7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Aişe r.anha'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldikten sonra Ebu Bekir ve Bilal ateşli bir hastalığa yakalandı. (Aişe) dedi ki: Onların yanlarına girdim. Babacığım, kendini nasıl buluyorsun, dedim. Ey Bilal kendini nasıl buluyorsun, diye sordum. (Aişe) dedi ki: Ebu Bekir hummaya yakalandı mı şöyle derdi: "Aile halkı arasında sabahı eden herkese Ölüm daha yakındır, ayakkabısının bağından." Bilal'in de humması kesildi mi yüksek sesle (ağlayarak) şöyle derdi: "Ah keşke bilsem acaba geçirecek miyim bir gece Etrafında izhir ve küçük otların bittiği bir vadide Bir gün olsun Micenne sularına varacak mıyım Mekke'ye yakın Şame ve Tam tepelerini görebilecek miyim?" Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip, ona durumu haber verince şöyle dedi: Allah'ım, Mekke'ye olan sevgimiz gibi ya da daha fazlasıyla Medine'yi bize sevdir ve (havasını) sağlıklı kıl. Bizim için sa'ını ve muddunu bereketli kıl. Onun hummasını başka yere naklederek el-Cuhfe'ye koy." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Medine'ye geldik." Ebu Usame'nin Hişam'dan diye naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Orası da Allah'ın arzının vebası en çok olan bir yer idi." Muhammed b. İshak'ın, Hişam b. Urve'den rivayeti de buna yakın olup, orda şu fazlalık da vardır: "Hişam dedi ki: Medine'nin vebası cahiliye döneminde bilinen bir husustu. Bir kimse oraya girip de onun vebasından kurtulmak isterse ona, anır derlerdi. O da eşeğin anırdığı gibi anırırd!." "Ateşli hastalıklıdan kasıt hummadır
Urve b. Zübeyr'den rivayete göre; Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar kendisine haber vererek dedi ki: "Osman'ın yanına girdim. Kelime-i şahadet getirdikten sonra dedi ki: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile gönderdi. Ben de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul eden Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gönderileniere iman eden birisi oldum. Sonra da iki defa hicret ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e damat oldum, ona bey'at ettim. Allah'a yemin ederim, yüce Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar ona ne isyan ettim, ne de onu aldattım
İbn Şihab dedi ki: Bana Ubeydullah b. Abdullah'ın haber verdiğine göre İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: "Abdurrahman b. Avf, Ömer'in yaptığı son haccı esnasında Mina'da iken ailesinin yanına döndü. Ömer beni görünce: Ey Abdurrahman, dedi. Ben: Ey mu'minlerin emiri dedim. Şüphesiz hac mevsiminde sıradan ve anlayışsız insanlar da bir araya gelir. Benim görüşüme göre Medine'ye varıncaya kadar bu işe mühlet vermendir. Çünkü orası hicret, sünnet ve esenlik yurdudur. Orada fıkıh ehli, insanların eşrafı ve görüş sahipleri ile baş başa kalırsın. Ömer dedi ki: Andalsun Medine'de (hitap etmek üzere) ayağa kalkacağım ilk günde ayağa kalkıp (şunları) söyleyeceğim
Harice b. Zeyd b. Sabiften rivayete göre; "(Ensar) hanımlarından birisi olan ve Nebi s.a.v.'e da bey'at etmiş bulunan Ümmü'l-Ala'nın kendisine haber verdiğine göre muhacirlerin (hangilerinin kimin yanında) barınacağını tespit etmek üzere kura çektiklerinde kendileriyle beraber kalmak üzere kurada Osman b. Maz'un çıkmıştı. Ümmü Ala dedi ki: Osman b. Maz'un yanımızda hastalandı. Ben de vefat edinceye kadar ona hasta bakıcılık yaptım. Onu elbiselerine sardık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza girdiğinde: Ben ey Ebu's-Saib Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Senin için şahadet ederim ki andolsun Allah sana ikramda bulunmuştur, dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ın ona ikramda bulunmuş olduğunu nerden anladın? Ümmü el-Ala dedi ki: Ben ona: Ey Allah'ın Resulü babam anam sana feda olsun, eğer ona ikram etmemişse kime ikram edeceğini bilemiyorum, dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Allah'a yemin ederim, ona şu anda yakın gelmiş bulunuyor. Allah'a yemin ederim, onun lehine hayır ümid ediyorum. Bununla birlikte ben Allah'ın ResuIü olduğum halde Allah'a yemin ederim ki bana neler yapılacağını bilmiyorum. Ümmü el-Ala dedi ki: Allah'a yemin ederim, ondan sonra kimseyi tezkiye etmeyeceğim. Ümmü Ala dedi ki: Ama bu durum beni Ülmüştü. Uyudum, Osman için akan bir pınar gördüm. Gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gördüğüm rüyayı haber verdim. O, onun amelidir, dedi
