İçeriğe atla
Untold Serenity

4. An-Nisa

The Women · Medenî · 176 âyet · Nüzul sırası 92

النساء

This Surah comprises several discourses which were revealed on different occasions during the period ranging probably between the end of A.H. 3 and the end of A.H. 4 or the beginning of A.H. 5. Although it is difficult to determine the exact dates of their revelations, yet it is possible to assign to them a fairly correct period with the help of the Commandments and the events mentioned therein and the Traditions concerning them.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

4:1

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسࣲ وَٰحِدَةࣲ وَخَلَقَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَبَثَّ مِنۡهُمَا رِجَالࣰ ا كَثِيرࣰ ا وَنِسَآءࣰۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِي تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلۡأَرۡحَامَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيۡكُمۡ رَقِيبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey insanlar! Sizi tek bir cevherden/nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinizden sakınınız. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakınınız. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

Cemal Külünkoğlu

Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan (onun özünden/maddesinden) eşini var eden ve her ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize gönülden bağlanarak emirlerine itaat edin ve kötülüklerden sakının! Kendisi adına (Allah aşkına, Allah’a yemin olsun, Allah şahittir ki… gibi yemin edip) birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının, emirlerine sımsıkı sarılın ve aranızdaki komşuluk/akrabalık bağlarını koparmamaya özen gösterin! Unutmayın ki Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

Mehmet Türk

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve onun eşini de kendi cinsinden yaratıp ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinize karşı, (hata etmekten) sakının. Ve birbirinizden dilekte bulunurken, adına yemin verdiğiniz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan da sakının. Şüphesiz Allah, sizi (her an) görüp gözetendir.

4:2

وَءَاتُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰٓ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَتَبَدَّلُواْ ٱلۡخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِۖ وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَهُمۡ إِلَىٰٓ أَمۡوَٰلِكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبࣰ ا كَبِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yetimlere mallarını veriniz; temizi pis olanla değiştirmeyiniz, onların mallarını sizin mallarınıza katarak kendi helâl ve temiz malınızı kirletip yemeyiniz; çünkü bu, büyük bir günahtır.

Cemal Külünkoğlu

(Vefat eden akrabalarınız ya da bir başkası tarafından sizler emanet edilen) yetimlere (gerekli yaşa ulaştıklarında) mallarını veriniz, temiz olanı (helali) pis olanla (haramla) değiştirmeyiniz! Onların mallarını (hileli yollarla) kendi mallarınıza katarak yemeyiniz! Biliniz ki bu, çok büyük bir günahtır.

Mehmet Türk

Yetimlerin mallarını kendilerine verin, temizi pisle değişmeyin ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Zîrâ bu, çok büyük bir günâhtır.

4:3

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تُقۡسِطُواْ فِي ٱلۡيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تَعۡدِلُواْ فَوَٰحِدَةً أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُواْ

Bayraktar Bayraklı

Şayet yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder alınız. O kadınlar arasında da adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, bir tane alınız; yahut ellerinizin altında bulunanlarla yetininiz. Zulüm ve haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur.

Cemal Külünkoğlu

Eğer, yetim kızlarla evlendiğiniz taktirde onlara haksızlık edeceğinizden korkarsanız (veya bu kadınlar size cazip gelmediği halde kendilerine miras kalan mallarına sahip çıkmak için onlarla evlenmeyi düşünüyorsanız, o zaman böyle yetim kızlarla değil), size helal olan ve hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer (birden fazla kadınla evlendiğiniz taktirde o kadınlar arasında) adaletli davranamayacağınızdan endişe ederseniz, o takdirde bir tane (hür kadın) alın ya da (bir çözüm olarak) elinizin altındaki savaş esiri bir cariye ile yetinin. İşte bu durum adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır.

Mehmet Türk

Eğer (velîsi olduğunuz) yetim kızlarla evlendiğinizde, onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, size helâl olan başka kadınlarla veya cariyelerle iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin. Bu, adaletsizlik yapmamanız için en uygun olanıdır.

4:4

وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحۡلَةࣰۚ فَإِن طِبۡنَ لَكُمۡ عَن شَيۡءࣲ مِّنۡهُ نَفۡسࣰ ا فَكُلُوهُ هَنِيٓـࣰٔ ا مَّرِيٓـࣰٔ ا

Bayraktar Bayraklı

Kadınlara mehirlerini hiçbir karşılık beklemeden veriniz; ama eğer onlar, kendi rızâlarıyla bir kısmını size bırakırlarsa, ondan hoşnutluk ve gönül rahatlığıyla faydalanınız.

Cemal Külünkoğlu

(Nikâhladığınız) kadınların mehirlerini (şart koşulan evlenme bedellerini) gönül rızası ile (bir hak olarak) verin. Eğer kendi rızalarıyla o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da alıp gönül huzuruyla harcayabilirsiniz.

Mehmet Türk

(Evleneceğiniz) kadınlara mihirlerini bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin. Eğer onlar kendi istekleriyle size bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin.

4:5

وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُمُ ٱلَّتِي جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ قِيَٰمࣰ ا وَٱرۡزُقُوهُمۡ فِيهَا وَٱكۡسُوهُمۡ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermeyenlere vermeyiniz; o mallarla onları besleyiniz, giydiriniz ve onlara güzel söz söyleyiniz.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ın koruyasınız diye sizin sorumluluğunuza bıraktığı (yetimlere ait) malları muhakeme yeteneği zayıf (çocuklara ve aklı ermeyen) kimselere emanet etmeyin! Bu mallarla onların geçimlerini karşılayın, onları yedirin, giydirin ve onlarla nazik bir şekilde (gönüllerini hoş tutarak) konuşun!

Mehmet Türk

Allah’ın sizin geçiminize sebep kıldığı mallarınızı, ahmaklara vermeyin. O mallarla onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

4:6

وَٱبۡتَلُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَاحَ فَإِنۡ ءَانَسۡتُم مِّنۡهُمۡ رُشۡدࣰ ا فَٱدۡفَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَأۡكُلُوهَآ إِسۡرَافࣰ ا وَبِدَارًا أَن يَكۡبَرُواْۚ وَمَن كَانَ غَنِيࣰّ ا فَلۡيَسۡتَعۡفِفۡۖ وَمَن كَانَ فَقِيرࣰ ا فَلۡيَأۡكُلۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِذَا دَفَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡ فَأَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yetimleri evlenecekleri yaşa gelinceye kadar deneyiniz, sonra aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını onlara iade ediniz. Sakın onlar büyümeden önce, aceleyle ve israf ederek mallarını tüketmeyiniz. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da ihtiyaç ve emeğine uygun olarak yesin! Onlara mallarını geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurunuz. Hesap sorucu olarak Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

Evlenme çağına gelene kadar yetimleri (gözetip) deneyin. Eğer reşit olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. (Yetimler) büyüyecek (ve bu mallar elimizden çıkacak) diye onları(n mallarını) savurganca tüketmeye kalkmayın! Eğer (yetimlere bakmakla yükümlü) kişi zenginse bu mallara hiç el sürmesin. Fakat fakirse (yetimin malını koruduğu için) bu mallardan geleneklere uygun düşecek ölçüde (ihtiyacı kadar) yararlansın. Mallarını kendilerine teslim ederken yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.

Mehmet Türk

Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların olgunlaştıklarını görürseniz mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler endişesiyle onları israf ederek, çarçabuk yemeyin. Zengin olan velî onların malına tenezzül etmesin, fakir olan velî ise (emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını teslim ederken ya nınızda şâhit bulundurun. (Bunların) mükafaatını vermeye ancak Allah’ın gücü yeter.

4:7

لِّلرِّجَالِ نَصِيبࣱ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبࣱ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنۡهُ أَوۡ كَثُرَۚ نَصِيبࣰ ا مَّفۡرُوضࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Anne babanın ve akrabanın geride bıraktıklarından erkekler bir pay alacaklardır. Anne babanın ve akrabanın bıraktığında, ister az ister çok olsun, kadınların da bir payı olacaktır. Allah tarafından tayin edilmiş bir paydır bu!

Cemal Külünkoğlu

(Ölen) ana-baba ve (diğer yakın) akrabanın (miras olarak geride) bıraktıklarından erkekler için de pay vardır, ana-baba ve akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de pay vardır. Bunlar az veya çok belirlenmiş, farz kılınmış paylardır.

Mehmet Türk

Ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta, erkeklerin payı olduğu gibi ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta kadınların da payı vardır. Bu (pay) ister çok olsun, ister az olsun farz kılınmış birer paydır.

4:8

وَإِذَا حَضَرَ ٱلۡقِسۡمَةَ أُوْلُواْ ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينُ فَٱرۡزُقُوهُم مِّنۡهُ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa, bundan onları da rızıklandırınız ve onlara güzel söz söyleyiniz.

Cemal Külünkoğlu

Mirasın bölüştürülmesi sırasında (kendilerine pay düşmeyen diğer) akrabalar, yetimler ve yoksullar da orada hazır bulunurlarsa, onlara da (göz hakkı olarak) maldan bir şeyler verin ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin.

Mehmet Türk

Eğer mirasın bölüştürülmesi sırasında (vâris olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar da hazır bulunursa, onlara da ondan bir şeyler verin ve onlara güzel söz söyleyin.

4:9

وَلۡيَخۡشَ ٱلَّذِينَ لَوۡ تَرَكُواْ مِنۡ خَلۡفِهِمۡ ذُرِّيَّةࣰ ضِعَٰفًا خَافُواْ عَلَيۡهِمۡ فَلۡيَتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡيَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا سَدِيدًا

Bayraktar Bayraklı

Geriye zayıf çocuklar bırakmaktan endişe etsinler ve onlar üzerinde titresinler. Allah'tan sakınıp doğru söz söylesinler.

Cemal Külünkoğlu

(Kendileri ölüp de) arkalarında kendi haklarını koruyamayacak kadar küçük ve aciz çocuklar bıraktıkları takdirde (onların büyümesi ve yetişmesi konusunda), onlar için endişe edenler, (empati kurarak yetimlere) haksızlık yapmaktan öyle korksunlar. Allah’ın emirlerine uygun davransınlar, cezalandırmasından sakınsınlar ve mutlaka doğru şâhitlik edip, doğru söz söylesinler!

Mehmet Türk

Kendileri arkalarında yetim çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında korktukları gibi, (yetimlere haksızlık etmekten) de korksunlar. Allah’a karşı (hata etmekten) sakınsınlar ve doğru söz, söylesinler.

4:10

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلۡيَتَٰمَىٰ ظُلۡمًا إِنَّمَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ نَارࣰ اۖ وَسَيَصۡلَوۡنَ سَعِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarında ateş yemiş olurlar. Yakında onlar alevli bir ateşe gireceklerdir.

Cemal Külünkoğlu

Doğrusu yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar. Zaten onlar (günahları ve haksızlıkları yüzünden) çılgın bir ateşe gireceklerdir.

Mehmet Türk

Yetimlerin mallarını haksız bir biçimde yiyenler, karınları (dolusu) bir ateşten başka bir şey yemiş olmazlar ve (sonunda da) cehennemi boylarlar.

