Bu, hükümlerini farz kılarak indirdiğimiz bir sûredir. Bu sûrede düşünüp öğüt alasınız diye apaçık deliller de indirdik.
Cemal Külünkoğlu
(Bu) bizim indirdiğimiz ve (hükümlerinin tatbikini) farz kıldığımız bir sûredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.
Mehmet Türk
(Bu,) indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir ve Biz, bu sûrede, düşünüp öğüt alasınız diye (anlaşılması kolay) apaçık âyetler indirdik.
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurunuz; Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın cezasında onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
Cemal Külünkoğlu
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek (sopa) vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü uygulamada acıma hissi sakın sizi etkisi altına (alarak bu cezayı uygulamadan) alıkoymasın. Onların cezalandırılmalarında mü’minlerden bir grup da şahit olsunlar (ki bu uygulamanın bir de caydırıcılığı olsun)!
Mehmet Türk
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız onlara Allah’ın dinini uygulama konusunda sizi bir acıma duygusu tutmasın ve uygulanan cezâya mü’minlerden bir grup da şahit olsun.
Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu durum, müminlere çirkin gösterilmiştir.
Cemal Külünkoğlu
Zina eden (ve bunu hayat tarzı haline getiren) bir erkek, (ancak kendisi gibi) zinakâr ya da müşrik olan bir kadınla nikâhlanabilir; zina eden (ve bunu alışkanlık haline getiren) bir kadın da (ancak kendisi gibi) zinakâr ya da müşrik olan bir erkekle nikâhlanabilir. Böyle (gayri meşru ilişkileri âdet haline getiren insanlarla evlenmek) mü’minlere yasaklanmıştır.
Mehmet Türk
Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasıyla evlenemez. Zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlayamaz. Bu(nun tersini yapmak,) mü’min-lere haram kılınmıştır.
Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra bunu ispat için dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurunuz ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyiniz. Onlar fâsıktırlar.
Cemal Külünkoğlu
Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek (sopa) vurun! Artık (bundan böyle) onların şahitliğini asla kabul etmeyin! İşte bunlar yoldan çıkmış kimselerdir.
Mehmet Türk
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atıp sonra dört şahit getirmeyenlere, seksen değnek vurun ve onların şahitliklerini ebedî olarak kabul etmeyin. Çünkü onlar tam fasıktırlar.
Eşlerini zina ile suçlayıp kendilerinden başka şahitleri bulunmayan kimselere gelince, onlardan her birinin şahitliği, kendisinin mutlaka doğru söyleyenlerden olduğuna dört defa Allah'ı şahit tutmasıdır.
Cemal Külünkoğlu
6-7.Eşlerini zina etmekle suçlayan ve bu konuda kendilerinden başka şahit gösteremeyen erkekler, eğer Allah hakkı için doğru söylediklerine ilişkin dört kez yemin ederlerse, tek başlarına yaptıkları bu şahitlik, dört şahit yerine geçer. Beşinci (yemin) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir (“Eğer yalan söylüyorsam, Allah’ın laneti üzerime olsun” demesidir).
Mehmet Türk
Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahitleri bulunmayanların şahitlikleri ise, onlardan birisinin, kendisinin kesinlikle doğru söylediğine dâir Allah adına dört kere yemin ederek şahitlik etmesidir.
Beşinci yemininde, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerinde olmasını diler.
Cemal Külünkoğlu
6-7.Eşlerini zina etmekle suçlayan ve bu konuda kendilerinden başka şahit gösteremeyen erkekler, eğer Allah hakkı için doğru söylediklerine ilişkin dört kez yemin ederlerse, tek başlarına yaptıkları bu şahitlik, dört şahit yerine geçer. Beşinci (yemin) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir (“Eğer yalan söylüyorsam, Allah’ın laneti üzerime olsun” demesidir).
Mehmet Türk
Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söylüyorsa, Allah’ın lanetinin kesinlikle kendisi üzerine olmasını kabul etmesidir.
Kadının da dört defa Allah'ı şahit tutup, kocasının mutlaka yalan söyleyenlerden olduğuna şahitlik etmesi, kendisinden cezayı kaldırır.
Cemal Külünkoğlu
8-9.Kadının da kocasının gerçekten yalancı olduğuna dair Allah’ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defada kocasının söylediğinin doğru olması halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir (“Eğer kocamın söylediği doğru ise, Allah’ın gazabı üzerime olsun” demesidir).
Mehmet Türk
O (kadının) da dört kere Allah adına yemin ederek eşinin kesinlikle yalan söylediğine şahitlik etmesi kendisinden (zina) cezâsını kaldırır.
Beşinci yemininde, eğer kocası doğrulardan ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
Cemal Külünkoğlu
8-9.Kadının da kocasının gerçekten yalancı olduğuna dair Allah’ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defada kocasının söylediğinin doğru olması halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir (“Eğer kocamın söylediği doğru ise, Allah’ın gazabı üzerime olsun” demesidir).
Mehmet Türk
Beşinci (yemini) ise eğer eşi doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının muhakkak kendisi üzerine olmasını kabul etmesidir.
