7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince şöyle buyurdu: Yarın inşallah konaklayacağımız yer, küfür üzere yeminleştikleri yer olan Kinane oğullarının Hayri olacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tercı'" okuyanın harfi boğazında terdidi demektir. "Ona Akil ve Talib mirasçı oldu." Hac bahsinde ve Yunus'un, ez-Zühri'den naklettiği rivayette şu lafızia geçmişti: "Akiı, Talib ile birlikte Ebu Talib'e mirasçı olmuştu. Fakat Cafer de, Ali de ondan hiçbir miras almamışlardı. Çünkü onlar Müslüman idiler. Akil ile Talib kafirdiler." İşte bu, bu hükmün İslamın ilk dönemlerinde de bulunduğunun delilidir. Çünkü Ebu Talib hicretten önce ölmüştü. Hicret gerçekleştikten sonra Akil ile Talib'in, Ebu Talib'in geriye bıraktığı malları ellerine geçirmiş olması ihtimali de vardır. Ebu Talib Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in babası Abdullah'ın bıraktığı terikeyi de eline almıştı. Çünkü onun öz kardeşi idi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da dedesi Abdulmuttalib'in ölümünden sonra Ebu Talib'in yanında kalmıştı. Ebu Talib ölüp de arkasından hicret gerçekleşince Talib de Müslüman olmayıp, Akil'in Müslüman oluşu da gecikince her ikisi Ebu Talib'in geriye bıraktığı malı ellerine geçirdiler. Talib Bedir'den önce öldüğü halde Akil daha s.onra yaşadı. İslamın müslümanın kafirden miras almayacağı hükmü de ortaya gelince, bu mallar Akil'in elinde kalmaya devam etti. İşte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna işaret etmektedir. Akil de bütün bu evleri satmış bulunuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine ait olanları Akil'e bırakmış olması hususunda da görüş ayrılığı vardır. Onun bunları Akil'e bir lütuf olmak üzere Akil'in elinde bıraktığı söylendiği gibi, onu İslama yaklaştırıp kalbini ısındırmak için böyle yaptığı da söylenmiştir. Cahiliye dönemi nikahları sahih kabul edildiği gibi, o dönemin tasarruflarının da sahih kabul edileceği şeklinde de açıklanmıştır. "Küfür üzere" Kureyş'in "yeminleştikleri yer." Yani Kureyşliler Haşim oğulları ile alışveriş yapmamaya, onlardan kız alıp vermemeye, onları evlerinde barındırmamaya yeminleşmiş ve Haşim oğullarını Şi'b'e sığınmak zorunda bırakmışlardı. İkinci rivayet yolunda geçen: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince ... buyurdu." Yani Mekke'nin fethi gazvesinde. Çünkü Huneyn gazvesi Mekke'nin fethi gazvesinin akabinde olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konaklamak için o yeri seçmesinin sebebi ile ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır: Bu vesile ile önceki hallerini hatırlayıp, yüce Allah'ın kendisine vermiş olduğu bu pek büyük fetihle Mekke'ye onu oradan çıkarmak istemiş olanların burunlarının yere sürtülmesine rağmen muzaffer olarak girme imkanını bulma nimetine ve kötülük yapmış olanları affetmekteki ileri mertebesini onları karşılıksız serbest bırakmak ve onlara iyilikte bulunmak ile karşılık verebilme nimetine şükretmesi içindi. Bu ise Allah'ın lutfudur, onu dilediğine verir
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke'ye başında miğfer bulunduğu halde girdi. Miğferi başından çıkarınca bir adam ona gelerek: İbn Hatal Kabe'nin örtülerine asılmış bulunuyor dedi. Allah Resulü: Onu öldür dedi." (Ravilerden) Malik dedi ki: "Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, görüşümüze göre o gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı değildi
