7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Sehl İbn Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, Uveymir Aclan kabilesinin reisi Asım İbn Adiyy'in yanına gelip; "Eşiyle birlikte bir adamı yakalayan kimse hakkında ne düşünüyorsunuz? O adamı öldürebilir mi? Öldürdüğü takdirde siz de onu öldürür müsünüz? Ya da bu kimse ne yapmalı? Benim için bu konuyu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorar mısın?" dedi. Bunun üzerine Asım Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi ve "Ey Allah'ın elçisi!" [diye söze başlayıp bu meseleyi sordu.] Hz. Nebi bu sorulardan hoşlanmad!. Uveymir, Asım'a Hz. Nebi'in ne buyurduğunu sordu. O da; "Allah'ın elçisi bu sorulardan hoşlanmadı ve bu tür soruların sorulmasını ayıpladı," şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Uveymir: "Allah'a yemin ederim ki; bu meseleyi Hz. Nebi'e sormaktan vazgeçmeyeceğim," dedi ve Rasulullah'ın sallallii.hualeyhi ve sellem yanına geldi. Sonra "Ey Allah'ın elçisi! Adamın biri, hanım ı ile birlikte bir erkeği yakalarsa, onu öldürebilir mi? Öldürdüğü takdirde kendisini öldürür müsünüz? Ya da bu adamın ne yapması gerekir?" diye sordu. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah Tea/d senin ve eşin hakkında ayet indirdi, " buyurdu. Akabinde, Allah'ın, kitabında belirlediği gibi onlara mülaane yapmalarını emretti. Uveymir karısına karşı mülaane yaptı ve "Ey Allah'ın elçisi! Ben bu kadını eş olarak tutmaya devam edersem, ona zulmetmiş olurum," dedi, sonra da onu boşadı. Onun bu şekilde boşaması daha sonra mülaane yapanlar için bir sünnet oldu. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Gözleyin bakalım. Eğer bu kadın çocuğunu esmer, iri kara gözlü, iri kalçalı ve baldırıarı kalın olarak doğurursa ben, Uveymir'in ona karşı kesinlikle doğru söylediğini düşünürüm. Yok eğer bu kadın çocuğunu kızıl kurtçuk gibi kızılca olarak doğurursa o zaman ben, Uveymir'in kadına kesinlikle iftira ettiğini düşünürüm," Nihayet kadın, Hz. Nebi'in Uveymir'i tasdik edeceğini ifade ettiği özelliklerde çocuğunu doğurdu. Bu yüzden, bu çocuk annesine nispet edildi
Sehl İbn Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Nebi'e gelip; "Ey Allah'ın elçisi! Hanımı ile birlikte bir adamı yakalayan kimse hakkında ne düşünüyorsun? O adamı öldürmeli mi? Bu takdirde siz de onu öldürür müsünüz? Ya da o kimse ne yapmalı?" diye sordu. Bunun üzerine Allah Teala, onunla hanımı hakkında Kur'an'da bahsi geçen karşılıklı lanetleşme/mülaane hükmünü indirdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona; "Senin ve eşin hakkında hüküm verildi," buyurdu. Bunun üzerine ikisi birden mulaane yaptılar. O esnada ben, Hz, Nebi'in yanında bu olaya şahit oldum. Sonra adam karısını boşadı. Bu olay mülaane yapanların ayrılması konusunda bir sünnet oldu. Kadın hamile idi. Adam onun kendisinden hamile kaldığını kabul etmedi. Bu yüzden doğan çocuk kadına nispet edilmeye başlandı. Miras konusunda da çocuğun annesine ve Allah'ın tespit ettiği ölçüde kadının da çocuğuna mirasçı olması kanuni bir uygulama olarak yerleşti. İmam Buhari, bir önceki başlık altında Sehl İbn Sa 'd 'dan nakledilen hadisi uzun biçimde, bu başlık altında ise özet olarak verdi. Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-lian" da yapllacaktır. İnşaallah
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Hilal İbn Ümeyye Hz. Nebi'in yanında hanımını Şerık İbn Sehma ile zina etmekle suçladı. Bunun üzerine Hz. Nebi; "Ya delil getirirsin, ya da sana had cezası uygulanm," dedi. Bunun üzerine Hilal "Ey Allah'ın elçisi! Bizden biri hanımının üzerinde birini görecek, [onları öylece bırakıp] delil aramaya mı koyulacak?" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya delil getirirsin, ya. da sana had cezası uygularım," demeye devam etti. Bunun üzerine Hilal: "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, ben doğru söylüyorum! Andolsun ki, Allah Teala beni had cezasından kurtaracak bir ayet indirecektir," dedi. Sonra Cebrall aleyhisselam indi ve Hz. Nebi'e "Eşlerine zina isnadında bulunup da ... "(Nur 6) ayetinden başlayıp "Eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise" 899 ayetine kadar olan kısmı indirdi. Bunun üzerine Hz. Nebi oradan ayrıldı ve Hilal'in hanımına haber gönderdi. Sonra Hilal geldi ve şahitlik yaptı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Elbette Allah ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. İçinizden tevbe edecek biri yok mu?" buyurdu. Sonra Hilal'in hanımı kalkıp şahitlik etti. Beşinci yeminine gelince onu durdurmak istediler. Etrafındakiler: "Bu beşinci yemin, azabı getirir," dediler. İbn Abbas olayı anlatmaya şöyle devam etti: Kadın duraksadı ve geri döndü. Hatta biz, vazgeçeceğini zannettik. Sonra kadın: "Bu günden sonra kavmimi rezil etmeyeceğim," dedi ve beşinci yeminini yaptı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu kadını takip edin. Eğer gözleri sürmeli, kalçaları iri ve baldırı kalın bir çocuk doğurursa, bilin ki, çocuğun babası Şerik İbn Sehma'dır." Kadın, Hz. Nebi'in tavsif ettiği tipte bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer Allah'ın kitabında bu konuda hüküm/mülaane hükmü verilmemiş olsaydı, bu kadına vereceğim ceza başka olacaktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu rivayete göre Iian ayeti, Hilal İbn Ümeyye hakkında; biraz önce Sa'd'dan nakledilen hadise göre ise, Uveymir hakkında inmiştir. Nitekim o hadiste şöyle geçmektedir: Bunun üzerine Uveymir: "Allah'a yemin ederim ki, bu meseleyi Hz. Nebi'e sormaktan vazgeçmeyeceğim," dedi ve Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yanına geldi. Sonra "Ey AlIah'ın elçisi! Adamın biri hanımı ile birlikte bir erkeği yakalarsa, onu öldürebilir mi? Öldürdüğü takdirde kendisini öldürür müsünüz? Ya da bu adamın ne yapması gerekir?" diye sordu. Alimler bu ayetin kimin hakkında indiği konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları bu ayetin Uveymir hakkında indiğini, diğer bazıları da Hilal hakkında indiğini tercih etmiştir. Kimileri de iki rivayeti uzlaştırmıştır. Onlara göre Hilal İbn Ümeyye hanımını bir adamla yakalamış ve Hz. Nebi'e gelirken yolda Uveymir ile karşılaşmış. Dolayısıyla ayet, aynı zamanda ikisi hakkında inmiştir. İmam Nevevi bu görüşe meyletmiştir. Ondan önce de Hatib bu görüşü dile getirmiştir: "Muhtemelen ikisinin olayı aynı anda gerçekleşmiştir. İkisi birden aynı zamanda Hz. Nebi'e gelmiştir," Bu ayetin nüzulsebebinin iki olay olmasını, Hilal alayında itiraz eden kişinin Sa 'd İbn Ubade olması desteklemektedir. Nitekim Ebu DavOd ve Taberi, Abbad İbn Mansur, İkrime ve İbn Abbas kanalıyla Hişam İbn Hassan rivayetine benzer bir rivayet i şu ziyade ile nakletmiştir: "Eşlerine zina isnadında bulunup da ... " ayet i inince Said İbn Ubade: [Bu ayet böyle mi indi ey Allah'ın elçisi!] Bir kahpenin bacaklarının arasında bir adamı göreceğim, sonra dört şahit getirene kadar onu kımıidatıp hareket ettirme hakkım olmayacak, öyle mi? Ben dört şahit getirene kadar adam çoktan işini bitirir," dedi. Bunun üzerinden çok geçmeden Hilal İbn Ümeyye geldi. Uveymir kıssasında ise buna benzer sözü Asım İbn Adiyy söylemiştir. Nitekim bir önceki başlık altında Sehl İbn Sa'd'dan nakledilen hadiste bu durum görülmektedir. Taberi, Şa'bi kanalıyla mürselolarak şu rivayeti nakletmiştir: liEşlerine zina isnadında bulunup da ... " ayeti inince Asım İbn Adiyy şöyle demiştir: "Eğer ben, görür ve konuşursam, kazif cezasına çarptırılacağım. Yok eğer susarsam, öfkemi bastırmış olacağım." Hasılı; 'farklı nüzul sebepleri üzerine bir ayetin inmesinde bir sakınca yoktur
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde bir adam, hanımını zina yapmakla suçlamış ve onun çocuğunun kendisine ait olmadığını söylemişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara mülaane yapmalarını emretmişti. Neticede Allah'ın buyurduğu gibi mülaane yapmışlardı. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğun sadece kadına ait olduğuna hükmetmiş ve mülaane yapan bu iki kişiyi birbirinden ayırmıştır. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5306, 5313, 5314, 5315, 6748. Bu konuda geniş açıklama "Kitabu'l-Iian"da yapılacaktır. İnşaallah
BU AĞıR İFTİRAYI UVDURANLAR ŞÜPHESİZ SİZİN İÇİNİZDEN BİR GRUPTUR. BUNU KENDİNİZ İÇİN BİR KÖTÜLÜK SANMAYIN, AKSİNE O, SİZİN İÇİN BİR İYİLİKTİR. ONLARDAN HER BİR KİŞİYE, GÜNAH OLARAK NE İŞLEMİŞSE (ONUN KARŞILIĞI CEZA) VARDıR. ONLARDAN (ELEBAŞLIK VAPIP) BU GÜNAHIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ YÜKLENEN KİMSE İÇİN DE ÇOK BÜYÜK BİR AZAP VARDıR," (Nur 11) AYETİNİN TEFSİRİ