Aişe r.anha dedi ki: "Buas günü, yüce Allah'ın Resulü lehine ve İslama girişlerine zemin olmak üzere önceden hazırlamayı takdir buyurduğu bir gün olmuştu. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiğinde onların ileri gelenleri darmadağın olmuş, önderleri öldürülmüş bulunuyordu
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Bir ramazan bayramı -yahut kurban bayramı- günü yanında Buas günü Ensarın çalıp oynadıkları sözleri nağmeli olarak söyleyen iki cariyenin de bulunduğu bir sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yanında bulunuyorken Ebu Bekir r.a. yanlarına girdi. Ebu Bekir -iki defa-: Şeytanın çaIgıIarı mı deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve SellemşöyIe buyurdu: Onlara ilişme ey Ebu Bekir, her bir toplumun bir bayramı vardır. Bizim bayramımız da işte bu gündür
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince, Medine'nin üst taraflarında Amr b. Avf oğulları diye anıIan bir topIuIuğun arasında konakladı. (Enes) dedi ki: AraIarında ondört gün ikamet etti. Sonra Neccar oğullarından ileri geIen bazı kimseIere haber gönderdi. (Enes) dedi ki: KılıçIarını kuşanmış oIarak geIdiler. Sanki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bineği üzerinde, Ebu Bekir de terkisinde, Neccar oğullarından o gelenleri de onun etrafında görüyor gibiyim. Nihayet (eşyaları) Ebu Eyyub'un a\Zlusuna bırakıldı. (Enes) dedi ki: Allah Resulü namaz vakti nerede girerse, orada namaz kılardı. Koyun ağılıarında dahi namaz kıldığı olurdu. Daha sonra mescidin bina edilmesini emretti. Neccar oğullarından ileri gelen kimselere haber gönderdi. Onlar da gelince dedi ki: Ey Neccar oğulları, bana bu bahçenizin bedelini söyleyiniz. Onlar Allah'a yemin ederiz olmaz. Biz bunun bedelini Allah'tan başkasından istemeyiz dediler. (Enes) dedi ki: Orada şimdi size söyleyeceklerim vardı: Orada müşriklerin bazılarının kabideri, bir takım yıkık kalıntılar ve birkaç hurma ağacı vardı. Resulullah s.a.v.'in emriyle müşriklerin kabideri açıldı (başka yere taşındı). Yıkıklar dümdüz edildi, hurma ağaçları da kesildi. (Enes) dedi ki: Hurma ağaçlarını mescidin kıble tarafına dizdiler. Onun kapısının iki yanını ise taştan yaptılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlarla birlikte olduğu halde taşları taşıyor ve recez vezninde şöyle diyorlardı: 'Allah'ım, ahiret hayrı dışında yoktur bir hayır Sen Ensar ile muhacirlere yardım et.' " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bana bedelini söyleyiniz." Yani burayı bana bedeliyle satınız. "Resulullah s.a.v.'in emriyle müşriklerin kabirleri açıldı." İbn Battal der ki: İlim adamlarından herhangi bir kimseden müşriklerin kabirlerinin yeri mescid edinilsin diye açılacağına dair bir ifade tespit edemedim. Evet, mal buı mak isteği ile kabirlerin açılışı hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunu caiz kabul ederken, Evzaı bunu kabul etmemiştir. Ancak bu hadis bu işin caiz oluşuna bir delildir. Çünkü müşrik bir kimsenin hayatta olsun, ölmüş olsun herhangi bir saygınlığı yoktur. Bununla alakah gerekli araştırma Mescidler bölÜmünde (428. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Recez vezninde söylüyorlardı. .. " Bu sahih kabul edilen görüşe göre bir şiir türüdür