Allah'ın size yönelik lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah, tövbeleri çok kabul eden bir hikmet sahibi olmasaydı, ne yapardınız?
Cemal Külünkoğlu
(Düşünsenize) Ya Allah’ın sizin üzerinizde fazlı ve merhameti bulunmasaydı (ne yapardınız)? Şüphesiz ki Allah tevbe edenlere ceza vermekten vazgeçen ve her şeye adaletle hüküm verendir.
Mehmet Türk
Eğer Allah size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı? (haliniz nice olurdu?) Allah gerçekten tevbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibidir.
O iftirayı atanlar şüphesiz içinizden bir gruptur. Bu olayın, hakkınızda bir kötülük olduğunu sanmayınız. Tam aksine sizin için daha hayırlı olmuştur. Onlardan her biri işlediği suçun cezasını çekecektir. İçlerinden önderlik yapıp suçun büyüğünü yüklenen kişiye ise, büyük bir azap vardır.
Cemal Külünkoğlu
(Resul’ün eşi Ayşe’yi) iffetsizlikle suçlayanlar (ona iftira atanlar) içinizden bir gruptur. Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın! Tersine (iftiraya uğramanız) belki sizin için hayırdır! (İftiracılara gelince,) onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır ve onlardan bu (günahın) işlenmesinde başı çekeni vahim bir azap beklemektedir!
Mehmet Türk
Doğrusu (Aişe hakkında uydurulan) o iftirayı getirip ortaya atanlar, sizin içinizden bir topluluktur. Siz o (olayı) kendiniz için bir şer saymayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. O (iftiracılardan) her bir kişiye kazandığı günâhın karşılığı (bir cezâ) onlardan (iftiranın) en büyüğünü yapana ise daha büyük bir azab vardır.
İftirayı duyduğunuzda, inanan erkek ve kadınlar kendi kendilerine iyi zanda bulunup da, “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
Cemal Külünkoğlu
(Siz ey inananlar!) Bu iftirayı işittiğiniz zaman, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar olarak birbiriniz hakkında iyi zan besleyip: “Bu apaçık bir iftiradan başka bir şey değildir” demeniz gerekmez miydi?
Mehmet Türk
O (iftirayı) işittiğiniz zaman, mü’min erkekler ve kadınların kendi aralarında hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
İftira edenlerin buna dört şahit getirmeleri gerekirdi. Onlar bu şahitleri getirmedikleri sürece Allah katında yalancıdırlar.
Cemal Külünkoğlu
Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.
Mehmet Türk
(En azından) o (iftiraya) karşılık, dört şahit getirmeleri gerektiğini ve eğer şahitleri getiremezlerse Allah katında tam birer yalancı olacaklarını (bilmiyorlar mıydı?)
Allah'ın size dünyada ve âhirette lütuf ve merhameti olmasaydı, bu iftiradan dolayı başınıza kesinlikle büyük bir felaket gelecekti.
Cemal Külünkoğlu
Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın size yönelik lütfu ve merhameti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı büyük bir azaba çarpılırdınız.
Mehmet Türk
Eğer Allah, dünyada ve âhirette size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı, içerisine daldığınız bu yaygaradan dolayı size, kesinlikle çok büyük bir azab dokunurdu.
Çünkü siz bu olayı dillerinize dolayıp, hakkında herhangi bir bilginiz olmadığı halde aranızda yayıyordunuz ve onu basit bir hadise sayıyordunuz. Oysa bu, Allah katında büyük bir olaydır.
Cemal Külünkoğlu
O iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda söylüyor ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtır.
Mehmet Türk
Zîrâ siz, o (iftirayı) dillerinizle birbirinize aktarıp duruyor, hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyor ve bunu da Allah katında çok büyük günâh olmasına rağmen, basit bir şey sanıyordunuz.
İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını isteyen kimseler için dünyada da âhirette de çetin bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Cemal Külünkoğlu
Mü’minler arasında ahlâksızlığın ve edepsizliğin yayılmasını isteyenleri gerek dünyada ve gerekse ahirette acıklı bir azap beklemektedir. Allah her şeyi bilir ama siz bilmezsiniz.
Mehmet Türk
İnananlar içerisinde edepsizliğin (fuhşun) yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada da âhirette de acıklı bir azab vardır. (Bunun sebebini) Allah bilir, siz ise bilemezsiniz.
Allah'ın lütuf ve merhameti size olmasaydı, bir de Allah son derece şefkat ve merhametli olmasaydı, haliniz nice olurdu!
Cemal Külünkoğlu
Eğer Allah’ın sizin üzerinizdeki lütfu ve merhameti olmasaydı ve eğer Allah pek şefkatli ve merhametli bulunmasaydı (başınıza müthiş bir azap gelirdi).
Mehmet Türk
Eğer Allah’ın sizin üzerinize lütfu ve rahmeti olmasaydı, (siz o zaman ne yapardınız?) Çünkü Allah, çok acıyan, merhamet edendir.