İbn Şihab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Urve İbnü'z-Zü.beyr, Said İbn Müseyyeb, A1kame İbn Kays, Ubeydullah İbn Abdillah İbn Utbe İbn Mes'ud, kendisi hakkında ifk ehlinin uydurdu ğu iftirayı yaydıkları ve Allah'ın onun bu iftiradan beri olduğunu açıkladığı Hz. Nebi'in eşi Hz. Aişe hadisini bana haber verdiler. Bu ravilerden her biri hadisin bir bölümünü bana anlattı. Her ne kadar içlerinden bir kısmı, diğerlerine göre olayı daha iyi muhafaza etse de, onların anlattıklarının bir kısmı bir kısmını doğrulayıcı niteliktedir. Urve'nin bana anlattığına göre, Hz. Nebi'in eşi Hz. Aişe şöyle demiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sefere çıkmak istediği zaman eşleri arasında kura çekerdi. Kura kime çıkarsa, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde onu götürürdü. Hz. Aişe anlatmaya şu şekilde devam etti: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem düzenleyeceği seferlerin birinde aramızda kura çekti. Kura bana çıktı. Hicab/örtü ayeti indikten sonra Hz. Nebi'le sefere çıktım. Ben hevdecimin içinde taşınır ve öylece indirilirdim. Bu şekilde devam ettik. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gazvesini tamamladı ve döndü. Dönüş yolunda Medıne'ye yaklaşmıştık. [KonakladığımlZ bir gece] Allah ResLılü saIJalliihu aleyhi ve seIJem harekete geçmeyi emretti. Yola çıkacağımlZı duyurdukları zaman kalkıp yürümeye başladım. Nihayet ordunun bulunduğu yerden uzaklaştım. İhtiyacımı giderdikten sonra yerime yöneldim. Tam o sırada Zafer boncuklarından yapılmış gerdanlığımın koptuğunu fark ettim. Hemen onu aramaya koyuldum. Ona aramak, beni meşgul etti. Beni taşımakla görevli grup, gelip benim içinde olduğumu düşünerek hevdecimi alıp üzerinde seyahat ettiğim deverne yüklemişler. O dönemde kadınlar zayıftı, henüz et onların kilo almalarına sebep olmamıştı. Zira gerçekten o dönemde çok az yemek yerlerdi. Bu yüzden beni taşımakla görevli grup, kaldırdıkları zaman hevdecin hafif olmasını normal kabul etmişlerdi. Ben de o sıralarda çok genç idim. [Hevdeci yerine koyduktan] sonra deveyi sürüp yolakoyulmuşlar. Ordu harekete geçtikten sonra gerdanlığımı buldum ve askerlerin konakladığı yere geldim. Bir de baktım ki, orada ne ses var, ne de soluk. Bunun üzerine bulunduğum yere doğru yöneldim. Beni almadıklarını anlayıp geri döneceklerini düşünüyordum. Konakladığım yerde otururken uykuya yenik düştüm ve uyudum. Safvan İbn Muattal es-Sülemı -daha sonraları ez-Zekvanı olmuş- ordunun arkasından gelirdi. Safvan gece boyu ilerlemiş, sabah vakti benim bulunduğum yere gelmişti. Uzaktan uyuyan bir insan karaltısı görmüş. Sonra yanıma gelince beni görüp tanımıştı. Çünkü o, hicab/örtü emrinden önce beni görürdü. Onun beni tanıyınca "İnna lillahi ve inna ileyhi raciCın" demesi ile uyandım. Cilbabım ile yüzümü kapattım. Allah'a yemin ederim ki, benimle bir kelime bile konuşmadı. Ben de ondan "İnna lillahi ve inna ileyhi raciCın" sözü dışında bir kelime dahi duymadım. Safvan deveyi çöktürdü ve ön ayaklarına bastı. Böylece ben, deveye bindim. Safvan önüme düşüp deveyi çekti. Nihayet güneşin tam tepe noktaya vardığı kızgın öğlen sıcağında konaklayan orduya yetişti k. İşte o zaman helak olanlar, helak oldu. İftirada başı çeken Abdullah İbn Übey İbn SelCıI olmuştu. Nihayet Medıne'ye geldik. Geldikten sonra bir ay rahatsızlandım. O sırada insanlar, iftira atan insanların sözlerini ağızdan ağıza dolaştırmaya başlamıştı. Ancak ben bu olup bitenlerin hiç farkında değildim. Fakat rahatsız olduğum dönemlerde Hz. Nebi'den görmeye alışık olduğum lütuf dolu ilgiyi bu hastalığımda göremernem beni işkillendiriyordu. Bazen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma gelip selam veriyor, sonra da "O nasıl?" deyip çıkıyordu. İşte bu, beni iyice işkillendiriyordu. Ama kötü bir şey de aklıma gelmiyordu. Nekahet dönemine girince ihtiyacımızı giderdiğimiz yerlere doğru benimle birlikte Mistah'ın annesi de geldi. Buralara geceden geceye gelirdik. Bu durum, evlerimizin yakınına tuvalet yaptırmamızdan önce idi. O vakitler ihtiyacımızı gidermek için açık alanlara çıkma konusunda daha önceki Araplar gibi yapıyorduk. Evlerimizin yakınına tuvalet yapılmasından rahatsız oluyorduk. Neyse, Mistah'ın annesi ile birlikte ilerlemeye devam ettim. Mistah'ın annesi Ebu Ruhm İbn Abdimenaf'ın kızı idi. Annesi ise Ebu Bekir'in teyzesi Sahr İbn Amir'in kızı idi. Oğlunun adı ise Mistah İbn Üsase idi. İhtiyacımızı gidermiş olarak Mistah'ın annesi ile birlikte evime doğru ilerliyordum. Mistah'ın annesinin ayağı elbisesine takıldı. Bunun üzerine "Kahrolsun Mistah!" dedi. Ben de; "Söylediğin söz ne çirkin! Bedir savaşına katılmış birine karşı kötü söz mü söylüyorsun?" dedim. Bunun üzerine bana; "Ah saf kızım! Onun ne söylediğini duymadın mı?" diye sordu. Ben de; "Ne demiş ki?" şeklinde soruyla karşılık verdim. Bunun üzerine bana ifk ehlinin söylediklerini anlattı. Bu yüzden hastalığım iyice arttı. Evime döndüğüm zaman Hz. Nebi yanıma geldi ve selam verdi. Sonra da "O nasıl?" diye sordu. Tam o sırada "Annemin evine gitmeme müsaade eder misiniz?" dedim. O an annemden ve babamdan işin aslını öğrenmek istiyordum. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana izin verdi. Ben de anne-babamın evine gittim. Anneme; "Ey anneciğim! İnsanlar neler diyor?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Yavrucuğum! Kendini harap etme! Allah'a yemin ederim ki, pek çok kuması bulunan ve kocasının kendisini sevdiği güzel bir kadın aleyhinde kumalarının ileri geri konuşmadığı çok nadirdir." "Subhanallah!" diyerek şaşkınlığımı dile getirdim ve "İnsanlar bunu mu konuşuyor?" diye ekledim. O gece sabaha kadar ağladım. Gözyaşım asla dinmedi. Gözlerime hiç uyku girmedi. Ağlayarak sabaha çıktım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahyin gelmesi gecikince, eşinden ayrılma konusunda istişare etmek üzere Ali İbn Ebi Talib ile Üsame İbn Zeyd'i yanına çağırmıştı. Üsame İbn Zeyd Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ailesi hakkında bildiği masumiyeti ve onlara karşı beslediği sevgiyi tavsiye ederek "Ey Allah'ın elçisi! Eşine sahip çık! Biz onun hakkında sadece iyilik biliriz," demiş. Hz. Ali ise, "Ey Allah'ın elçisi! Allah Teala sana zorluk çıkarmamıştır. Aişe'nin dışında bir çok kadın var. Dilersen onun cariyesine de sor, elbette o sana doğruyu söyler," demiş. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berire'yi çağırmış ve ona; "Ey Berire! Seni kuşkulandıran bir şey gördün mü?" diye sormuş. Oda; "Hayır! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onu ayıplayacağım şu olaydan başkasır.a şahit olmadım: Daha Aişe yaşı küçük genç bir kızdı. Ailesinin hamurunu beklerken uyurdu. Bu sırada besledikleri koyun hamuru yerdi." O vakit Allah Resuü sallallahu a1eyhi ve sellem kalkıp Abdullah İbn Übey İbn Selo.l'e karşı kendisine yardım edecek birini istemiş ve kalkıp şöyle bir konuşma yapmıştı: "Ey Müslümanlar topluluğu! Aile efradım hakkında beni inciten birine karşı kim bana yardım eder? Allah'a yemin ederim ki, ben eşim hakkında sadece iyilik bilirim. Onlar bir adamın adını iftiralanna alet ettiler. Doğrusu ben onun hakkında da sadece iyilik bilirim. O adamın benimle birlikte olanlar hariç, ailemin yanma girdiğini bilmiyorum." Bunun üzerine ensardan Said İbn Muaz kalkıp; "Ey Allah'ın elçisi! Ona karşı ben sana yardım ederim! Eğer o adam Evs kabilesinden ise onun boynunu vururum. Eğer kardeşimiz Hazreç kablesinden ise bu defa bize bunu emredersin, biz de senin emrini yerine getiririz." demişti. Akabinde daha önce salih bir zat olan ancak Cahiliyye taassubuna kapılan Hazreç kabilesinden Said İbn Ubade kalkıp Said İbn Muaz'a dönerek şunları söylemişti: "Allah'a yemin ederim ki, yalan söyledin! Sen onu ne öldürebilirsin, ne de onu öldürmeye gücün yeter." Bu defa Sad İbn Muaz'ın amcasının oğlu Üseyd İbn Hudayr kalkıp Said İbn Ubade'ye şöyle demiş: "Asıl sen yalan söyledin. Allah'a yemin ederim ki, onu öldürürüz. Sen, münafıkları savunan bir münafıksın!" İşte böyle. Daha Hz. Nebi minberde iken iki kabile yani Evs ve Hazreç birbirlerine karşı diklenmiş ve birbirleriyle vuruşmaya kalkışmıştı. Allah ResLılü sallallahu aleyhi ve sellem onları sakinleştirmeye devam etmişti. Nihayet her iki tarafta sakinleşmişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de susmuştu. Hz. Aişe olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: O gün ne gözyaşı m dindi, ne de gözü me uyku girdi. Annemle, babam yanımda idi. İki gece bir gündüz ne gözümün yaşı dindi, ne de gözü me uyku girdi. Annemle, babam ağlamamın kalbimi parçalayacağını düşünüyorlardı. Onların yanımda oturduğu bir sırada ağlıyordum. Derken ensardan bir kadın yanıma gelmek için izin istedi. Ona izin verdim. Kadın gelip oturdu ve benimle birlikte ağladı. Biz bu halde iken Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza gelip selam verdi ve oturdu. Bana atılan iftiradan sonra yanımda oturmamıştı. Bir ay geçmişti, buna rağ, men benim hakkımda ona vahiy de gelmemişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturduktan sonra kelime-i şehadet getirdi. Sonra da şöyle buyurdu: "Ey Aişe! Bana seninle ilgili şunlar şunlar ulaştı. Eğer masumsan, şunu iyi bil ki; Allah Tedld senin masumiyetini açıklayacaktır. Eğer bir günaha bulaştıysan, Allah'tan bağışlanma dile ve O'na tevbe et! Çünkü bir kul günahını itiraf edip Allah'a tevbe ederse, Rabbim onun günahını bağışlar." Üzüntü mü n şiddetinden göz yaşım birden kesildi. Bir damla gözyaşı bile hissedemiyordum. Babama dönüp; "Söyledikleri konusunda Rasulullah'a cevap ver!" dedim. Babam: "Allah yemin ederim ki, Allah'ın elçisine ne diyeceğimi bilemiyorum," dedi. Bu kez anneme; "Rasulullah'a cevap ver!" dedim. O da; "Allah'ın elçisine ne diyeceğimi bilemiyorum," dedi. Henüz ben çok genç idim. Çok Kur'an okumamıştım. Yine de onlara şöyle dedim: "Allah'a yemin ederim ki, bu iftirayı işittiğiniz zaman, bu iftira kafanıza yerleşmiş, kendi iç dünyanlZda onu doğrulamışsınlZ, işte bunu öğrendim. Şimdi 'Ben suçsuzum,' -ki Allah benim suçsuz olduğumu iyi biliyor.