde bilinmemektedir. Araplara göre kehl, kırkına basmış ya da yaklaşmış kimseye denilir. Otuzu aşmış kimseye denileceği de söylenmiştir. Otuzüç de denilmiştir. Görüldüğü kadarıyla Mücahid bu açıklamayı bu adı alan kişide çoğunlukla görülen durumu göz önünde bulundurarak yapmıştır. Çünkü el-kehl denilen kişi çoğunlukla vakarla ve sükunetle hareket eder. "En şefkatlisi" (anlamındaki ahnahu), babanın ölümünden sonra çocuğuna bakan kadın hakkında kuııanılır. Kadın çocuğuna şefkat gösterdi (hadanet) tabiri babanın ölümünden sonra evlenmediği takdirde kuııanılır. İbnu't-Tın der ki: Evlenecek olursa o kadına bu vasıf verilmez. "Bunun sonunda Ebu Hureyre der ki: İmran kızı Meryem ise asla bir deveye binmiş değildir." Ebu Hureyre bu sözleriyle Meryem'in hayırlı kadınlar olarak anılan kadınların kapsamına girmediğini kastetmektedir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları deveye binrnek kaydı ile sözkonusu etmiştir. Meryem ise deveye binenlerden değildi. Bu açık1amasıyla sanki o, Meryem'in kayıtsız ve şartsız olarak en faziletli kadın olduğu görüşünde idi
Ubade r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, onun tek olduğuna, ortağının bulunmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna, İsa'nın Allah'ın kulu, Resulü, Meryem'e bıraktığı kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, cennetin hak, cehennemin de hak olduğuna şehadet ederse, Allah da onu ameli ne olursa olsun cennete girdirir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Kurtubı dedi ki: Bu hadisten maksat, Hıristiyanların İsa ve annesi ile ilgili içine düştükleri sapıklıklara dikkat çekmektir. Ayrıca bu hadisten Hıristiyanın, Müslüman olması halinde ona nasıl bir telkinde bulunulacağı da anlaşılmaktadır. Nevevı der ki: Bu büyük bir önem taşıyan bir hadistir. İtikadi hususları ihtiva eden en kapsamlı hadislerden birisidir. Çünkü bu hadis, inançlarının farklılıklarına, birbirlerinden uzak oluşları na rağmen bütün küfür milletlerinin küfürlerinden nasıl çıkabileceklerini bir arada ifade etmiş bulunmaktadır. Başkası da şöyle demektedir: İsa'nın sözkonusu edilmesi ile Hıristiyanlara işaret edilmekte, onların TesIIsi kabul etmekle birlikte iman etmelerinin katıksız ir şirk olduğuna dikkat çekilmektedir. "Onun kulu" buyruğu da bu şekildedir. "Onun Resulü" ifadesi ile de onun Resuloluşunu inkar eden, ona da, annesine de münezzeh oldukları iftiralarda bulunan Yahudilere işaret edilmektedir. Hadis-i şerifteki: "Ve onun kadın kulunun oğludur" ifadesi onun şerefinin yüceliğine dikkat çekmek içindir. (bu ifade buhari'nin değil Müslim'in rivayetinde geçer) Ona "ruh" adının verilmesi ve "kendinden" olmakla onu nitelendirmesi de bu şekilde olup, yüce Aııah'ın şu buyruğuna da benzemektedir: "Göklerde ve yerde bulunanların tümünü kendinden size Musahhar kılmıştır. "[Casiye, 13] Yani o, onun tarafından yaratılmış bir varlıktır. Diğer ayetin anlamı da onun bütün bu şeyleri kendi tarafından Musahhar kıldığı manasındadır. Yani o bütün bunları kudret ve hikmeti ile yaratan, yoktan var eden, icat edendir. "Onun kelimesidir" buyruğu da İsa aleyhisselam'ın Allah'ın kuııarına karşı bir delili olduğuna işarettir. Çünkü onu babasız Olarak yaratmış, zamanı gelmeden önce onu konuşturmuş, onun eııeri ile ölüleri .diriltmiştir. "Cunaderden şu fazlalığı eklemektedir" .. " ********* Hadisin sonunda orjinal Buharı'de şu ibareler de yer almaktadır: "el-Velid (hadisi Buharı'ye nakleden Sadaka'ya hadisi aktaran kişidir) dedi