Ey inananlar! Şeytanın adımlarını izlemeyiniz! Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki o, hayâsızlığı ve fenâlığı emreder. Allah'ın size lütuf ve merhameti olmasaydı, hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dileyeni temize çıkarır. Allah her şeyi işitir; her şeyi bilir.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Sakın şeytanın adımlarını izlemeyin (onun yolundan gitmeyin)! Kim şeytanın adımlarını izler (ve onun yolundan gider)se (bilsin ki), o edepsizliği, ahlâksızlığı ve çirkin davranışları (size) emreder (de sizin yoldan çıkmanızı sağlar). Eğer Allah’ın size yönelik lütfu ve merhameti olmasaydı hiçbiriniz asla kötülüklerden arınamazdınız. Ama Allah (kullarından) dileyeni kötülüklerden arındırır. Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Şeytanın peşinden gitmeyin, kim şeytanın peşinden giderse (şunu iyi bilsin ki) gerçekten o, aşırı çirkinlikleri ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde lütfu ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biriniz ebedî olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah dilediğini temize çıkarır. Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler; affetsinler, hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah, bağışlayandır; merhamet edendir.
Cemal Külünkoğlu
İçinizden erdemli ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere sadaka vermeme hususunda yemin etmesinler. (Onları) affetsinler ve hoş görsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Sizden, ihsan sahibi ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere sadaka vermemeye yemin etmesinler, kusurlarını affetsinler ve onları hoş görsünler. Yoksa siz, Allah’ın sizi bağışlamasını istemiyor musunuz? (Hâlbuki) Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
İffetli, saf ve namuslu, inanmış kadınlara zina iftirasında bulunanlar, dünya ve âhirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.
Cemal Külünkoğlu
Hiç şüphesiz, (haklarında uydurulan) fenalıklardan habersiz iffetli/namuslu, mü’min kadınlara (zina suçu) isnat eden (ve yaptıklarından dolayı tevbe etmeyen)ler var ya; işte onlar dünyada da ahirette de lanete uğramışlardır. Onlara büyük bir azap vardır.
Mehmet Türk
Namuslu, fuhşu aklından bile geçirmeyen, Müslüman kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada da âhirette de lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.
O gün, Allah onların hak ettikleri cezalarını eksiksiz verecektir. Onlar kesin olarak, Allah'ın apaçık gerçek olduğunu bileceklerdir.
Cemal Külünkoğlu
O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve nihai gerçeğin yalnızca Allah olduğunu (böylece) bileceklerdir.
Mehmet Türk
İşte o gün (âhirette) Allah, onlara hak ettikleri cezâyı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah’ın gerçekten (dediğini yapan bir) Hak olduğunu anlayacaklardır.
Kötü kadınlar kötü erkekler için, kötü erkekler de kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar temiz erkekler için, temiz erkekler de temiz kadınlar içindir. Onlar, kötülerin nitelendirmelerinden uzaktırlar. Onlar için bağışlama ve güzel bir rızık vardır.
Cemal Külünkoğlu
(Kural olarak,) kötü kadınlar, kötü erkekler için; kötü erkekler de kötü kadınlar içindir. İyi kadınlar, iyi erkekler için; iyi erkekler de iyi kadınlar içindir. Bunlar (Ayşe ve Safvan), o iftiracıların dediklerinden uzaktır. Ve onlar için (iftiraya uğradıklarından dolayı) bağışlanma ve (cennette) tükenmez bir rızık vardır.
Mehmet Türk
Kötü kadınlar (ve pis işler), kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz kadınlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler de iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, o (iftiracıların) demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için Allah’tan bir bağışlanma ve (âhirette) üstün bir rızık (olan cennet) vardır.
Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, sahiplerinden izin almadan ve onlara selâm vermeden girmeyiniz. Bu, sizin için daha iyidir, her halde bunu düşünüp anlarsınız.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, (sahipleriyle) yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin! Bu (konuda hassasiyet göstermeniz), sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böylece öğüt veriliyor.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Evlerinizin dışında başkalarının evlerine (veya odalarına), sakın izin almadan ve (ev halkına) selâm vermeden girmeyin. Eğer öğüt alıp düşünürseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Orada bir kimse bulamadıysanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz. Eğer size, “Geri dönün!” denilirse, hemen dönünüz. Çünkü bu, sizin için daha erdemli bir davranıştır. Allah yaptıklarınızı bilir.
Cemal Külünkoğlu
Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin! Eğer size: “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için olması gereken daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Eğer orada (izin verecek) kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin ve eğer size (izin istedikten sonra) “dönün” denilirse, siz de (gücenmeden) dönün. Bu sizin için daha iyidir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
İçinde kendinize ait eşyaların bulunduğu, oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizledikleriniz de bilir.
Cemal Külünkoğlu
Hayat olmayan (oturulmayan) ve içinde eşyanızın bulunduğu evlere izinsiz girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da gizli tuttuklarınızı da bilir.
Mehmet Türk
İçerisinde (aile) oturmayan ve menfaatiniz bulunan evlere (izinsiz) girmenizde sizin için bir sakınca yoktur. (Unutmayın ki) Allah, açıktan yaptıklarınızı da saklamakta olduklarınızı da bilir.
