7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Katade'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes İbn Malik'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde kimlerin hafız olduğunu sordum. O da şöyle cevap verdi: Dört kişi Kur'an'ı ezberlemişti. Hepsi de ensardandı. Onlar, Ubey İbn Ka'b, Muaz İbn Cebel, Zeyd İbn Sabit ve Ebu Zeyd'dir
Enes'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiği zaman Kur'an'ı dört kişiden başkası ezberlememişti. Onlar Ebu'd-Derda, Muaz İbn Cebel, Zeyd İbn Sabit ve Ebu Zeyd'dir. Bizler, Kur'an'ı onlardan miras aldık
İbn Abbas'tan şöyle nakledilmiştir: "Hz. Ömer şöyle dedi: Ubey içimizde en iyi Kur'an okuyandır. Ancak onun lahnini bir kenara bırakırız. Buna karşın Ubey şöyle demiştir: Ömer'in Lahn dediklerini ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrendim. Hiçbir şey için bunları bırakmam. Hz. Ömer de şöyle demiştir: Allah Teala buyurdu ki; Biz, bir ayetin hükümünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. "(Bakara 106) Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen lahndan maksat, tilaveti mensuh ayetlerin okunmasıdır "Nebi s.a.v.'in Ashabından Kari Olanlar" başlığı Kur'an ezberleme ve onun öğretme ile meşgul olmakla meşhur olan sahabilere tahsis edilmiştir. Kari' lafzı, selefin literatüründe Kur'an'ın manasına vakıf olan kimseler için de kullanılırdı. "Kur'an'ı şu dört kişiden öğrenin" hadisinde zikredilen dört kişiden ikisi muhacirlerden, diğer ikisi ise ensardandır. Bu konudaki hadislerin ilkinde Abdullah İbn Amr'ın yanında İbn Mes'ud'dan bahsedilmiştir. O da onun hakkında "Onu hala seviyorum. Çünkü Nebi s.a.v.'in Kur'an'z şu dört kişiden öğrenin buyurduğunu işittim" demiş ve ilk olarak da İbn Mes'ud'u zikretmiştir. Bu hadisten Kur'an'ı güzelokuyana sevgi beslemenin iyi olduğu sonucu çıkar. Kurtubi şöyle demiştir: "Bu hadiste Hanefiler gibi şarap kokusunun had ce. zasını gerektirdiğini kabul etmeyenıere karşı bir delil söz konusudur. İmam Malik ve öğrencileri ile Hicaz Ehline göre, kendisinden şarap kokusu gelen kimseye had cezası uygulanır. Bu konu meşhur tartışmalı konulardan biridir. Bunu kabul etmeyenler şöyle der: Muhtemelen hadisteki adam şarap içtiğini kabul etmiştir. Bu durumda bu hadis delilolmaktan çıkar. Mufavvak "Muğni'de sadece şarap kokusu yüzünden had cezasının gerekli olup olmadığı konusundaki ihtilafı zikrettikten sonra, sadece şarap kokusuna dayanarak haddin uygulanamayacağı görüşünü tercih etmiştir. Bununla birlikte kişinin sarhoş olması, kusması gibi başka bir delilin bulunması gerektiğini belirtmiştir. Fısk ile tanınan bir grubun olması, yanlarında şarabın bulunması, içlerinden birinden şarap kokusunun gelmesi gibi hususlar da delil olarak kabul edilmiştir. İbnu'l-Münzir selef alimlerinin birinden şu görüşü nakletmiştir: Şarap kokusu yüzünden had cezasına çarptırılması gereken kimse, şarap müptelası olan kimsedir. "Enes İbn Malik'e Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde kimlerin hafız olduğunu sordum. O da şöyle cevap verdi: Dört kişi Kur'an'ı ezberlemişti. Hepsi de ensardandı." Taberi'nin Said İbn Ebi Arı1be kanalıyla Katade'den naklettiği rivayette bu hadisin baş kısmı şu şekildedir: "Evs ve Hazreç kabileleri birbirlerine karşı övünmeye başladı. Evsliler 'bizde dört kişi var ki, onlar için arş titrer' dedi. Bunlar Sa'd İbn Muaz, şahitliği