Abdurrahman b. Humeyd, ez-Zühri dedi ki: Ömer b. Abdu'l-Aziz'i en-Nemr'in kızkardeşinin oğlu Saib'e şunu sorarken dinledim: Mekke'de kalmak hususunda ne dinlemişsin? Dedi ki: el-Ala b. el-Hadramı'yi şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Muhacir için sader tavafından sonra üç gün kalmak hakkı vardır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Muhacir bir kimsenin menasikini bitirdikten sonra Mekke'de ikamet etmesi." Menasikten kas ıt hac ya da umre ibadetinin gerekleridir. "el-Ala b. el-Hadraml"nin adı Abdullah b. İmad'dır. Umeyye oğulları ile antlaşması olan birisi idi. el-Ala üstün bir sahabi idi. Nebi s.a.v. onu Bahreyn'e vali tayin etmişti. Duası kabul edilen birisi idi. Ömer r.a.'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir. Buhari'de bunun dışında ondan gelen bir hadis rivayeti bulunmamaktadır. "Muhacir için sader tavafından sonra üç gün kalmak hakkı vardır." Maksat Mina'dan dönüşten sonradır. Bu Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Mckke fethedilmeden önce oradan I-ıicret etmiş olan bir kimsenin Mekke'de ikamet etmesi haram idi. Fakat hac ya da umre menasikini bitirdikten sonra Mekke'ye giden kimsenin orada en fazla üç gün kalmasına izin verilmiştir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sa'd b. Havle'nin Mekke'de ölmesi üzerine üzüntüsünü belirten ifadeler kullanmıştır. 2- Bundan şu hüküm çıkartılır: Üç gün süreli bir ikamet kişiyi misafir (yolcu) olmaktan çıkarmaz. Bununla birlikte ed-Davudı'nin kullandığı ifadelerden bunun ilk muhacirlere mahsus olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunun ilk muhacirler diye kayıtlanmasının hiçbir anlamı yoktur. Nevevı der ki: Bu hadisin anlamı şöyledir: Mekke'den hicret eden kimseler için Mekke'yi yurt (vatan) edinmek haramdır. lyad da bunun cumhurun görüşü olduğunu naklederek şunları söylemektedir: Bununla birlikte Mekke fethedildikten sonra bir kesim bunun caiz olduğunu söylemiştir. İlim adamları bu görüşü sözü geçen hicretin farz olduğu zaman hakkında yorumlamışlardır. (Devamla) dedi ki: Bununla beraber herkes Mekke fethedilmeden önce hicret edip, Medine'de yerleşmenin vacip olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Çünkü böylelikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yardım edilmiş ve canı ile de onun yanında yer anılmış olunur. Muhacir olmayan kimselerin ise ister Mekke, ister bir başkası olsun istediği herhangi bir yerde yerleşmesi ittifakla caiz kabul edilmiştir. (Kadı Iyad'ın sözleri burada sona ermektedir.) Bundan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine dışında ikamet edip yerleşmeye izin verdiği kimseler istisna edilmiştir. 3- Bu hadis veda tavafının hac menasikinden olmayıp, bağımsız bir ibadet olduğuna da delil gösterilmiştir. Mezheb(imiz)deki iki görüşün daha sahih olanı budur. Çünkü bu hadiste: "Nüsüklerini bitirdikten sonra" denilmektedir. Zira veda tavafından sonra Mekke'de kalmak sözkonusu değildir. Eğer Mekke'de kalacak olursa bu durumda veda tavafı olmaktan çıkar. Kurtubı der ki: Bu hadis ile kastedilen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yardımcı olmak amacıyla Mekke'den Medine'ye hicret eden kimselerdir. Bununla Mekke'nin dışındaki bir yerden hicret edenler kastedilmemiştir. Çünkü bu cevap onların Mekke'de ikamet etmek istememeleri ile ilgili olarak sordukları soruya cevap olarak verilmiştir. Zira onlar Mekke'yi Allah için terk etmiş bulunuyorlardı. Allah ResLılü de onlara bu şekilde cevap vermiş, üç gün süre ile kalmanın orada ikamet etmek anlamına gelmeyeceğini haber vermiştir. (Devamla) der ki: lyad'ın sözkonusu ettiği görüş ayrılıkları ise daha önce geçmiş olanlar hakkındadır. Acaba, dini hususunda fitneye maruz kalmaktan korktuğu bir yerden dinini kurtarmak amacı ile kaçan bir kimse, bu fitne hali sona erdikten sonra o yere geri dönebilir mi, hususu ile ilgili görüş ayrılıkları da buna göre ileri sürülebilir mi? Şöyle demek mümkündür: Şayet muhacirlerin yaptığı gibi orayı Allah için terk etmiş ise, hiçbir şekilde geri dönmesi sözkonusu olamaz. Eğer dinini kurtarmak amacıyla orayı terk etmiş ve bizatihi orayı terk etmek maksadını gütmemiş ise aynı yere (fitneye maruz kalma halinin sona erişinden sonra) gelebilir. (Kurtubi'nin ifadeleri burada sona ermektedir) Bu görüş güzel ve uygundur. Ancak bunun gayrimenkul yahut evleri geride bırakan kimseler ile tahsis edilmiştir. Fakat meselenin bununla tahsisine ihtiyacı yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Sehl b. Sa'd dedi ki: "Ne Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebi olarak gönderilişinden, ne vefatından itibaren (yılları) saymaya başladılar. Onlar ancak onun Medine'ye gelişinden itibaren saydılar