Mümin erkeklere, harama bakmamalarını ve iffetlerini korumalarını söyle! Çünkü bu, kendileri için daha güzel bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.
Cemal Külünkoğlu
Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını haramdan sakınsınlar, ırzlarını (iffet ve namuslarını) korusunlar. Bu onlar için en uygun arınma yoludur. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
Mehmet Türk
Müslüman erkeklere söyle: “Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. İşte bu, onlar için daha iyidir ve gerçekten Allah onların yaptıklarından tamamen haberdardır.”
Mümin kadınlara da, gözlerini haramdan sakınmalarını ve namuslarını korumalarını söyle! Görünmesi zorunlu olanlar dışında, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Kocaları, babaları, kayınpederleri, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar; erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi ve tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık özelliklerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. “Ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”
Cemal Külünkoğlu
İnanan kadınlara da söyle, (onlar da) bakışlarını haramdan sakınsınlar, ırzlarını (iffet ve namuslarını) korusunlar ve açığa çıkanlardan (el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini (cazibeyi artıracak süslerini mahrem olmayan kimselere) göstermesinler ve (başlarına alacakları) örtülerini yakalarının üzerinden aşağıya doğru salsınlar. Süslerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi (mü’min) kadınlarından yahut yasal olarak sahip oldukları cariyelerinden veya kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkek hizmetçilerinden ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye (dikkat çekmek için) ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Hepiniz topluca, günahkârca davranışlardan dönüp Allah’a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz!
Mehmet Türk
Müslüman kadınlara da söyle: “Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve kendiliğinden görüneni hariç (vücut) ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) örtsünler. (Vücut) ziynetlerini, kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, (Müslüman) kadınlardan, cariyelerinden, (kadınlara) arzusu kalmayan erkek hizmetçilerden ve henüz kadınların mahrem yerlerini tanımayan erkek çocuklardan başkasına göstermesinler. (Bir de) Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’min erkek ve kadınlar! (Gerçek) kurtuluşunuzu umabilmek için hep birlikte (bu emirleri yaşayarak) Allah’a, tevbe edin.
İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve câriyelerinizden evlenmeye elverişli olanları evlendiriniz. Yoksulluk içindeyseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır; her şeyi bilendir.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Müslümanlar!) İçinizden evli olmayan (dul veya bekâr olan)ları, kölelerinizden ve cariyelerinizden (fikrî ve ahlaki olgunluğa ulaşmış evlenmesi) uygun olanlara evlendirin. (Evlenmeye niyeti olanlar) yoksul iseler, (korkmasınlar, çünkü rızkı veren) Allah onları lütfuyla destekleyecektir (iradelerini güçlendirerek önlerini açacak ve onları hiç kimseye muhtaç etmeyecektir). Çünkü Allah, lütfu ve ihsanı geniş olandır, O, (her şeyi) bilendir.
Mehmet Türk
İçinizdeki (erkek ve kadın) bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah da onları kendi lütfuyla zengin eder. Allah geniş (nîmet sahibi) dir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Evlenmeye imkanı olmayanlar ise, Allah kendilerini lütfu ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden, hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul ediniz. Onlara, Allah'ın size verdiği maldan veriniz. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, özellikle iffetli olmak isteyen genç kızlarınızı fuhşa zorlamayınız. Kim onları buna zorlarsa, Allah, hiç şüphesiz zorlayanı değil, zorlanan kadınları bağışlar; merhamet eder.
Cemal Külünkoğlu
(Bütün bunlara rağmen yine de) evlenmeye imkân bulamayanlar, (çalışarak) Allah’ın lütfu ile kendilerini zenginleştirinceye kadar namuslu kalmaya özen göstersinler (zinadan sakınsınlar)! (Ey köle sahibi Müslümanlar!) Ödeyecekleri belirli bir bedel karşılığında özgürlüklerine kavuşmak için sizinle sözleşme yapmak isteyen elinizin altındaki köle ve cariyelerle eğer onlar için bir hayır görüyorsanız hemen sözleşme yapın! Allah’ın size (emanet) verdiği mallardan onlara da verin! Namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi dünyalık çıkarlarınız uğruna fuhşa zorlamayın! Kim onları zorlar (zinaya mecbur eder)se bilsin ki, zorlanmaları sebebiyle Allah (onlar için) çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Evlenme (imkânı) bulamayanlar da Allah onları kendi lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Köle ve cariyelerden kendi bedellerini ödeyip azad edilmek için anlaşma yapmak isteyenlerle -eğer onlarda bir iyilik görüyorsanız- hemen yazılı anlaşma yapın ve Allah’ın size verdiği maldan onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek içinnamuslarını korumak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları fuhşa zorlarsa bilsin ki Allah, şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bu zorlama bittikten sonra bağışlar ve onlara merhamet eder.