ki: Bana İbn Cabir•de Umeyr'den, o Cunade'den diye anlattı ve şunları ekledi: Cennetin sekiz kapısından hangisinden dilerse (cennete girecektir)." Fethu'I-Badyi ihtisar eden muhterem Ebu Suhayb, Buhari'de esasen mevcut olan bu ibareyi hadisin sonunda zikretmemiş olmakla birlikte Fethu'l-Bari'den ona dair açıklamaları naklettiği için, dipnotta bu fazlalığa işaret etmemiz gerekli görülmüştür. ********* "Ameli ne olursa olsun" ifadesi de ameli ister salih olsun, ister bozuk olsun, demektir. Esasen tevhid ehli olanların cennete girmeleri kaçınılmaz bir husustur. O bakımdan "ameli ne olursa olsun" buyruğunun şu anlama gelme ihtimali vardır: Cennet ehli olan herkes, ameline göre uygun derecelerde cennete girecektir. Beydavı Aııah Resulünün: "Ameli ne olursa olsun" sözleri hakkında şunları söylemektedir: Bu, iki bakımdan Mutezile'ye karşı bir delildir: Onların iddialarına göre asi kişi cehennemde ebediyyen kalacaktır. Tevbe etmeyen kimsenin de cehenneme girmesi vaciptir. Ancak Aııah Resulünün "ameli ne olursa olsun" sözleri "Allah onu cennete girdirir" sözünden haldir. O vakitte ise amel sözkonusu olmayacaktır. Tevbe etmeden ölen kimse hakkında ise, bu durum ancak yüce Allah'ın cezalandırmadan önce onu cennete koyması halinde düşünülebilir. Ancak şefaat ile ilgili hadislerden anlaşıldığına göre bazı günahkarlar azap edildikten sonra cehennemden çıkartılacaktır. Bu durumda bu umumi ifade bu hadislerle tahsis edilir. Aksi takdirde bütün günahkarlar için (cehennemde azap edilmek) korkusu nasıl sözkonusu ise onlar için (cennete girmek) umudu da sözkonusudur. İşte ehl-i sünnetin: Onlar ilahı meşietin muhtemel tehlikesi altındadır, şeklindeki sözlerinin anlamı da budur
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Beşikte sadece üç kişi konuşmuştur. (Bunlardan biri) İsa'dır. {Diğerine gelince} İsrailoğulları arasında Cureyc adında bir adam vardı. Namaz kılıyordu. Annesi yanına gelip onu çağırdı. (Kendi kendisine): Ona karşılık mı vereyim, yoksa namaza mı devam edeyim dedi. Annesi: Allahlım sen ona fahişelerin yüzlerini göstermeden canını alma. Cureyc manastmnda iken bir kadın karşısına çıkt,l, onunla konuştu. O kadından yüz çevirdi. Daha sonra bir çobanın yanına gitti. Çobanın kendisi ile beraber olmasına imkan tanıdı. Bir çocuk doğurdu. Kadın: Bu, Cureyc'dendir, dedi. İnsanlar onun yanına gittiler, manastırını yıktılar, oradan onu indirdiler, ona ağır sözler söylediler. Abdest aldıktan sonra namaz kıldı. Sonra çocuğun yanına giderek: Ey çocuk, baban kimdir, diye sordu. Çocuk: Çobandır dedi. Bu sefer manastırını yıkanlar: Senin manastırını altından bina edelim, dediler. O: Hayır çamurdan başkasını kabul etmem, dedi. (Üçüncülerine gelince) İsrailoğullarından bir kadın çocuğunu emziriyordu. Bineği üzerinde yakışıklı bir adam geçti. Annesi: Allah'ım, benim oğlumu da bunun gibi kıl, dedi. Çocuğu annesinin memesini bırakarak bineği üzerindeki adama dönüp: Allah'ım, beni onun gibi yapma, dedi. Sonra da annesinin memesini emmeye koyuldu. Ebu Hureyre dedi ki: Şu anda ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmağını emişini görüyor gibiyim. Daha sonra bir cariyenin yanından geçti(ler). Annesi: Allah'ım, oğlumu bu cariye gibi kılma, dedi. Çocuk annesinin memesini bırakarak: Allah'ım, beni onun gibi kıl, dedi. Annesi: O nedenmiş, diye sordu. Çocuk dedi ki: Bineği üzerindeki adam zorbalardan bir zorba idi. Bu cariyeye ise hırsızlık yaptın, zina ettin diyorlar. Oysa o bunları yapmamıştır." BU HADİS’İN MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN buraya tıklayın