Aişe r.anha dedi ki: "Namaz iki rekat olarak farz kılındı. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicret etti, dört rekat olarak farz kılındı. Sefer (yolcu) namazı ise önceki hali gibi bırakıldl." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tarih" Cevheri der ki: Tarih, vaktin tarif edilmesi demektir. "Tarihi nereden başlattılar." O bu ibareleriyle bu husustaki görüş ayrılıklarına işaret etmiş gibidir. es-Süheyll'nin belirttiğine göre ashab-ı kiram tarihi yüce Allah'ın şu buyruğundan hareket ederek hicret ile başlatmışlardır: "İlk gününden temeli takva üzere kurulan mescid içinde (namaza) durman, elbette daha layıktır. "[Tevbe, 108] Bilindiği gibi buradan kasıt, mutlak olarak ilk gün değildir. Böylelikle bunun zikredilmemiş bir şeye izafe edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu ise yüce Allah'ın İslamı aziz kılıp güçlendirdiği, Nebi s.a.v.'in Rabbine güvenlik içerisinde ibadet ettiği ilk zamandır. Bu zamanda mescidi bina etmeye başlamıştır. Bu sebeple ashab-ı kiram da tarihi o günden başlatmayı uygun görmüşlerdir. Onların bu uygulamalarından yüce Allah'ın "ilk günden" ibaresinden İslam tarihinin ilk günü ibaresi anlaşılmıştır. (Evet, es-Süheyll) böyle demektedir. Hatıra ilk gelen ise yüce Allah'ın: "İlk gününden" buyruğunun Nebi s.a.v.'in ve ashabının Medine'ye ilk girdikleri gün olduğudur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Medine'ye gelişinden" yani geliş zamanından kastettiği, geldiği ay değildir. Çünkü tarih başlangıcı senenin başından itibarendir. Bazıları tarihi hicret ile başlatmanın bir münasebetle olduğunu da açıklayarak şöyle demektedir: Nebi s.a.v. ile ilgili tarihe başlangıç olarak alınması mümkün olan hususlar doğumu, ona Nebiliğin verilmesi, hicreti ve vefatı olmak üzere dört husustur. Onlar tarihi hicretten başlatmanın daha uygun olduğunu gördüler. Çünkü doğum ve Nebilik tarihlerinin yılolarak tayin edilmesi halinde ihtilaftan kurtulmak mümkün değildi. Vefat tarihini kabul etmeyişlerinin sebebi ise, vefatının sözkonusu edilmesiyle birlikte onun için üzüntünün tazeleneceğidir. Bundan dolayı tarihe başlangıç olarak sadece hicretin alınabileceği ortaya çıkmış oldu. Rebiu'l-ewel ayından Muharrem ayına ertelemelerinin sebebine gelince, hicret etme kararının Muharrem ayında verilmiş olmasıdır. Çünkü bey'at Zülhicce'de gerçekleşmiştir. Sözkonusu beyfat (Akabe beyTatil ise hicretin bir mukaddimesi durumundadır. Bu nedenle bey'atten sonraki ilk ay ve hicrete karar verilen ay, Muharrem ayı oldu. Bundan dolayı Muharrem ayının başlangıç kabul edilmesi uygun görülmüştür. Bu, benim Muharrem ayını başlangıç olarak kabul edilmesi ile gördüğüm açıklamaların en güçlü olanıdır. 49. NEBİ S.A.V.'İN: "ALLAH'IM, ASHABIMIN HİCRETLERİNİ KABUL BUYUR" DİYE DUASI VE MEKKE'DE ÖLEN KİMSELER İÇİN AĞITTA BULUNMASI)
Amir b. Sa'd b. Malik, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccı senesinde ölümün kertesine geldiğim bir hastalık dolayısıyla beni ziyaret etti. Ey Allah'ın Resuılü dedim. Hastalığım gördüğün dereceye ulaştı. Ben mal varlığı olan birisiyim. Bir kız çocuğumdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini tas ad du k edeyim mi? Allah Resulü, hayır dedi. Sa'd, peki, onun yarısını tasadduk edeyim mi, diye sordu. Allah Resulü, ey Sa'd, üçte birini tasadduk et. Üçte biri de çoktur ya. Çünkü senin mirasçılarını arkanda zengin olarak bırakıp gitmen, onları insanlara el avuç açacak şekilde fakir olarak bırakmandan hayırlıdır. -Ahmed b. Yunus, İbrahim'den naklen: Zürriyetini bırakman diye zikretmiştir.