4:11

يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِيٓ أَوۡلَٰدِكُمۡۖ لِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءࣰ فَوۡقَ ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۖ وَإِن كَانَتۡ وَٰحِدَةࣰ فَلَهَا ٱلنِّصۡفُۚ وَلِأَبَوَيۡهِ لِكُلِّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدࣱۚ فَإِن لَّمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلَدࣱ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخۡوَةࣱ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصِي بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍۗ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ لَا تَدۡرُونَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ لَكُمۡ نَفۡعࣰ اۚ فَرِيضَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah size, çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder. Kız çocuklar ikiden fazla iseler, ölenin geriye bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk tek bir kız ise mirasın yarısı onundur. Ölenin bir erkek çocuğu varsa, geriye bıraktığı malından anne babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da anne babası ona vâris oluyorsa, annesine üçte bir düşer. Eğer ölenin bir kız kardeşi varsa, annesinin payı altıda birdir. Bu hükümler, ölenin yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar Allah'ın koyduğu haklardır. Şüphesiz Allah bilendir; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Allah, (miras konusunda) çocuklarınız hakkında erkeğe, kadının/kızın hissesinin iki misli (miras vermenizi) emreder. Eğer (geride kalan çocuklar iki ya da) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer bir tek kız/kadın ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona vâris oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. Bu hüküm, ölenin yaptığı vasiyetin yerine getirilmesinden ve borçların ödenmesinden sonra kalan mal içindir. Anne ve baba yahut evlatlarınızdan hangisinden size fayda geleceğini siz bilemezsiniz. Bu şekildeki hisse dağıtımı size Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah her şeyi (hakkıyla) bilen, her şeyi hikmetle yapandır.

Mehmet Türk

Allah size, çocuklarınızın (alacağı miras) hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin) bıraktığı malın üçte ikisi onların, (çocuk) yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, bıraktığı malda ana ve babasından her birinin hissesi altıda birdir. (Ölenin) çocuğu yok da ana ve babası ona vâris olmuşlarsa, anasının hissesi üçte birdir. (Aynı durumda ölenin) eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu miras paylaşımı ölenin) vasiyeti yerine getirildikten ve borçları ödendikten, sonra yapılır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. İşte bütün bunlar, Allah tarafından belirlenmiş (miras payları)dır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:12

۞وَلَكُمۡ نِصۡفُ مَا تَرَكَ أَزۡوَٰجُكُمۡ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدࣱ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكۡنَۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصِينَ بِهَآ أَوۡ دَيۡنࣲۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكۡتُمۡ إِن لَّمۡ يَكُن لَّكُمۡ وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَ لَكُمۡ وَلَدࣱ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكۡتُمۚ مِّنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ تُوصُونَ بِهَآ أَوۡ دَيۡنࣲۗ وَإِن كَانَ رَجُلࣱ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمۡرَأَةࣱ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوۡ أُخۡتࣱ فَلِكُلِّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُۚ فَإِن كَانُوٓاْ أَكۡثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمۡ شُرَكَآءُ فِي ٱلثُّلُثِۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصَىٰ بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍ غَيۡرَ مُضَآرࣲّۚ وَصِيَّةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin yapacakları vasiyetten ya da borçtan sonra geriye bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin de çocuğunuz yoksa, yapacağınız vasiyet ve borçtan sonra bıraktığınızın dörtte biri onlarındır; çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer miras bırakan erkek veya kadının evlâdı ve ana babası olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Bu taksim, zarar verici olmayan vasiyet ve borçtan sonra uygulanır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah bilendir, yumuşak davranandır.

Cemal Külünkoğlu

(Mal ve mülk sahibi olarak ölüp de geriye miras bırakan) eşlerinizin/hanımlarınızın (önceki kocalarından) çocukları yoksa, yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa bıraktıklarınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri yine edeceğiniz vasiyet ve borcun ödenmesinden sonra onlarındır. Eğer (ölen) bir erkeğin ya da kadının, babası ve çocukları (hayatta) bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir verilir. Eğer onlar birden fazla iseler; zarara uğratılmaksızın üçte birine ortak olurlar. Bunlar; yaptıkları vasiyet ve borç ödendikten sonradır. Bu, Allah tarafından size bir emirdir. Allah her şeyi hakkıyla bilen ve cezalandırmada acele etmeyendir.

Mehmet Türk

Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuklarınız yoksa vasiyetleriniz yerine getirildikten ve borçlarınız ödendikten sonra, bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Miras bırakan erkek veya kadının, çocukları ana ve babası olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, (ölenin) vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, Allah tarafından bir emir olarak her birinin hissesi altıda birdir. Eğer (bu kardeşler) birden fazla iseler, üçte bir hisseye aralarında zarara uğratılmaksızın ortaktırlar. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir ve halîmdir.

4:13

تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

Bayraktar Bayraklı

Bunlar Allah tarafından konulan sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse Allah onu, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada süreli kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur.

Cemal Külünkoğlu

Bunlar Allah’ın yasalarıdır. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, Allah da onu, altından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.

Mehmet Türk

İşte bütün bu (hükümler,) Allah’ın koyduğu kurallardır. (Şunu iyi bilin ki) kim, Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, zemîninden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere sokar. İşte en büyük kurtuluş budur.

4:14

وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدۡخِلۡهُ نَارًا خَٰلِدࣰ ا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Kim Allah'a ve Peygamber'ine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, süreli kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.

Cemal Külünkoğlu

Kim de Allah’a ve Resûlüne karşı gelir, O’nun çizdiği sınırların dışına çıkarsa, Allah onu kalıcı olarak cehennem ateşine koyar. Onun için (orada) onur kırıcı bir azap vardır.

Mehmet Türk

Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu da içerisinde sonsuz kalacağı cehenneme koyar. Ona orada, rezil edici bir azap vardır.

4:15

وَٱلَّٰتِي يَأۡتِينَ ٱلۡفَٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمۡ فَٱسۡتَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِنَّ أَرۡبَعَةࣰ مِّنكُمۡۖ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمۡسِكُوهُنَّ فِي ٱلۡبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلۡمَوۡتُ أَوۡ يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kadın kadına hayasızca davranışlarda bulunanlara/lezbiyenlik yapanlara gelince, onların işlediği bu ahlaksızlığa aranızdan dört kişi şahitlik etsin; bunlar onun için şahitlik yaparlarsa, suçlu kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara tövbe etmeleri suretiyle bir kapı açıncaya kadar, evlerine hapsediniz.

Cemal Külünkoğlu

Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Şahitler, onların suç işlediğinden yana şahitlik yaparlarsa o kadınları, ölüm canlarını alıncaya yahut Allah onlara (tevbe etmeleri sûretiyle) bir kapı açıncaya kadar evlerinde alıkoyun.

Mehmet Türk

Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden hemen dört şâhit getirin. Eğer onlar şâhitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah kendileri hakkında başka bir yol gösterinceye kadar, evlerde hapsedin.

4:16

وَٱلَّذَانِ يَأۡتِيَٰنِهَا مِنكُمۡ فَـَٔاذُوهُمَاۖ فَإِن تَابَا وَأَصۡلَحَا فَأَعۡرِضُواْ عَنۡهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابࣰ ا رَّحِيمًا

Bayraktar Bayraklı

İçinizden iki erkek fuhuş/livata yaparsa onlara eziyet ediniz; eğer tövbe edip uslanırlarsa, artık onlara eziyetten vazgeçiniz. Çünkü Allah, tövbeleri kabul edendir, merhamet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; ama eğer ikisi de tevbe eder ve gidişatlarını düzeltirlerse onları kendi hallerine bırakın. Çünkü Allah tevbeleri kabul edendir, çok bağışlayandır.

Mehmet Türk

Sizden o (fuhşu) yapan her iki tarafa da eziyet edin. Eğer onlar, tevbe edip kendilerini düzeltirlerse (onlara eziyet etmekten) vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

4:17

إِنَّمَا ٱلتَّوۡبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةࣲ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبࣲ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tövbe edenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

(Ancak) Allah’ın kabul edeceği tevbe, iradesine hâkim olamayarak bir kötülük yapıp da sonra tez elden ondan vazgeçenlerin tevbesidir. İşte Allah böylelerinin tevbelerini kabul eder. Zira Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Allah’ın kabul edeceğini vâdettiği tevbe, ancak, bilmeyerek günâh işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah sadece bunların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:18

وَلَيۡسَتِ ٱلتَّوۡبَةُ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلۡمَوۡتُ قَالَ إِنِّي تُبۡتُ ٱلۡـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمۡ كُفَّارٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da, içlerinden birine ölüm gelip çatınca; “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle, kâfir olarak ölenler için, kabul edilecek tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırladık.

Cemal Külünkoğlu

Yoksa hayatı boyunca kötülük yapıp dururken ölümün eşiğine gelince, “Şimdi tevbe ediyorum” diyen (sözde mü’min)lerle kâfir olarak ölenlerin tevbesi geçerli değildir. Biz, işte böylelerine şiddetli bir azap hazırlamışızdır.

Mehmet Türk

Yoksa günâh işleyip de kendilerine ölüm gelip çatınca, “ben şimdi tevbe ettim.” diyenler, bir de kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur. İşte bunlara Biz âhirette acıklı bir azap hazırladık.

4:19

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَرِثُواْ ٱلنِّسَآءَ كَرۡهࣰ اۖ وَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ لِتَذۡهَبُواْ بِبَعۡضِ مَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأۡتِينَ بِفَٰحِشَةࣲ مُّبَيِّنَةࣲۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِن كَرِهۡتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَيَجۡعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيۡرࣰ ا كَثِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayınız. Onlarla iyi geçininiz. Eğer onlardan hoşlanmazsanız da, biliniz ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız size helal değildir. (Kadınlarınız) açıkça fuhuş ve edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz (mehr)in bir kısmını ele geçirmeniz için de (uyduruk bahanelerle) kendilerine baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Onlardan hoşlanmıyor olsanız bile, biliniz ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helal değildir. Açık bir hayâsızlık yapmaları dışında verdiğiniz (mihirden) bir kısmını geri almak için onlara baskı yap(ıp boşanmaya zorla)mayın. Onlarla iyi geçinin. Şunu iyi bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah fazlasıyla hayır takdir etmiş olabilir.

4:20

وَإِنۡ أَرَدتُّمُ ٱسۡتِبۡدَالَ زَوۡجࣲ مَّكَانَ زَوۡجࣲ وَءَاتَيۡتُمۡ إِحۡدَىٰهُنَّ قِنطَارࣰ ا فَلَا تَأۡخُذُواْ مِنۡهُ شَيۡـًٔاۚ أَتَأۡخُذُونَهُۥ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Eğer bir kadını bırakıp başka birini eş almak isterseniz, birincisine yüklerle mehir vermiş olsanız bile hiçbir şeyi geri almayınız. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?

Cemal Külünkoğlu

Eğer eşinizi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, önceki hanımınıza yükler dolusu mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın! (Ve hele ona fuhuş yaptı diye) iftira ederek ve apaçık bir vebal yüklenerek verdiğinizi geri almanız olacak şey midir?