Andolsun ki size, açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve saygılı olanlara bir öğüt indirdik.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki, Biz size hakikati açık ve net olarak dile getiren mesajlar, sizden önce gelip geçenlerden örnekler (kıssalar) ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak isteyenler için öğüt(ler) indirdik.
Mehmet Türk
Yemin olsun ki, size (bu Kur’an’da) açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve Allah’tan hakkıyla sakınanlar için de öğütler indirdik.
Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûru, içinde kandil bulunan bir oyuğa/lambaya benzer. Kandil, bir cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldızdır. Ne doğuya ne batıya ait olan mübarek bir zeytin ağacının yağından yakılır. Öyle ki, ateş değmese de neredeyse yağı ışık verir. O, nûr üstüne nûrdur. Allah dileyen kimseyi nûruna iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bilir.
Cemal Külünkoğlu
Allah göklerin ve yerin nurudur (her şeyin aydınlığını verendir). O’nun nuru, içinde kandil bulunan bir oyuk(tan yayılan ışığa) benzer. O kandil ki bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parıldayan bir yıldızdır ki onun yakıtı, doğuda da batıda da eşine rastlanmayan mübarek/bereketli bir zeytin ağacından alınmaktadır. Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek. (Bu da) nur üstüne nurdur (ışığı pırıl pırıldır). Allah, dileyeni nuruna kavuşturur. Allah (gerçeği anlamaları için) insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misali, içerisinde ışık bulunan bir kandil gibidir. Işık bir cam fanus içerisindedir. Cam fanus (içerisindeki ışık) ise sanki doğuya da batıya da ait olmayan, ateş ona dokunmasa da yağı bile ışık veren, kutlu bir zeytin ağacının (yağından) yakılan, incimsi bir yıldızdır. (İşte bu ışık,) nûr üstüne nûrdur. Allah, kimi dilerse ona kendi nûruyla yol gösterir. Allah, bu örnekleri insanlar için vermektedir ve Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bu kandil birtakım evlerdedir ki, Allah o evlerin yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu tesbih ederler/anarlar.
Cemal Külünkoğlu
(İşte bu nur,) Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde/mescitlerdedir. Bu evlerde sabah akşam O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini tesbih ederler.
Mehmet Türk
(Bu nûr üstüne nûr;) Allah’ın, yüceltilmelerini ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir (ve o evlerdekiler) onların içerisinde sabah akşam Onu tesbih eder dururlar.
Ticaretin ve alış verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı delikanlı mü'minler, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
Cemal Külünkoğlu
(Öyle kimseler vardır ki) onları ne ticaret ne de alışveriş Allah’ı zikretmekten (O’nunla beraber olduğu bilinciyle yaşamaktan), namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin donakalacağı bir günün dehşetinden sakınırlar.
Mehmet Türk
Kendilerini ticaretin de alışverişin de Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamadığı erkekler var ya (onlar,) yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar.
Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle ödüllendirir ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah, dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
Cemal Külünkoğlu
Allah, onlara yaptıklarına karşılık en güzel mükâfatı verecektir ve (üstelik) onların mükâfatlarını kendi lütfundan artırarak verecektir. Allah (hikmetine binaen) dilediğine hesapsız rızık verir.
Mehmet Türk
(Bunu da) Allah, kendilerine yaptıklarından daha güzeliyle karşılık versin, hatta onlara lütfunu daha da artırsın (diye yaparlar.) Ve Allah, dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır.
İnkâr edenlerin amelleri, engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır; fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ın kudretini bulur ve O da hesabını görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
Cemal Külünkoğlu
İnkâr edenlere gelince; onların (iyi sandıkları) eylemleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu (uzaktan) su sanır, yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (İşte bunun gibi, inkârcı da kıyamet günü, yaptıklarından bir sevap bulamaz) yanında sadece Allah’ı bulur. O da onun hesabını eksiksiz görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
Mehmet Türk
Kâfirlere gelince; onların yaptıkları işler, susayanın su sandığı, sonunda yanına varınca onun hiçbir şey olmadığını anladığı ve orada sadece Allah’ı bulduğu, dümdüz bir arazideki seraba benzer. (Allah da) onun hesabını orada hemen tam olarak verir ve Allah, zâten hesabı çok çabuk görendir.
Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar ve dalgaların üstünde bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini dışarı çıkarttığı zaman, neredeyse onu göremez bile. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.
Cemal Külünkoğlu
Yahut (inkârcıların küfür içindeki eylemleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var ve böylece karanlıklar üstüne karanlıklar (oluşmuş). (Orada bulunan kimse) elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. (İnkârcılar, kalplerindeki koyu karanlık sebebiyle hakkı göremez ve hidayete eremezler.) Bir kimseye (kötü niyet ve eyleminden dolayı) Allah nur vermemiş ise artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.
Mehmet Türk
(Yahut da onların yaptıkları işler;) uçsuz-bucaksız bir denizdeki; üst üste dalgaların, onların üzerinde de kapkaranlık bulutların birbirine geçtiği, insanın elini çıkarttığı zaman onu bile göremeyeceği karanlıklar gibidir. Allah kime nûr vermemişse, artık onun aydınlıktan hiç nasibi yoktur.
Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların, Allah'ı yücelttiğini görmez misin? Her biri kendi duasını ve yüceltmesini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.
Cemal Külünkoğlu
Göklerde ve yerde bulunanlarla havada sürüler halinde (uçan) kuşların (kulluklarının bir gereği olarak) Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini dile getirerek görevlerini icra ettiklerini görmüyor musun? Bu varlıkların her biri, Allah’a nasıl yönelip niyaz edeceğini, kendine özgü tesbihini/vazifesini bilir. Allah da onların ne yaptığını tam olarak bilir.
Mehmet Türk
Göklerde ve yerdekiler ve dizi dizi uçmakta olan kuşlar, gerçekten Allah’ı tesbih ederler. Her şey kendi duâsını ve tesbihini kesinlikle bilir. Ve Allah da onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.
Görmez misiniz ki Allah, bulutları sürüyor, sonra onları bir araya getirip sonra üst üste yığıyor. Sen de onların arasından yağmur yağdığını görüyorsun. Gökten, içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir. Dilediğine onu uğratır, dilediğinden de uzak tutar. Bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözlerini kör edecektir!
Cemal Külünkoğlu
Görmüyor musun ki, Allah bulutları oradan oraya sürüyor, sonra birleştiriyor, sonra üst üste yığıyor (yoğunlaştırıyor). Arkasından aralarından yağmur yağdığını görürsün. (Yine Allah) gökten dağlar gibi yüklü bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğine (hak ettiği için musibet) verir ve dilediğinden de (o musibeti) uzak tutar. (Bulutlardan çıkan) şimşeğin parıltısı, neredeyse gözleri kör eder.
Mehmet Türk
Baksana şu gerçeklere ki; Allah, bulutları (dilediği yere) sevk eder, sonra aralarını birleştirir, sonra da onları yoğunlaştırır da böylece, o bulutların içerisinden yağmurun çıktığını görürsün. (Sonra bir de) gökten içerisinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indirir, onu dilediğine isabet ettirir, dilediğini de ondan korur; şimşeğinin parıltısı ise neredeyse gözleri kamaştırıp kör edecek gibidir...
Allah, bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Doğrusu Allah'ın gücü her şeye yeter.
Cemal Külünkoğlu
Allah her canlıyı sudan (nutfeden) yaratmıştır. Onlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, bir kısmı iki ayak üzerinde yürür, bir kısmı da dört ayak üzerinde hayatına devam eder. Allah dilediğini (dilediği şekilde) yaratır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Mehmet Türk
Allah, kimi karnı üzerinde yürüyen, kimi iki ayağı üzerinde yürüyen, kimi de dört ayağı üzerinde yürüyen her canlıyı, sudan yarattı. Allah dilediği her şeyi yaratır. Şüphesiz Allah’ın gücü, her şeye yeter.
47,48. Onlar “Allah'a ve peygambere inandık, itaat ettik” derler; ondan sonra bir kısmı yüz çevirir. İşte bunlar inanmamışlardır. Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman, bir kısmı hemen yüz çevirir.
Cemal Külünkoğlu
(Öyleleri de vardır ki:) “Allah’a ve resule inandık ve direktiflerine uymayı kabul ettik” derler. Fakat bazıları bu sözlerinden sonra sırt çevirirler. İşte onlar inanmış değillerdir.
Mehmet Türk
Onlar: “Hem Allah’a hem de Peygambere îman ve itaat ettik.” derler, sonra da bunun ardından içlerinden bir grup (îman ve itaatten) yan çizer. İşte bunlar (gerçekten) îman etmemişlerdir.
47,48. Onlar “Allah'a ve peygambere inandık, itaat ettik” derler; ondan sonra bir kısmı yüz çevirir. İşte bunlar inanmamışlardır. Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman, bir kısmı hemen yüz çevirir.
Cemal Külünkoğlu
Aralarında hüküm vermesi için Allah’(ın mesajın)a ve resulün (davetine) çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup hemen yüz çevirip uzaklaşır.
Mehmet Türk
Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman, bir de bakarsın ki onlardan bir kısmı hemen yüz çevirip dönerler.
Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüphe mi ediyorlar? Yahut Allah'ın ve Peygamberinin onlara haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır! Onlar sadece haksızlık etmektedirler.
Cemal Külünkoğlu
Bunların kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe mi ediyorlar? Yahut Allah’ın ve Resulünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, (kendilerine) haksızlık yapan onların kendileridir!
Mehmet Türk
Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa şüphe mi ediyorlar? Yahut Allah ve Peygamberinin kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Oysa onlar zalimlerin ta kendileridir.
Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygamberine çağırıldıkları vakit “İşittik, itaat ettik” demek, ancak inananların sözüdür. İşte başarıya erenler onlardır.
Cemal Külünkoğlu
Aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Resulüne dâvet edilen mü’minlerin söyleyeceği tek söz: “Duyduk ve itaat ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Mehmet Türk
Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman mü’min-ler, sadece: “işittik ve itaat ettik.” derler. İşte bunlar da gerçekten kurtuluşa erenlerdir.