- Üstelik sen Allah'ın rızasını arayarak her ne harcayacak olursan mutlaka Allah onun karşılığında sana ecir verir. Hatta hanımın ağzına koyduğun bir lokmanın bile. Ben, ey Allah'ın Resulü, ashabımdan geri kalacak mıyım diye sordum. O şöyle buyurdu: Sen geri bırakılıp da Allah'ın rızasını arayarak bir amelde bulunacak olursan mutlaka o amelin sebebiyle derecen artar ve merteben yükselir. Muhtemelen sen birtakım kimselerin seninle faydalanacağı, bir takım kimselerin de senden zarar göreceği bir vakte kadar geri kalacaksın (yaşayacaksın). A1lah'ım, ashabımın hicretlerini kabul buyur. Onları topuklarının üzerine gerisin geri çevirme! Fakat zavallı Sa'd b. Havle ... Bu sözleriyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de vefatı dolayısıyla üzüntüsünü dile getirmiş oldu."." Ahmed b. Yunus ile Musa, İbrahim'den: "Mirasçılarını bırakman" diye rivayet etmişlerdir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: A1lah'lm, ashabımın hicretlerini kabul buyur, demesi. .. ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke'de vefat edenler için üzüntüsünü dile getirmesi. .. " Burada maksat, hicret edip terk ettiği şehirde öldüğünden ötürü onun için üzülmektir
Enes r.a. dedi ki: "Abdurrahman b. Avf (Medine'ye) geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla Ensardan Sa'd b. er-Rabi'i kardeş yaptı. Sa'd kendisine hanımlarından birisini ve malının yarısını ona vermeyi teklif etti. Abdurrahman, Allah hanımlarını da, malını da senin için mübarek kılsın. Sen bana pazarın yolımu göster, dedi. Bir parça keş ve biraz da yağ kar etti. Günler sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onun üzerinde safran kokusu bulaşmış olarak gördü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne haber ey Abdurrahman, dedi. Abdurrahman: Ey Allah'ın Resulü, Ensardan bir kadın ile evlendim deyince, Allah Resulü: Sen ona (mehir olarak) ne verdin, diye sordu. O: Hurma çekirdeği ağırlığınca altın, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bir koyun ile dahi olsa düğün ziyafeti ver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v., ashabı arasında nasıl kardeşlik yaptı." İbn Abdilberr der ki: Ashab arasında kardeşlik kılma olayı iki defa olmuştur. Birisi özelolarak muhacirler arasında olmuştur, bu Mekke'de yapıldı. Birisi de muhacirlerle Ensar arasında yapılmıştır. Burada maksat da odur. İbn Sa'd, Vakidi yoluyla gelen ve tabiinden bir grup kişiye ulaşan bir takım senedIerle şöyle dediklerini rivayet etmektedir: Nebi s.a.v. Medine'ye geldi ve muhacirler arasında kardeşlik yaptığı gibi muhacirlerle Ensar arasında da birbirlerini gözetIemek üzere kardeşlik yaptı. Önceleri birbirlerine mirasçı dahi oluyorlardı. Bunlar doksan kişi idi. Bazıları muhacirden, bazıları Ensardan idiler. Yüz kişi oldukları da söylenmiştir. Yüce Allah'ın: "Akrabalar ... "[Enfal, 75] buyruğu nazil olunca bu kardeşlik sebebiyle aralarındaki mirasçılık da sona ermiş oldu. Derim ki: İleride Feraiz (miras hukuku) bölümünde geleceği üzere İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Muhacirler Medine'ye geldiklerinde muhacir olan kimse akrabalık bağı olanlar bir tarafa Nebi s.a.v.'in aralarında yaptığı kardeşlik sebebiyle, kardeşlik vasfıyla Ensardan olana mirasçı oluyordu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu." es-Süheyll der ki: Allah Resulünün ashabı arasında kardeşlik yapmasının sebebi, gurbeti n sebep olduğu yalnızlık duygularını gidermek ve ailelerinden, aşiretlerinden ayrılmanı yalnızlığını unutarak teselli bulmalarını sağlamak, birinin diğerine yardımcı olmasını temin etmektir. İslam güçlenip, herkes ailesiyle bir araya gelip, bu yalnızlığın etkileri de gidince kardeşlik dolayısıyla mirasçı olmayı kaldırdı ve mu'minlerin hepsini kardeş yaparak: "Mürninler kardeştir" buyruğunu indirdi. Maksat da onların birbirlerine karşı sevgi ve daveti n kapsamlı oluşu açısından kardeş olduklarıdır. Muhammed b. İshak da kardeş yapmayı sözkonusu ederek şunları söylemiştir: "Resı1lu!lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicret ettikten sonra ashabına, ikişer ikişer kardeş olun uz dedi. Kendisi Ali ile Hamza, Zeyd b. Harise ile Cafer b. Ebi Talib Muaz b. Cebel ile kardeş oldu." Süneyd'in Tefsir'inde de şöyle denilmektedir: Muaz ile İbn Mes'ud, Ebı1 Bekir ile Harice