Mehmet Türk

Eğer bir eşi boşayıp da yerine başka bir eşle evlenmek isterseniz onlardan birisine yüklü bir miktarda mihir vermiş bile olsanız, o verdiğiniz (maldan) hiç bir şeyi geri almayın. O kadına iftira atarak ve apaçık bir günâha girerek verdiğinizi geri almak hiç olur mu?

4:21

وَكَيۡفَ تَأۡخُذُونَهُۥ وَقَدۡ أَفۡضَىٰ بَعۡضُكُمۡ إِلَىٰ بَعۡضࣲ وَأَخَذۡنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Vaktiyle birbirinizle haşır neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam teminat almış olduğu halde, onu nasıl geri alırsınız?

Cemal Külünkoğlu

(Karı-koca olarak) kendinizi birbirinize adadıktan ve eşiniz sizden sağlam bir taahhüt aldıktan (nikâh kıydıktan) sonra verdiğinizi (hangi yüzle) geri alacaksınız?

Mehmet Türk

Siz (daha önce) birbirinizle içli dışlı olduğunuz ve onlar, sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu, (böyle bir yolla) nasıl geri alabilirsiniz?

4:22

وَلَا تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةࣰ وَمَقۡتࣰ ا وَسَآءَ سَبِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyiniz, çünkü bu bir hayasızlıktır, çirkin bir şeydir ve kötü bir yoldur.

Cemal Külünkoğlu

Geçmişte (cahiliye döneminde olanlar) bir yana, babalarınızın (veya dedelerinizin) daha önce evlenmiş (ya da zina etmiş) olduğu kadınlarla evlenmeyin! Zira bu bir hayasızlıktır, utanç verici bir iştir ve kötü bir gelenektir.

Mehmet Türk

(Cahiliye döneminde) olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla sakın evlenmeyin. Şüphesiz bu, pek çirkin, çok iğrenç ve son derece kötü bir gelenektir.

4:23

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمۡ أُمَّهَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُمۡ وَعَمَّٰتُكُمۡ وَخَٰلَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُ ٱلۡأَخِ وَبَنَاتُ ٱلۡأُخۡتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِيٓ أَرۡضَعۡنَكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمۡ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِي دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمۡ تَكُونُواْ دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ وَحَلَٰٓئِلُ أَبۡنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنۡ أَصۡلَٰبِكُمۡ وَأَن تَجۡمَعُواْ بَيۡنَ ٱلۡأُخۡتَيۡنِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Size şunları nikâhlamak haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer onlarla nikâhlanıp da henüz birleşmemişseniz, kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşlerini ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı. Ancak, geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır; esirgeyicidir.

Cemal Külünkoğlu

Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, kayınvalideleriniz, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanınızda kalan (ve koruyuculuğunu üstlendiğiniz) üvey kızlarınız (ile evlenmeniz) size haram kılındı. Eğer onların (analarıyla) gerdeğe girmemişseniz (o kızlarla evlenmenizde) size bir engel yoktur. Kendi sulbünüzden olan (öz) oğullarınızın eşleri ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikâhınız altında bulundurmanız yine size haram kılındı. Fakat geçmişte olanlar geçmişte kalmıştır. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) Size; anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri ve kendileri ile gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olan gözetiminiz altındaki üvey kızlarınız, haram kılındı. Eğer onların anneleri ile gerdeğe girmemişseniz (onlarla evlenmenizde) size bir günâh yoktur. Kendi soyunuzdan olan öz oğullarınızın eşleri ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birden nikâhlamanız da size haramdır. Ancak cahiliye döneminde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir.

4:24

۞وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۖ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمۡ أَن تَبۡتَغُواْ بِأَمۡوَٰلِكُم مُّحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَۚ فَمَا ٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهِۦ مِنۡهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةࣰۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا تَرَٰضَيۡتُم بِهِۦ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡفَرِيضَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Hukuka uygun şekilde nikâhla sahip olduklarınız dışında bütün evli kadınlar size haramdır. Bu, üzerinize farz olan Allah'ın buyruğudur. Bunların dışında kalan bütün kadınlar, kendilerine mal varlığınızdan bir kısmını vermeniz ve hukuki olmayan bir ilişki ile değil de evlilik bağı yoluyla hukuka uygun bir şekilde olmak kaydıyla size helâldir. Kendileriyle evlenmek istediğiniz kadınlara hak ettikleri mehirlerini veriniz; ama bu hukuki yükümlülükten sonra bir şey üzerinde serbestçe anlaşmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

(Savaş esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna olmak üzere evli kadınlar (da size) haram kılındı. (İşte bütün bunlar) Allah’ın size farz kıldığı yazılı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, namuslu-iffetli, zinadan kaçınarak mallarınızla (mehir verip) istemeniz size helal kılınmıştır. O halde onlardan hangisinden (nikâh akdiyle) yararlandıysanız, mehrini takdir edildiği şekilde verin. Takdir edildikten sonra karşılıklı rıza ile anlaşmanızda size bir vebal yoktur. Şüphesiz ki Allah bilendir ve yegâne hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Savaş esiri olarak elinize geçmiş cariyeler dışında, evli kadınlarla evlenmeniz Allah’ın bir emri olarak size haramdır. Bunların dışında kalan kadınlarla iffetli olarak, zina etmeksizin mihirlerini vererek nikâhlanmanız size helâl kılındı. Bu kadınlardan nikâh ile faydalanmanıza karşılık kendilerine aranızda kararlaştırılmış olan mihirlerini, hakları olarak verin. Daha önce belirlenen mihri eşinizle anlaşarak yeni bir miktara bağlamanızda da bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:25

وَمَن لَّمۡ يَسۡتَطِعۡ مِنكُمۡ طَوۡلًا أَن يَنكِحَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِكُمۚ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضࣲۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذۡنِ أَهۡلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِ مُحۡصَنَٰتٍ غَيۡرَ مُسَٰفِحَٰتࣲ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخۡدَانࣲۚ فَإِذَآ أُحۡصِنَّ فَإِنۡ أَتَيۡنَ بِفَٰحِشَةࣲ فَعَلَيۡهِنَّ نِصۡفُ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ مِنَ ٱلۡعَذَابِۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ ٱلۡعَنَتَ مِنكُمۡۚ وَأَن تَصۡبِرُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

İçinizden, inanmış hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleriniz altında bulunan inanmış genç kızlarınızdan/câriyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Hepiniz birbirinizdensiniz/hepiniz aynı kökten gelmektesiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, sahiplerinin izniyle onlarla evleniniz; ücretlerini/ mehirlerini de güzelce veriniz. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Bu cariye ile evlenme, içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir. Allah bağışlayandır; merhamet edendir.

Cemal Külünkoğlu

Sizden kim iffetli, hür ve mü’min kadınlarla evlenecek güce sahip değilse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınızdan/cariyelerinizden alsın. Allah imanınızı en iyi bilendir. Siz mü’minler hep birbirinizden sayılırsınız. O halde fuhuşta bulunmayan, gizli dost edinmeyen, namuslu yaşamakta olan cariyeleri sahiplerinin izniyle nikâhlayınız, mehirlerini de güzelce veriniz. Eğer evlendikten sonra zina işlerlerse kendilerine özgür kadınlara verilecek cezanın yarısını uygulayınız. Bu (cariyelerle evlenme izni), içinizden (zinaya sapmak yoluyla) günaha gireceklerinden korkanlara tanınan bir imkândır. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) Sizden îmanlı hür kadınlarla evlenmeye malî durumu elverişli olmayanlar ellerinizin altındaki Müslüman cariyelerinizle evlensinler. Sizin îmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Zâten siz hepiniz, birbirinizle aynısınız. Onların namuslu olanları, zinadan uzak duranları ve gizli dost tutmayanları ile sahiplerinin iznini alarak ve uygun şekilde mihirlerini vererek evlenin. Eğer onlar, evlendikten sonra zina yapacak olurlarsa onların cezâları hür kadınlara verilecek cezânın yarısıdır. Bu hükümler, içinizden günâh işlemekten korkanlara tanınan bir imkândır. Yok, eğer sabrederseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir.

4:26

يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَيَتُوبَ عَلَيۡكُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Allah size bilmediklerinizi açıklamak, sizi sizden önceki iyilerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah, hakkıyla bilendir; işini yerli yerinde yapandır.

Cemal Külünkoğlu

Allah, size bilmediklerinizi bildirmek, sizi sizden önceki (iyi kimse)lerin (onurlu) yollarına iletmek ve tevbelerinizi kabul ederek günahlarınızı bağışlamak ister. Çünkü Allah, her şeyi en iyi bilendir, (sizin yararınız için) en uygun hüküm verendir.

Mehmet Türk

Allah size (helâl ile haramı) açıkça bildirmek, sizi sizden önceki iyilerin yollarına iletmek ve günâhlarınızı bağışlamak istiyor. Çünkü Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm (ve hikmet) sahibi olandır.

4:27

وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيۡكُمۡ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُواْ مَيۡلًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister, iğreti arzularına uyanlar ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.

Cemal Külünkoğlu

(Ey inananlar!) Allah, sizin tevbenizi kabul etmek ister. Fakat arzu ve şehvetlerini ilahlaştıranlar ise sizin (kendileri gibi) büsbütün sapıklığa düşmenizi isterler.

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek isterken, nefislerinin aşırı arzuları peşinden koşanlar ise sizin tamamen yoldan çıkmanızı istiyorlar.

4:28

يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمۡۚ وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah sizden yükünüzü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

Cemal Külünkoğlu

Allah yükünüzü hafifletmek ister, zira insan (sabır ve metanet bakımından) zayıf yaratılmıştır.

Mehmet Türk

İnsan zayıf yaratılmış olduğu için Allah, sizin ağır sorumluluklarınızı (böylece) hafifletmek istiyor.

4:29

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضࣲ مِّنكُمۡۚ وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yollarla, karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa heba etmeyiniz ve birbirinizi öldürmeyiniz; zira Allah size merhamet etmektedir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Birbirinizin mallarını (hırsızlık, gasp, kumar ve faiz gibi) haksız yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise elbette meşrudur. Sakın kendinizi öldürmeyin (mahvetmeyin)! Allah size pek merhametlidir.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yolarla değil, karşılıklı anlaşmaya dayalı (meşru) ticaret yolu ile yiyin. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

4:30

وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ عُدۡوَٰنࣰ ا وَظُلۡمࣰ ا فَسَوۡفَ نُصۡلِيهِ نَارࣰ اۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Bunu düşmanca bir niyetle ve zulüm için yapana gelince; onu ateşe koyacağız; bu ise Allah için kolaydır.

Cemal Külünkoğlu

Kim haddi aşarak ve düşmanca bir tavırla (gayri meşru yollarla) insanların malını yiyecek olursa, Biz onu ateşe atarız. Bu, Allah için çok kolaydır.

Mehmet Türk

Kim, düşmanlık ve zulüm yolu ile bu (haram kılınan şeyleri) yaparsa, (bilsin ki) Biz, ileride onu Cehennem ateşine atacağız. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.