Eğer, o ikiyüzlülere emredersen, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: “Yemin etmeyiniz, itaatiniz bilinmektedir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Senin kendilerine emretmen halinde savaşa çıkacaklarına dair var güçleriyle yemin ederler. De ki: “Yemin etmeyin! Sizden istenen münasip şekilde itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Onlar, eğer sen, kendilerine emredersen; (savaşa) çıkacaklarına dâir olanca güçleriyle, Allah adına yemin ettiler. Sen de onlara: “(Yalan yere) yemin edeceğinize, emredilene itaat edin. Zâten Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” de.
De ki: “Allah'a itaat ediniz, Peygambere itaat ediniz! Eğer yüz çevirirseniz biliniz ki, onun görevi tebliğ vazifesini yapmak, sizin vazifeniz de sorumluluklarınızı yapmanızdır. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Peygambere düşen, sadece apaçık bildirimde bulunmaktır.”
Cemal Külünkoğlu
De ki: “Allah’a itaat edin, resule itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluk yalnız ona aittir; size yüklenen sorumluluk da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Resulün görevi ancak apaçık bir tebliğdir.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!): “Allah’a itaat edin ve Peygambere itaat edin” de. Eğer (bu itaatten) yüz çevirirseniz, Peygamberin sorumluluğu kendisine yükletilen, sizin sorumluluğunuz ise size yükletilen (görevler)dir. Eğer ona itaat ederseniz, hak yolu bulmuş olursunuz. Zâten Peygamber’e düşen de apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir.
Allah, onlardan öncekilere yaptığı gibi, sizden inanıp iyi amellerde bulunanları da yeryüzünde iktidar sahibi kılacağını, kendileri için seçtiği dini yerleştireceğini ve korkularından sonra onları güvene kavuşturacağını vaad etmiştir. “Onlar bana kulluk eder ve hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar yoldan çıkmışlardır.”
Cemal Külünkoğlu
Allah, iman edip dürüst ve erdemli davranışlarda bulunanlara, tıpkı kendilerinden önce gelip geçen (bazı toplumları) egemen kıldığı gibi, onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına; onları üzerinde görmekten hoşnut olduğu dini onlar için kuvvetle kökleştireceğine ve çektikleri korkulardan sonra onları mutlaka güvenli bir duruma kavuşturacağına dair söz vermiştir. Onlar, yalnızca bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi asla ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim(ler) inkâr ederse, işte onlar günahkârların ta kendileridir.
Mehmet Türk
Allah, içinizden (kendisinin istediği gibi) îman edenlere ve (inandığı) iyi işleri yaşayanlara; kendilerinden öncekileri güç ve iktidar sahibi kıldığı gibi kendilerini de kesinlikle yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacağını, kendileri için seçtiği dinlerini kuvvetle icra etme gücü vereceğini ve onların korkularını güvene çevireceğini vâdetmiştir. (Çünkü) onlar, yalnız Bana ibâdet ederler ve Bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra Kim de küfre saparsa işte onlar, hak yoldan çıkanların tâ kendileridir.
Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz ergenliğe ermemiş çocuklar, sabah namazından önce, öğle vaktinde soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bu vakitler, örtülmesi gereken yerlerinizin açık bulunabileceği üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah, hükümlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olan (çocuk)lar, günün şu üç vaktinde; sabah namazından önce (yataktan kalkarken), gün ortasında soyunup dinlenmeye çekildiğiniz zaman ve yatsı namazından sonra (yatmaya hazırlanırken) yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler. Bu üç vakit mahremiyetinizin korunmasız olabileceği vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda sizin için de onlar için de bir sakınca yoktur. Allah mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Sahibi olduğunuz köle ve cariyeleriniz ile henüz ergenlik çağına ermemiş olan (çocuk)larınız; sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınızda ve yatsı namazından sonra (odalarınıza girmek için) günün bu üç vaktinde izin istesinler: (Bu) üç vakit sizin için (odalarınızda) açık bulunabileceğiniz (avret vakitleri)dir. Bunların dışında birbirinizin yanınızda dolaşmanızda, size de onlara da bir sakınca yoktur. İşte Allah, size âyetleri böyle açıklamaktadır. Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Çocuklarınız ergenlik çağına gelince, büyüklerinizin izin istediği gibi, onlar da izin istesinler. Allah size ilkelerini böyle açıklar. Allah bilgindir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden önceki (büyük)lerin yaptığı gibi onlar da (yatak odalarına girmek için) izin istesinler. İşte Allah, (ahlaki kuralları içeren) ayetlerini size böyle açıklıyor. Allah, (yarattığı insanı herkesten çok daha) iyi bilen ve buna göre hüküm verendir.
Mehmet Türk
Çocuklarınız, ergenlik çağına girdikleri zaman (odalarınıza girmek için) kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi, onlar da izin istesinler. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır. Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.
Evlenmeyi arzu etmeyen, çocuktan kesilmiş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış giysilerini çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama iffetli davranmaları kendileri için daha iyi olur. Allah her şeyi işitir; her şeyi bilir.