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke'ye girdiğinde Beyt'in etrafında üçyüz altmış dikili put vardı. Elinde bulunan bir sopa ile o putları dürterken: Hak geldi, batıl da can çekişerek yok oldu. Hak geldi, batıl ise ne bir şeyi baştan var edebilir, ne de tekraren bir şeyi iade edebilir, diyordu
İbn Abbas r.a. rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye gelince içinde putlar bulunduğu halde Beyt'e girmek istemedi. Emir vererek o putlar dışarı çıkartıldı. Beytin içinden İbrahim'in ve İsmail'in suretleri ellerinde falokları bulunduğu halde çıkartılınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah kahretsin onları! Onlar da biliyor ki her ikisi de asla bu fal oklarıyla kısmet aramamlşlardır. Daha sonra Beyt'in içine girdi, Beyt'in etrafında tekbir getirdi ve içinde namaz kılmaksızın dışarı çıktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Hatal'ın Kabe'nin örtülerine asılmış olduğu halde öldürülmesi emri, Kabe'nin öldürülmesi gereken bir kimseyi koruma altına almayacağına delil gösterilmiştir. Aynı şekilde öldürülmesi gereken kimsenin Harem bölgesinde öldürülmesinin caiz olduğuna da delil gösterilmiştir. Fakat bunun delil gösterilmesi su götürür. Çünkü bu kanaate muhalif olanlar şunu delil göstermişlerdir: Bu ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Mekke'de savaşması helal kılınan o saat (kısa süre) zarfında meydana gelmiştir. Ondan sonra ise Allah Resulü onun hurmetinin önceki haline döndüğünü açıkça ifade etmiştir. Sözü geçen bu saate (süreye) gelince, Ahmed('in Müsned'in)de Amr b. Şuayb'ın, babasından, onun dedesinden naklettiği rivayete göre Mekke'nin fethedildiği günü sabahından ikindi vaktine kadar devam etmiştir. "360 tane dikili put." Bunlar yüce Allah'tan başkasına ibadet edilsin diye dikilmişti. "Elindeki bir sopa ile işaret ediyor ve hak geldi. .. diyordu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yapması putları ve onlara ibadet edenleri zelil düşürmek ve putların hiçbir fayda ve zarar vermediklerini, kendilerini dahi hiçbir şekilde koruyamadıklarını açıkça göstermek içindi. "Falokları" Bunlar hayır ve şer için kendileri ile kısmet aradıkları oklardı. Hadisten anlaşıldığına göre suret bulunan bir mekanda namaz kılmak mekruhtur. Çünkü dışarıdan bir şirk izlenimi verir. Diğer taraftan ümmetierin çoğunlukla kafir olmaları, suret cihetiyle olmuştur
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü bineği üzerinde arkasına Usame b. Zeyd'i bindirmiş olduğu halde Mekke'nin üst tarafından geldi. Onunla beraber Bilal ve yine onunla beraber Haciblerden Osman b. Talha da vardı. Nihayet mescidde (devesini) çöktürdü. (Osman'a) Beyt'in anahtarlarını getirmesini emretti. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Usame b. Zeyd, Bilal ve Osman b. Talha bulunduğu halde (Beyt'e) girdi. Orada gündüzün uzun bir süre kaldıktan sonra çıktı. İnsanlar da birbirleriyle yarışırcasına ileri atıldılar. İçeriye ilk giren kişi Abdullah b. Ömer oldu. Bilal'in kapının arkasında ayakta durduğunu görünce ona: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nerede namaz kıldı, diye sordu. Bilal ona Allah Resulünün namaz kıldığı yeri işaret etti. Abdullah: Ona kaç rekat namaz kıldığını sormayı unuttum dedi
Hişam b. Urve, babasından rivayete göre "Aişe r.anha'nın kendisine haber verdiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi yılında Mekke'nin üst tarafındaki Keda denilen yerden girdi." Ebu Usame ve Vuheyb "Keda" lafzında ona (Hafs b. Meysere'ye) mutabaat etmişlerdir