4:31

إِن تَجۡتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنۡهَوۡنَ عَنۡهُ نُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَنُدۡخِلۡكُم مُّدۡخَلࣰ ا كَرِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Uzak durmanız emredilen büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.

Cemal Külünkoğlu

Eğer uzak durmanız emredilen büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (diğer küçük) kusurlarınızı da örteriz ve sizi bereket ve nimet dolu bir yere yerleştiririz.

Mehmet Türk

Eğer siz yasaklandığınız büyük günâhlardan sakınırsanız, Biz de sizin diğer kabahatlerinizi örter ve sizi pek güzel bir makama yerleştiririz.

4:32

وَلَا تَتَمَنَّوۡاْ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعۡضَكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبࣱ مِّمَّا ٱكۡتَسَبُواْۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبࣱ مِّمَّا ٱكۡتَسَبۡنَۚ وَسۡـَٔلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri hasretle arzu etmeyiniz. Erkeklerin de kazandıklarından bir payları var, kadınların da kazandıklarından bir payları var. Allah'ın lütfunu isteyiniz. Şüphesiz Allah, her şeyi bilmektedir.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı (çalışmakla elde edilmeyen) birtakım nimetleri (boş kuruntularla) arzu edip durmayın. Erkekler de kendi kazandıklarından bir pay alacaklar, kadınlar da kendi kazandıklarından bir pay alacaklar. Çalışın da Allah’ın ihsan ve ikramından isteyin. Şüphesiz ki Allah, (her hak sahibine hakkını vermesini) en iyi bilendir.

Mehmet Türk

Bir de Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri, hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin kazandıklarından bir nasipleri olduğu gibi, kadınların da kazandıklarından bir nasipleri vardır. Siz sadece Allah’ın lütfundan isteyin. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

4:33

وَلِكُلࣲّ جَعَلۡنَا مَوَٰلِيَ مِمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَـَٔاتُوهُمۡ نَصِيبَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدًا

Bayraktar Bayraklı

Erkek ve kadından her biri için anne, baba ve akrabanın bıraktığından hisselerini alacak olan vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı/kendileriyle anlaşma yaptığınız kimselere de haklarını veriniz. Çünkü Allah, her şeyi görmektedir.

Cemal Külünkoğlu

(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından (hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeyi bir şahit olarak gözetlemektedir.

Mehmet Türk

Ana-babaların, akrabaların ve yeminli sözleşmeler yaptığınız kimselerin her birinin miraslarına mirasçılar tayin ettik. Öyleyse bu pay sahiplerine mirastan paylarını verin. Şüphesiz Allah her şeyi görüp durmaktadır.

4:34

ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ وَبِمَآ أَنفَقُواْ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡۚ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتࣱ لِّلۡغَيۡبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُۚ وَٱلَّٰتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهۡجُرُوهُنَّ فِي ٱلۡمَضَاجِعِ وَٱضۡرِبُوهُنَّۖ فَإِنۡ أَطَعۡنَكُمۡ فَلَا تَبۡغُواْ عَلَيۡهِنَّ سَبِيلًاۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيࣰّ ا كَبِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Erkekler kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine (doğal ve ilahi iradenin tecellisi gereği) üstün kılması ve mallarından (aile efradına) harcaması (ve ailenin sorumluluğunu üzerine alması) sebebiyle erkekleri kadınların yöneticisi ve koruyucusu kılmıştır. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah’ın koruduğu (ve korunmasını emrettiği) namuslarını, aile içi mahremiyetlerini koruyan sadık ve itaatkâr kadınlardır. Kötü niyetlerinden ve (yuvanızın yıkılmasına sebep olabilecek) çirkin davranışlarından korktuğunuz kadınlara gelince; onlara (kendilerini düzeltmeleri için önce) öğüt verin; sonra (uslanmazlarsa ilginizi azaltarak) onları yataklarında yalnız bırakın; (bu da fayda vermez ve edepsizliklerine devam ederlerse) son çare olarak onları (aşırıya gitmemek kaydıyla) dövün. Eğer bundan sonra size itaat ederlerse onları incitmekten kaçının! Şüphe yok ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Mehmet Türk

Allah’ın, insanları birbirinden üstün kılması ve erkeklerin mallarını (aile fertleri için) harcamaları sebebiyle erkekler, kadınlar üzerine koruyucu ve yöneticidirler. İyi kadınlar, itaatkâr olup, Allah’ın korunmasını (emrettiği) gizli şeyleri korurlar. Çirkeflik yapmasından korktuğunuz kadınlara, (durumlarına göre) ya öğüt verin ya yataklarda onlardan uzaklaşın ya da dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.

4:35

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ شِقَاقَ بَيۡنِهِمَا فَٱبۡعَثُواْ حَكَمࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِهِۦ وَحَكَمࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصۡلَٰحࣰ ا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيۡنَهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir heyet ve kadının ailesinden bir heyet oluşturunuz. Eşler barışmak isterlerse, Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen; her şeyden haberdar olandır.

Cemal Külünkoğlu

(Kadın ile kocanın) aralarının (iyice) açılmasından endişe ederseniz, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında (barışın yeniden sağlanması için onları) muvaffak kılar. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

Mehmet Türk

Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, onlara biri erkeğin öbürü de kadının akrabası olan iki arabulucu gönderin. Eğer bu (arabulucular) onları gerçekten barıştırmak isterlerse; Allah, onların arasını bulur. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır.

4:36

۞وَٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـࣰٔ اۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنࣰ ا وَبِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡجَارِ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡجَارِ ٱلۡجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلۡجَنۢبِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخۡتَالࣰ ا فَخُورًا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ibadet ediniz ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayınız. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışa/yarıda kalmış faaliyetlere ve ellerinizin altında bulunanlara iyilik yapınız. Doğrusu Allah, kendini beğenip duranları sevmez.

Cemal Külünkoğlu

Allah’a kulluk edin ve hiçbir şeyi O’na denk tutmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve elinizin altındaki hizmetçi ve kölelere iyilik yapın. Allah, büyüklük taslayıp böbürlenen kimseleri sevmez.

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) Sadece Allah’a ibâdet edin ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. (Sonra) anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yakın arkadaşlara, yolda kalanlara, elinizin altındaki kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah kendisini beğenip övünenleri sevmez

4:37

ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِ وَيَكۡتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bunlar, cimrilik eden ve insanlara cimriliği emreden, Allah'ın kendilerine lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

Cemal Külünkoğlu

Onlar ki hem cimrilik ederler hem de insanları cimriliğe teşvik ederler ve (infak etmemek için) Allah’ın kendilerine lütfundan verdiklerini gizlerler. Biz de (bu) inkârcı (nankör)lere, rezil edici ve alçaltıcı bir azap hazırladık.

Mehmet Türk

(Çünkü) onlar, cimrilik ettikleri gibi herkese de cimri olmalarını tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiklerini gizlerler. Biz, (bu) kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.

4:38

وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَهُۥ قَرِينࣰ ا فَسَآءَ قَرِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ve âhiret gününe inanmadıkları halde mallarını insanlara gösteriş için infak edenler de, âhirette azaba dûçar olurlar. Şeytan, bir kimseye arkadaş olursa ne kötü bir arkadaştır o!

Cemal Külünkoğlu

Onlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve âhiret gününe de (gerçekten) inanmayan kimselerdir. Şeytan kime arkadaş olursa, o ne kötü bir arkadaştır.

Mehmet Türk

Bu (kâfirler) mallarını sadece insanlara gösteriş olsun diye harcarlar ve Allah’a ve âhiret gününe de asla îman etmezler. Şeytan kime arkadaş olursa (bilsin ki) o ne kötü bir arkadaştır!

4:39

وَمَاذَا عَلَيۡهِمۡ لَوۡ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمۡ عَلِيمًا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ve âhiret gününe iman edip de Allah'ın kendilerine verdiğinden O'nun yolunda infak etselerdi, ne olurdu sanki? Allah onların durumunu hakkıyla bilmektedir.

Cemal Külünkoğlu

Allah’a ve âhiret gününe inansalar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden (gösteriş yapmadan) infak etselerdi ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

Eğer bu (kâfirler) Allah’a ve âhiret gününe îman etseler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan (Allah yolunda) harcasalardı ne olurdu sanki? Şüphesiz Allah onları çok iyi bilir.

4:40

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ مِثۡقَالَ ذَرَّةࣲۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةࣰ يُضَٰعِفۡهَا وَيُؤۡتِ مِن لَّدُنۡهُ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz Allah, kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Eğer hayırlı bir iş varsa onu kat kat arttırır ve rahmetinden büyük bir ödül bahşeder.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz ki Allah, (hiç kimseye) zerre kadar haksızlık etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.

Mehmet Türk

Allah kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik, zerre kadar da olsa Allah onun (sevabını) kat kat artırır ve Kendi katından ona çok büyük bir mükâfat verir.

4:41

فَكَيۡفَ إِذَا جِئۡنَا مِن كُلِّ أُمَّةِۭ بِشَهِيدࣲ وَجِئۡنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak tutacağımız zaman, halleri nice olacaktır.

Cemal Külünkoğlu

(Hesap günü) her ümmetten haklarında tanıklık edecek bir şahit (resûl) getirdiğimiz ve seni de bu ümmete karşı şahit gösterdiğimiz zaman, bakalım (o inkârcıların) halleri ne olacak?

Mehmet Türk

Her ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve seni de bunların üzerine şâhit yaptığımız zaman acaba bu (kâfirlerin) halleri nasıl olacak?

4:42

يَوۡمَئِذࣲ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَعَصَوُاْ ٱلرَّسُولَ لَوۡ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضُ وَلَا يَكۡتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İnkâr edenler ve peygambere âsi olanlar, o gün yerin dibine batırılmayı temenni ederler ve Allah'tan hiçbir haberi gizleyemezler.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ı inkâr edip Resûl’e itaatsizlik yapanlar, o gün toprağın kendilerini yutmasını isteyecekler ama (onlar) olup biten hiçbir şeyi Allah’tan gizleyemeyecekler.

Mehmet Türk

İşte o gün Allah’ı inkâr edip, Peygambere isyan edenler, yerle bir olmayı isteyecekler ama onlar, Allah’tan bir sözü bile gizleyemeyecekler.

4:43

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقۡرَبُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمۡ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعۡلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغۡتَسِلُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدࣱ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءࣰ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدࣰ ا طَيِّبࣰ ا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayınız. Cünüp iken, yolcu olanlar müstesna, gusül edinceye kadar namaz kılmayınız. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız ya da biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsel ilişkide bulunup su da bulamazsanız, o zaman tertemiz toprakla teyemmüm ediniz. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürünüz. Şüphesiz ki Allah, günahları temizleyendir; çok affedicidir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye (kendinize gelinceye) kadar, bir de -yolcu olmanız müstesna- cünüpken gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın! Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut herhangi biriniz tuvalete gidip ihtiyaç giderdikten sonra veya kadınlarınızla birlikte olup su da bulamamışsanız pak bir toprakla teyemmüm edin, (toprağı) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye, cünüp iken de -yolcu olmanız dışında- boy abdesti alıncaya kadar, namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olmuşsanız veya yolcu iseniz yahut helâdan gelmişseniz ya da kadınlara yaklaşmış ve de su bulamamışsanız; temiz bir topraktan yüzlerinize ve ellerinize sürerek teyemmüm edin. Şüphesiz ki Allah, çok affedicidir, pek bağışlayıcıdır.