- desem yine de bana inanmayacaksınlZ. Eğer size bir şeyi itiraf etsem -ki Allah benim ondan beri olduğumu çok iyi biliyor- siz bana inanacaksınız. Allah'a yemin ederim ki ben Yusuf'un babasının sözünden başka diyecek bir şey bulamıyorum: Artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklannıza ancak Allah'tan yardım istenir.(Yusuf 18) Sonra dönüp yatağıma uzandım. O vakit masum olduğumu ve Allah'ın da benim masum olduğumu açıklayacağını biliyordum. Ama Allah'ın benim hakkımda okunan vahiy indireceğini zannetmiyordum. Bana göre bu durumum, Allah'ın okunan bir vahiyde benden bahsetmesi kadar büyük bir şey değildi. Ama Hz. Nebi'in, Allah Teala'nın benim masum olduğumu açıklayacağı bir rüya görmesini bekliyordum. Allah'a yemin ederim ki henüz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yerinden kalkmamıştı. Ev halkından herhangi biri de dışarı çıkmamıştı. İşte tam bu sırada vahiy indi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha önce olduğu gibi terlemeye başladı. Hatta kendisine inen sözün ağırlığından soğuk bir kış günü boncuk boncuk ter döküyordu. Vahiy tamamlanınca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem güıümsedi. Ağzından çıkan ilk söz, "Ey Aişe! Allah senin masum olduğunu açıkladı," oldu. Bunun üzeri e annem: "Kalk ona git!" dedi. Ben: "Allah'a yemin ederim ki, ona gitmeyeceğim. Sadece Allah'a hamd edeceğim," dedim. Allah Teala "(Nebi'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın ... "(Nur 11) ayetinden itibaren on ayet indirdi. Ebu Bekir, Mistah İbn Üsase'ye hem akrabası, hem de yoksulolduğu için yardımda bulunuyordu. Allah Teala benim masum olduğumu açıklayınca "Allah'a yemin ederim ki, Aişe hakkında bu iftirayı attıktan sonra bundan böyle Mistah'a asla yardım etmeyeceğim!" dedi. Bunun üzerine Allah Teala "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallanndan) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinier. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir, "(Nur 22) ayetini indirdi. Ebu Bekir de; Evet. Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın beni bağışlamasını daha çok severim," dedi ve tekrar ona yardım etmeye başladı. Sonra da şöyle dedi: Bir daha. asla ona yardımı kesmeyeceğim. Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etti: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem benim durumum hakkında Zeyneb bint Cahş'a soru sorarmış. "Ey Zeyneb! Onun hakkında ne biliyorsun veya ne gördün?" dermiş. O da; "Ey Allah'ın elçisi! Kulağımı ve gözü mü koruyacağım. Onun hakkında sadece iyilik bilirim," diye karşılık verirmiş. Zeyneb, Rasulullah'ın eşleri arasında benimle en fazla rekabet edendi. Allah Teala takvası sayesinde onu korumuştu. Ama onun kız kardeşi Hamne, kızkardeşi adına benimle savaştı. Helak olan iftiracılarla birlikte o da helak oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadiste kur'a çekmenin dini bir yöntem olduğuna bir delil ve bu yöntemi reddedenlere bir cevap vardır. Kura'nın tarifi ve hükmü, "Kitabu'ş-şehadat"in sonlarına doğru "Babu'l-kur'a fi'l-müşkilat" başlığında (2689. hadisin izahında) geçmişti. Bu hadiste bahsi geçen gazve, Benlı Mustalık gazvesidir. Bu hadise örtün me emrinin inmesinden sonra yaşanmıştır. Örtünme ile kadınların, erkeklerin kendilerini görmelerinden korunmaları kastedilmiştir. Örtünme emrinden önce kadınlar, erkeklerin kendilerini görmelerinden korunmuyoriardı. Hz. Aişe bunu, insanların göremeyeceği şekilde hevdeçte bulunmasının sebebini açıklamak için bir girizgah olarak zikretmiştir. Nitekim onun hevdeçte seyahat etmesi, içinde bulunmadığı bir sırada içinde olduğu zannedilerek hevdecin taşınmasına neden olmuştur. Örtünme emrinden önce ise durum farklıydı. Muhtemelen o dönemde kadınlar, hevdeç olmadan bineklerin sırtına biniyorIardı. Ya da etrafı kapalı olmayan hevdeçlerle seyahat ediyorlardı. Bu yüzden Hz. Aişe, buna benzer bir olay yaşamamıştı. Çünkü onun devesi ile görevli olan kimseler, onun binip binmediğini biliyordu. Hz. Aişe'nin gerdanlığını kaybedip araması, İslam ordusunun gazveden dönüp Medine'ye yaklaştıkları bir sırada olmuştur. Hz. Aişe'nin kolyesi, içinde beyazlık bulunan siyah boncuklardan yapılmıştı. İbnu't-Tin'in anlattığına göre kolyenin değeri 12 dirhem imiş. Hz. Aişe'nin hevdecini deveye yükleyenler, alışageldikleri ağırlığın altında bir ağırlık hissetmemişlerdi. Hevdecin ağırlığı, yapıldığı ahşap, ip, perde vs. malzemelerin ağırlığından oluşuyordu. Hz. Aişe ise son derece zayıftı. Hevdeçte bulunması, hevdecin ağırlığını etkilemiyordu. Hasılı ağırlık ve hafiflik göreceli konulardandır. Çeşitli kıyaslamalara göre farklılık gösterir. Ayrıca bu hadis, Hz. Aişe'nin devesini yönlendirmekle görevli insanların son derece edepli ve hevdecin içinde ne olduğunu araştırmama konusunda hassasiyet sahibi olduklarını gösterir. Bu yüzden Hz. Aişe/nin hevdeçte olmamasına rağmen onu, orada zannetmişlerdir. Sanki onun uyuduğunu düşünmüşlerdi. Hz. Aişe hicretten sonra Şevval ayında dokuz yaşında iken Hz. Nebi ile zifafa girmiştir. Hz. Aişe'nin neden genç yaşta olduğunu ifade etmesinin gerekçesine daha önce işaret etmiştim. O, genç yaşta olduğunu söylemekle kopan gerdanlığı arama hırsı, oim tek başına arama ve gerdanlığının koptuğu nu ailesine haber vermeme konusunda mazur gör0lmesini açıklamak istemiş olabilir. Çünkü o, yaşı küçük ve tecrübesiz olduğu için böyle yapmıştı. Şayet küçük olmasaydı yapacağı ilerin sonunu düşünürdü. Nitekim buna benzer bir hadise daha olmuştu. Hz. Aişe bir kez daha kolyesini kaybetmişti. Bu olayın anlatıldığı rivayete göre o şöyle demişti: "Kolyemin kaybolduğunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirdim. O da insanları su bulunmayan bir yerde kolyemi buluncaya kadar bekletti. Bu yüzden teyemmüm ayeti indi." Bir konuda tecrübe sahibi olan ile tecrübe sahibi olmayanın durumu farklı olur. Hz. Aişe'nin bu rivayetinin açıklaması "Kitabu'tteyemmüm"de yapılmıştı. "Hz. Aişe neden beraberinde birini götürmedi. Böyle yapsaydı tek başına olan kimsenin başına gelecek şeylere karşı daha çok emniyet tedbiri almış olurdu. Gerdanlığını ararken geciktiğinde, arkadaşı ile haber salıp hareket etmek istediği zaman orduyu bekletebilirdi," şeklinde bir itiraz ileri sürülecek olursa, buna şu şekilde cevap verilir: Bütün bu soruların cevabı onun, "küçük yaşta" olduğunu söylemesinde vardır. Çünkü onun daha önce böyle bir tecrübesi olmamıştı. Daha sonra ihtiyaç gidermek için uzaklaştığında birini de yanında götürmüştür. Nitekim biraz sonra anlatılacağı gibi Mistah'ın annesiyle birlikte hareket etmiştir. Hz. Aişe'nin bulunduğu yerde uyumasına gelince; muhtemelen o, o esnada aşırı derecede üzüldüğünden uyuyakalmıştı. Kişinin hoşuna gitmeyen durumlar gamma neden olur. Gam da uyku getirir. Kişinin hoşuna gitmeyen durumların meydana geleceğine dair beklenti içinde olması ise tedirginliğe yol açar. Tedirginlik de insanın uyumasına engelolur. Belki de Hz. Aişe, küçük yaşta ve bedeni üşümüş bir halde iken seher vaktinin soğuğu karşısında uyuyakalmıştı. İbn İshak'ın rivayetinde şöyle geçmektedir: "Cilbabıma büründü m ve bulunduğum yere uzandım." Ya da Hz. Aişe Allah'ın bir lütfuna mazhar olmuştur. Gece vakti yalnızlığın vermiş olduğu ürpertiden kurtulması için Allah Teala ona uyku vermiştir. Safvan İbn Muattal faziletli bir sahabi idi. Bu hadisin açıklaması yapılırken onun ilk Müslümanlardan olduğunu gösteren delillere temas edilecektir. Bundan beş başlık sonra da Hz. Aişe'nin onun Allah yolunda şehit olduğuna dair sözü gelecektir. Hz. Aişe, onun bu olay yüzünden değil de, başka bir münasebetle Allah yolunda şehit olarak öldürüldüğünü kastetmiştir. İbn İshak onun, Hz. Ömer'in hilafeti döneminde h. 19. yılda Ermenistan savaşında şehit düştüğünü aktarmıştır. Safvan bir karaltı görmüştü. Ama o karaltının kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu ayırt edememişti. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Aişe'nin uyuyunca yüzü açılmıştı. Çünkü cilbabına bürünüp uyuduğunu söylemişti. Hz. Aişe Safvan'ın "in na lillahi ve inna ileyhi radun" demesiyle uyanmış ve hemen yüzünü kapatmıştı. Safvan örtün me emrinin inmesinden önce Hz. Aişe'yi gören kimselerdendi. Bu da göstermektedir ki, Safvan, çok önceden Müsıüman.olmuştu. Çünkü örtünme ayeti Ebu Ubeyde ve bir grup müfessire göre hicretin 3. yılında Zilka'de ayında inmişti. Hz. Aişe, Safvan'ın "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" demesiyle uyanmıştı. İbn İshak rivayetinde bunu açıkça belirtmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Aişe'nin başına gelenler Safvan'ı üzmüştü veya sonradan çıkacak söylentilerin meydana gelmesinden korkmuştu. Ya da başka bir cümle ile Hz. Aişe'ye hitap etmek yerine "inna lillahi ve in na ileyhi radun" diyerek sesini yükseltmekle yetinmişti. Nitekim Hz. Ömer, uyarmak istediği zaman yüksek sesle tekbir getirirdi. Safvan'ın bu şekilde hareket etmesi, onun zekasına ve sahip olduğu güzel edebe delalet eder. Safvan devenin ön ayaklarına basmıştı. Böylece Hz. Aişe'nin deveye kolayca binmesini sağlamıştı. Bir de deveye binerken onu tutma ihtiyacı hissetmemişti. Ebu Hureyre hadisinde, hadisin bu kısmı şu şekilde anlatılmıştır: Safvan yüzünü ondan çevirdi. Sonra devesini ona yaklaştırdı." Bu iftirayı dillerine dolayıp gezenler, sahih rivayetlerde anlatıldığına göre Abdullah İbn Übey, Mistah İbn Üsase, Hassan İbn Sabit ve Hamne bint Cahş'tır. İbn Ömer rivayetinde şöyle geçmektedir: Asker arasında iftira haberi yayıldı ve Hz. Nebi'e kadar ulaştı. Ordu Medine'ye ulaşınca Abdullah İbn Übey bu iftirayı insanlar arasında yaydı. Bu durum Rasulullah'a son derece ağır geldi. Hz. Nebi'in yanına gelip selam verdikten sonra "O nasıl?" demesinden Hz. Aişe bir katılık sezmişti. Ama bunun nedenini bilmediğinden de, öğrenmek için peşine düşmemişti. Fakat sonunda gerçek nedeni öğrenmişti. Annesi Mistah'a beddua etmişti. Bu konuda Ebu Muhammed İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Mistah'ın annesinin böyle beddua etmesi, muhtemelel1bilerek olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki o, Hz. Aişe'ye, gafil olduğu iftira hadisesini duyurmak için böyle bir yola başvurmuştur. Belki de bir tevafuk eseri böyle söylemiştir. Şöyle ki; Allah Teala bu sözün Mistah'ın annesinin ağzından çıkmasını dilemiştir. Böylece Hz. Aişe'nin, kendisi hakkında söylenen sözlerden haberdar olmasını istemiştir. Kumaların kıskançlık yüzünden birbirlerine zarar vermelerinden dolayı onlara " ........darair" denmiştir. Hz. Aişe'nin annesinin "Yavrucuğum! Kendini harap etme! Allah'a yemin ederim ki, pek çok kuması bulunan ve kocasının kendisini sevdiği güzel bir kadın aleyhinde kumalarının ileri geri konuşmadığı çok nadirdir," demesi, onun ne kadar zeki ve çocuğunu yetiştirirken ne kadar güzel davrandığını gösterir. Bu husus, üzerinde daha fazla durulmayacak kadar açıktır. Hz. Aişe'nin annesi, bu olayın kızına ağır geldiğini biliyordu. Bu yüzden, böyle bir olayla karşılaşan tek kadının kendisi olmadığını söyleyerek onu teselli etmiştir. Çünkü insan, başına gelen bir musibetin başkalarının da başına geldiğini öğrenince teselli bulur. Hz. Aişe'nin annesi, bu tesellisine onun zihnini yatıştıracak bir hususu da eklemişti. Söz konusu husus, Hz. Aişe'nin konum ve güzellik bakımından başkalarına karşı üstün olması idi. Kadınlar bu tür özelliklerle vasıflandınlmaktan hoşlanır ve rahatlarlar. Ayrıca onun bu sözlerinde Hamne bint Cahş'ın sözlerine bir işaret vardır. Çünkü Hamne'yi bu iftirayı dillendirmeye sevk eden husus, kızkardeşi Zeyne,b bint Cahş ile Hz. Aişe'nin kuma olmasıdır. Buradan da anlaşılıyor ki, ..........ve leha darairu illa kessema aleyha ifadesindeki istisna, muttasıl istisnadır. Çünkü Hz. Aişe'nin annesi, bizzat kızının olayını kastetmemiş, aksine, genelolarak kumaların durumundan söz etmiştir. Her ne kadar Hz. AişeInin kumalarından, kumaların birbiririne karşı sarfettikleri sözler çıkmasa da, Hamne örneğinde olduğu gibi, onların yakınlarından bu tür sözler çıkmıştır. Diğer müminlerin anneleri gibi Zeyneb bint Cahş da takvası sayesinde Hz. Aişe hakkında söylenenleri dillendirmekten korunmuştur. Bu rivayette sadece Zeyneb'den bahsedilmesinin nedeni, onun konum bakımından Hz. Aişe'ye benzemesidir. Hişam İbn Urve rivayetine göre, Hz. Aişe şöyle demiştir: Gözyaşlarım boşalmaya başladı. Ağladıkça ağladım. Evin damında Kur'an okuyan Ebu Bekir sesimi duymuştu. Anneme; "Onun neyi var?" diye sordu. O da; "Hakkında söylenenlerden haberdar oldu ve gözyaşı dökmeye başladı," diyerek cevap verdi. Bunun üzerine babam: "Allah aşkına kızım evine [Hz. Nebilin evine] dön!" dedi. Ben de döndüm. Hz. Ali'nin "Ey Allah'ın elçisi! Allah Teala sana zorluk çıkarmamıştır. Aişe'nin dışında bir çok kadın var," demesi, Hz. Nebi'in tarafını tutmasından ileri gelir. Çünkü o, Hz. Nebilin, aşırı kıskançlığı yüzünden, Hz. Aişe hakkında söylenen sözlerden son derece üzgün olduğunu görüyordu. Bu yüzden Hz. AişeIden ayrıldığı takdirde, Hz. Aişe dolayısıyla üzülmesinin sona ereceğini, onun masum olduğunun kesinleşmesinden sonra da boşama ric'i olduğu için talaktan dönebileceğini düşünmüştür. Bundan şu sonuç ortaya çıkar: İki zarardan hangisi hafif ise o tercih edilir. İmam Nevevi de şöyle demiştir: "Hz. Ali, boşamayı Hz. Nebi bir maslahat olarak görmüş veanun söylenenlerden rahatsızlığına şahit olduğu için de, bunun böyle olması gerektiğine inanmıştır. Allah Resu!ü'nün zihninin rahata kavuşması için de, nasihat ederken elinden gelen bütün gayreti sarfetmiştir." Ebu Muhammed İbn Ebi Cemre de şöyle demiştir: "Hz. Ali, Hz. Nebi'e hanımını boşamasını kesin bir ifade ile işaret etmemiştir. Çünkü bu sözünün akabinde 'cariyesine sor, o sana doğruyu söyler,' demiştir. Dolayısıyla bu konuda kararı, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in araştırmasına bırakmıştır. Sanki Hz. Ali şöyle demiştir: 'Eğer bir an önce rahata kavuşmak istiyorsan, onu boşa. Yok eğer bunu istemiyorsan, Hz. Aişe'nin asum olduğunu öğreninceye kadar işin iç yüzünü araştır.' Çünkü Berire'nin sadece bildiklerinı ona söyleyeceğinden emin idi. Üstelik o, Hz. Aişe'nin tam masumiyetinden başka bir şey bilmiyordu. Hz. Nebi'in istişare için Hz. Ali ile Usame'yi seçmesine gelince, Hz. Ali onun evladı gibiydi. Çünkü onu kendisi yetiştirmiş ve yanından ayırmamıştı. Hatta onunla olan ilişkisini kızı Fatıma'yı onunla evlendirerek daha da yakınlaştırmıştı. Bu yüzden, başkasından daha fazla kendi özel durumu hakkında bilgiye sahip olan Hz. Ali'yi, eşiyle ilgili bir meselede istişare yapmak için seçmişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem önemli meselelerde Ebu Bekir ve Ömer gibi sahabenin ileri gelenleri ile istişare yapardı. Üsame'ye gelince; o da Hz. Ali gibi uzun zaman Hz. Nebi'in yanında bulunmuş, sevgi ve ilgisine mazhar olmuştu. Bundan dolayı insanlar ondan "Rasulullah'ın sevgilisi" şeklinde bahsetmeye başlamışlardı. Hz. Nebi, babasını ve annesini değil de, Üsame'yi tercih etmiştLHer ne kadar Hz. Ali yaşça ondan büyük olsa da ikisi de gençti. Çünkü gençler, yaşlılara göre daha berrak zihne sahiptirler. Ayrıca gördüklerini açıklama noktasında ihtiyarlara göre daha cesurdurlar. Çünkü tecrübeli ve yaşlı insanlar, işlerin sonunu hesapa katarlar. Bu yüzden kimi zaman soranı, kimi zaman da hakkında soru sorulan kimseyi korumak için gördüklerini ve bildiklerini bazen gizlerler. Bu konudaki bazı rivayetıere göre, Hz. Nebi bu iki sahabi dışında başkalarıyla da istişare yapmıştır. İbn İshak'ın rivayetine göre, Berire Hz. Aişe hakkında şöyle demiştir: "Onu sadece şu hususta ayıplardım: Ben bir hamur yoğurur, onu da koruması için başına bekçi yapardım. Ama o, hamuru beklerken uyurdu." Miksem rivayetine göre is şöyle demiştir: "Onun yanında bulunmaya başladığım andan itibaren sadece bir kusurunu gördüm. Bir keresinde kendim için bir hamur yoğurmuştum. Ona; 'Ben ekmek yapmak için ateş alıp gelene kadar bu hamuru koru,' demiştim. Ama o, hamuru ihmal etmişti. Derken bir koyun gelip hamuru yemişti." Bu rivayet, hadiste geçen cr.