Hişam, babasından rivayetine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi yılında Mekke'nin üst taraflarından Keda'dan girmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in" orayı fethettiğinde "Mekke'nin üst tarafından girişi." Hakim, Ca'fer b. Süleyman'dan, o Sabit b. Enes yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'nin fethi günü huşu'undan dolayı çenesi devesinin üzerindeki eğere değmiş olduğu halde girdi." "Ona Beyt'in anahtarını getirmesini emretti." Abdurrezzak ve Taberanı onun yoluyla fakat ez-Zührl'nin mürseli olarak şunu rivayet etmektedirler: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'nin fethi günü Osman'a: Bana Kabe'nin anahtarını getir, dedi. Ancak getirmekte biraz gecikti. Resulullah da onu bekleyip durdu. Öyle ki üzerinden inci taneleri gibi ter damlıyor ve: Niçin gelmiyor, diye soruyordu. Bir adam koşup yanına gitti. Anahtarın yanında bulunduğu kişi olan ve Said kızı Sülafe adındaki Osman'ın annesi şöyle demeye koyuldu: Eğer onu sizden alırsa ebediyyen onu size geri vermeyecektir. Fakat anahtarı vermesi için ısrar edip durdu ve nihayet anahtarı verdi. Anahtarı getirdi ve kapıyı açtı. Sonra Beyt'e girdi, sonra dışarı çıktı. Zemzem suyu verilen yere yakın oturdu. Ali dedi ki: Bize nübüwet de, sikayet de, hicabet de verildi. Payı bizden daha büyük hiçbir kavim daha yoktur. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu sözlerinden hoşlanmadı. Daha sonra Osman b. Talha'yı çağırdı ve anahtarı ona verdi. İbn İshak der ki: İlim ehli birisinin bana anlattığına göre Nebi s.a.v. Kabe'nin kapısında durdu ... Ve hadisin geri kalan böıür.ıünü zikretti. Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Sonra: Ey Kureyş topluluğu, sizce ben size ne yapacağım? Onlar: Hayır, sen kerim bir kardeşsin ve kerim bir kardeşin oğlusun. Allah Resulü: Gidin, siz Tulaka (serbest bırakllanlar)sınız, dedi
Amr b. Ebi Leyla dedi ki: "Ümmü Hani dışında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kuşluk namazını kılarken gördüğümü bize hiç kimse haber vermiş değildir. O, onun Mekke'nin fethedildiği günü evinde yıkandıktan sonra sekiz rekat namaz kıldığını söylemiştir ve şunları eklemiştir: Onun bu namazdan daha çabuk namaz kıldığını görmüş değilim. Bununla birlikte o rüku' ve süclidunu da eksiksiz yapardL" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mekke'nin fethi günü Nebi s.a.v.'in konakladığı yer." Az önce üçüncü hadis (4282 no'lu hadis) açıklanırken onun el-Muhassab'da konakladığına dair açıklamalar geçmişti. Burada ise onun Ümmü Hani'nin evinde konakladığı belirtilmektedir. Her iki hadis arasında bir farklılık yoktur. Çünkü o Ümmü Hani'nin evinde ikamet etmemiş, sadece yıkanıncaya kadar orada konaklamıştır. Daha sonra ise Ebu Talib'in Şi'b'i yakınında çadırının kurulduğu yere dönmüştür. Burası ise Kureyşlilerin Müslümanları muhasara ettiği yerdir. 51. BAB
Aişe r.anhas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem rüku' ve sücudunda: سبحانك اللهم ربنا وبحمدك، اللهم اغفر لي 'Subhanekellahumme Rabbena ve bi hamdike Allahummağfirli' derdi. Meali: Allah'ım, Rabbimiz seni hamd ile tesbih ederiz. Allah'ım, bana mağfiret et