4:44

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يَشۡتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّواْ ٱلسَّبِيلَ

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine kitabın/Tevrat'ın bilgisi verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.

Cemal Külünkoğlu

Şu kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmüyor musun? Onlar (mal, servet, şöhret peşinde din istismarına yönelip) sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.

Mehmet Türk

Şu kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin, sapkınlığı satın aldıklarını ve sizin yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun?

4:45

وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِأَعۡدَآئِكُمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah, düşmanlarınızı en iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter; yardımcı olarak da Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

Allah (sizin gerçek dostlarınızı ve) düşmanlarınızı sizden çok daha iyi bilir. Koruyup gözeten olarak Allah (size) yeter. Bir yardımcı olarak da Allah (size) yeter.

Mehmet Türk

Allah, sizin düşmanlarınızı (sizden) daha iyi bilir. Size gerçek bir dost olarak Allah yettiği gibi, yardımcı olarak da Allah yeter.

4:46

مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَٱسۡمَعۡ غَيۡرَ مُسۡمَعࣲ وَرَٰعِنَا لَيَّۢا بِأَلۡسِنَتِهِمۡ وَطَعۡنࣰ ا فِي ٱلدِّينِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَا وَٱسۡمَعۡ وَٱنظُرۡنَا لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ وَأَقۡوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yahudi itikadına mensup olanların bir kısmı, bazı kelimelerin yerlerini değiştirirler; dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak peygambere karşı “işittik ve karşı geldik, dinle, dinlemez olası, bizi güt” derler. Eğer onlar “işittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat inkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek azı inanır.

Cemal Külünkoğlu

Yahudilerin bir kısmı, (Tevrat’taki) kelimelerin anlamını çarpıtırlar. Sözleri asıl bağlamından koparıp tahrif ederek, “İşittik ama karşı çıkıyoruz!” ve “Dinle, dinlemez olası!” ve “Asıl sen bize kulak ver (bizim çobanımız ol ey Muhammed)!” derler. Böylece dilleriyle oyun oynarlar ve (sahih) itikadın yanlış olduğunu ima etmeye çalışırlar. Hâlbuki onlar, sadece “İşittik ve itaat ediyoruz!” ve “Bizi dinle, bize katlan (organize edip yönet)!” deselerdi, gerçekten bu onlar için daha hayırlı ve daha dürüstçe bir davranış olurdu. İşte Allah inkârları (ve isyanları) yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.

Mehmet Türk

(Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlardan bir kısmı, bu dine hakaret etmek amacı ile (Allah’ın kitabındaki) kelimelerin anlamlarını değiştirerek ve dillerini eğerek-bükerek: “işittik ve isyan ettik, (asıl sen bizi) dinle behey söz dinlemez!” ve râinâ” diyorlar. Hâlbuki onlar, “işittik ve itaat ettik; bizi dinle ve gözet” deselerdi, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden onları lânetlemiştir. Ancak onların pek azı, îman ederler.

4:47

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ ءَامِنُواْ بِمَا نَزَّلۡنَا مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبۡلِ أَن نَّطۡمِسَ وُجُوهࣰ ا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدۡبَارِهَآ أَوۡ نَلۡعَنَهُمۡ كَمَا لَعَنَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلسَّبۡتِۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ مَفۡعُولًا

Bayraktar Bayraklı

Ey kitap ehli! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut onları Cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce, size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimize iman ediniz; Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Cemal Külünkoğlu

Ey geçmişte kendilerine kitap verilenler! Ümitlerinizi boşa çıkarmadan ve onları sona erdirmeden ya da cumartesi yasağını çiğneyenleri lanetlediğimiz gibi lanetlemeden yanınızda bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Mehmet Türk

Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrât)’ı doğrultucu olarak indirdiğimiz bu kitaba Biz birtakım yüzleri tersine çevirip mahvetmeden yahut cumartesi yasağını çiğneyen (Yahû-dîleri) lânetlediğimiz gibi sizleri de lânetlemeden önce, îman edin. (Şunu bilin ki) Allah’ın emrettiği her şey, mutlaka yerine getirilir.

4:48

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفۡتَرَىٰٓ إِثۡمًا عَظِيمًا

Bayraktar Bayraklı

Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur.

Cemal Külünkoğlu

Allah, kendisine ortak koşulmasını (başkalarının ilahlaştırılmasını) asla bağışlamaz. Onun dışında, (iyi niyet ve amellerine bakarak) dilediği kimsenin günahını bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

Mehmet Türk

Şüphesiz Allah kendisine eş koşulmasını asla affetmez. Ama bunun dışında, dilediği kimselerin (günâhlarını) bağışlar. Her kim de Allah’a eş koşarsa, gerçekten Ona çok büyük bir günâh ile iftira etmiş olur.

4:49

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُمۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّي مَن يَشَآءُ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Kendilerini temize çıkaranların farkında değil misin? Hayır, aksine Allah dilediğini temize çıkarır ve kimseye kıl kadar haksızlık yapılmaz.

Cemal Külünkoğlu

Şu kendilerini temize çıkaranları (günahsız görenleri) görmüyor musun? Oysa Allah dilediği kimseyi (iyi niyet ve faydalı çalışmalarından dolayı) arındırır, fakat hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz.

Mehmet Türk

Şu kendilerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hâlbuki ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Ve onlar, kıl kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.

4:50

ٱنظُرۡ كَيۡفَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثۡمࣰ ا مُّبِينًا

Bayraktar Bayraklı

Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; iğrenç bir günah olarak bu onlara yeter!

Cemal Külünkoğlu

Bak Allah’a karşı nasıl yalan uydurup iftira ediyorlar. Bu, apaçık bir günah olarak (onlara) yeter.

Mehmet Türk

Bak, nasıl da yalan(lar)ını Allah’a yakıştırıyorlar. Onlara apaçık günâh olarak bu yeter.

4:51

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡجِبۡتِ وَٱلطَّٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَٰٓؤُلَآءِ أَهۡدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ سَبِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine kitabın/Tevrat'ın bilgisi verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla iman ediyorlar; sonra da kâfirler için, “Bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.

Cemal Külünkoğlu

Kendilerine ilahi kelamdan bir pay verilenleri görmüyor musun? Onlar, cibt’e (hükmüne kayıtsız şartsız boyun eğdikleri kişilere) ve tağûta (ilahi kanunlara aykırı hükümler veren azgın güçlere) iman ediyor ve sonra da mü’minlerden daha doğru yolda bulunduklarını söylüyorlar.

Mehmet Türk

Bir de, şu kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmüyor musun? Onlar puta ve tağuta inanıyorlar. Ve kâfirler için, “bunlar, Müslümanlardan daha doğru yoldadır.” diyorlar.

4:52

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُۖ وَمَن يَلۡعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Bunlar, Allah'ın lânetlediği kimselerdir, Allah'ın lânetlediği kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın.

Cemal Külünkoğlu

Bunlar Allah’ın kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık onun için hiçbir yardımcı bulamazsın.

Mehmet Türk

İşte bunlar Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.

4:53

أَمۡ لَهُمۡ نَصِيبࣱ مِّنَ ٱلۡمُلۡكِ فَإِذࣰ ا لَّا يُؤۡتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Yoksa onların mülkten, hükümranlıktan bir payları mı var? Öyle olsaydı, insanlara çekirdek filizi kadar bir şey bile vermezlerdi.

Cemal Külünkoğlu

Yoksa onların (Allah’a ait olan) mülkte hisseleri mi var? Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdek kırıntısı bile vermezlerdi.

Mehmet Türk

Yoksa bu (Yahûdîlerin Allah’ın) hükümranlığında bir paylar mı var? Eğer öyle olsaydı onlar, insanlara çekirdeğin bir parçasını bile vermezlerdi.

4:54

أَمۡ يَحۡسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۖ فَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ ءَالَ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَءَاتَيۡنَٰهُم مُّلۡكًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yoksa onlar, Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara haset mi ediyorlar? Oysa İbrâhim soyuna kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.

Cemal Külünkoğlu

Ya da Allah’ın insanlara cömertçe sunduğu nimet ve bol ihsanına karşı haset mi ediyorlar? Oysa Biz İbrahîm ailesine (ki sen de o nesildensin) vahiy ve hikmet vermiş (kitaptaki bilgileri pratik hayatta uygulama yeteneği) bahşetmiş ve onlara güçlü bir hükümranlık lütfetmiştik.

Mehmet Türk

Yoksa o (Yahûdîler,) Allah’ın insanlara lütfundan verdiği nîmetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz Biz İbrahim’in soyundan gelenlere de kitap ve hikmet vermiş, onlara da büyük bir hükümranlık ihsan etmiştik.

4:55

فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن صَدَّ عَنۡهُۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Onlardan bir kısmı İbrâhim'e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi, onlara kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.

Cemal Külünkoğlu

Onlardan (Yahudilerden) kimi ona (Muhammed’e) inandı, kimi de (bu İsrailoğullarından değildir diyerek) ondan yüz çevirdi. Onlara ceza olarak cehennem yeter.

Mehmet Türk

İşte o Yahûdîlerden bir kısmı ona gerçekten îman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O îman etmeyenlere de ateş olarak cehennem yeter.

4:56

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا سَوۡفَ نُصۡلِيهِمۡ نَارࣰ ا كُلَّمَا نَضِجَتۡ جُلُودُهُم بَدَّلۡنَٰهُمۡ جُلُودًا غَيۡرَهَا لِيَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr edenleri, gün gelecek, bir ateşe sokacağız; onların derileri piştikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstündür; işini yerli yerinde yapandır.

Cemal Külünkoğlu

Mesajlarımızı inkâr edenleri zamanı geldiğinde ateşe mahkûm edeceğiz. Derileri her yanıp döküldüğünde yerlerine taze deri yaratacağız ki azabı (tam olarak) tadabilsinler. Şüphe yok ki Allah mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

O âyetlerimizi inkâr edenleri, yakında derileri kavruldukça azabın acısını daha iyi duysunlar diye kendilerine başka deriler vereceğimiz bir ateşe, sokacağız. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:57

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ لَّهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱۖ وَنُدۡخِلُهُمۡ ظِلࣰّ ا ظَلِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Buna karşılık, inanıp iyi işler yapanları da, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız, orada süreli kalacaklardır; orada tertemiz eşlere sahip olacaklar ve onları koyu bir gölgenin içine koyacağız.

Cemal Külünkoğlu

İman edip de erdemli davrananları ise içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğiz. Onlar için orada tertemiz eşler/arkadaşlar vardır. Onları orada (keyif ve mutluluk içinde yaşamlarını sürdürecekleri) koyu (tatlı) bir gölgeye eriştireceğiz.

Mehmet Türk

(Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanları ise, zemîninden ırmaklar akan, içlerinde ebedî olarak kalacakları ve kendilerine orada tertemiz eşlerin bulunduğu cennetlere koyacağız. Ve onları orada koyu gölgeler altına alacağız.