iki kişinin yerine geçen Huzeyme İbn Sabit, cenazesini meleklerin yıkadığı Hanıala İbn Ebi Amir ve bal arılarının kendisini ayının saldırısından koruduğu kişi olan Asım İbn Sabit'tir. Buna karşın Hazreçliler, bizde dört kişi var ki, bunlar Kur'an'ı ezberlemiştir. Onların dışında da Kur'an'ı ezberlyen yoktur deyip bu dört kişinin ismini sıralamışlardır. Maziri şöyle demiştir: "Enes'in 'Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiği zaman Kur'an'ı dört kişiden başkası ezberlememişti' sözünden vakıanın bu şekilde olduğu sonucu çıkmaz. Çünkü o, bu dört kişi dışında Kur'an'ı ezberleyen birini bilmiyordu. Yoksa haflZ sahabilerin sayısının çok olduğunu ve çeşitli şehirlere dağıldığını düşünecek olursak onun bu kadar kuşatıcı bir araştırma yapması ' imkansızdır. Onun bu sonuca ulaşması bütün sahabilerin teker teker kendisine gelip Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Kur'an'ı ezberlemediğini bildirmesiyle mümkün olur. Bunun da gerçekleşmesi son derece zordur." Kurtubi, daha önce bahsi geçtiği üzere, Yemame savaşında öldürülen yetmiş kurra ile henüz Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken Bi'ru Maune faciasında katledilen bir kadar daha kurrayı delil olarak bu gösterip hafızların sayısının dörtten fazla olduğunu savunmuştur. Bu konuda şunu söylemiştir: "Enes haflZlar arasında sadece bu dördünü, onları diğerlerinden çok sevdiği için zikretmiştir. Ya da aklında haflZ olarak sadece onlar vardı
Ebu Said İbn el-Mualla'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Namaz kılıyordum. Derken Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni çağırdı. Ancak çağrısına icabet etmedim. Sonra yanına varıp 'Ey Allah'ın Elçisi! Namaz kılıyordum' dedim. Bunun üzerine Allah Teala'nın 'sizi çağırdığı zaman Allah ve Resulü'ne uyun!'(Enfal, 24) emrini duymadın mı? dedi. Daha sonra Mescid'den çıkmadan önce Kur'an'daki en büyük sureyi sana öğreteyim mi? dedi. Sonra elimden tuttu. Mescid'den çıkmak istediğimiz zaman 'Ey Allah'ın Elçisi! Hani bana Kur'an'daki en büyük sureyi öğretecektin' dedim. O da şöyle buyurdu: Bahsini ettiğim sure Elhamdu lillahi rabbi'l-alemin'dir. O tekrarlanan yedi ve bana verilen Kur'an'dır
Ebu Said el-Hudrı'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Bir yolculuk sırasında mola vermiştik. Bu esnada bir cariye yanımıza gelip 'kabilenin reisini (akrep) soktu. Adamlarımız da burada yok. Sizden rukye yapacak kimse var mı? diye sordu. Onunla birlikte daha önce rukye yaptığını bilmediğimiz biri kalkıp gitti. Kabile reisine rukye yaptı, o da iyileşti. Adam, bize otuz koyun verilmesini emretti. Koyunların sütünü içtik. Geri döndüğümüz zaman onu iyileştiren arkadaşımıza 'sen rukyeyi iyi yapar mıydın, sen rukye bilir miydin?' diye sorduk. O da, 'hayır ona sadece Ümmü'l-kitab'ı okuyarak rukye yaptım' dedi. Biz de 'Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e varana veya ona bu durumu sorana kadar bu koyunlar hakkında hiçbir işlem yapmayın!' dedik. Medıne'ye gelince olayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattık. O da şöyle buyurdu: Fatiha suresinin rukye olduğunu nereden öğrenmiş! Koyunları pay edin! Bu.arada bana da bir pay ayırın!" Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharı "Fatiha Suresinin Fazileti" hakkında iki hadis zikretti. İlkini Ebu Said İbnu'I-Mualla'dan nakletti. Buna göre Fatiha, Kur'an'ın en büyük suresidir. Buradaki büyüklükten maksat, her ne kadar diğer sureler daha uzun olsa da, bu surenin okunuşu sayesinde elde edilecek sevabın çok olmasıdır. Çünkü bu surenin ihtiva ettiği konular bu büyüklüğe uygundur. İkincisini ise, Ebu Said el-Hudri'den nakletmiştir. Bu da Fatiha suresini okuyarak hastaları tedavi etmekle ilgilidir. Bu hadisin detaylı açıklaması İcare Bölümü'nde geçti. Bu durum, Fatiha'nın faziletini gösterme hususunda son derece açıktır. Kurtubi şöyle demiştir: "Kur'an'ın başlangıcı olma ve bütün Kur'an ilimierini ihtiva etme sadece Fatiha suresinin özelliğidir. Çünkü bu sure şu konuları içerir: 1- Allah'a övgü. 2- O'na yapılan kulluğu ikrar. 3- O'na karşı ihlaslı hareket etmek. 4- O'ndan hidayet dilemek. 5- Nimetlerinin karşılığını yerine getirmekten aciz olduğumuzu itiraf. 6- Ahiret inancı. 7 - İnkarcıların akıbeti. Daha buna benzer saymadığımız bir çok konuyu ihtiva eder. İşte bütün bunlar bu surenin, okunarak tedavide kullanılmasını gerektirir
Ebu Mes'ud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim iki ayeti okursa
Ebu Mes'ud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundaki iki ayeti okursa, bu iki ayet ona yeter
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni Ramazan'da toplanan zekat mallarına bekçi kıldı. Bir gün birisi gelip, avucuyla yiyecek {hurma) aldı. Hemen onu yakaladım. Ona, 'seni Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna çıkaracağım' dedim. Sonra Ebu Hureyre olayın devamını anlattı. Ebu Hureyre şöyle dedi: "O bana şunu dedi: Yatağına girdiğin vakit, ayete'l-kürsi'yi oku. Bu durumda mutlaka Allah tarafından gönderilen bir bekçin olur. Şeytan da sabaha kadar sana ilişemez. " Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: "O yalancı olduğu halde sana doğru söylemiş. O kişi şeytandı." Fethu'l-Bari Açıklaması: (Yeter) Yani geceyi Kur'an okuyarak ihya etmesinin yerini tutar. Buradaki "yeter" ifadesi, ister namaz içinde, isterse namaz dışında olsun Kur'an okumanın yerine geçer şeklinde de yorumlanmıştır. Bunun iman ile ilgili meselelerde yeterli olacağı da söylenmiştir. Çünkü bu ayetler, genelolarak iman ve amelden bahsetmektedir. "Yeter" ifadesinin, bu ayetlerin bütün kötülüklere karşı yeterli olduğu da ileri sürülmüştür. Bunların şeytan ın şenine yeteceği de belirtilmiştir. Bu husustaki bir başka görüşe göre ise, bu ayetler insanların ve cinlerin kötülüklerine karşı yeterlidir. Bir diğer görüşe göre ise, bu ayetleri okumakla elde edilecek sevap başka bir şeyi yapma isteğine karşı yeterlidir. Bu iki ayete bu özelliğin verilmesi, sahabeyi övmesinden ileri gelmiş olabilir. Çünkü onlar, Allah'a güzel bir şekilde boyun eğmişlerdi. O'na bağlanıp O'na yönelmişlerdi. Ayrıca kendilerinden istenen şeyleri yerine getirmişlerdi. Bu ayetlerin kişiye yetmesi konusunda yukarıda söylediğimiz hususların hepsi de kastedilmiş olabilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir
Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Adam'ın biri Kehf suresini okuyormuş. Yan tarafında da iki iple bağlı iyi cins bir at varmış. Derken bir bulut kaplamış. Bulut yaklaştıkça yaklaşmış. Bu esnada atı kaçmaya başlamış. Sabah olunca, adam Allah Resu!ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip bu durumu haber vermiş. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş: O Kur'an'la birlikte inen sekinettir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste ismi belirtilmeyen kişinin Üseyd İbn Hudayr olduğu söylenmiştir. .......şedaneyn kelimesi /şedan kelimesinin tesniyesidir. Sekinet, hem Kur'an'da, hem de hadislerde geçen bir kavramdır. Taberi ve diğerleri Hz. Ali'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir. "Sekinet, ses çıkararak esen bir rüzgarın adıdır. Onun, insan yüzüne benzer yüzü vardır." Söylendiğine göre sekinetin iki başı varmış. Mücahid'den nakledildiğine göre sekinetin kedi başı gibi bir başı varmış. Rabı' İbn Enes'ten, sekinetin ışık saçan bir gözü olduğu nakledilmiştir. Süddı ise şöyle demiştir: "Sekinet, Cennetten gelen altın bir leğendir. Nebilerin kalpleri bu leğende yıkanır." Ebu Malik de şunları spylemiştir: "Sekinet, Musa'nın levhaları, Tevratı ve asayı içine koyduğu şeyin adıdır." Vehb İbn Münebbih "Sekinet, Allah'tan gelen bir rahatlıktır" demiştir. Dahhak İbn Müzahim, sekinetin rahmet olduğunu söylemiştir. "Sekinet, kalbin sukOna ermesidir" sözü de ondan nakledilmiştir. Sekinetin, gönül huzuru ve ağırbaşlılık olduğu da ileri sürülmüştür. Sekinetin melekler olduğu da ifade edilmiştir. Bu görüşü, Saganı zikretmiştir. Kısaca sekinet geçtiği yere göre anlam kazanır. Bu konudaki hadiste geçen sekinetin uygun açıklaması ilk aktardığımız izahtır. Ancak Vehb'in sözü de göz ardı edilemez. Nevevı şöyle demiştir: "Tercih edilen görüşe göre sekinet, gönül huzurunu, rahmeti ve melekleri bir araya getiren bir tür canlı yaratıktır
Zeyd İbn Eslem babasından onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinin birinde gece vakti yürüyordu. Hz. Ömer de ona eşlik ediyordu. Derken Hz. Ömer ona bir şey sordu. Fakat Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Sonra tekrar sordu. Yine cevap vermedi. Bir kez daha sordu. Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonunda Hz. Ömer şöyle dedi: Anan seni kaybetsin, sana ağıtlar yaksın Ömer! Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e üç defa ısrarla soru sordun. Üçünde de sana cevap vermedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Devemi hızlandırdım ve ordudaki herkesin önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an ayetinin inmesinden endişe ediyordum. Çok geçmeden bir adamın beni çağırdığını duydum. Kendi kendime, 'korktuğum başıma geldi hakkımda ayet nazil oldu galiba' dedim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelip ona selam verdim. O da selamımı aldı ve şöyle buyurdu: Bu gece bana bir sure indirildi. Kuşkusuz bu sure, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevimlidir. Sonra إنا فتحنا لك فتحا مبينا inna fetehna leke fethan mübina diye başlayan Fetih suresini okudu
Ebu Said el-Hudrl'den rivayet edildiğine göre; Adam'ın biri, başka birinin İhlas suresini tekrarlayıp durduğunu işitmiş. Sabah olunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip biraz da adamın yaptığını hafife alarak bu durumu haber vermiş. Bunun üzerine Allah Resülü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş: "Canım elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bu sure Kur'an'ın üçte birine denktir." Hadisin geçtiği diğer yerler: 6643, 7374. وزاد أبو معمر