-I...I.ll/ed-dacin kelimesi ile evde beslenip otlağa salınmayan koyunun kastedildiğini açıklamaktadır. Dacin kelimesinin ister koyun, ister kuş olsun, evde beslenen her türlü hayvan anlamına geldiği de ileri sürülmüştür. İbnu'l-Müneyyir haşiyesinde şöyle demiştir: "Berire'nin sözündeki istisna son derece mükemmel bir istisnadır. Çünkü bu istisna ile Hz. Aişe'nin kusurunun bulunmadığı hassasiyetle dile getirilmiştir. Hz. Aişe'nin hamuru ihmal etmesi, hakkında ortaya atılan iftiradan beri olduğunu, gafil mümin kadınlara daha yakın olduğunu gösterir." Nitekim Hişam İbn Urve rivayetinde Berire şöyle demiştir: "Hz. Aişe hakkında kuyumcu sarı altın hakkında ne biliyorsa, onu biliyorum." Bu söz şu anlama gelir: Kuyumcu, sarı altının diğer karışımlardan arınmış olduğunu nasıl biliyorsa, ben de Hz. Aişe'nin ayıplardan o derece uzak olduğunu biliyorum. Hattabi şöyle demiştir. "Hz. Nebi'in 'Aile efradım hakkında beni inciten birine karşı kim bana yardım eder?' sözü 'Ailem hakkında attığı bu çirkin iftira konusunda onun gerekçelerini kim ortadan kaldırır? Onu bu sözlerinden dolayı cezalandırdığım zaman benim mazur görüleceğimi kim ortaya koyar?' şeklinde de anlaşılabilir." İmam Nevevi bu ikinci alternatifi tercih etmiştir. Bu hadisin Ebu Evs rivayetinde şöyle bir ziyade vardır: Safvan İbn Muattal, Hassan için pusuya yatmış. Sonra ona bir kılıç darbesi indirmiş ve şu beyti okumuş: Yersin benden kılıcın kabzasını Çünkü ben delikanlıyım, yerilince şair olmam! Hz. Aişe'nin "o bu olaydan önce salih bir insan idi. Ama taassub ve tarafgirIik onu buna sevketti," sözü Vakıdi rivayetinde şöyle geçmektedir: "Hz. Aişe onun hakkında şöyle dedi: 'O salih biriydi. Ama öfkesi bu şekilde davranacak kadar büyümüştü.' Ancak onu inancı konusunda ayıplamadı." Sa'd İbn Ubade'nin Sa 'd İbn Muaz'a dönerek "Allah'a yemin ederim ki, yalan söyledin! Sen ona ne öldürebilirsin, ne de öldürmeye gücün yeter," sözü hakkında İbnu't-Tin, Davı1di'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: "Yalan söyledin" sözÜ şu anlama gelir: Onu sen öldüremezsin. Çünkü Hz. Nebi onun hükmünü karara bağlamayı sana vermemiştir. Dolayısıyla onu öldürmeye gücün yetmez." Bu, gerçekten güzel bir yorumdur. Sa'd İbn Ubade, Abdullah İbn Übey'den nakledilen sözlerden dolayı hoşnut olduğunu kastetmemiştir. Hz. Aişe'nin onun için söylediği "Bundan önce o salih bir insandı," sözü şu anlama gelir: Sa'd'dan, daha önce Cahiliyye taassubuna kapıldığını gösteren her hangi bir davranış sadır olmamıştır. Hz. Aişe Sa'd'ın münafıkları savunduğunu kastetmemiştir. Hz. Aişe iki gece bir gündüz ağlamıştı. Mistah'ın annesinin iftira olayını kendisine haber verdiği geceyi, Hz. Nebi'in insanlara seslendiği günü ve o günün gecesini ağıtIa geçirmişti. Davudi şöyle demiştir: "Hz. Nebi, Hz. Aişe'ye eğer bir suç işledi ise bunu itiraf etmesini emretti. Bunu gizlerneye teşvik etmedi. Çünkü bu konuda Hz. Nebi'in eşleri ile diğer Müslümanların eşleri arasında fark vardır. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinin yaptıklarını itiraf etmeleri farzdır. Ondan bir şeyi gizlerneleri caiz değildir. Çünkü bir Nebiin böyle bir şey yapmış hanımı ile evli kalması helal olmaz. Diğer insanların eşleri ise bu konuda farklı hükme tabidirler. Onlar, yaptıklarını gizlerneye çağırılırlar." Kadı Iyaz onun bu söylediğini şu şekilde eleştirmiştir: "Hadiste Davudi'nin söylediğine delil olabilecek bir bilgi yoktur. Allah Rasulü'nün sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Aişe'ye itiraf etmesini emrettiğine dair bir ifade de bulunmamaktadır. Hadiste Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece kendisinin ve Rabbinin bildiği konularda Hz. Aişe'ye Allah'tan bağışlanma dileyip O'na tevbe etmesini emretmiştir. Hz. Aişe'ye yapılan emirde, açıkça insanların huzurunda söz konusu iftirayı itiraf etme söz konusu değildir. Onun bu cevabı Davudi'nin söylediklerini akla getirmektedir. Ancak ona göre itiraf edilecek suç herkesi kapsamamaktadır. Bu husus iyi düşünülmelidir." Kadı Iyaz'ın söylediklerini Hatıb'ın rivayetinde geçen şu ifadeler de desteklemektedir: "Hz. Aişe şunu söyledi: Babam bana; 'Eğer bir günah işlediysen Allah'tan bağışlanma dile. Yok işlemediysen Allah Resulü'ne mazeretini bildir,' dedi." Kurtubi şöyle demiştir: Üzüntü ve öfkeden biri başladığı zaman, bu musibetlerin ateşinin yüksekliğinden gözyaşı kesilir. Hz. Aişe, babasından, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendisi adına cevap vermesini istemişti. Allah Resulü'nün sorusu Hz. Ebu Bekir'in muttali olmadığı işin iç yüzü ile ilgili olmasına rağmen, Hz. Aişe bu konuda bilgisi olmayan babasından cevap vermesini istemişti. Böylece, babasının gördüğü hale muhalif bir durumun, görmediği bir ortamda gerçekleşmediğine işaret etmiştir. Sanki Hz. Aişe babasına şöyle demiştir: "Dilediğin şekilde benim masum olduğumu söyle. Çünkü sen, söylediğin sözler konusunda Allah Resulü yanında güvenilir birisin." Hz. Ebu Bekir kızına "Bilmiyorum" diyerek cevap vermiştir. Çünkü o, Hz. Nebi'e çok uyan biriydi. Bu yüzden mana bakımından soruya uygun cevap vermiştir. Ayrıca o, Hz. Aişe'nin masum olduğu kesinleşmiş olsa bile, kendi çocuğunu temize çıkarmaktan hoşlanmazdı. Benzer şekilde annesinin cevabı da "Bilmiyorum," olmuştu. Hişam İbn Urve rivayetinde "Ne diyeyim?" Ebu Üveys rivayetinde ise "Babama; 'cevap ver' dedim. O da; 'Bunu yapmayacağım. Çünkü o Allah'ın elçisi ve ona vahiy gelir,' diye karşılık verdi." Hz. Aişe küçük yaşta olduğunu söylerken, masum olduğunu ifade etmeye bir giriş yapmıştı. Ama o, ileride geleceği gibi Hz. Yakub'un adını aklına getirememişti. İbn İshak rivayetinde Hz. Aişe şöyle demiştir: "Allah'a yemin ederim ki, hiç korkmadım. ÇünkÜ masum olduğumu ve Allah'ın bana zulmetmeyeceğini biliyordum. Annem ve babama gelince; Allah Resellü'ne vahyin gelmesi tamamlanınca, insanların söylediklerinin gerçek çıkmasından korktukları için onların bir an öleceğini zannetmiştim." Füleyc rivayetine göre Hz. Nebi Hz. Aişe'ye "Ey Aişe! Allah'a hamd et! O senin masum olduğunu bildirdi," demiştir. Ma'mer rivayetinde ise "Müjde! ziyadesi vardır. Hz. Aişe'nin Hz. Zeyneb'in kendisi ile rekabet içinde olduğunu söylemesi iki manaya da gelebilir: a)Hz. Nebi nezdinde benim elde ettiğim yeri ve makamı istiyor. b) Kendi konumunun benim konumum gibi olduğunu sanıyar. Hz. Aişe'nin "Helak olan iftiracılarla birlikte o da helak oldu," sözü, iftirayı dile getirenlerle bir oldular veya onlarla birlikte günaha karıştılar anlamına gelir. Hadisten çıkan sonuçlar 1- Bir çok raviden birleştirip özetleyerek hadis nakletmek caizdir. Bu meseleyi daha önce ayrıntılı olarak ele almıştık. 2- Kura çekmek dini bir temele dayanmaktadır. Hatta kadınlar arasında savaş için dahil, onlarla birlikte yolculuk yapmak veya onlarla yola çıkmak için kura çekmek dinen uygun bir yöntemdir. 3- Bir kısım insanları medhedip bir kısım insanları yermeyi içerse bile, bir kimsenin kendi güzel yönlerini anlatması, şahsı hakkında dillendirilen bir dedikoduyu önlemek veya bu dedikoduyu işiten kimseleri bundan korumak şartı ile caizdir. 4- Bir kimsenin günaha bulaşmaması için özen göstermek, o kimsenin gü- nah işlemesi için serbest bırakılmasından evıadır. 5- İhtiyaç duyulduğu anda konuşmaya girizgah yapılabilir. 6- Hevdeç kadınların örtünmesi konusunda ev hükmündedir. 7 - Her ne kadar zor olsa da, kudret dahilinde olduğu zaman kadınların devenin sırtındaki hevdece binmesi uygundur. 8- Kadın bir örtünün arkasında olduğu sürece, yabancı erkekler ona hizmet edebilir. 9- Kadınların üzerlerinde olmayan bir örtü ile örtünmeleri caizdir. 10- Kadınlar, genel örfe dayanan genel izne binaan kocalarından özel bir izin almadan tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için tek başlarına boş alana yöne lebilirler. 11- Kadınların, yolculuk sırasında gerdanlık vb. takılarla süslenmesi caizdir. 12- Az da olsa malın korunması gerekir. Çünkü malın ziyan edilmesi yasaklanmıştır. 13- Hz. Aişe'nin gerdanlığı altın veya değerli başka bir taştan yapılmamıştı. 14- Mal hırsı taşımak iyi değildir. Çünkü Hz. Aişe, gerdanlığını ararken çok vakit kaybetmeseydi, çabucak askerin konakladığı yere dönerdi. Ama ihtiyaçtan fazla aramaya koyulunca meydana gelen hadiselere zemin hazırlamış oldu. Buna benzer bir durum da, birbiriyle tartışan iki kişi hakkında gerçekleşmişti. Nitekim bu insanlar yüzünden kadir gecesinin hangi gece olduğu bilgisi geri alınmıştı. Bu iki kişi tartışmada mutlaka olması gereken sınırları aşarak ileri gidip seslerini yükseltmişlerdi. Onların bu durumu, kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair bilginin geri alınmasına neden olmuştu. 15- Ordu, komutanınizni ile durur. 16- Ordudaki askerlerden biri veya bir kısmı ordunUn arkasından gelmek için görevlendirilebilir. Bu durum, zayıf kimselerin taşınması, düşen eşyaların toplanması vs. maslahatlara binaen daha güvenli olur. 17 - Musibet anında "İnna lillahi ve in na ileyhi raciun" denir. 18- Namahrem birinin kendisine baktığı sırada kadının yüzünü kapatması gerekir. 19- Susuz kimseye su vermek, kafileden geride kalana yardım etmek, kaybolanı kurtarmak, önemli mevkilerde bulunanlara ikramda bulunmak, bineğe binme konusunda onları tercih etmek ve bunları yaparken karşılaşılacak sıkıntılara katlanmak. 20- Yabancılara, özellikle de kadınlara güzel davranmak. Başbaşa kalındığı durumlarda kadınlara daha da güzel davranmak. 21- Kadınların önünde yürümek gerekir. Böylece kadınlar, zihin bakımından rahat olurlar. Yürürken açılabilecek yerlerine erkeğin bakması gibi durumlardan emin olurlar. 22- Hanımlara karşı ilgi göstermek, onlara güzel davranmak gerekir. Ancak her ne kadar kesinlik kazanmasa da, hanımın bir kabahat işlediğine dair söylentilerin yayılması halinde erkek, bu tür güzellikleri azaltabilir. Bunun şu faydası vardır: Kadın, mevcut durumun değişmesi karşısında uyanır ve ona göre davranır veya suçunu itiraf eder. 23- Hasta yakınlarının hastaya, hastalığının daha fazla ilerlernemesi için zihnen onu rahatsız edecek haberleri iletmemesi gerekir. 