4:58

۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تُؤَدُّواْ ٱلۡأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهۡلِهَا وَإِذَا حَكَمۡتُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحۡكُمُواْ بِٱلۡعَدۡلِۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir; her şeyi görendir.

Cemal Külünkoğlu

Allah size, mutlaka emaneti (ve işleri) ehil ve emin kimselere vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet (ve hakkaniyet)le hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.

Mehmet Türk

Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah böylece size ne güzel şeylerle öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.

4:59

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَأُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنكُمۡۖ فَإِن تَنَٰزَعۡتُمۡ فِي شَيۡءࣲ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Allah'a, Peygamber'e ve aranızdan siyasal erkin emanet edildiği kimselere itaat ediniz. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürünüz. Bu, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Resul’e de itaat edin ve aranızdan kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara da (itaat edin). Eğer Allah’a ve âhiret gününe (gerçekten) inanıyorsanız anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a ve Resul’üne götürün (onları Kur’an ve sünnetle çözün). Bu (sizin için) en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahibine de (itaat edin.) Eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o konunun (çözümünü) Allah’a ve Peygamber’e havâle ediniz. Çünkü böyle yapmanız, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından da en iyisidir.

4:60

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزۡعُمُونَ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدۡ أُمِرُوٓاْ أَن يَكۡفُرُواْ بِهِۦۖ وَيُرِيدُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمۡ ضَلَٰلَۢا بَعِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğûtu/Allah'a karşı gelen adamı inkâr etmeleri kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde davalaşmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resul!) Sana (indirilen Kur’an’ı) ve senden önce indirilen (kitaplara sözde) inandıklarını iddia eden, (ama öte yandan) şeytani güçlerin hâkimiyetine teslim olmakta beis görmeyenlerin farkında değil misin? Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Şu, kendilerinin “sana indirilene de senden öncekilere indirilenlere de inandıkları” yalanını söyleyip, sonra da inkâr etmekle emrolundukları tağut önünde muhakemeleşmek isteyenleri, görmüyor musun? İşte şeytan, onları (haktan çok) uzak bir sapkınlığa düşürmek istiyor.

4:61

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيۡتَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onlara, “Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'ine geliniz” denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

Cemal Külünkoğlu

Her ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Resûl’e gelin!” denilse, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

Mehmet Türk

Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denilince o münâfıkların, senden tamamen uzaklaştıklarını görürsün.

4:62

فَكَيۡفَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّآ إِحۡسَٰنࣰ ا وَتَوۡفِيقًا

Bayraktar Bayraklı

Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen, “Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik” diye yemin ederek, sana nasıl gelirler!

Cemal Külünkoğlu

Peki, nasıl oluyor da kendi elleriyle işledikleri (kötülükler) yüzünden başlarına bir musibet gelince sana koşarak: “Biz sadece iyilik yapmak ve uzlaşma sağlamak istemiştik” diye Allah’a yemin ediyorlar.

Mehmet Türk

Peki, nasıl oluyor da bunlar, kendi elleriyle yaptıkları bir kötülük yüzünden, başlarına bir felaket gelince sana gelerek: “Biz, sadece iyilik yapmak ve arayı bulmak istemiştik.” diye, Allah adına yemin ediyorlar?

4:63

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَعِظۡهُمۡ وَقُل لَّهُمۡ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَوۡلَۢا بَلِيغࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ama Allah, onların kalplerindeki her şeyi bilir; o halde onları kendi hallerinde bırak; kendilerine öğüt ver ve onlara kendileri hakkında etkili söz söyle!

Cemal Külünkoğlu

Halbuki onlar, kalplerinde olan (yalan)ı Allah’ın bildiği kimselerdir. O halde sen onları kendi hallerine bırak. Ama yine de onlara öğüt ver(meye devam et) ve kendi durumlarıyla ilgili (nefislerini ikna edici) tesirli söz(ler) söyle!

Mehmet Türk

Allah’ın kalplerindeki (fenalıklarının derecesini) iyi bildiği bu kimselere, sakın yüz verme, onlara öğüt ver ve onlara, gönüllerine tesir edecek güzel söz söyle!

4:64

وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Zira biz her peygamberi, ancak Allah'ın izniyle kendisine tâbi olunsun diye göndermişizdir. Eğer onlar, kendi kendilerine zulmettikten sonra sana gelip Allah'tan bağışlanma dileselerdi; Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi, Allah'ın tövbeleri kabul edici ve merhamet edici olduğunu tereddütsüz görürlerdi.

Cemal Külünkoğlu

Biz, bütün peygamberleri Allah’ın izni (emri) ile kendilerine sadece itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar (günah işleyip) kendilerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve resûl de onların bağışlanması için dua etseydi, Allah’ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu elbette göreceklerdi.

Mehmet Türk

Biz, bütün Peygamberleri Allah’ın izni ile kendilerine sadece itaat edilmek üzere, gönderdik. Eğer onlar birbirlerine zulmettikleri zaman sana gelerek Allah’tan af dileselerdi ve Peygamber de onlar adına af dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul edici ve merhametli olarak bulacaklardı.

4:65

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَرَجࣰ ا مِّمَّا قَضَيۡتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسۡلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan derin anlaşmazlık konusunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.

Cemal Külünkoğlu

Hayır (onların zannettiği gibi değil), Rabbine andolsun ki onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda seni hakem tayin etmedikçe ve sonra da senin kararına kalplerinde hiçbir burukluk (ve şüphe) duymaksızın tam anlamıyla teslim olmadıkça, gerçekten iman etmiş olamazlar.

Mehmet Türk

Hayır! Öyle değil. Rabbine yemin olsun ki onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda, senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da senin vereceğin karara gönüllerinde bir sıkıntı duymaksızın kesin bir teslimiyetle uymadıkça, gerçekten îman etmiş olmazlar.

4:66

وَلَوۡ أَنَّا كَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ أَنِ ٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ أَوِ ٱخۡرُجُواْ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ فَعَلُواْ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ وَأَشَدَّ تَثۡبِيتࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Fakat biz onlara, “hayatlarınızı feda ediniz” yahut “yurtlarınızı terk ediniz” diye emretmiş olsaydık, çok azı hariç, bunu yapmazlardı. Oysa tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları daha güçlü kılardı.

Cemal Külünkoğlu

Eğer Biz onlara (Allah yolunda savaşarak): “Canlarınızı feda ediniz” ya da (zulmün ve haksızlığın hâkim olduğu) “yurtlarınızdan çıkınız” diye emretmiş olsaydık, pek azı dışında, bunları yapamazlardı. Oysa onlar, kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, bu kendileri için daha iyi olurdu ve onları (imanlarında) daha dirençli kılardı.

Mehmet Türk

Eğer Biz, onlara: “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın.” diye emretmiş olsaydık, bunu içlerinden ancak pek azı yapabilirdi. Oysa onlar, kendilerine verilen emirleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (îmanlarını) daha pekiştirici olurdu.

4:67

وَإِذࣰ ا لَّأٓتَيۡنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir ödül verirdik.

Cemal Külünkoğlu

O zaman kendilerine (direktiflerimize uydukları için) elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.

Mehmet Türk

67,68. Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükâfat verirdik ve onları kesinlikle dosdoğru yola iletirdik.

4:68

وَلَهَدَيۡنَٰهُمۡ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onları dosdoğru bir yola yöneltirdik.

Cemal Külünkoğlu

Ve elbette onları dosdoğru yola (ve sonsuz mutluluğa) iletirdik.

Mehmet Türk

67,68. Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükâfat verirdik ve onları kesinlikle dosdoğru yola iletirdik.

4:69

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَۚ وَحَسُنَ أُوْلَٰٓئِكَ رَفِيقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ve Peygamber'e itaat edenler, Allah'ın kendilerine lutuflarda bulunduğu peygamberler, doğruyu tasdik edenler, hakka şahitlik edenler ve sâlih kimselerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır!

Cemal Külünkoğlu

Kim(ler) Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebîler, (hakikatten hiç sapmamış) sıddıklar, (Allah yolunda hayatını vakfeden ve canını imanına şahit kılan) şehitler ve (İslam’ın emir ve yasaklarına uyan) salihlerle beraber olacaklardır. İşte onlar ne güzel arkadaştır!

Mehmet Türk

Allah’a ve Peygamber’e itaat edenler, (cennette) Allah’ın kendilerine nîmet verdiği; Peygamberlerle, dosdoğru kullarla, şehitlerle ve (Allah’ın) iyi kullarıyla birlikte olacaklar. İşte bunlar, ne güzel arkadaşlardır!

4:70

ذَٰلِكَ ٱلۡفَضۡلُ مِنَ ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

Bu, ihsan ve ikram Allah’ın lütfudur (ve nimetidir). Her şeyi hakkıyla bilen olarak Allah yeter.

Mehmet Türk

İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Bilen olarak sana, Allah yeter.

4:71

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ خُذُواْ حِذۡرَكُمۡ فَٱنفِرُواْ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُواْ جَمِيعࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! İster küçük gruplar halinde ister toplu halde savaşa giderken tehlikelere karşı hazırlıklı olunuz!

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! (Düşmanlarınıza karşı) ihtiyatlı davranın, (duruma göre) bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! (Düşmanlarınıza) karşı her türlü savunma tedbirinizi alın. Onlarla küçük birlikler halinde savaştığınız gibi, (gerektiğinde de) topyekûn savaşın.

4:72

وَإِنَّ مِنكُمۡ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنۡ أَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةࣱ قَالَ قَدۡ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيَّ إِذۡ لَمۡ أَكُن مَّعَهُمۡ شَهِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Aranızda mutlaka geride kalanlar olacak ve o zaman başınıza bir felâket geldiğinde, “Onlarla birlikte bulunmamamız Allah'tan bize bir lütuftur” diyecekler.

Cemal Külünkoğlu

İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağır davranırlar. Eğer başınıza bir felaket gelirse, “Allah bana lütfetti de onlarla birlikte bulunmadım” derler.

Mehmet Türk

Şüphesiz içinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. (Hatta bunlar) eğer sizin başınıza bir musîbet gelirse: “(iyi ki) Allah lütfetti de onlarla beraber bulunmadım.” diye (sevinir.)

4:73

وَلَئِنۡ أَصَٰبَكُمۡ فَضۡلࣱ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمۡ تَكُنۢ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُۥ مَوَدَّةࣱ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ مَعَهُمۡ فَأَفُوزَ فَوۡزًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ama Allah'tan size bir zafer ihsan edildiğinde, bu kimseler şüphesiz sizinle kendileri arasında bir sevgi, yani bağlılık sorunu olmamış gibi, “Keşke onlarla birlikte olsaydık da o büyük başarıdan kapsaydık” diyecekler.

Cemal Külünkoğlu

Fakat Allah’tan size bir lütuf (zafer) ihsan edildiğinde, bu sefer de sizinle kendisi arasında hiçbir dostluk ilişkisi yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı elde etseydim.”

Mehmet Türk

Allah’tan size bir zafer gelince de sanki sizi daha önce hiç tanımıyormuş gibi, “keşke ben de onlarla birlikte olsaydım da o büyük başarıdan, ben de bir pay kapsaydım.” der.