Ebu Said el-Hudri'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Kardeşim Katade İbn Nu'man şöyle haber verdi: Adam'ın biri seher vakti kalkıp İhlas suresini okumuş. Başka da bir sure okumamış. Sabah olunca adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi... Hadisin bundan sonraki kısmı önceki (5014.) hadis'e benzer
Ebu Said el-Hudrı'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına: "İçinizden biri bir gecede Kur'an'ın üçte birini okuyabilir mi?" diye sordu. Kur'an'ın üçte birini okumak onlara zor geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! (s.a.v.) Hangimiz buna güç yetirebilir" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah tektir, Samed'dir, (İhlas Suresi) Kur'an'ın üçte biridir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hafife alarak" ifadesi "sadece İhlas suresini okumasını azımsayarak anlamına" gelir. Katade İbn Nu'man, Ebu Said el-Hudri'nin anneleri bir, babaları ayrı kardeşidir. Bazı alimler, "Kuran'ın üçte birine" ifadesinin zahiri ne hamlederek/ilk bakışta anlaşılan anlamına bakarak şöyle demiştir: "İhlas suresi Kur'an'ın manalarına göre onun üçte biridir. Çünkü Kur'an'ın üç ana konusu vardır. Bunlar, hükümler, kıssalar ve tevhid inancıdır. İhlas suresi bu konulardan üçüncüsünü ihtiva etmektedir. Bu itibarla Kur'an'ın üçte birini teşkil etmektedir." Ebu Ubeyde'nin Ebu'dDerda'dan naklettiği şu hadis de bu görüşü destekler niteliktedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an'ı üç bölüme ayırdı. İhlas suresini bu bölümlerden biri yaptı." Kurtubi şöyle demiştir: "Bu sure, Allah'ın isimlerinden ikisini ihtiva etmektedir. Bu iki isim de bütün kemal sıfatlarını barındırmaktadır. Bunlar başka bir surede de geçmemektedir. Bu isimler Ahad ve Samed'dir. Bu isimler, bütün kemal sıfatlarla muttasıf olan yüce Zat'ın bir olduğuna delalet eder. Şöyle ki; Ahad, Hak Teala'nın herkesten farklı kendine özgü varlığını gösterir. Samed ise, bütün kemal sıfatlarına delalet eder. Çünkü Samed, Allah'ın yüceliğinin son noktasıdır. Bu yüzden sadece ondan istenir ve ona yönelinir. Bu özellikler ancak bütün kemal vasıfları taşıyan varlıkta bulunur. Bunlar, sadece Allah Teala hakkında geçerli olur. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- İhlas suresinin fazileti ortaya konmuştur. 2- Alim kimse, kendiliğinden bir takım konuları etrafındakilere öğretebilir. 3- Bir lafız akla ilk gelen manasının dışında kullanılabilir. Çünkü Kur'an'ın üçte biri ifadesinden akla gelen ilk mana, uzunluk bakımından İhlas suresinin Kur'an'ın üçte biri kadar olduğudur. Ancak bunun kastedilmediği yukarıda ortaya çıkmıştır
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre; Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem rahatsızlandığı vakit kendisine muavvizatı okurdu. Rahatsızlığı ilerleyince ona ben okumaya başladım. Elinin bereketinin sinmesi umuduyla elini sıvazlardım
Aişe r.anha'dan şöyle nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her gece yatağına girdiği zaman iki avucunu birleştirip açar, sonra onlara üflerdi. Avuçlarına .......kul huvallahu ahad (İhlas suresini), ........kul euzu bi Rabbi'l-felak (Felak suresini) ve ...........kul euzu bi Rabbi'n-nas (Nas suresini) okurdu. Sonra yapabildiği kadar ellerini vücudunda gezdirirdi. Önce başına yüzüne ve ön tarafına sürerdi. Bunu üç kez tekrar ederdi. " Takrar: 5748, 6319. İhlas, Felak ve Nas surelerine muawizat denir