Ebu Hureyre r.a.'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra'ya götürüldüğü gece(yi anlatırken) dedi ki: Musa ile karşılaştım. (Ebu Hureyre) dedi ki: Onu şöylece anlattı: Onun -zannederim şöyle dedi- aşırı olmamak üzere cüsseli birisi olduğunu gördüm. Saçları hafif dalgalı idi. Sanki Şenuelilerden bir damı andırıyordu. (Devamla) buyurdu ki: İsa ile de karşılaştım. -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun niteliklerini anlatarak şöyle buyurdu: "Orta boylu, teni kırmızıya çalıyordu. Sanki hamamdan çıkmış gibi idi. İbrahim'i de gördüm. Onun soyundan gelen çocukları arasında ona en çok benzeyen kişi benim. (Devamla şöyle) buyurdu: Bana birisinde süt, diğerinde şarap bulunan iki kap getirildi. Dilediğini alabilirsin, denildi. Ben süt'ü alıp, içtim. Bana: Sen fıtrata doğru iletildin -ya da: fıtratı isabet ettirdin- denildi. Eğer şarabı almış olsaydın, senin ümmetin azmış olacaktı." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
İbn Abbas r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i gördüm. İsa kırmızı tenii, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri yapılı, saçları düz, Zut adamlarından birisi imiş gibiydi." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Abdullah'tan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i sözkonusu ederek dedi ki: Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir." [-3440-] "Ve o gece Ka'be'nin yanında rüyada şunu gördüm: Erkeklerde görülen en güzel şekliyle esmer bir adam saçları düz, başından su damlıyordu. Ellerini iki adamın omuzlarına koymuş Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kimdir, diye sordum. Bu Meryem oğlu Mesih'tir dediler. Daha sonra onun arkasında saçları aşırı derecede dalgalı, sağ gözü kör ve gördüklerim arasında İbn Katan'a en çok benzeyen bir adam daha gördüm. O da ellerini bir adamın omuzlarına koymuş, Beyt'i tavaf ediyordu. Peki bu kimdir, diye sordum. Bu Mesih Deccal'dir, dediler. " Hadis 3441, 5902, 6999, 7026 ve 7128 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Abdullah'tan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i sözkonusu ederek dedi ki: Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir." [-3440-] "Ve o gece Ka'be'nin yanında rüyada şunu gördüm: Erkeklerde görülen en güzel şekliyle esmer bir adam saçları düz, başından su damlıyordu. Ellerini iki adamın omuzlarına koymuş Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kimdir, diye sordum. Bu Meryem oğlu Mesih'tir dediler. Daha sonra onun arkasında saçları aşırı derecede dalgalı, sağ gözü kör ve gördüklerim arasında İbn Katan'a en çok benzeyen bir adam daha gördüm. O da ellerini bir adamın omuzlarına koymuş, Beyt'i tavaf ediyordu. Peki bu kimdir, diye sordum. Bu Mesih Deccal'dir, dediler. " Hadis 3441, 5902, 6999, 7026 ve 7128 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Salim, babasından dedi ki: "Hayır, Aııah'a yemin ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İsa için kırmızı tenlidir demedi. Fakat şöyle dedi: Ben uykuda iken Ka'be'yi tavaf ettiğimi gördüm. Esmer, düz saçlı bir adam görüverdim. İki adam arasında yürüyordu. Başından su damlıyordu -yahut da başından adeta su dök'ülüyordu.- Bu kimdir dedim, Meryem oğludur dediler. Oradan gittim. Bu sefer kırmızı tenii, iri cüsseli, saçları kıvırcık, sağ gözü kör, adeta gözü patlak bir üzüm tanesini andıran bir adam ile karşılaştım. Bu kimdir dedim. Bu Deccal'dir dediler. İnsanlar arasında ona en çok benzeyen kişi de İbn Katan'dır." ez-Zühri dedi ki: Bu, Huzaalılardan bir adam olup, cahiliye döneminde ölmüştür. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "ResuJullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnsanlar arasında Meryem ağıtına en yakın benim. Çünkü bütün Nebiler anneleri ayrı, kardeş gibidirler. Benimle onun arasında da hiçbir Nebi yoktur. " Hadis 3443 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ebu Hureyre dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Dünyada da, ahirette de insanlar arasında Meryem oğlu İsa'ya en yakın olan benim. Nebiler anaları ayrı kardeş gibidirler. Anneleri farklı, dinleri birdir." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ebu Hureyre r.a.dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa hırsızlık yapmakta olan bir adam gördü. Ona: Hırsızlık mı yaptın, diye sordu. Adam: Kendisinden başka ilah bulunmayan Allahla yemin ederim ki hayır, dedi. Bunun üzerine İsa: Allah'a iman ettim, gözümü yalanladım dedi." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ömer r.a.'dan rivayete göre, minber üzerinde dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hıristiyanların Meryem oğlu (İsa) hakkında ileri derecede hak olmayan bir şekilde onu tazim edip övdükleri gibi siz de beni olmadık şekilde tazim edip övmeyiniz. Ben ancak onun kuluyum. Bu sebeple bana Allah'ın kulu ve Resulü deyiniz
Ebu Musa elcEş'ari r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Adam cariyesini güzel bir şekilde edeplendirir, ona güzel bir şekilde öğretir. Sonra da o cariyeyi azad edip onunla evlenecek olursa ona iki ecir verilir. Yine bir kimse İsa'ya iman ettikten sonra bana da iman ederse onun için iki ecir vardır. Köle Rabbine karşı takvalı olup, efendilerine itaat ederse onun için de iki ecir vardır
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy le buyurdu: Sizler çıplak ayaklı, elbisesiz ve sünnetsiz olarak haşredileceksiniz. Daha sonra yüce Allah'ın: "İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar iade ederiz. Biz bunu vaat edip üzerimize almıştık. Şüphesiz yapanlar bizleriz. "[Enbiya, 104] buyruğunu okudu. Elbise giydirilecek ilk kişi İbrahim olacaktır. Bundan sonra ashabımdan bir takım adamlar sağa ve sola alınıp götürülecek. Ben: Ashabım(ı nereye götürüyorsunuz) diyeceğim, şöyle cevap verilecek: Sen onlardan ayrıldığından beri devamlı topukları üzerinde gerisin geri dönüp durdular. Bu sefer ben de salih kul Meryem oğlu İsa'nın dediği gibi diyeceğim: "Ben aralarında bulunduğum müddeiçe üzerlerinde bir şahit idi m. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde gözetleyici sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları azaplandırırsan şüphe yok ki onlar senin kullarındır ve eğer onlara mağfiret edersen şüphe yok ki sen Azizsin, Hakimsin. "[Maide, 117-118] Muhammed b. Yusuf el-Firebri dedi ki: "Ebu Abdullah (Buhari)'nin yanında Kabisa'nın şöyle dediği naklediidi: Burada kastedilenler Ebu Bekir döneminde irtidad edenlerdir. Ebu Bekir r.a. onlarla savaşmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsrailoğulları arasında Cureye denilen birisi vardı." Manastır: Üst tarafı sivriltilmiş, yüksekçe bina demektir. "Annesi onu çağırdı. Ona mı cevap vereyim yoksa namaz mı kılayım, dedi." Musannıf (Buharı), Mezalim bölümünde burada zikrettiği sened ile şunu da ilave etmektedir: "Fakat ona cevap vermedi." Hadisteki "hem