Bu Türkçe çeviri yapay zekâ destekli olarak hazırlanmıştır.
Bana Haccâc b. eş-Şâir tahdis etti, (dedi ki:) bana ed-Dahhâk b. Mahled, kendisiyle bana arz ettiği (sunduğu) bir sahifeden tahdis etti, sonra onu bana okuyup dedi ki: Bunu bize Hanzala b. Ebî Süfyân haber verdi, (dedi ki:) bize Saîd b. Mînâ tahdis edip dedi ki: Câbir b. Abdillah'ı şöyle derken işittim: Hendek kazıldığında Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de bir açlık (karın çukurluğu) gördüm. Bunun üzerine hanımıma dönüp ona 'Yanında bir şey var mı? Çünkü ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de şiddetli bir açlık gördüm' dedim. O da bana içinde bir sâ' arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Bizim (evde) beslenen (semiz) bir oğlak vardı. (Câbir) dedi ki: Ben onu kestim, o (hanımım) da (arpayı) öğüttü; o benim işim bitince işini bitirdi. Ben (eti) onun tenceresinde parçaladım (doğradım), sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e (gitmek üzere) yöneldim. (Hanımım) 'Beni Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanındakilerin yanında rezil etme' dedi. (Câbir) dedi ki: Ben ona (Rasûlullah'a) geldim ve gizlice ona 'Yâ Rasûlallah, biz bir oğlağımızı kestik, (hanımım da) yanımızda bulunan bir sâ' arpa öğüttü; sen yanındaki birkaç kişiyle birlikte buyur (gel)' dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yüksek sesle seslenip 'Ey Hendek ehli! Câbir sizin için bir yemek (ziyafet) hazırladı, haydi buyurun!' dedi. Ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'Ben gelinceye kadar tencerenizi (ateşten) indirmeyin ve hamurunuzu ekmek (yapıp) pişirmeyin' buyurdu. Ben geldim, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de insanların önünde (onlara öncülük ederek) geldi. Nihayet hanımıma geldim; o 'Sen de sen!' (sitem ederek) dedi. Ben 'Bana söylediğini yaptım' dedim. Sonra ona (Rasûlullah'a) hamurumuzu çıkardım; o hamura tükürdü ve bereket(le duâ) etti. Sonra tencremize yönelip ona da tükürdü ve bereket(le duâ) etti. Sonra 'Bir ekmekçi (kadın) çağır, seninle birlikte ekmek yapsın; tencerenizden (kepçeyle) al (dağıt), ama onu (ateşten) indirmeyin' dedi. Onlar bin (kişi) idiler. Allah'a yemin ederim ki, hepsi yediler, hatta (yemeği) bırakıp gittiler (dağıldılar); tenceremiz ise hâlâ olduğu gibi kaynıyordu ve hamurumuz da -yahut Dahhâk'ın dediği gibi- olduğu gibi (durup ondan) ekmek yapılıyordu.