Useyd İbn Hudayr, bir gece Bakara suresini okuyormuş. Atı da yanında bağlı imiş. Derken at huysuzlanmış. Hudayr susunca at sakinleşmiş. Tekrar okumaya başlayınca at da huysuzlanmaya başlamış. Tekrar susmuş, at da susmuş. Sonra yeniden okumaya başlamış. At yine huysuzlanmış. Useyd de okumayı bırakmış. Çünkü oğlu Yahya atın yakınındaymış. Hayvanın ona zarar vermesinden korkmuş. Oğlunu bulunduğu yere doğru götürürken başını kaldırıp semaya bakmış ama gökyüzünü göremeyecek kadar her tarafın kaplandığını görmüş. Sabah olunca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip dun,ımu anlatmış. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Oku! Ey Hudayr'ın oğlu. Oku! Ey Hudayr'ın oğlu" demiş. O da şöyle demiş: Ey Allah'ın Elçisi! Atın oğlum Yahya'yı tepmesinden korktum. Çünkü ona yakın bir yerde idi. Başımı mushaftan kaldırıp onun yanına gittim. Bu esnada başımı göğe çevirdim. Orada buluta benzer bir şey vardı. İçinde lambaları andıran parıltılar gördüm. Çıktı m ama onları göremedim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Onların ne olduğunu biliyor musun?" diye sormuş, o da, "hayır" cevabını verince şöyle buyurmuştur: "Onlar Meleklerdi. Senin sesini duymak için yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam et- ' seydin, sabaha kadar orada olurlardı. Herkes de gelip onlara bakar görürdü. Zira melekler böyle bir durumda insanlardan uzaklaşmazlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: ..........İcterrahu ifadesindeki, o/huzamiri İbn Hudayrım oğluna döner. Bu ifade göstermektedir ki, İbn Hudayr, oğlunu, atın tepmesi için kendi bulunduğu yere götürmüştür. "Oku! Ey Hudayr'ın oğlu. Oku! Ey Hudayr'ın oğlu" ifadesi "okumaya devam etmen gerekirdi" anlamına gelir. Yoksa İbn Hudayr'a başından geçenleri anlatırken ayeti okumasının emredildiği manasına gelmez. Öyle anlaşılıyor ki, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem olayı canlandırmak istemiştir. Bir an için kendisini İbn Hudayr'ın gördüklerini gördüğü sırada onun yanında hissetmiştir. Bu yüzden okumaya devam etmesini istemiştir. Böylece meleklerin inişiyle oluşan bereketin sürmesini ve meleklerin onun kıraatini dinlemeye devam etmelerini temenni etmiştir. Üseyd bunu anladığı için, "Oğlumu tepmesinden korktum" diyerek neden okumayı bıraktığını belirterek Rasulullah'a cevap vermiştir. Yani "Okumaya devam etmem durumunda atın oğlumu tepmesinden korktum," demek istemiştir. Hadisin akışı Üseyd'in namazdaki huşo.'unu bozmadığını gösterir. Çünkü o, atın ilk huysuzlandığı anda sesini yükseltebilirdi. Öyle' anlaşılıyor ki o, namaz kılanın göğe başını kaldırmasının yasaklandığından da haberdardı. Çünkü iş ciddileşene kadar semaya başını çevirmemiştir. İmam Nevevt"Bu hadisten, bir Müslümanın tek başına melekleri görebileceği sonucu çıkar" derken bu çıkarımını mutlak olarak ifade etmiştir. Meleklerin Müslüman fertler tarafından görülebileceği doğrudur. Ancak bunun, salih kimseler, güzel sesli kişiler şeklinde takyid edilmesi gerekir. İmam Nevevl"Bu hadis, Kur'an okumanın faziletli bir amel olduğunu gösterir. Çünkü Kur'an okumak rahmetin inmesine ve meleklerin gelmesine vesile olur" demiştir. Kanaatime göre bu hadis bu hüküm için delil olamaz. Çünkü rivayette anlatılanlar, belli bir surenin belli bir tarzda okunuşundan ileri gelmiştir. Belki de burada bahsedilmeyen bir hususiyetten kaynaklanıyor olabilir. Aksi takdirde bu hüküm herkes için geçerli olsaydı, her Kur'an okuyanın aynı olayı yaşaması gerekirdi.. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Hadisin sonunda yer alan "İnsanlardan uzaklaşmazlardı" bölümü, meleklerin kendilerini tamamen Kur'an okumaya verdiklerini gösterir. Bu yüzden onlar, genel halleri olan gizli kalmayı bir kenara bırakmaya devam etmişlerdir. 2- Üseyd İbn Hudayr'ın bir menkıbesi ortaya çıkmıştır. 3- Gece namazında Bakara suresini okumak faziletli bir ameldir. 4- Namazda huşulu olmak faziletlidir. 5- Mübah olsa bile dünya işlerinden basit bir şeyle ilgilenmek birçok hayrın kaçırılmasına neden olabilir. Mübah olmayanları ise, varın siz düşünün
Abdulaziz İbn Rufay'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Şeddad İbn Ma'kıl ile birlikte İbn Abbas'ın yanına gittim. Şeddad ona 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun dışında bir şey bıraktı mı?' diye sordu. O da şöyle cevap verdi: Ancak Mushaf'ın iki kapağı arasındakileri bıraktı." İbn Rufay' şöyle dedi: "Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin yanına gittik ve aynı soruyu ona da soruduk. O da şu cevabı verdi: Ancak Mushaf'ın iki kapağı arasındakileri bıraktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in Sadece Kur'an'ın İki Kapağı Arasındakileri Bıraktığını Söyleyenler" başlığı ile Hz. Nebi s.a.v.'in Kur'an'ı iki kapak arasında kitap şeklinde bir araya getirdiği kast edilmemiştir. Çünkü böyle bir şey, daha önce anlatılan Ebu Bekir döneminde yapılan cem' ile Hz. Osman zamanında gerçekleştirilen istinsaha aykırıdır. Bu başlık, hafızların ölmesiyle birlikte Kur'an'ın büyük bir kısmının yok olduğunu iddia edenlere cevap vermek için konmuştur. Bu iddiayı Rafizller ortaya atmıştır. Bununla, Hz. Ali'nin nass ile halife tayin edildiğinin ve Nebi s.a.v.'in vefatından sonra hilafeti hak ettiğinin Kur'an'da sabit olduğu, ancak bunun sahabe tarafından gizlendiği, şeklindeki iddialarını doğrulamaya çalışmışlardır. Hakikaten bu, batıl bir iddiadır. Çünkü sahabe "Sen, benim yanımda, Harun'un Musa yanındaki konumundasın" hadisini gizlememiştir. Daha bunun dışında zahirine Hz. Ali'nin imametini iddia edenlerin tutunduğu birçok hadisi saklamamışlardır. Aynı şekilde bu iddiaya muhalif hadisleri de ne gizlemişler, ne tahsis, ne de takyit etmişlerdir. İmam Buhari, Rafizilere karşı, kendilerinin imametini idia ettikleri imamların biri olan Muhammed İbnu'u-Hanefiyye'den naklettiği hadisi delil getirmek suretiyle, onlara ince bir mesaj vermiştir. Muhammed İbnu'l-Hanefiyye, Hz. Ali'nin oğludur. Eğer ortada babasıyla ilgili bir durum olsaydı, o, bunu herkesten daha iyi bilirdi. Aynı şekilde İbn Abbas da bunu daha iyi bitirdi. Çünkü o, Hz. Ali'nin amcasının oğluydu. Üstelik insanlar arasında ona en fazla bağlı kalan ve onun durumunu en iyi bilen kimse idi
Ebu Musa el-Eş'ari'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an okuyan kimse, turunçgillere benzer. Hem tadı güzeldir, hem de kokusu. Kur'an okumayan (mu'min) hurma gibidir. Tadı güzeldir ama kokusu yoktur. Kur'an okuyan facir kimse, rayhane gibidir. Kokusu güzel, tadı acıdır. Kur'an okumayan facir kimse ise, Ebu Cehil karpuzuna benzer. Hem tadı acıdır, hem de kokusu yoktur. " Tekrar: 5059, 5427, 7560. Diğer tahric:: Müslim, müsafirin; Tirmizî, emsal, Ebu Davud, edeb; Nesaî, iman; İbn Mace, mukaddime; Darimî, Fedailü'l-Kur'an; Ahmed b. Han bel, IV