annem, hem namazım" ifadesi, ben hem annerne cevap vereyim, hem de namazımı bitireyim, Rabbim onlardan hangisi daha faziletli Oise onu yapma muvaffa.kiyetini bana nasip et, demektir. Ebu Rafi' yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Annesi onun namaz kılmakta' olduğunu gördü. Elini kaşının üzerine koyarak: Ey Cureye dedi. O: Rabbim, annem ve namazım (hangisini tercih edeyim), dedi. Namazını tercih etti. Annesi geri döndü. Daha sonra yanına bir daha geldi. Yine onun namazda olduğunu gördü. Ey Cureye ben senin annenim benimle konuş, dedi. Yine önceki gibi söyledi ... " deyip hadisin geri kalan kısmını zikretti. İmran b. Husayn yoluyla gelen rivayette belirtildiğine göre, annesi yanına üç defa geldi ve ona seslendi. Her birisinde de onu üç defa çağırıyordu. el-A'rec'in, el-İsmail1'deki rivayetinde şöyle demımektedir: "Annem ve Rabbim için kılmakta olduğum namaz. Ben namaz kılmayı anneme tercih ediyorum, dedi ve bu hususu üç defa zikretti." Namaz bölümünün sonlarında Yezid b. Havşeb'in babasından merfu olarak naklettiği şu rivayeti kaydetmiş bulunuyoruz: "Eğer Cureye alim birisi olsaydı, annesine cevap vermesinin namazından daha evla (öncelikli) olduğunu bileçekti." (Annesi dedi ki): "Allah'ım, ona fahişelerin yü.zünü göstermeden caf1lnı alma.'" İmran b. Husayn yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: Annesi kızarak dedi ki: Allah'ım, fahişe kadınların yüzlerine bakmadan Cureye ölmesin. "Sana manastırını altından yapalım, dediler. O: Ancak çamurdan yaparsanız olur (kabul edebilirim), dedi." Vehb b. Cerir yoluyla gelen rivayette: "Siz bunu önceden olduğu gibi çamurdan bina ediniz" dediği belirtilmektedir. Ebu Rafi' yoluyla gelen rivayet de şöyledir: "Ona: Senin bu manastırını yıktığımız için altın ve gümüşten yeniden bina edelim, dediler. O: Hayır, fakat onu önceki hali gibi yeniden yapınız, dedi. Onlar da bunu yaptılar." Ebu Seleme rivayetinde şu fazlalık da vardır: "Onu eski haline getirdiler, o da manastırına geri döndü. Ona: Allah aşkına neden güldün, diye sordular. O dedi ki: Benim gülmemin tek sebebi, annemin bana (vaktiyle) yapmış olduğu bedduadır." . Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Annenin isteğine cevap vermek nafile namaza tercih edilir. Çünkü nafile namazı sürdürmek de nafiledir. Annenin isteğine cevap vermek ve ona karşı iyi davranmak ise vacip (farz)dır. 2- Nevevi ve başkaları der ki: Annesinin ona yaptığı bedduanın kabul ediliş sebebi namazını kısa kesip, annesine cevap vermesinin mümkün oluşu idi. Fakat o muhtemelen manastırından ayrılmaya, dünyaya ve dünya ile alakalı işlere tekrar geri dönmeye kendisini çağıracağından korkmuştu. Nevevi böyle demektedir. Ancak bu su götürür bir iddiadır. Çünkü daha önce de geçtiği gibi annesi yanına gelir, o da onunla konuşurdu. Görüldüğü kadarıyla annesi onu özler, onu ziyarete gelir, onu görmek ve onunla konuşmak ile yetinir idi. Sanki onun namazını çabuklaştırıp, annesinin isteğine cevap vermeyişinin sebebi, namazdaki huşuunun kesileceğinden korkması idi. Namaz bölümünün sonlarında geçen Yezid b. Havşeb'in babasından diye naklettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Nebi sallal1ahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Eğer Cureyc fakih birisi olsaydı, annesine cevap vermesinin Rabbine ibadet etmekten daha öncelikli olduğunu da bilirdi." Bunu el-Hasen b. Süfyan rivayet etmiştir. Eğer hadisteki mutlak ifadeler yine oldukları gibi mutlak olarak ele alınacak olursa, kılınan