4:74

۞فَلۡيُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشۡرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۚ وَمَن يُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقۡتَلۡ أَوۡ يَغۡلِبۡ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O halde, dünya hayatını verip âhireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir ödül vereceğiz.

Cemal Külünkoğlu

O halde dünya hayatı yerine âhireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsın. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut (düşmana) üstün gelirse, ona pek büyük bir mükâfat vereceğiz.

Mehmet Türk

O halde dünya hayatını, ebedî âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz ona yarın (âhirette) çok büyük bir mükâfat vereceğiz.

4:75

وَمَا لَكُمۡ لَا تُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا مِنۡ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهۡلُهَا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيࣰّ ا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Nasıl olur da, Allah yolunda savaşmayı ve “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zâlim olan bu topraklardan kurtarıp özgürlüğe kavuştur ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olarak bir yardımcı gönder” diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz?

Cemal Külünkoğlu

Size ne oluyor ki; “Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu memleketten kurtarıp özgürlüğe kavuştur ve rahmetinle bize bir koruyucu ve yardımcı gönder” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna Allah yolunda düşmanla savaşmıyorsunuz?

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) size ne oluyor da Allah yolunda ve: “Ey Rabbimiz! Bizleri bu halkı zalim olan memleketten kurtar, bize katından bizi iyi idare edecek bir sahip ve yine bize katından bir kurtarıcı gönder.” diye yalvarıp duran ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?

4:76

ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓاْ أَوۡلِيَآءَ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّ كَيۡدَ ٱلشَّيۡطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا

Bayraktar Bayraklı

İman edenler, Allah'ın uğrunda savaşırlar; inanmayanlar ise tâğût/Allah'a karşı gelenin uğrunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşınız; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.

Cemal Külünkoğlu

İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkârcılar da (Allah’ın direktiflerinden uzaklaştıran, kendi isteklerini hâkim kılmak isteyen) tâğût yolunda savaşırlar. O halde (ey inananlar!) siz de şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki şeytanın tuzağı ve hilesi zayıftır.

Mehmet Türk

Îman edenlerin, Allah’ın yolunda savaştıkları gibi kâfirler de tağut’un yolunda savaşırlar. O halde (Ey îman edenler!) Siz, şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şunu iyi bilin ki şeytanın tuzağı, daima zayıftır.

4:77

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمۡ كُفُّوٓاْ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ يَخۡشَوۡنَ ٱلنَّاسَ كَخَشۡيَةِ ٱللَّهِ أَوۡ أَشَدَّ خَشۡيَةࣰۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبۡتَ عَلَيۡنَا ٱلۡقِتَالَ لَوۡلَآ أَخَّرۡتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲۗ قُلۡ مَتَٰعُ ٱلدُّنۡيَا قَلِيلࣱ وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرࣱ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظۡلَمُونَ فَتِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine, “Düşmanlıktan ellerinizi çekiniz, namazı kılınız ve zekâtı veriniz” denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korkuyla, insanlardan korkmaya başladılar da, “Rabbimiz! Savaşı bize niçin farz kıldın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen olmaz mıydı?” dediler. Onlara de ki: “Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için âhiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez.”

Cemal Külünkoğlu

(Savaş emri gelmeden önce) kendilerine: “Ellerinizi savaştan çekin, namazı ikame edin, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Savaş üzerlerine farz kılınınca içlerinden bir topluluk, Allah’ın azabından korkar gibi hatta daha çok korkarlar ve “Ey Rabbimiz! Neden üzerimize savaşı farz kıldın, bize biraz daha zaman tanıyamaz mıydın” derler. (Ey Resûl! Onlara) de ki: “Bu dünyanın keyfi ve rahatlığı kısa ömürlüdür. Âhiret ise Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için en hayırlısıdır. Siz zerre kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.”

Mehmet Türk

Kendilerine: “Siz (şimdilik) savaştan uzak durun, namazı dosdoğru ve devamlı kılın ve zekâtı verin.” denilenleri biliyorsun değil mi? Onlara (Allah yolunda) savaşmak farz kılınınca, içlerinden insanlardan Allah’tan korkar gibi korkan, hatta daha da fazla korkan bir grup, (şimdi): “Ey Rabbimiz niye bize savaşmayı(hemen) farz kıldın, bize biraz daha süre verseydin olmaz mıydı? deyiverdiler. (Ey Muhammed!) Onlara: “Dünya hayatının kazançları gelip-geçicidir. Âhiret ise Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar için daha hayırlıdır ve size orada kıl kadar bile haksızlık edilmez.” de.

4:78

أَيۡنَمَا تَكُونُواْ يُدۡرِككُّمُ ٱلۡمَوۡتُ وَلَوۡ كُنتُمۡ فِي بُرُوجࣲ مُّشَيَّدَةࣲۗ وَإِن تُصِبۡهُمۡ حَسَنَةࣱ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةࣱ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِكَۚ قُلۡ كُلࣱّ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلۡقَوۡمِ لَا يَكَادُونَ يَفۡقَهُونَ حَدِيثࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Nerede olursanız olunuz ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “bu Allah'tan” derler; başlarına bir kötülük gelince de “bu senden” derler. “Hepsi Allah'tandır” de! Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar?

Cemal Külünkoğlu

Nerede olursanız olun, sağlam yapılı kaleler içinde bulunsanız dahi ölüm size ulaşır. Onlara bir iyilik dokunursa “Bu Allah’tandır” derler. Bir kötülük dokunursa “Bu senin yüzündendir” derler. Onlara de ki: “Hepsi de Allah tarafındandır.” Böyle iken bu topluluğa ne oluyor da kendilerine bildirilen hakikati anlamaya yanaşmıyorlar?

Mehmet Türk

Her nerede olursanız olun hatta yüksek kaleler içerisinde bile bulunursanız bulunun, ölüm sizi bulur. (Ey Muhammed!) Eğer onlara bir iyilik ulaşırsa: “Bu Allah’tandır” derler. Yok, eğer başlarına bir kötülük gelirse: “Bu senin yüzündendir.” derler. Sen de onlara: “Hayır, hepsi Allah’tandır.” de. Bu adamlara ne oluyor da kendilerine söylenen sözü, anlamaya bir türlü yanaşmıyorlar?

4:79

مَّآ أَصَابَكَ مِنۡ حَسَنَةࣲ فَمِنَ ٱللَّهِۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةࣲ فَمِن نَّفۡسِكَۚ وَأَرۡسَلۡنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولࣰ اۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sana gelen iyilik, Allah'tandır. Başına gelen kötülük de nefsindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

(Ey insan!) Başına ne iyilik gelirse Allah’tandır, uğradığın her kötülük de nefsindendir. (Ey Muhammed!) Biz seni insanlara bir resûl olarak gönderdik. Buna şahit olarak Allah yeter.

Mehmet Türk

(Ey insanoğlu!) Sana gelen her iyilik, Allah’tandır, sana dokunan her kötülük de kendindendir. (Ey Muhammed!) Biz, seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şâhit olarak da Allah yeter.

4:80

مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدۡ أَطَاعَ ٱللَّهَۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur; yüz çevirenlere gelince, biz seni onlara bekçilik yapmak için göndermedik.

Cemal Külünkoğlu

Kim resûle itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de (itaatten) yüz çevirirse bilsin ki, biz seni onların başına bekçi göndermedik.

Mehmet Türk

Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş demektir. Kim de (ona itaatten) yüz çevirirse (Ey Muhammed!) Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.

4:81

وَيَقُولُونَ طَاعَةࣱ فَإِذَا بَرَزُواْ مِنۡ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ غَيۡرَ ٱلَّذِي تَقُولُۖ وَٱللَّهُ يَكۡتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۖ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Onlar, “Biz sana itaat ediyoruz” derler; ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin dediğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar. Sen onlara aldırma ve Allah'a dayan; vekil olarak Allah sana yeter.

Cemal Külünkoğlu

Yüzüne karşı “evet” derler. Fakat onların bir grubu yanından ayrıldıktan sonra geceleyin aleyhinde sana verdikleri sözle bağdaşmayan planlar/tuzaklar kurarlar. Hiç şüphesiz Allah onların geceleri kurdukları planları/tuzakları (görüyor ve) kaydediyor. Sen onlara aldırma ve Allah’a güven (çünkü Allah da plan yapıyor). Vekil olarak Allah sana yeter.

Mehmet Türk

(O münâfıklar) senin yüzüne karşı, “tamam” derler, fakat senin yanından çıkar çıkmaz, onlardan bir kısmı, sana söylediklerinin tam tersini yaparlar. Allah da onların (bu yaptıklarını) yazar. Sen onlara aldırış etme. Allah’a güven. Koruyucu olarak sana, Allah yeter.

4:82

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَۚ وَلَوۡ كَانَ مِنۡ عِندِ غَيۡرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ ٱخۡتِلَٰفࣰ ا كَثِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Hâlâ Kur'ân üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok çelişki bulurlardı.

Cemal Külünkoğlu

Onlar hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişki (tutarsızlık) bulacaklardı.

Mehmet Türk

Onlar bu Kur’ân’ı gereği gibi düşünüp anlamaya hiç çalışmıyorlar mı? Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.

4:83

وَإِذَا جَآءَهُمۡ أَمۡرࣱ مِّنَ ٱلۡأَمۡنِ أَوِ ٱلۡخَوۡفِ أَذَاعُواْ بِهِۦۖ وَلَوۡ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنۡهُمۡ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسۡتَنۢبِطُونَهُۥ مِنۡهُمۡۗ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَٱتَّبَعۡتُمُ ٱلشَّيۡطَٰنَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onlara, güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Peygamber'e ve aralarındaki otorite sahiplerine götürselerdi, içlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden pek azı müstesna, şeytana uyardınız.

Cemal Külünkoğlu

Onlara İslam toplumunun güvenliğini ilgilendiren veya (mü’minler arasında) korkuya neden olabilecek bir haber ulaşınca onu hemen yayarlar (ortalığı telaşa verirler). Hâlbuki o haberi Resûl’e ya da (kendi) başlarındaki yetkililerine götürseler, elbette işin iç yüzünü araştırıp gerçek mahiyetini anlarlardı. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyup gitmiştiniz.

Mehmet Türk

(Onlar) kendilerine güven veya korku hususunda bir haber gelince onu hemen yayıverdiler. Hâlbuki o haberi, Peygambere ya da kendilerinden olan yetkililere götürselerdi onların içerisinden sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Eğer Allah size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı pek azınız dışında hepiniz şeytana uyardınız.

4:84

فَقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفۡسَكَۚ وَحَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأۡسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأۡسࣰ ا وَأَشَدُّ تَنكِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O halde sen Allah yolunda savaş; çünkü sen, yalnızca kendi nefsinden sorumlusun ve müminleri teşvik et! Allah kâfirlerin gücünü kırmaya muktedirdir. Çünkü Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. Mü’minleri de buna (savaşa) teşvik et! Allah inkârcıların gücünü kırmaya muktedirdir. Çünkü Allah kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada da daha şiddetlidir.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Sen Allah yolunda savaş! Sen sadece kendinden sorumlusun. Mü’minleri de sürekli olarak (kâfirlerle savaşmaya) teşvik et. Umulur ki Allah, böylece kâfirlerin gücünü kırar. Şüphesiz Allah’ın kuvvet ve kudreti çok fazla ve cezâsı çok şiddetlidir.