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ömer beni Bedir'e katılmış yaşlılarla birlikte (meclisine) sokuyordu. Onlardan birisi: Bu genç delikanlıyı -bizim onun gibi oğullarımız varken- ne diye bizimle birlikte (meclisine) sokuyorsun, dedi. Ömer: Bu sizin de bildiğiniz bir sebepten dolayıdır, dedi. Bir gün onları çağırdı. Beni de onlarla birlikte çağırdı. (İbn Abbas) dedi ki: Kanaatime göre o günde beni çağırmasının tek sebebi benim durumumu onlara göstermekti. Sizler "Allah'ın yardımı ve fethi geldiğinde insanların da Allah'ın dinine fevc fevc girdiklerini gördüğünde ... " -diye sureyi sonuna kadar okuduktan sonra- buyruğu hakkında ne dersiniz, diye sordu. Onlardan birisi: Bize yardım edilip, zafer nasip edildiği takdirde Allah'a hamdetmemiz, ondan mağfiret dilememiz emredildi, dedi. Bir başkaları: Bilemiyoruz dedi -ya da onlardan kimisi bir şey demedi-o Bunun üzerine (Ömer) bana: Ey İbn Abbas, sen de böyle mi diyorsun, diye sordu. Ben: Hayır, dedim. Peki, sen ne diyorsun dedi. Ben: Bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ecelidir. Allah ecelini ona Allah'ın yardımı geldiği zaman diyerek (yaklaştığını) bildirmiş oldu dedim. Buradaki fetih ise Mekke'nin fethidir. Mekke'nin fethi onun ecelinin alameti idi. "Rabbini hamd ile tesbih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü o tövbeleri pek çok kabul edendir." Ömer de: Ben de bunun hakkında senin bildiğinden başkasını bilmiyorum, dedi
Ebu Şureyh el-Adevl'den rivayete göre o, Amr b. Said'e Mekke üzerine asker birlikleri gönderirken şöyle dedi: Ey emir, bana müsaade et de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke fethinin ertesi günü ayağa kalkıp söylediği sözleri sana nakledeyim. O bu sözlerini söylerken bu iki kulağı m onu işitmiş, kalbim o sözlerini bellemiş, gözlerim kendisini görmüştü: O Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: Şüphesiz Allah Mekke'yi haram kılmıştır. Fakat insanlar onun haram kılınmış olmasına riayet etmediler. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin Mekke'de bir kan dökmesi helal değildir. Mekke'nin bir ağacını koparamaz. Eğer herhangi bir kimse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu şehirde savaşmış olduğunu ileri sürerek buna dair bir ruhsat olduğunu kabul edecek olursa ona deyiniz ki: Şüphesiz Allah, Resulüne izin verdiği halde size izin vermemiştir. Hem ona bir günün bir saatinde izin vermiştir. Artık dünkü haramlığı ne ise bugün de hürmeti aynı şekilde geri gelmiştir. Burada hazır olan, hazır olmayana bildirsin." Ebu Şureyh'e: Peki, Amr sana ne dedi, diye soruldu. Ebu Şureyh dedi ki: "Bana: Ey Ebu Şureyh, ben bunu senden daha iyi biliyorum dedi. Şüphesiz harem bölgesi bir isyankarı, bir kan davasıyla kaçmış olan birisini yahut da bir tahribat yaparak kaçmış olanı himaye etmez." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: Tahribat'tan kasıt beliyedir
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Mekke fethi yılında Mekke'de iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken dinlemiştir: Şüphesiz Allah da, Resulü de içki alışverişini haram kılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "O sizin" faziletini "bildiğiniz kimselerdendir" demektir: "Benden onlara" faziletinin bir kısmını "göstermek için
Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte on gün ikamet ettik. (Bu sürede) hep namazı kısaıtarak kılardık
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de 19 gün ikamet etti. (Dört rekatlı farzları) ikişer rekat olarak kılıyordu