namaz nafile yahut farz olsun annenin çağırıp seslenmesi halinde ona cevap vermek için mutlak olarak namazı yarıda bırakmanın caiz olduğu anlaşılır. Bu aynı zamanda Şafiı mezhebinde er-Ruyanl'nin naklettiği bir görüştür. Nevevı de başkalarına tabi olarak şöyle demektedir: Bu durum, onların şeriatinde bu şekilde hareket etmenin mubah olması demektir. Fakat bu da su götürür bir iddiadır. Ben bu hususu daha önce Namaz bölümünün sonlarında ele almış bulunuyorum. Şafillerce daha sahih olan görüş budur. Eğer namaz nafile olup, cevap vermeyi terk etmekten dolayı babanın rahatsız olacağı biliniyor ise, o takdirde ona cevap vermek icap eder, aksi takdirde icap etmez. Şayet namaz farz olup, vakit de daralmış ise onun isteğine cevap vermek vacip değildir. Eğer vakit dar ise İmamu'l-Harameyn'e göre cevap vermek vacip olur. Başkası ise ona muhalefet etmiştir. Çünkü namaza başlandı mı onun tamamlanması gerekir. Malikilere göre nafile namaz kılarken babanın çağrısına cevap vermek, namazı ürdürmekten daha faziletlidiri. Kadı Ebu'I-Velid'in naklettiğine göre ise bu sadece anneye ait bir özellika için sözkonusu değildir. 3- Hadisten anne babaya karşı iyi davranmanın, onların isteklerine -çocuğun mazereti bulunsa dahi- cevap vermenin büyük önemi anlaşılmaktadır. Fakat burada durum maksatıara göre farklılık arzedebilir. 4- Kişinin eli altındakiler eğer tehdit edilmelerini gerektiren bir şey yapacak olurlarsa, onlara karşı merhametli davranmak gerekir. Çünkü Cureyc'in annesi ona kızmakla birlikte ona yaptığı özel beddua dışında beddua etmedi. Eğer ona karşı yumuşak davranma yolunu seçmemiş olsaydı, bu kötü işi bizzat kendisinin işlemesi ya da katil olması için beddua ederdi. 5- Allah'a karşı samimi ve sadakat sahibi olan kimselere fitnelerin zararı olmaz. 6- Sözü geçen Cureyc'in yakıninin ne kadar güçlü ve Allah'a güvenin ümidinin ne kadar sağlam olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü adeten yeni doğmuş bir çocuğun konuşmaması sözkonusu olmakla birlikte o, küçük çocuğun konuşmasını istemiştir. Çocuğun konuşacağına dair Allah'a karşı duyduğu güven sağlam olmasaydı Allah, onun konuşmasını itemezdi. 7 - İki iş birbiriyle çatışacak olursa onlardan daha önemlileri hangisiyse ona başlanır. Şanı yüce Allah da gerçek dostları belaya maruz kaldıkları takdirde onlara çıkış yollarını gösterir. Ancak bu, onları daha bir arındırmak ve onlara daha çok sevap vermek amacı ile bazı vakitlerde bazıları için gecikebilir. 8- Evliyanın kerametinin sabit olduğu, onların tercih ve istekleri ile keramet göstermelerinin sözkonusu olabileceği de anlaşılmaktadır. 9- Hayasızlık işlemiş bir kimsenin, riayet edilmesi gereken bir hürmeti kalmaz. Önemli işlerde yüce Allah'a sığınmak isteyen bir.kimse, namaz kılmak suretiyle ona yönelir. 10- Bazılarının iddialarının aksine abdest, yalnızca bu ümmete ait bir özellik değildir. Bu ümmete ait olan ise ahirette ğurra ve tahdl (denilen abdest nurunun kolların dirseklerden yukarı, ayakların da topuklardan yukarı yıkanması neticesinde görülecek olan nur)dur. Yine daha önce İbrahim kıssasında Sara'nın zorba hükümdar ile birlikte başından geçenlere dair anlatılan haberde benzeri bir durum geçmiş bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Yakışıklı" güzelliği olan, görünüşü, kılığı kıyafeti güzel, görenin hayran olup, işaret ederek göstereceği türden birisi, diye açıklanmıştır. "Annesi oğluna: Neden, diye sordu?" Yani anne oğluna bu şekilde konuşmasının sebebini