24- Hastanın durumu sorulur. 25- Konuşma ve ilgi bakımından eşi yalnız bırakmanın aşamaları vardır. Şayet yalnız bırakmanın nedeni kesinlik kazanmışsa, eş, tamamen terkedilir. Yok eğer ortada zanna dayalı bir durum söz konusuysa, bu durumda ilgi ve alaka azaltılır. Eğer ortada şüpheli veya ihtimalli bir durum varsa, kocanın hanımına karşı ilgi ve alakasını biraz azaltması yerinde olur. Fakat onun hakkında söylenenlere göre hareket edemez. Böylece kocanın eşi hakkında söylenenlere aldırmadığı şeklinde bir izlenimin oluşmasına sed çekilmiş olur. Çünkü bu tür sözlere aldırmamak, insanın şerefine zarar verir. 26- Kadın, ihtiyacını gidermek için dışarı çıktığı zaman, kendisine yakın gördüğü veya kendisine hizmet eden güvenilir kadınlardan birini de yanında götürür. 27- Müslüman, Müslümanı, özellikle de değerli insanları savunur. Hatta onlara eziyet verenler kendi yakınları olsa dahi, bir şekilde onları engeller. 28- Bedir savaşına katılan Müslümanların üstünlüğü açıklanmıştır. 29- Dinleyen kimse yalan olduğuna inandığı bir haberi duyunca "SubhCınalldh!" der. Bunun açıklaması ise şu şekildedir: Allah Teala Hz. Nebi'in yakınları hakkında kötü bir şeyi meydana getirmekten münezzehtir. Bu yüzden buna benzer konularda "SubhCınalldh!" diyerek Allah'a şükretmeye başlanır. Ebu Bekir İbnu'l-Arabı buna dikkat çekmiştir. 30- Kadının, kendi babasının evine gidecek olsa bile, evinden çıkması kocasının iznine bağlıdır. 31- Kişi, akrabalık veya başka bir bağ ile kendisine güvendiği sırdaşlarıyla istişare yapabilir. Kendilerinden daha yakın akrabalar olsa bile görüşlerinin isabetli olduğu tecrübe yoluyla sabit olan kimseler istişarede öncelenir. 32- Bir suç ile itham edilen kimsenin durumu araştırılır. 33- Bir suç ile itham edilen kimsenin gerçek durumunun anlaşılması için onun hakkında konuşmak gıybet sayılmaz. 34- Birini temize çıkarırken "Onun hakkında sadece hayır biliyorum," denebilir. Bu ifadenin, tezkiye edilen kişinin özel durumuna muttali olan kimse tarafından daha önce adaleti ortaya çıkmış kimseler hakkında söylenmesi tezkiye açısından yeterlidir. 35- Şahitlik konusunda iyice araştırma yapılır. 36- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi lehine ancak vahiyden sonra karar vermiştir. Nitekim ifk hadisesinde vahiy inmeden önce hiçbir konu hakkında kesin karara varmamıştır. 37- Allah ve O'nun elçisi için kızma kınanamaz. 38- Bu hadiste, Hz. Aişe'nin, onun anne ve babasının, Safvan'ın, Ali İbn Ebi Talib'in, Üsame'nin, Sa 'd İbn Muaz'ın ve Üseyd İbn Hudayr'ın bir çok faziletine temas edilmiştir. 39- Batıldan yana olanlar için taassub göstermek, kişiyi "salih" olmaktan uzaklaştırır. 40- Batıla gönül verenlere hakaret edilebilir ve bu kimselere, aslında kendilerinde bulunmasa bile, hoşlarına gitmeyen sıfatlar yakıştırılabilir. Şayet söz konusu kötü sıfatın benzerleri o kimselerde bulunuyorsa, bu durumda onlara karşı sert davranmak bakımından bu tür sıfatlar yakıştırmak caiz olur. 41- Husumeti sona erdirmek, fitne ateşini söndürmek ve bunlara yol açacak nedenleri ortadan kaldırmak gerekir. 42- Zararı büyük olandan korunmak için, zararı küçük olanlar tercih edilebilir. 43- Rahatsızlıklara katlanmak erdemdir. 44- Çok yakın dost olsa bile, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e muhalefet edenlerden uzaklaşmak gerekir. 45- Hz. Nebi'e sözü veya davranışıyla eziyet verenlerin hükmü öldürülmektir. Çünkü Sa'd İbn Muaz, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e incitenleri öldüreceğinden bahsetmiş, Hz. Nebi de buna itiraz etmemiştir. 46- Hz. Ebu Bekir olayları araştıran biriydi. 47- Tevbe, İslam'ın meşru' kabul ettiği bir yoldur. Günahını itiraf edip yeniden işlediği günaha dönmeyenlerle, samimi olanların tevbesi kabul edilir. Sadece günahı itiraf, tevbenin kabulü için yeterli değildir. 48- SÖzü tasdik edilen kimse tarafından yapılıyor olsa bile, işlenmemiş bir günahın itirafı caiz değildir. İşlemediği günahı itiraf eden kimse bundan dolayı sorumlu tutulamaz. Suçsuz kimsenin yapması gereken doğruyu söylemek veya susmaktır. 49- Sabrın neticesi takdir edilir. Sabır gösterenlere de imrenilir. 50- Konuşma sırasında önce büyük!ere söz verilir. 51- Kendisine karışık gelen meselelerde kişi susabilir. 52- Yeni bir nimete kavuşan veya bir musibetten kurtulan kimse müjdelenebilir. Bu sırada gülünebilir ve sevinilebilir. Müjde alınca gülrnek, sevinmek ve iyi haberi yaymak caizdir. 53- Yaşı küçük olmak vb. nedenlerden dolayı musibet karşısında sızlananlar mazur görülür. 54- Bir suç işlediği sanılan ancak daha sonra suçsuz olduğu anlaşılan kimseye iyi haber birden aşırı derecede sevinip helak olmasın diye yavaş yavaş söylenir. Bu prensip Hz. Nebi'in Hz. Aişe'nin masumiyetini gösteren vahiy inince gülümsemesinden, sonra onu müjdelemesinden, ardından da genel bir ifade ile masum olduğunu söylemesinden ve en sonunda bizzat kendisine ayetleri okurnasından çıkarılır. 55- Musibetin şiddeti artınca akabinde mutluluk gelir. 56- İşlerini Allah'a havale edenler erdemli kimselerdir. 57- Allah yolunda infak etmek, özellikle de akrabaya iyilik etmek teşvik edilmiştir. 58- Kendisine kötülük eden veya onu hoş gören kimse için bağışlanma gerçekleşir. 59- Başkasına iyilik etmeyeceğine dair yemin eden kimselerin, yeminlerini bozmaları müstehaphr. 60- Hayret anında ve büyük olayla karşılaşıldığı sırada "Subhanallah!" denir. 61- Gıybet kötüdür. Gıybete kulak vermek de iyi değildir. 62- Gıybet edenler azarlanır. Özellikle gıybet, işlemediği bir mesele hakkında mümin birini töhmet altında bırakıyorsa, gıybet edenlere engelolunur. 63- Kötülüğü yaymak zemmedilir . 64- Hz. Aişe'nin masumiyeti hakkında şüphe taşımak haramdır
Aişe r.anha'nın annesi Ümmü Ruman'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Aişe'ye iftira atılınca bayılıp yere yığılmıştı. Fethu'l-Bari Açıklaması: .......Telakkavnehu (Nur 15) "onu birbirinizden nakledersiniz" tefsirini Firyabi senetli olarak şu şekilde nakletmiştir: "Bu fiil, bir şeyi alıp kabul etmek anlamına gelen ..........telakkı kökünden türemiştir." Meşhur kıraate göre bu böyledir. Ebu Ubeyde ve diğer bazı müfessirler, bu kelimenin bu anlama geldiğini kesin bir ifade ile söylemişlerdir. .......telakkavnehu fiilinin başında bulunan iki tadan biri hazfedilmiştir. İbn Mes'ud ise bu fiili iki ta ile okumuştur. Hz. Aişe ve Yahya İbn Ya'mer kıraatine göre bu kelime .....telikune şeklinde okunmuştur. Bu durumda bu kelime yalan anlamına gelen ......velk kökünden türemiştir. Fena bu konuda şöyle demiştir: .......velk, "yürüyüşü ve yalanı sürdürmek" anlamına gelir. İşi gücü yalan olan kimselere ........elk ve elek denir. Mureysi' gazvesinden bahsedilirken, Hz. Aişe'nin bu ayeti bu şekilde okuduğu açıkça geçmişti. Nitekim İbn Ebı Müleyke bu konuda şöyle demiştir: "Hz. Aişe, kendisi hakkında indiği için bu ayeti diğerlerinden daha iyi bilir
İbn Ebı Müleyke'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Hz. Aişe'yi bu ayeti [en-Nur 15] .........iz telikunehu bi elsinetiküm şeklinde okurken işittim
İbn Ebi Müleyke'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas, ölümünden kısa bir süre önce, ölümün emarelerinin görüldüğü bir sırada Hz. Aişe'nin yanına girmek üzere izin istedi. Hz.' Aişe, "Beni övmelerinden endişe ediyorum," diyerek [bu talebi geri çevirdi]. Bunun üzerine ona; "İzin isteyen Hz. Nebi'in amcasının oğlu ve Müslümanların önde gelenlerinden biri," dendi. Hz. Aişe de; "Öyleyse ona müsaade edin gelsin," dedi. İbn Abbas ona; "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Hz. Aişe de; "Eğer mütlaki isem iyiyim," şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi: "Allah'ın izni ile iyi olursun. Sen, Allah ResD.ıü'nün sallallahu aleyhi ve sellem eşisin. O senden başka bakire biriyle evlenmedi. Masum olduğunu bildirmek için hakkında ayet indi," dedi. İbn Abbas'tan sonra içeri İbnü'z-Zübeyr girdi. Hz. Aişe ona şöyle dedi: "İbn Abbas yanıma geldi ve beni övdü. Halbuki ben, unutulan biri olmayı dilemiştim." [-4754-] Kasım, İbn Abbas'ın Hz. Aişe'nin yanına girmek için izin istediğini ve hadisin geri kalan kısmını nakletli. Ancak Hz. Aişe'nin "Halbuki ben, unutulan biri olmayı dilemiştim," sözünden bahsetmedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Zekvan rivayetine göre, İbn Abbas oturunca Hz. Aişe'ye "Müjdeler olsun!" demiş, o da; "Olsun bakalım," şeklinde karşılık vermiş. Sonra ıbn Abbas şöyle demiştir: "Muhammed'e ve sevdiklerine kavuşman için ruhun bedenden çıkmasından başka bir engel kalmadı." Yine İbn Zekvan rivayetinde hadisin "Allah'ın izni ile iyi olursun. Sen, Allah ResD.ıü'nün sallaılahu aleyhi ve sellem eşisin. O senden başka bakire biriyle evlenmedi," kısmı şu şekilde geçmektedir: Sen Allah ResD.ıü'nün sallallahu aleyhi ve sellem en fazla sevdiği eşisin. O ancak iyileri severdi." Hz. Aişe de, diğer takvalı insanlar gibi unutulmuş biri olarak ölmeyi istemiştir. Onun bu isteği kendisi hakkında duyduğu büyük endişeden ileri geliyordu. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Abbas derin ilme sahipti. 2- İbn Abbas, sahabe ve tabiD.n nezdinde önemli bir yere sahipti. 3- Hz. Aişe alçakgönüllü biriydi. 4- Hz. Aişe son derece erdemli bir kadındı. 5- Hz. Aişe dini konularda son derece titizdi. 6- Sahabe müminlerin annelerinin yanına izin almadan girmezdi. 7 - Yaşı küçük olan kimse, evla olanın hilafına, bir yola saptığını görünce kendisinden büyük birine görüşünü belirtir. 8- İlim ehline ve dini bakımdan önder olan kimselere saygı göstermeye özen gösterilmelidir. 9- Alimlerin ve dini önderlerin hak ettiği saygı, masıahat çerçevesine oturmayan bir nedenden dolayı terk edilemez