b. Zeyd, Ömer ile İtban b. Malik kardeş oldular. Namaz girişinde taraflarında Ömer'in: "Ensardan bir kardeşim vardı" sözü de geçmiş bulunmaktadır. Bu kardeşinin kimliği İtban diye açıklanmıştır. Ebı1'd-Derda ve Selman'ın durumunda olduğu gibi, onunla kardeşliği uzun süre de devam etmiş olabilir. Mus'ab b. Umeyr ile Ebu Eyyub, Ebu Huzeyfe b. Utbe ile Abbad b. Bişr, Hatıb b. Ebi Beltaa ile Uveym b. Saide, Selman ile Ebu'dDerda da kardeş olmuşlardı. Kardeşlik ilk olarak Nebi efendimizin Medine'ye ilk gelişi sırasında başladı ve İslama girenlerin ya da Medine'ye gelenlerin çoğalmasına bağlı olarak bu kardeşliği tekrarlamaya devam etti. Hakim ile İbn Abdilberr'in hasen bir senedIe Ebu'ş-Şa'sa'dan, onun İbn Abbas'tan rivayetine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ez-Zubeyr ile İbn Mes'ud'u kardeş yapmıştır." Her ikisi de muhacirdirler. Derim ki: Ayrıca ed-Dıya bunu el-Muhtare adlı eserinde Taberani'nin el-Mu'cemu'I-Kebir adlı eserinden, diye rivayet etmiştir. İbn Teymiye'de açıkça el-Muhtare'deki hadislerin Müstedrek'teki hadislerden daha sahih ve kavi olduklarını belirtmiştir. Kardeşlik ile alakalı birinci kıssayı Hakim Cumey' b. Umeyr yoluyla İbn Ömer'den diye şöylece rivayet etmiştir: "Resulullah s.a.v. Ebu Bekir ile Ömer, Talha ile ez-Zubeyr, Abdurrahman Avf ile Osman'ı kardeş yapmıştır. -Bir topluluğun da ismini zikrettikten sonra şunları söylemektedir:- Ali dedi ki: Ey Allah'ın Resulü sen ashabın arasında kardeşlik yaptın ya benim kardeşim kim? Allah Resulü: Senin kardeşin benim diye buyurdu." Bu rivayet daha önce geçenlere katılacak olursa, bu yolla daha bir güçlenmiş olurlar. 51. BAB
Enes'den rivayete göre "Abdullah b. Selam'a Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye ulaştığı haberi gelince, onun yanına bazı hususları sormak üzere gitti ve dedi ki: Ben sana bir nebiden başkasının bilmediği üç hususu soracağım: Kıyametin ilk al am eti nedir? Cennetliklerin ilk yiyeceği yemek ne olacaktır? Evlat ne diye babasına ya da annesine çeker? Allah Resulü şöyle buyurdu: Bunu az önce Cibril bana haber verdi. İbn Selam dedi ki: Bu Yahudilerin düşman kesildiği melektir. Allah Resulü şöyle buyurdu: Kıyametin ilk alameti, insanları doğudan batıya doğru sürükleyip toplayan bir ateş olacaktır. Cennetliklerin yiyeceği ilk yemek, balığın kara ciğerinin ziyadesi olacaktır. çocuğa gelince erkeğin suyu kadının suyunu geçerse çocuk ona benzer. Eğer kadının suyu erkeğin suyunu geçerse çocuk ona benzer. (Abdullah b. Selam) dedi ki: Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve senin Allah'ın Rest1lü olduğuna şehadetederim. (Daha sonra) dedi ki: Ey Allah'ın Resuıü, Yahudiler iftiracı bir kavimdir. Onlara benim Müslüman olduğumu bilmelerinden önce benim hakkımda soru sor. Yahudiler gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Aranızda Abdullah b. Selam nasıl bir adamdır diye sordu. Onlar: Bizim de hayırlımızdır, en hayırlımlZın da oğludur. Bizim de en faziletlimizdir, en faziletlimizin de oğludur. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle sordu: Peki Abdullah b. Selam Müslüman olursa ne dersiniz? Onlar: Böyle bir şeyden Allah onu korusun, dediler. Aynı soruyu onlara tekrar sorunca onlar da az önceki gibi cevap verdiler. Abdullah b. Selam yanlarına çıkarak: Allah'tan başka hiçbir ilahın olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ederim, dedi. Bu sefer Yahudiler: Bizim kötümüz, aramızdaki en kötünün oğlu, diyerek onun değerini küçültücü sözler kullandılar. (Abdullah b. Selam): İşte ben bundan korkuyordum ey Allah'ın Resulü, dedi