sordu. Hadisten anlaşıldığına göre dünyadakilerin tasavvurları, zahiri hayal edebildiği yere kadar gider ve orada durur. Bundan dolayı mevcut halin kötülüğünden korkar. Oysa tahkik ehli olanlar böyle değildir. Onlar bMın! hakikat ile birlikte olurlcG. Bundan dolayı iç dünyalarının güzelolması halinde başka şeylere aldırmazlar. Nitekim yüce Allah'ın Karun'un arkadaşları ile ilgili naklettiklerinden de bu anlaşılmaktadır. O karşılarına ihtişam ve debdebesiyle çıktığında bazıları şöyle demişti: "Keşke Karun'a verilen gibi bize de verilseydi. .. Kendilerine ilim verilenler ise dediler ki: Vah size ... Allah'ın sevabı daha hayırlıdır."[Kasas, 79-80] Bu hadisten anlaşıldığına göre, insanlar hayır dilernek konusunda çocuklarını kendilerine tercih edecek bir tabiatta yaratılmışlardır. Çünkü kadın çocuğu için hayır istemiş, ondan kötülüğün uzaklaştırılmasını dilemiş fakat kendisi adına bir şey istememiştir. "Sanki o Zutlulardan bir adamdı." Yani siyahilere benzeyen birisi idi. "Ancak Mesih Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü adeta patlak" yani öne çıkmış olduğu açıkça görülen "bir üzüm tanesini andırır." "Salim'den" ile kastedilen Abdullah b. Ömer'in oğlu Salim'dir. "Ben uyurken" (rüyamda) "Ka'be'yi tavaf ettiğimi gördüm." Bu onun bu seerki Nebileri görmesinin daha önce Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste geçen görmekten farklı olduğunu göstermektedir. Çünkü Ebu Hureyrelnin rivayet ettiği hadiste anlatılanlar İsra gecesinde olmuştu. Her ne kadar İsra'nın tamamıyla rüyada olduğu söylenmiş ise de doğru olan İsra'nın uyanık halde iken gerçekleştiğidir. "İnsanlar arasında Meryem oğluna en yakın olan benim." Abdurrahman b. Ebi Amra'nın, Ebu Hureyre'den diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa'ya dünyada da, ahirette de en yakın olan kişi benim." Bu da insanlar arasında onun en hası ve ona en yakın olan kişi benim, demektir. Çünkü o Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisinden sonra geleceği müjdesini vermiştir. "Enbiya anneleri farklı kardeşler gibidir." Sözü geçen Abdurrahman yoluyla gelen rivayette "nebiler anneleri ayrı kardeşlerdir" şeklindedir. (Anneleri ayrı diye Türkçeleştirilen) ei-AHat, kuma olan kadınlar demektir. Çünkü birisi bir kala evlendikten sonra bir başkası ile evlenecek olursa ondan içmiş gibidir. Çü (mastarını teşkil eden) el-alel, ardı arkasına su içmek anlamına gelir. Annelerı ayrı kardeşler (evladu'l-allat) ise anneleri farklı, babaları bir kardeşler demektir. Hadisin anlamı da şudur: Onların dinleri asıl itibariyle birdir, bu asıl da tevhittir. Şeriatın fer'i hükümlerinde farklılık olsa bile. Maksadın farklı zamanlarda gönderilmeleri olduğu da söylenmiştir. "Benimle onun arasında bir nebi yoktur." Bunu insanlar arasında İsa'ya en yakın olanın kendisi olduğu şeklindeki sözüne delil gibi göstermiş görünmektedir. O bunu İsa'dan sonra bizim Nebiimizin dışında bir Nebi gönderilmediğine de delil göstermiştir .. "Gözümü yalanladım." Kurtubi der ki: İsa'nın hırsızlık yapan adama: "Sen hırsızlık yaptın" şeklindeki ifadesinin zahirinden anlaşıldığına göre, adamın hırsızlık yaptığı kesin olarak dile getirilen bir husustur. Çünkü o koruma altında olan bir malı gizlice aldığını görmüştü. Adamın ise "Asla hayır" demesi bunu reddetmek anlamındadır. Daha sonra da bunu yemin ile pekiştirmiştir. İsa'nın: "Ben Allah'a iman ettim, gözümün gördüğünü de yalanladım" sözüne gelince, ben Allah adına yemin edeni tasdik ederim. Alınan o şeyin