İbnu Avn, el-Kaasım'dan tahdîs etti de: İbn Abbâs radıyallahü anhüma Âişe'nin huzuruna girmek için izin istedi, deyip yukarıdaki hadîsin benzerini söyledi, fakat "Nisyen mensiyyen" kısmını zikretmedi. Allah'ın Şu Kavli: siz îmân eden kimselerseniz böyle birşeye hayâtta bulunduğunuz müddetçe bir daha dönmenizi size haram kılıyor”(Âyet:)
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o demiştir: Hassan İbn Sabit yanına girmek için izin istedi. [Mesruk] "Bu adama izin verecek misin?" diye sordum. Bunun üzerine Hz. Aişe: "O, büyük azaba uğrayanlardan değil miydi?" diye sordu. Süfyan, Hz. Aişe'nin bu sözü ile Hassan'in görme duyusunu yitirdiğini kastettiğini söylemiştir. [Nihayet Hassan onun yanına girip onun için] şu beyitleri okudu: Hiçbir şüphe ile itham edilmeyen iffetli've ağırbaşlı Habersiz kadınların etini yemeden aç çıkar sabahlara Bunun üzerine Hz. Aişe: "Ama sen ... " dedi
Mesruk'tan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hassan İbn Sabit Hz. Aişe'nin yanına girdi ve ona iltifatta bulunup şu beyitleri okudu: Hiçbir şüphe ile itham edilmeyen iffetli ve ağırbaşlı Habersiz kadınların etini yemeden aç çıkar sabahlara Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle söyledi: "Ama sen ... " Ben de Hz. Aişe'ye; "Allah Teala 'Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse' (Nur 11) buyurmuşken, böylelerinin yanına girmesi için izin mi veriyorsun?" dedim. O da; "Körlükten daha büyük azab mı olur!" dedi ve arkasından şunu ekledi: Hassan Hz. Nebi'i şiirleri ile savunurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "........Hasan kelimesi ile erkeklerden ve onların kendisine bakmasından sakınan kadın kastedilir. ".........Razan ise az hareket etmek anlamına gelen ...........razane kökünden türemiştir. .....tuzennu "iftira atılır" demektir.....Ğarsa ise "açlıktan karnı karnına yapışmış" anlamına gelir. Bununla Hz. Aişe'nin hiçkimsenin gıybetini yapmadığı anlatılmıştır. Burada bir istiare söz konusudur ve gıybet hakkında inen şu ayete işaret edilmiştir: "Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?"(Hucurat 12) ......Ğavafil ise .....ğafile kelimesinin çoğuludur. İffetli ve kötülükten haberi olayan kadınlar anlamına gelir. Bununla Hz. Aişe'nin, ölülerin etini yemeye benzetilen insanların gıybetini yapmaktan uzak olduğu ifade edilmiştir. Et, kemiği örten bir tabakadır. Gıybet eden, gıybetini ettiği kişinin adeta örtüsünü açmıştır. Bu bakımdan gıybet, ölü eti yemeye benzetilmiştir. Hz. Aişe'nin "Ama sen ... " sözü Şuayb rivayetinde şu şekilde geçmektedir: "Ama sen öyle değilsin ... " O rivayetin de sonunda şu ziyade vardır: Hassan Hz. Nebi'i şiirleri ile savunurdu. Bu bilgi Megazı bölümünde başka bir senetle Şu'be'den şu lafızIa geçmişti: Hassan, Hz. Nebi'i savunuyor veya onu hicvedenleri hicvediyordu. Hz. Aişe'nin "Ama sen ... " sözü, Hassan'ın da ifk hadisesine karışanlardan olduğunu gösterir. Urve şöyle demiştir: Hz. Aişe, yanında Hassan'a hakaret edilmesinden hoşlanmazdı. Böyle bir şeyle karşılaştığı zaman şöyle derdi: O şu beyitleri söyleyen biri. Babam, annem ve namusum size karşı Muhammed'in namusuna kalkandır
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayt edilmiştir: Hakkımda dedikodular çıkmıştı. Ben ise hiçbirşeyden haberdar değildim. İşte o zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim hakkımda insanlara bir konuşma yapmış. İlk önce kelime-i şehadet getirmiş. Akabinde Allah'a hamd edip O'nun layık olduğu övgüleri sıralamış. Sonra şöyle buyurmuş: "Esas meseleye gelince ... Şimdi bana, eşim hakkında ileri geri konuşan kimseye ne yapmam gerektiği konusunda düşüncelerinizi açıklayın. Allah'a yemin ederim ki; ben, eşim hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum. Onu, Allah'a yeminle söylüyorum ki, hiç kötü olarak tanımadığım bir adamla suçladılar. O adam evime ancak ben varsam girerdi. Bir yolculuğa çıkarsam, o da benimle çıkardı." . Bunun üzerine Sa'd İbn Muaz kalkıp; "Ey Allah'ın elçisi! Bana müsaade et, onların boyunlarını vurayırn!" demiş. Peşinden Hazreç'ten biri kalkmış. Hassan İbn Sabit'in annesi bu adamla aynı kabiledendi. Sonra o adam şöyle demiş: "Yalan söyledin. allah'a yemin ederim ki, iftira atanlar Evs kabilesinden olsaydı, onların boyunlarının vurulmasını istemezdin!" Bunun üzerine neredeyse Evs ile Hazreç arasında mescidde bir çatışma meydana gelecekmiş. Bütün bu olup bitenlerden benim haberim yoktu. O günün akşamı bir ihtiyacımı gidermek için evden çıktım. Yanımda Ümmü Mistah vardı. Derken o tökezledi ve "Mistah kahrolsun," dedi. Ben de; "Anne, oğluna mı beddua ediyorsun?" diye sordum. Mistah'ın annesi sustu. Sonra bir kez daha tökezledi ve yine "Mistah kahrolsun!" dedi. Ona; "Anne, oğluna mı beddua ediyorsun?" diye sordum, yine sustu. Sonra üçüncü kez tökezledi ve yine "Mistah kahrolsun!" dedi. Bu defa ona çıkıştım. Bunun üzerine o: "Allah'a yemin ederim ki, ben ona ancak senden dolayı hakaret ettim," dedi. Ben de; "Benim hangi durumumdan dolayı?" diye sordum. Bunun üzerine hakkımda konuşulanları bana anlattı. Şaşkınlıkla, "Bunlar oldu mu?" diye sordum. O da; "Vallahi evet," diye cevap verdi. Hemen evime döndüm. Evimden çıktığım şeyin ne azını, ne de çoğunu hissediyordum. Hastalığım artmıştı. Bu yüzden allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Beni babamın evine gönder," dedim. O da bir çocukla birlikte beni gönderdi. Nihayet babamın evine girdim. O esnada Ümmü Ruman aşağıdaydı, Ebu Bekir ise yukarıda Kur'an okuyordu. Annem: "Kızım neden geldin?" diye sordu. Ben de ona durumu haber verdim ve hakkımda söylenenleri anlattım. Bir de baktım ki, annem benim kadar bu olaya üzülmüyor. Sonra annem şöyle dedi: "Kızım, bu konuyu bu kadar sorun etme. allah'a yemin ederim ki, kocası tarafından sevilen ve kumaları bulunan güzel bir kadına, kumalarının haset etmediği ve onun hakkında ileri geri konuşulmadığı pek nadirdir." Hayret, annem benim üzüldüğüm kadar üzülmemişti. Ona; "Babamın bu olaydan haberi var mı?" diye sordum. "Evet," diye cevap verdi. Bu defa, "Peki Allah Resulü'nün bundan haberi var mı?" diye sordum. "Evet, Rasululullah sallallahu aleyhi ve sellem de biliyor," diye cevap verdi. Birden gözümden yaşlar boşaldı ve ağlamaya başladım. Derken Ebu Bekir yukarıda Kur'an okurken sesimi işitti ve aşağı indi. Anneme; "Neyi var?" diye sordu. Annem de; "Hakkında söylenenlerden haberdar oldu ve gözleri doldu," diye cevap verdi. Bunun üzerine babam şöyle dedi: Allah aşkına kızım, mutlaka evine dön. Evime döndüm. Hz. Nebi evime geldi. Beni, hizmetçi me sordu. O da şöyle cevap verdi: "Ne münasebet! Allah'a yemin ederim ki, onun hiçbir ayıbını bilmiyorum. Ancak şu kadarı var ki, o uyur kalırdı. Nihayet koyun içeri girer mayalı hamurunu veya normal hamurunu yerdi." O an Hz. Nebi'in asahabından bazıları ona; "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru söyle!" diye çıkıştılar. Hatta bizzat o meseleyi ona hatırlattılar. Bunun üzerine hizmetçim: "Subhfınallfıh! Allah'a yemin ederim ki, kuyumcu sarı altın külçesini nasıl biliyorsa, ben de onu öyle bilirim," dedi. Bu söylenti iftiraya maruz kalan adamın da kulağına ulaşmıştı. Bu yüzden o şöyle demiştir: "Subhanallah! Allah'a yemin ederim ki, ben hiçbir kadının elbisesini çıkarmadım." Hz. Aişe şöyle dedi: Bu adam, Allah yolunda şehit oldu. Annemle babam, yanı başımda sabahladılar, beni yalnız bırakmıyorlardı. Nihayet ikindi namazını kıldıktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi. Annemle babamın biri sağımda, diğeri solumda oturuyordu. O sırada Rasuluilah sallallahu aleyhi ve sellem içeri girdi. Sonra Allah'a hamd edip O'na övgüler sıraladı. Akabinde şöyle buyurdu: "Esas konuya gelince, Ey Aişe! Eğer bir kötülüğe bulaşmış veya zulmetmişsen Allah'a tevbe et! Çünkü Allah kullarının tevbesini kabul ederı" O sırada ensardan bir kadın geldi ve kapının önüne oturdu. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Bu meseleleri şu kadının yanında açmaktan hiç utanmıyor musun?" dedim. Yine de Rasulullah nasihatini tamamladı. Bunun üzerine babama dönüp; "Ona cevap ver!" dedim. Babam: "Ne cevap vereyim?" diye karşılık verdi. Bu defa annerne döndüm ve "Ona cevap ver dedim!" O da; "Ne diyeyim?" şeklinde cevap verdi. Her ikisi de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e cevap vermeyince kelime-i şehadet getirdim, Allah'a hamd edip O'na layık olduğu övgüleri sıraladım. Ardından şöyle söyledim: "Demem o ki; Allah'a yemin ederim ki, ben size 'bunu yapmadım,' desem -ki Allah benim doğru söylediğimi çok iyi biliyor.