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir seferde ondokuz gün ikamet ettik, namazı hep kasrettik. Bizler de ondokuz güne kadar (ikamet ettiğimiz takdirde) hep kasr ile kılarız. Daha fazla ikamet edersek tamam kılanz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in Mekke fethi sırasında Mekke'deki ikameti" Benim kanaatime göre Enes'in rivayet ettiği hadis Veda haccı ile ilgilidir. Çünkü Nebi s.a.v.'in Mekke'de on gün süre ile ikamet ettiği yolculuk Veda haccıdır. Zira o Mekke'ye (Zilhiccenin) dördüncü günü girdi ve ondördüncü günü çıktı. İbn Abbas'ın hadisi ise Mekke'nin fethi ile alakalı olandır. Ben bunu delilleriyle birlikte daha önce Kasru's-salat bölümünde (1080 nolu hadiste) açıklamış bulunuyorum. 53. BAB
İbn Şihab: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Fetih yılı yüzünü sıvazladığı kişi olan Abdullah b. Sa'lebe b. Suayr bana haber verdi. .. " dedi. Bu Hadis 6356 numara ile gelecektir
Ma'mer, Zühri'den, o Süneyn Ebu Cemile'den haber verdi. (Zührl) : Biz İbnu'l-Müseyyeb ile birlikte iken (Ebu Cemile) bize haber verdi, dedi. Yine Zühri dedi ki: Ayrıca Ebu Cemile, fetih yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yetişerek onunla birlikte çıktığını söylemiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bab" Asıl nüshalarda başlık adı yazılmaksızın bu şekilde bırakılmıştır
Amr b. Selime dedi ki: "(Eyyub dedi ki): Ebu Kılabe bana: Onunla (yani Amr b. Seleme ile) karşılaşıp da ona sormaz mısın? (Amr) dedi ki: Bizler insanların geçip gittiği bir yerde idik. Binekliler bizim yanımızdan geçer, biz de onlara insanların durumu nedir, bu adam neyin nesidir diye sorar, onlar da: Bu adam Allah'ın kendisine risalet verdiğini, Allah'ın kendisine vahyettiğini yahut da Allah'ın ona bunu vahyettiğini söylüyor, diyorlardı. Ben de o sözleri ezberliyordum. Sanki kalbime iyice yerleştiriliyordu. Araplar ise Müslüman olmayı geciktiriyor ve: Onu kavmiyle baş başa bırakınız, diyorlardı. Eğer onlara karşı muzaffer olursa o doğru sözlü bir nebi demektir. Mekke'nin fethi üzerine Mekkelilerin yaptıkları da ortaya çıkınca her bir kavim Müslüman olmak için elini çabuk tuttu. Benim babam da kavminden önce elini çabuk tutarak Müslüman oldu. Geri döndüğünde dedi ki: Allah'a yemin ederim, yanınıza gerçekten Nebi oIan birisinin yanından geIiyorum.• O (bize) dedi ki: Şu namazı şu vakitte klIınız, şu namazı şu vakitte klIınız. Namaz vakti girdiğinde biriniz ezan okusun, aranızda en çok Kur'an bileniniz de size imam oIsun. Benden daha çok Kur'an bilen kimse yoktu. Çünkü ben gidip geIen kafiIeIer iIe karşılaşıyordum. Bu sebepIe beni önIerine (imam oIarak) geçirdiler. O sırada da altı yahut yedi yaşındaydım. Üzerimde bir eIbise vardı. Fakat secdeye vardığımda kenarları düşüyor, üzerim açılıyordu. Kabileden (cemaate geIen) bir kadın: Şu Kur'an okuyucunuzun edep yerini görmeyelim diye örtmeycek misiniz, dedi. Bunun için bana bir gömIek biçtiler. O gömIeğe sevindiğim kadar hiçbir şey için sevinmiş değilim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bu adam neyin nesidir" sözIeriyIe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in durumu ile ArapIarın onIara karşı durumunu soruşturuyorlardı. "Allah ona vahyetti, Allah ona şunu vahyetti." Bu sözIeriyIe onIarın işittikIeri Kur'an böIümIerini kendilerine bildirdiklerini nakIetmektedir. "Kenarları düşüyor, üzerim açılıyordu." Yani eIbisem bir araya topIanıyordu. Ebu Oavud'un rivayetinde: "Üstüm açılıyordu" şeklindedir. Hadiste farz namaza mümeyyiz küçük çocuğun imam oIabileceği şeklindeki ŞafilIerin görüşünün Iehine bir deliI buIunmaktadır. Bu oIdukça meşhur ihtilaflı bir meseIedir. Şafillerin bunu kendi idihadIarına göre söyIediklerini ve bu bir nefyedici şahitlik oIduğundan ötürü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bundan haberdar oImadığınl söyIeyenIer, insaflı bir iddiada buIunmamaktadırlar. Çünkü