bana hırsızlık olarak görünmesi halini de yalanlarım. Çünkü adamın hakkı olan bir malı almış olma ihtimali vardır yahut o malın sahibi o kimseye o malı atmış olmasına izin vermiş olabilir. Onu alıp evirip çevirmek ve onu görmek maksadıyla almış, gasp ya da onu ele geçirmek maksadını da gütmemiş olabilir. (Kurtubi devamla) dedi ki: Bununla birlikte İsa'nın bu sözü kesin bir ifade anlamını da taşımayabilir. O "hırsızlık yaptın" derken ona hırsızlık mı yaptın, diye sormak istemiş de olabilir. Bu durumda soru edatı hazfedilmiş demektir. Bu da . kurallara uygun bir kullanımdır ve çokça görülen bir şeydir. (Kurtubi'nin açıklamaları burada sona ermektedir.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "İsa, hırsızlık yapan bir adam gördü" diye kat'i bir ifade kullanmışken bunu soru kastıyla söylemiş olma ihtimali uzaktır. O malın alınmasının onun için helal olma ihtimali de 'Yine Nebi efendimizin kesin olarak kullandığı aynı ifade dolayısıyla uzak bir ihtimaldir. Birinci ihtimal Kadı lyad'ın açıklamalarından alınmıştır. Fakat İbnu'l-Kayyim "İğasetu'l-lehfan" adlı eserinde ona şöylece cevapvermektedir: Bu oldukça zorlanılarak yapılmış bir açıklamadır. Hakikat şu ki, Hz. İsa yüce Allah'ın, İsa'nın kalbinde herhangi bir kimsenin yalan yere adını zikredip, yemin edemeyeceği kadar büyük bir konumda idi. Bundan dolayı ya yemin edeni itham edecekti ya da kendi gözünü. O da kendi gözünü itham etme yolunu seçti. Nitekim A.dem de İblis kendisine samimiyetle öğüt verdiğine dair nasihatte bulunurken İblis'in doğru söylediğini zannetmiş idi. Derim ki: İbnu'l-Cevzi'nin bu tevili de zorlama olması bakımından Kadı lyad'ınkinden aşağı kalmaz. Benzetme de pek uygun değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Bu hadis, şüphe sebebi ile haddin uygulanmayacağına, özel bilgisine dayanarak hakimin hüküm veremeyeceğine de delil gösterilmiştir. Malikiler ile Hanbelilerin tercih ettiği görüş ise bUİ1un mutlak olarak sözkonusu olmayacağı şeklindedir. Şafi1lere göre ise hadler dışında (hakimin özel bilgisine göre hüküm vermesi) caizdir. İşte bu hadise de bundan (hadler türünden)dir. İleride buna dair geniş açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde gelecektir.(7161nolu hadis) "Beni aşırı övmeyiniz." Batıl iddialarla beni övmeye kalk]şmayınız. "Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı övdükleri gibi." Çünkü onlar İsa'nın ilah olduğunu ve daha başka özelliklere sahip olduğunu iddia etmişlerdir. "Kişi cariyesini güzel bir şekilde tedib ederse" sözü ile ilgili açıklamalar nikah bölümünde gelecektir. (5083 nolu hadis) "Kişi İsa'ya iman ettikten sonra bana da iman ederse ona iki ecir vardır" hususu ile ilgili olarak çeşitli konular, yeterli açıklamalarıyla İlim bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(97 nolu hadis) Hadiste İsa ile bizim Nebiimiz sallallahu a1eyhi ve sellem arasında herhangi bir nebi gelmemiş olduğuna işaret edilmektedir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki fazla zaman geçmeden Meryem oğlu aranızda adaleti i bir hakem olarak inecektir. Haçı kıracaktır, domuzu öldürecektir, savaşı kaldıracaktır, malokadar artacak ki kimse onu kabul etmeyecektir ve nihayet bir tek secde dahi dünyadan ve içindekilerinden hayırlı olacaktır." Daha sonra Ebu Hureyre dedi ki: Dilerseniz; "Kitap ehlinden olup, ölümünden önce ona iman etmeyecek kimse yoktur. O da kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır."[Nisa, 159] buyruğunu okuyabilirsiniz