Abdurrahman b. Mut'im dedi ki: "Benim bir ortağım pazarda vadeli olarak birkaç dirhem sattı. Ben: Subhanallah, bu uygun mudur dedim. O da: Subhanallah, Allah'a yemin ederim ben bunu pazarda sattım fakat kimse beni ayıplamadı, dedi. Bunun üzerine ben de Bera b. A'zib'e sordum. Şöyle dedi: Biz bu şekilde alışveriş yaptığımız halde iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Medine'ye) geldi ve şöyle buyurdu: Elden ele yapılan alışverişIerde bir beis yoktur. Fakat vadeli olanlar uygun olmaz. Sen yine de Zeyd b. Erkam'ın yanına git. Ona sor, çünkü aramızda ticareti en büyük olan o idi. Zeyd b. Erkam'a sordum, bana onun dediği gibi dedi." Bir seferinde de Süfyan dedi ki: "Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem biz alışveriş yapıyor iken Medine'ye yanımıza geldi. .. Ayrıca: Mevsime ya da hacca kadar vadeli olarak, demiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kıyametin ilk alameti, onları doğudan batıya doğru toplayacak bir ateş olacaktır." İleride Rikak (kalbi yumuşatıcı hadisler) bölümünün sonlarına doğru buna dair yeterli açıklamalar gelecektir. "Cennetliklerin ilk yiyeceği yemek balığın kara ciğerinin ziyadesi olacaktır." Ziyade ciğere asılı fakat ondan bağımsız bir fazlalıktır. Yiyecek olarak çok lezzetlidir. Onun en rahat yenilen ve en güzel sindirilen yemek olduğu da söylenir. "Çocuk ... a benzer" Müslim'de Aişe yoluyla gelen hadiste: "Erkeğin suyu kadının suyundan daha üste çıkarsa amcalarına benzer. Kadının suyu erkeğin suyundan üste çıkarsa dayılarına benzer" denilmektedir. "İftiracı bir kavimdirIer." (Buhtan edenler anlamındaki "buht" kelimesinin tekili), uydurduğu iftira dolayısı ile karşısındaki dinleyeni dehşete düşüren kimse demektir. "Benim bir ortağım pazarda vadeli olarak bir kaç dirhem sattı." Buna dair açıklamalar daha önce Ortaklık bölümünde (2497. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Burada hadisten maksat, sahabenin zikrettiği: "Biz ... alışveriş yaparken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza Medine'ye geldi" sözüdür. Bundan anlaşıldığına göre o istisna ettiği türler dışında onları yapar bulduğu muamelata itiraz etmemiştir. İstisna ettiği hususları da onlara açıklamıştır
Abdurrahman b. Mut'im dedi ki: "Benim bir ortağım pazarda vadeli olarak birkaç dirhem sattı. Ben: Subhanallah, bu uygun mudur dedim. O da: Subhanallah, Allah'a yemin ederim ben bunu pazarda sattım fakat kimse beni ayıplamadı, dedi. Bunun üzerine ben de Bera b. A'zib'e sordum. Şöyle dedi: Biz bu şekilde alışveriş yaptığımız halde iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Medine'ye) geldi ve şöyle buyurdu: Elden ele yapılan alışverişIerde bir beis yoktur. Fakat vadeli olanlar uygun olmaz. Sen yine de Zeyd b. Erkam'ın yanına git. Ona sor, çünkü aramızda ticareti en büyük olan o idi. Zeyd b. Erkam'a sordum, bana onun dediği gibi dedi." Bir seferinde de Süfyan dedi ki: "Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem biz alışveriş yapıyor iken Medine'ye yanımıza geldi. .. Ayrıca: Mevsime ya da hacca kadar vadeli olarak, demiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kıyametin ilk alameti, onları doğudan batıya doğru toplayacak bir ateş olacaktır." İleride Rikak (kalbi yumuşatıcı hadisler) bölümünün sonlarına doğru buna dair yeterli açıklamalar gelecektir. "Cennetliklerin ilk yiyeceği yemek balığın kara ciğerinin ziyadesi olacaktır." Ziyade ciğere asılı fakat ondan bağımsız bir fazlalıktır. Yiyecek olarak çok lezzetlidir. Onun en rahat yenilen ve en güzel sindirilen yemek olduğu da söylenir. "Çocuk ... a benzer" Müslim'de Aişe yoluyla gelen hadiste: "Erkeğin suyu kadının suyundan daha üste çıkarsa amcalarına benzer. Kadının suyu erkeğin suyundan üste çıkarsa dayılarına benzer" denilmektedir. "İftiracı bir kavimdirIer." (Buhtan edenler anlamındaki "buht" kelimesinin tekili), uydurduğu iftira dolayısı ile karşısındaki dinleyeni dehşete düşüren kimse demektir. "Benim bir ortağım pazarda vadeli olarak bir kaç dirhem sattı." Buna dair açıklamalar daha önce Ortaklık bölümünde (2497. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Burada hadisten maksat, sahabenin zikrettiği: "Biz ... alışveriş yaparken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza Medine'ye geldi" sözüdür. Bundan anlaşıldığına göre o istisna ettiği türler dışında onları yapar bulduğu muamelata itiraz etmemiştir. İstisna ettiği hususları da onlara açıklamıştır
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yahudilerden on kişi bana iman etse, şüphesiz (bütün) Yahudiler bana iman ederdi