- yine de bu sözüm sizin yanınızda bana fayda vermez. Çünkü siz bu konuyu konuşmuşsunuz. Kalbiniz de bu meseleye iyice inanmış. Şayet 'ben bunu yaptım,' desem -ki Allah benim bunu yapmadığımı iyi biliyor.- 'Aişe suçunu nefsine karşı itiraf etti' diyeceksiniz. O sırada Hz. Yakub'un adını aklıma getirmeye çalıştım ama bir türlü getiremedim.-Bu yüzden Allah'a yemin ederim ki, ben sizinle benim durumum için Yusuf'un babasının şu sözünden başka bir söz bulamıyorum: "Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır. " (Yusuf 18) Tam o esnada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vahiy geldi. Bizler sustuk ve vahiy tamamlandı. Ben, Hz. Nebi'in alnını silerken yüzündeki sevinci görüyordum. Hz. Nebi şöyle buyurdu: "EyAişe! Müjdeler olsun sana! Allah Tea/a masum olduğunu belirten vahiy indirdi." Ama ben, şimdi öncekinden daha öfkeli idim. Anne-babam: "Kalk Rasulullah'a git!" dediler. Ben: "Hayır! Allah'a yemin ederim ki, ona doğru kalkıp gitmem. Ne ona, ne de size hamd ederim. Ama benim masum olduğuma dair vahiy indiren Allah'a hamd ederim. Siz o iftirayı işittiniz, fakat ne inkar ettiniz, ne de değiştirdiniz," dedim. Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etmiştir: Zeyneb bint Cahş'ı dine bağlılığı sayesinde Allah korumuştu. Bu yüzden benim hakkımda ancak hayır söylemişti. Ama kız kardeşi Hamne, helak olanlarla birlikte helak olmuştu. İfk hadisesi hakkında konuşanlar, Mistah, Hassan İbn Sabit ve münafık Abdullah İbn Übey idi. Hele Abdullah, bu iftiranın yayılmasını istiyordu. Sağda solda konuşulanları derliyordu. Bu iftirayı dillerine dolayanların başını o ve Hamne çekiyordu. Ebu Bekir asla Mistah'a bir yarar sağlamayacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Allah Teala "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dair yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir, "(Nur 22) ayetini indirdi. Bu ayette "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler" ifadesi ile Ebu Bekir; "yoksullara" ifadesi ile de Mistah kastedilmişti. Sonunda Ebu Bekir şöyle dedi: Evet, Allah'a yemin ederim ki; Ey Rabbimiz! Bizi bağışlarnam severiz," dedi veeskiden olduğu gibi Mistah'a yardım etti
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Teala ilk muhacir kadınlara merhametiyle muamele etsin. "Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler," ayetini indirince, onlar, elbiselerini yırtıp elde ettikleri parça ile başlarını örttüler
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Baş örtülerini yakalarının üzerine {kadar} örtsünler," ayeti inince, kadınlar elbiselerini tutup alt uç kısımlarından yırttılar ve yırttıkları o parça ile başlarını örttüler. Fethu'l-Bari Açıklaması: Öyle anlaşılıyor ki, ........ve'l-yedribne (vursunIar) fiilinde tazmin sanatı vardır. Bundan dolayı "salsınıar" anlamına gelir. Çünkü .......ala harf-i cerri ile kullanılmıştır. ......İhtemerne "kadınlar yüzlerini kapattı," anlamına gelir. Bu da şu şekilde olurdu: Kadın, baş örtüsünü başına koyar, sonra sağ tarafından sol omzuna doğru salardı. Buna "tenekku'" da denir. Bera şöyle demiştir: "Cahiliyye döneminde kadınlar baş örtülerini sırtlarına salarlardı. Gerdanlarını ise açık bırakırlardı. Bu yüzden örtÜnmeleri emrediidi. Kadınların başörtüsü erkeklerin sarığına benzer." Hakim, Zeyd İbnu'l-Habbab kanalıyla bu rivayeti İbrahim İbn Nafi'den "Ensar kadınları elbiselerini tutup ... " lafzı ile nakletmiştir. İbn Ebı H3tim ise Abdullah İbn Osman İbn Heysem kanalıyla Safiyye'den bunu açıklayan bir rivayet aktarmıştır: Hz. Aişe'nin yanında Kureyşli kadınlardan ve onların faziletlerinden bahsettik. Bunun üzerine Hz. Aişe onlar hakkında şöyle dedi: Kureyş kadınları faziletlidir. Ancak Allah'a yemin ederim ki, Ensar kadınlarından daha faziletlisini, Allah'ın kitabını daha çok tasdik edenini ve Kur'an'a daha çok iman edenini görmedim. Nitekim Nur suresindeki "Baş örtülerini, yakalanmn üzerine {kadar} örtsünler," ayeti inince, haklarında inen İlahı mesajı okumak için onların yanına gitmişti. O an, onlardan istisnasız her biri, elbisesine yöneldi ve sabah namazını başını örterek kıldı. Onların başları siyah kargalara benziyordu." "Önce ensar kadınları elbiselerini yırtıp başlarına bağlamışlardır," diyerek iki rivayeti uzlaştırmamız mümkündür
Enes ibn Mâlik şöyle tahdîs etmiştir: Bir adam: Ey Allah'ın Peygamberi! Kâfir, kıyâmet gününde yüzüstü nasıl haşrolunur? Diye sordu. Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem): "Dünyâda onu iki ayağı üzerinde yürüten Allah, kıyâmet gününde yüzüstü yürütmeye kudretli değil midir?" diye cevâb verdi. hadîsin râvîsi Katâde: Evet Rabb'imizin izzetine yemîn ederim ki, O buna elbette kaadirdir, dedi Allah'ın Şu Kavli: ki, Allah'ın yanına başka bir ilâh daha (katıp) tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar"(Âyet:)
Abdullah'tan rivayet edildiğine 'göre, o şöyle demiştir: "Allah katında en büyük günah hangisidir?" diye Hz. Nebile sordum veya soruldu. O da; "Seni yarattığı halde Allohio ortak koşman," buyurdu. "Sonra hangisidir?" diye sordum. Hz. Nebi; "Seninle birlikte yemesinden endişe ettiğin için çocuğunu öldürmen," buyurdu. "Sonra hangisidir?" diye yine sordum. Hz. Nebi;"Komşunun karısı ile zina etmen," buyurdu. Abdullah şöyle demiştir: Şu ayet-i kerıme, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğrularcasına inmiştir: "Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttuklan) başka bir tannya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. "(Furkan)
Kasım İbn Ebı Bezze'den rivayet edildiğine göre, o Said İbn Cübeyr'e bir mümini kasten öldüren kimse için tevbenin olup olmadığını sormuş ve peşinden "Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar," ayetini okumuştur. Bunun üzerine Said şöyle cevap vermiştir: Bu ayeti senin bana okuduğun gibi, ben de İbn Abbas'a okudum. İbn Abbas şöyle söyledi: "Bu ayet, Mekkl'dir. Nisa suresindeki Medenı ayet bunu neshetmiştir
Said İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kufe ehli, bir müminin öldürülmesi hakkında ihtilafa düştü. Bu konuyu öğrenmek için İbn Abbas'ın yanına gittim. İbn Abbas da şöyle dedi: "Bu konunun hükmünü belirten ayet, en son inen ayetler arasındadır. Bu ayeti de hiçbir nas neshetmemiştir
Said İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas'a "O'nun cezası Cehennemdir, "(furkan 68) ayetinin ne anlama geldiğini sordum. O da "Onun asla tevbe hakkı yoktur," şeklinde cevap verdi. Yine ona "Allah ile beraber (tuttuklan) başka bir tannya yalvarmazlar," ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: "Bu durum, Cahiliyye döneminde geçerli idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde ......ve men yef'al zalike yelka esamen ayetinde geçen .......esame kelimesin'i "ukubet/ceza" olarak tefsır etmiştir. Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin bu kelimeyi nekaVceza olarak tefsır ettiğini nakletmiştir. Esam kelimesinin Cehennemde bir vadinin adı olduğu da söylenmiştir. Bu yorum, İbn Ebı Hatim tarafından Abdullah İbn Ömer, İkrime ve daha başkalarından nakledilmiştir. Hz. Nebi'in, "Seninle birlikte yemesinden endişe ettiğin için çocuğunu öldürmen" sözü, kişinin maddı sıkıntı çektiği durumlarda kendisini çocuğuna tercih etmesi sonucu onu öldürmesi, maddı bolluk içinde olduğu durumlarda ise cimriliğinden dolayı onu öldürmesi anlamına gelir. "Öldürme" ve "zina" kavramları yukarıdaki ayette mutlak, hadislerde ise mukayyed olarak geçmiştir. Öldürme, kişinin kendisi ile yemesinden korktuğu için çoçuğu ile; zina da komşusunun karısı ile takyid edilmiştir. Her ne kadar genel . olarak adam öldürme ve zina konusunda inmiş olsa da, söz konusu ayet-i kerimeyi bu iki hususa delil getirmek mümkündür. Şu kadarı var ki, kişinin çocuğunu öldürmesi ve komşusunun karısı ile zina etmesi daha büyük ve daha çirkin bir günahtır. Ahmed İbn Hanbel, Mikdad İbnu'l-fsved'den şu rivayet i nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Zina hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordu. Etrafındaki insanlar: "Haramdır," diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Reslilü sallall1ihu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kişinin on kadınla zina etmesi, komşusunun hanımı ile zina etmesinden daha basittir." "Klife ehli, bir müminin öldürülmesi hakkında ihtilafa düştü," rivayeti yukarıda muhtasar olarak geçti. Bu rivayet, Nisa suresinde verilen Adem rivayetinde daha da muhtasar olarak geçmişti. Bu rivayeti İmam Müslim ve diğer hadis alimleri Şube ve Gunder kanalıyla şu lafızia nakletmişlerdir: "Klife ehli, 'Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı Cehennemdir,'(Nisa 93) ayeti hakkında ihtilaf etti