vahiy döneminde caiz oImayan bir şey, takriri yolla kabuI edilemez. Nitekim Ebu Said ve Cabir de Nebi s.a.v. döneminde azil yaptıkIarını cevazına deIil göstermişIerdir. Eğer bu, yasak klIınmasl gereken bir şey oIsaydl, mutlaka Kur'an onu nehyederdi. Aynı şekilde namazda avreti örtmenin nan:ıazın sıhhati için şart oImadığınl, aksine bir sünnet oIduğunu ve setr-i avret oImadan da namazın caiz oIacağınl, çünkü bunun haI ile aIakalı bir vakıa oIduğunu, bundan doIayl da bu oIayın onIarın hükmü öğrenmeIerinden sonra oIma ihtimalinin de buIunduğunu söyIeyenIer de insaflı bir iddiada buIunmamaktadırIar
Aişe dedi ki: Utbe b. Ebi Vakkas kardeşi Sa'd'a, Zem'a'nın cariyesinin oğlunu almasını vasiyet etmiş ve: O benim oğlumdur demişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi sırasında (Mekke'ye) gelince Sa'd b. Ebi Vakkas da Zem'a'nın cariyesinin oğlunu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirmişti. Onunla birlikte Zem'a'nın oğlu Abd da geldi. Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: Bu benim kardeşimin oğludur. O bana bunun kendi oğlu olduğunu söylemişti. Zem'a'nın oğlu Abd da: Ey Allah'ın Resulü, bu benim kardeşimdir. Bu Zem'a'nın oğludur. Onun döşeğinde doğmuştur, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zem'a'nın cariyesinin oğluna bir baktı, onun Utbe b. Ebi Vakkas'a insanlar arasında en çok benzeyen birisi olduğunu gördü. Bunun üzerine Resulullah: O senindir ey Zem'a'nın oğlu Abd, o Zem'a'nın döşeği üzerinde doğduğundan ötürü senin kardeşindir, diye buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ayrıca: Ey Sevde, sen de bundan hicabın arkasına gir (ona görünme) diye buyurdu. Buna sebep ise Utbe t. Ebi Vakkas'a çokça benzediğini görmüş olmasıdır." İbn Şihab Aişe den rivayetle ResQlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Çocuk döşeğe aittir. Zina eden için de mahrumiyet ve zarar söz konusudur." İbn Şihab dedi ki: Ebu Hureyre bunu yüksek sesle söylüyordu
Urve b. Zubeyr'den rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde fetih gazvesi sırasında bir kadın hırsızlık yaptı. Onun kavmi Usame b. Zeyd'e başvurdu, onun iltimasta bulunmasını istediler. Urve dedi ki: Usame o kadın hakkında onunla (Allah Resulü ile) konuşunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün rengi değişti ve: Allah'ın hadlerinden bir had hakkında mı benimle konuşuyorsun, dedi. Usame: Ey Allah'ın Resulü benim için mağfiret dile dedi. Öğleden sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe ira d etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulunduktan sonra dedi ki: İmdi, şunu bilin ki, sizden önce insanları helak eden şu olmuştur: Aralarından soylu bir kimse hırsızlık yaptı mı ona ilişmezlerdi. Fakat güçsüz bir kimse hırsızlık yaptı mı ona had uygularIardı. Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki eğer Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsaydı andolsun onun elini dahi keserdim. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem emir vererek o kadının eli kesildi. Bundan sonra da güzel bir şekilde tövbesine bağlı kaldı ve evlendi. Aişe dedi ki: Daha sonra bu kadın yanıma gelir, ben de onun ihtiyacını (maruzatını) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorardım." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadise dair açıklama ileride Hadler bölümünde (6788. hadiste) gelecektir. Burada bu hadisin zikredilmesinden maksat, bu olayın Mekke'nin fethedildiği günü meydana geldiğine işaret etmektir