Cemal Külünkoğlu
Evlenme arzu ve ümidi kalmamış (çocuktan kesilmiş ihtiyar) kadınların, ziynet yerlerini teşhir etmeksizin, dış giysilerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Bununla beraber sakınmaları (örtünmeleri), kendileri için daha hayırlıdır. Zira Allah (konuşulan) her şeyi işiten, (kalplerde olan) her şeyi bilendir.
Mehmet Türk
Evlenme arzusu kalmamış, oturan (ihtiyar) kadınların, süslerini teşhir etmeksizin (evlerinden çıkarlarken giydikleri dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de (bunları çıkarmayarak) iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Şüphesiz Allah, (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
Evlerinizde veya babalarınızın, annelerinizin, erkek kardeşlerinizin, kız kardeşlerinizin, amcalarınızın, halalarınızın, dayılarınızın, teyzelerinizin veya kahyası olup anahtarları elinizde olan evlerde ya da can arkadaşlarınızın evlerinde yemek yemenizde size de, kör olana da zorluk yok, topal olana da, hasta olana da zorluk yoktur. Toplu olarak veya ayrı ayrı yemenizde de size bir zorluk yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, birbirinize Allah katından mutlu, hoş yaşam dileyerek selâm veriniz. Allah, hükümleri düşünürsünüz diye size böyle açıklıyor.
Cemal Külünkoğlu
Kör için bir sorumluluk yoktur. Topal için de bir sorumluluk yoktur. Hastaya da bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde, babalarınızın evlerinde, annelerinizin evlerinde, erkek kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin evlerinde yahut anahtarları size bırakılıp sahip çıkmanız istenen yerlerde veya arkadaşlarınızın evlerinde yemek yemenizde mahzur yoktur. İster toplu olarak, isterse ayrı ayrı yemenizde de sakınca yoktur. Bu evlerden (herhangi birine) her girdiğinizde Allah katından bolluk, bereket ve esenlik dileyerek birbirinize mutlaka selam verin. İşte Allah, aklınızı işletesiniz diye ayetlerini size böyle açıklıyor.
Mehmet Türk
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarı size bırakılan evlerden ya da dostlarınızın (evlerin)den izinsiz yemek yemenizde bir sakınca yoktur. (Misafirlerinizle) birlikte veya tek başınıza yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından mübârek, hoş bir sağlık dileği olmak üzere birbirinize selam verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklamaktadır.
Müminler, ancak Allah'a ve Peygamberine inanmış kimselerdir. Onlar Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken, ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. Senden izin isteyenler, gerçekten Allah'a ve Peygamberine iman etmiş kimselerdir. Öyleyse bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan af dile; Allah affedicidir; merhamet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Mü’minler ancak, Allah’a ve Resulüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o resulle birlikte toplumu ilgilendiren bir işle meşgulken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah’a ve resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan uygun gördüğüne izin ver. Onlar için Allah’tan bağış dile! Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Allah’a ve Rasûlüne (gönülden) îman eden mü’minler, toplumsal bir iş için Allah’ın Elçisi ile beraber bulundukları zaman, ondan izin almadan gitmezler. Gerçekten senden izin alanlar var ya işte onlar, Allah’a ve Rasûlüne îman edenlerdir. Böylelikle senden, kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, onlardan uygun gördüklerine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Ey Müminler! Peygamberi kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayınız. İçinizden, sıvışıp gidenleri elbette Allah bilmektedir. Bundan dolayı, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.
Cemal Külünkoğlu
(Ey inananlar!) resulün (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın (saygıyla davetine koşun ve size izin verinceye kadar yanından ayrılmayın). Allah, arkadaşlarını siper ederek gizlice resulün yanından sıvışanları iyi bilir. Onun emrini çiğneyenler ya başlarına bir bela gelmesinden ya da acıklı bir azaba uğramasından korkmalıdırlar.
Mehmet Türk
Peygamberin çağırmasını kendi aranızdan birinin çağırması gibi zannetmeyin. Allah, içinizden birilerinin (arkasına) saklanarak sıvışıp kaçanları gerçekten bilir. Böylece onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir fitnenin yahut acı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.
Dikkat ediniz, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. O, sizin ne durumda olduğunuzu bilir. O'na döndürüldükleri gün ne yaptıklarını insanlara haber verecektir. Allah, her şeyi bilir.
Cemal Külünkoğlu
Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde olan her şey şüphesiz Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu (ne yaptığınızı ne yapmak istediğinizi, nasıl bir niyet taşıdığınızı) çok iyi bilmektedir. (Yaşayan herkes) bir gün O’na döndürülecek ve o zaman O, (hayattayken) yaptıkları her şeyi kendilerine haber verecektir. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
İyi bilin ki göklerde ve yerde olanların tamamı, Allah’ındır. O, sizin ne yolda olduğunuzu kesinlikle bilir. Ve huzuruna döndürüldükleri gün, yaptıklarını kendilerine tek tek haber verir. Ve Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.