Abdullah İbn DInar, İbn Ömer'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu derken işittim demiştir: "Önceki ümmetlere göre sizin ümmetin yaşayacağı süre, ikindi namazı ile akşam namazı arasındaki süre kadardır. Sizin bu durumunuz, Yahudi ve Hıristiyanların haline benzer. Şöyle ki, bir adam, iş görmeleri için bir takım işçiler tutar. Onlara 'kim benim için öğleye kadar bir kırat karşılığı çalışır?' diye teklifte bulunur. Bu teklif karşısında Yahudiler çalışır. Adam 'kim benim için gündüzün ortasından ikindi vaktine kadar çalışır?' diye iş teklifinde bulunur. Bu defa Hıristiyanlar çalışır. Sonra siz, ikindiden akşama kadar iki kırat karşılığı çalışırsınız. Kıyamet günü onlar 'biz daha çok çalıştık. Ama az ücret aldık' diye itiraz edecekler. Allah Teala: 'ben sizin hakkınızı yedim mi?' diyecek. Onlar da 'hayır' diyecekler. Bu defa Rahman şöyle buyuracak: İşte bu benim lütfumdur. Dilediğime onu veririm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hem tadı güzeldir, hem de kokusulı ifadesi ile bu hadiste iman tad, Kur'an okumak da koku ile vasıflandırılmıştır. Çünkü iman, mu'min için Kur'an okumaktan daha çok gereklidir. Zira Kur'an okuma olmadan da iman hasıl olur. Bunun gibi tad da, bir şeyin özüne kokusundan daha gereklidir. Çünkü özün kokusu gider ama tadı kalır. Burada elma gibi hem güzel kokan, hem de tadı güzelolan diğer meyvelerin aksine turunçgillerin buna örnek verilmesinin hikmeti ise şu şekilde açıklanmıştır: Turunçgillerin kabuğu tedavide kullanılır. Bu özelliği sayesinde rahatlatıcıdır. Ayrıca çekirdeğinden yağ elde edilir ki, bunun da bir takım yararları vardır. Anlatıldığına göre içinde turunçgiller bulunan eve cin girmezmiş. Bu yüzden Kur'an'ın bu meyveye benzetilmesi uygun oldu. Zira Kur'an'a şeytanlar yanaşamaz. Bu meyvenin çekirdeğinin kabuğu beyazdır. Dolayısıyla mu'minin kalbine uygun oldu. Ayrıca bu meyvede bir takım özellikler daha vardır. Mesela cisminin büyük olması, görünüşünün güzel, renginin insanın içini açması, yumuşak olması,lezzet alarak yenmesi, güzel koku vermesi, zarının ince olması, mideyi rahatlatması, hazmının kolayolması bunlar arasında sayılabilir. Bir de "Müjredat"ta zikredilen başka yararları da vardır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar: 1- Kur'an'ı ezbere bilenlerin üstünlüğüne işaret edilmiştir. 2- Bazı konuları daha kolayanlatmak için benzetmeler yapılabilir. 3- Kur'an'ı okumaktan maksat, gereğince amel etmektir
Talha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Abdullah İbn Ebi Evfa'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in herhangi bir vasiyyette bulunup bulunmadığını sordum. O da: 'hayır' diye cevap verdi. Bunun üzerine, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vasiyyette bulunmadıysa nasıl vasiyyet etmek insanlara farz kılındı, neden vasiyyette bulunmaları• emredildi?' diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kitabını vasiyyet etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu başlıktaki Allah'ın kitabını vasiyyet etmek ibaresinden maksat, onun hem aslını, hem de manasını korumaktır. Ona saygı gösterip onu muhafaza etmektir. Düşman topraklarına onu götürmemektir. İçindekilere tabi olup emirlerini yerine getirmek, nehiylerinden sakınmaktır. Okumaya devam edip, aksatmadan onu öğrenme ve öğretme faaliyetini sürdürmektir