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye girdiğinde Yahudilerden bazı insanların Aşura (günü)nü tazim ettiklerini ve o gün de oruç tuttuklarını gördü. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bizim o gün oruç tutmamız daha uygundur, dedi ve o gün oruç tutulmasını emretti
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince Yahudilerin Aşura günü oruç tuttuklarını gördü. Buna dair kendilerine soru sorulunca şu cevabı verdiler: Bu, Allah'ın Musa'ya ve İsrailoğullarına Firavun'a karşı zafer verdiği gündür. Biz de onu tazim etmek üzere bugünü oruç tutuyoruz. Onlar böyle deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Biz Musa'ya sizden daha yakınız deyip, o gün oruç tutulmasını emretti
Abdullah b. Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını serbest bırakırdI. Müşrikler ise saçlarını ortadan ayırırlardı. Kitap ehli de saçlarını serbest bırakırdI. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de hakkında kendisine herhangi bir emir verilmediği hususlarda kitap ehline muvafakat etmeyi severdi. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem deha sonra saçlarını ayırdı
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Onlar kitap ehlidirler. Onu kısımlara ayırdılar. Bir bölümüne iman ettiler, diğer bazısını inkar edip kafir oldular." Bu Hadis 4705 ve 4706 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye gelişinden sonra Yahudilerin yanına gelmeleri" Ebu Said "Şerefu'I-Mustafa" adlı eserinde Said b. Cubeyr yoluyla şunu rivayet etmektedir: Yahudilerin başı olan Meymun b. Yamın, Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Resulü! Onlara bir haber gönder ve beni de hakem tayin et. Onlar (anlaşmazlık konularında) bana başvururlar. O da onu içeriye yerleştirdi. Sonra Yahudilere haber gönderdi. Onun yanına gelerek onunla konuştular. Allah Resulü onlara: Benimle sizin aranızda hakemlik yapacak bir adam seçiniz, diye buyurdu. Onlar: Biz Meymun b. Yamın'in hakemliğine razıylZ, dediler. Allah Resulü: Yanlarına çık diye buyurdu. Meymun: Şehadet ederim ki o Allah'ın Resulüdür, dedi. Fakat onu tasdik etmeyi kabul etmediler. İbn İshak'ın zikrettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldikten sonra Yahudilerle bir barış antlaşması yaptı. Onlar ona tabi olmayı kabul etmediler. Bu sebeple onlarla arasında bir kitap yazdı (bir antlaşma belgesi düzenledi.) Yahudiler Kaynuka, Nadir ve Kureyza olmak üzere üç kabile idiler. Üçü de biri diğerinden sonra ahitlerini bozdular. Kaynuka oğullarını karşılıksız serbest bıraktı, Nadir oğullarını sürgüne gönderdi, Kureyza oğullarını da kökten imha etti. Yüce Allah'ın izniyle biraz sonra bütün bunlara dair etraflı açıklamalar gelecektir. "Yahudilerden on kişi bana iman etse, Yahudilerin hepsi bana iman edecektir." el-İsmaill'nin rivayetinde: "Müslüman olmadık Yahudi kalmaz" şeklindedir. Ebu Said de "Şerefu'I-Mustafa" adlı eserinde bunu böylece rivayet etmiş ve sonunda şunları eklemiştir: "Ka'b dedi ki: Bunlar yüce Allah'ın Maide suresinde sözünü ettiği kimselerdir." Buna göre kastedilen, belirli özel on kişidir. Çünkü ona (Yahudilerden) on kişiden fazla iman etmiş idi. Göründüğükadarıyla bunlar, o dönemde Yahudiler arasında başkanlık konumunda idiler. Onların dışında olanlar da onlara tabi kimseler idi. Fakat bunlar arasından ancak pek az kimse Müslüman olmuştur. Abdullah b. Selam gibi. O da Nebi s.a.v.'in Medine'ye gelişi sırasında Yahudiler arasında başkanlığı ile ünlü kimselerden idi. Nadir oğullarından Ebu Yasir b. Ahtab, onun kardeşi Huyey b. Ahtab, Ka'b b. el-Eşref ile Rafi' b. Ebi'l-Hukayk da bulunmaktadır. Kaynuka oğullarından Abdullah b. Huneyf, Finhas ve Rifaa b. Zeyd'dir. Kureyza oğullarından ise Zubeyr b. Batıya, Ka'b b. Esed ve Şemuvil b. Zeyd'dir. Bunlardan hiçbirisinin Müslüman olduğu sabit değildir. Bunların her birisi Yahudiler arasında bir başkan idi. Eğer bu başkan Müslüman olmuş olsaydı, Yahudilerden bir topluluk onlara uyardı. Muhtemelen kastedilen de budur