Bu Türkçe çeviri yapay zekâ destekli olarak hazırlanmıştır.
Bize Züheyr b. Harb ve İshâk b. İbrâhîm tahdis etti. İshâk 'bize haber verdi', Züheyr ise 'bize tahdis etti' dedi: Cerîr, A'meş'ten, o Zeyd b. Vehb'den, o Abdurrahmân b. Abdi Rabbi'l-Kâbe'den (rivayet etti); (Abdurrahmân) şöyle dedi: Mescide girdim; bir de baktım ki Abdullah b. Amr b. el-Âs, Kâbe'nin gölgesinde oturuyor ve insanlar başına toplanmış. Ben de onlara gelip onun yanına oturdum. (Abdullah) şöyle dedi: Bir yolculukta Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Bir konak yerine indik. Kimimiz çadırını düzeltiyor, kimimiz ok atışı yarışı yapıyor, kimimiz de otlaktaki (davarının) başındaydı. Derken Resûlullah'ın (s.a.v.) münâdîsi: 'Namaz için toplanın!' diye seslendi. Biz de Resûlullah'ın (s.a.v.) yanında toplandık. (Resûlullah) şöyle buyurdu: 'Benden önce hiçbir peygamber yoktur ki, ümmetini onlar için bildiği hayrın en iyisine yöneltmek ve onlar için bildiği şerden onları sakındırmak kendisine bir vazife (hak) olmasın. Şüphesiz sizin bu ümmetinizin âfiyeti (esenliği) evvelinde (baş tarafında) kılınmıştır; sonunda ise belâ ve hoş görmeyeceğiniz (yadırgayacağınız) işler gelip çatacaktır. Öyle bir fitne gelecek ki, bir kısmı bir kısmını hafif (küçük) gösterecek; (yine) fitne gelecek ve mü'min: Beni helâk edecek olan işte budur, diyecek; sonra o (fitne) açılıp (geçip) gidecek, (başka) bir fitne gelecek ve mü'min: İşte budur, işte budur, diyecek. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete girmeyi isterse, eceli kendisine, o Allah'a ve âhiret gününe iman eder hâldeyken gelsin; ve insanlara, kendisine yapılmasını istediği şeyi yapsın. Kim bir imama bey'at eder de ona elinin sıkışını (biatını) ve kalbinin meyvesini (samimiyetini) verirse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Eğer başka biri gelip onunla (imamlık için) çekişirse, o diğerinin boynunu vurun.' Ben ona yaklaşıp: 'Allah aşkına, sen bunu Resûlullah'tan (s.a.v.) bizzat işittin mi?' dedim. Bunun üzerine (Abdullah) elleriyle kulaklarına ve kalbine (dokunmak üzere) uzandı ve: 'Bunu iki kulağım işitti, kalbim (de) belledi (kavradı)' dedi. Ben ona: 'Şu amcaoğlun Muâviye, bize mallarımızı aramızda bâtıl (haksız) yolla yememizi ve birbirimizi öldürmemizi emrediyor; hâlbuki Allah: {Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda bâtılla (haksız yolla) yemeyin; ancak kendi rızanızla (yaptığınız) bir ticaret olması müstesna. Ve kendinizi (birbirinizi) öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir} buyuruyor' dedim. (Abdullah) dedi ki: Bir süre sustu, sonra: 'Allah'a itaat (olan hususta) ona itaat et; Allah'a isyan (olan hususta) ona isyan et (uyma)' dedi.