4:85

مَّن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةً حَسَنَةࣰ يَكُن لَّهُۥ نَصِيبࣱ مِّنۡهَاۖ وَمَن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةࣰ سَيِّئَةࣰ يَكُن لَّهُۥ كِفۡلࣱ مِّنۡهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ مُّقِيتࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyi gözetleyicidir.

Cemal Külünkoğlu

Kim bir iyiliğe aracılık ederse kendisi için ondan bir pay/sevap var. Kim de bir kötülüğe aracılık ederse, kendisi için ondan bir pay/vebal vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verendir.

Mehmet Türk

Kim, güzel bir işe vasıta olursa, onun o işin sevabından bir nasibi olduğu gibi, kim de kötü bir şeye vasıta olursa, onun da o kötülükten bir payı vardır. Çünkü Allah’ın, her şeye gücü yeter.

4:86

وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةࣲ فَحَيُّواْ بِأَحۡسَنَ مِنۡهَآ أَوۡ رُدُّوهَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَسِيبًا

Bayraktar Bayraklı

Bir selâmla selâmlandığınızda, daha güzel bir selâmla, yahut aynıyla karşılık veriniz. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.

Cemal Külünkoğlu

Size bir selam verildiği vakit, siz de ondan daha güzel bir selamla yahut aynıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını (kaydını) tutmaktadır.

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) Size selam verildiği zaman, siz ona ondan daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

4:87

ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ لَيَجۡمَعَنَّكُمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا رَيۡبَ فِيهِۗ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Elbette sizi kıyamet günü toplayacak olan Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur ve bunda asla şüphe yoktur. Kimin sözü Allah'ın sözünden daha doğru olabilir?

Cemal Külünkoğlu

Allah (O’dur ki), O’ndan başka ilah yoktur. (O,) hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?

Mehmet Türk

Tek ilâh kendisi olan Allah, (meydana geleceği hakkında) hiç bir şüphe olmayan kıyamet gününde, sizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Kimin sözü Allah’ın (sözünden) daha doğru olabilir?

4:88

۞فَمَا لَكُمۡ فِي ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيۡنِ وَٱللَّهُ أَرۡكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهۡدُواْ مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Size ne oldu ki münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Oysa yaptıkları işlerden dolayı Allah onları baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını doğru yola iletmek mi istiyorsunuz? Allah birini saptırırsa artık onun için bir çıkış yolu bulamazsınız.

Cemal Külünkoğlu

Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz (bazılarınız onları hâlâ savunup duruyor)? Hâlbuki kazandıkları yüzünden Allah onları baş aşağı çevirdi. Allah’ın, sapıklıkta bıraktığını siz mi doğru yola ulaştıracaksınız? Allah kimi (kötü niyetinden ve eyleminden dolayı) sapıklıkta bırakırsa, sen onun için bir çıkış yolu bulamazsın.

Mehmet Türk

(Ey îman edenler!) Siz Allah’ın kendilerini yaptıkları sebebiyle terslerine döndürüp reddettiği münâfıklar hakkında, niçin iki gruba ayrılıyorsunuz? Yoksa Allah’ın saptırdığını siz mi doğru yola ulaştırmak istiyorsunuz? (Ey Muhammed!) Allah’ın saptırdıklarına sen (bile) asla bir çıkış yolu bulamayacaksın.

4:89

وَدُّواْ لَوۡ تَكۡفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَآءࣰۖ فَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ أَوۡلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡۖ وَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyiniz. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayınız, bulduğunuz yerde öldürünüz ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyiniz.

Cemal Külünkoğlu

Onlar kendileri gibi sizin de inkârcı olmanızı arzu ederler. Bu yüzden Allah yolunda hicret etmedikleri sürece onlardan hiçbirini dost edinmeyiniz. Eğer düşmanlığa yönelirlerse (ve sizi öldürmek için fırsat kollarlarsa), onları nerede bulursanız yakalayın ve öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

Mehmet Türk

Onlar, kendilerinin kâfir oldukları gibi, sizin de kâfir olup kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Bu yüzden Allah’ın yoluna hicret edinceye kadar onlardan hiçbirini sakın dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Ve onlardan kesinlikle dost da yardımcı da edinmeyin.

4:90

إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوۡ جَآءُوكُمۡ حَصِرَتۡ صُدُورُهُمۡ أَن يُقَٰتِلُوكُمۡ أَوۡ يُقَٰتِلُواْ قَوۡمَهُمۡۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمۡ عَلَيۡكُمۡ فَلَقَٰتَلُوكُمۡۚ فَإِنِ ٱعۡتَزَلُوكُمۡ فَلَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ وَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سَبِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ancak, kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar, yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak istemediklerinden yürekleri ürküntü içinde size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi ve sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, bu durumda Allah size onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.

Cemal Külünkoğlu

Ancak sizinle aralarında bir anlaşma bulunan bir topluluğa sığınanlar ve sizinle savaşmaktan veya kendi kavimleriyle savaşmaktan bunalarak size başvuranlar müstesnadır. Hâlbuki Allah dileseydi, onları sizin başınıza musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklifinde bulunurlarsa, bu durumda Allah onlara zarar vermenize asla razı olmaz.

Mehmet Türk

Ancak, sizinle aralarında anlaşma bulunan bir topluma sığınan yahut sizinle de kendi toplumlarıyla da savaşmayı içlerine sindiremeyip tarafsız olarak size gelen kimselere dokunmayın. Allah dileseydi, onları da size musallat eder, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar, size sataşmaz, savaş açmaz ve size barış teklif ederlerse; (şunu iyi bilin ki) Allah, onların aleyhinde size herhangi bir yola girme hakkı vermemiştir.

4:91

سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأۡمَنُوكُمۡ وَيَأۡمَنُواْ قَوۡمَهُمۡ كُلَّ مَا رُدُّوٓاْ إِلَى ٱلۡفِتۡنَةِ أُرۡكِسُواْ فِيهَاۚ فَإِن لَّمۡ يَعۡتَزِلُوكُمۡ وَيُلۡقُوٓاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكُمۡ جَعَلۡنَا لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Hem sizden hem de kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız. Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona baş aşağı dalarlar. Eğer sizden uzak durmaz, barış teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onları yakalayınız, rastladığınız yerde öldürünüz. İşte onlar üzerine sizin için apaçık yetki verdik.

Cemal Külünkoğlu

Bir de hem sizden ve hem de kendi kavimlerinden emin olmak isteyen başka kimselere rastlayacaksınız. Bunlar ne zaman fitneye (şirke veya inananlarla savaşmaya), bozgunculuğa itilseler ona canla başla atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmaz ve size barış teklifi getirerek savaştan (ve sizi öldürmeye yeltenmekten) geri durmazlarsa onları yakalayın ve nerede bulursanız öldürün. Onlara karşı size apaçık bir yetki verdik.

Mehmet Türk

Ancak (onların içerisinden) hem sizden emin olmak, hem de toplumlarından emin olmak isteyen ve ne zaman fitneye çağırılsalar onun içerisine körü körüne dalanları da bulacaksın. Eğer bunlar, sizden uzak durmaz, sizinle barış içerisinde yaşamak istemez ve sizinle savaştan el çekmezlerse, onları da yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Böylece Biz, onlarla (savaşmanız için) size açık bir yetki verdik.

4:92

وَمَا كَانَ لِمُؤۡمِنٍ أَن يَقۡتُلَ مُؤۡمِنًا إِلَّا خَطَـࣰٔ اۚ وَمَن قَتَلَ مُؤۡمِنًا خَطَـࣰٔ ا فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲ وَدِيَةࣱ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُواْۚ فَإِن كَانَ مِن قَوۡمٍ عَدُوࣲّ لَّكُمۡ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲۖ وَإِن كَانَ مِن قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقࣱ فَدِيَةࣱ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ وَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲۖ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ شَهۡرَيۡنِ مُتَتَابِعَيۡنِ تَوۡبَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yanlışlık olması dışında, bir mümin bir mümini öldüremez. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, mümin bir köle âzat etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Eğer ölenin ailesi bağışlar, diyetten vazgeçerlerse başka! Öldürülen mümin, düşmanınız olan bir topluluktan ise öldürenin mümin bir köle âzat etmesı gerekir. Eğer öldüren kişi, sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine bir diyet verecek ve mümin bir köle âzat edecektir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay kesintisiz oruç tutması gerekir. Allah bilendir; işini yerli yerince yapandır.

Cemal Külünkoğlu

Bir mü’minin diğer bir mü’mini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mü’mini yanlışlıkla öldürenin, bir mü’min köleyi azat etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadığı sürece ona diyet ödemesi gerekir. Öldürülen, sizinle savaş halinde olan bir topluluğa mensup bir mü’min ise, (öldürenin yalnız) mü’min bir köle azat etmesi gerekir. Şayet (öldürülen kimse) kendileriyle aranızda anlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü’min bir köle azat etmek gerekir. Kim (gerekli para veya özgürlüğüne kavuşturacak bir köle) bulamazsa, Allah’ın tevbesini kabul etmesi için aralıksız iki ay oruç tutar. Hiç şüphesiz Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Bir Müslüman bir başka Müslüman’ı yanlışlıkla olması dışında, asla öldüremez. Yanlışlıkla bir Müslüman’ı öldürenin, Müslüman bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine de diyet vermesi, gerekir. Eğer (ölenin ailesi) bu (diyeti) bağışlarsa o başka. Eğer öldürülen Müslüman düşmanınız olan bir toplumdan ise o zaman da yine Müslüman bir köle azat etmesi gerekir. Eğer öldürülen (Müslüman) kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mü’min bir köle azat etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenlerin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:93

وَمَن يَقۡتُلۡ مُؤۡمِنࣰ ا مُّتَعَمِّدࣰ ا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدࣰ ا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Her kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası, içinde süreli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

Cemal Külünkoğlu

Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

Mehmet Türk

Her kim de bir Müslüman’ı bile bile öldürürse onun (âhiretteki) cezâsı, içerisinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, lânetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.

4:94

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلَا تَقُولُواْ لِمَنۡ أَلۡقَىٰٓ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسۡتَ مُؤۡمِنࣰ ا تَبۡتَغُونَ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةࣱۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبۡلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ فَتَبَيَّنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyiniz. Size barış teklif edene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mümin değilsin” demeyiniz. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler vardır. Önceden siz de böyleyken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp dinleyiniz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Allah yolunda savaşa/sefere çıktığınız zaman (düşman olmayanı düşmandan ayırt etmek için) iyice araştırın. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek (ganimet almak için), “Sen mü’min değilsin” demeyin. Çünkü Allah nezdinde pek çok ganimet vardır. (Unutmayın ki) sizler de bir zamanlar aynı durumdaydınız ama Allah size (imanı) lütfetti. Öyleyse iyice araştırın (“Sen mü’min değilsin” diyerek peşin hükümlü olmayın). Şüphesiz ki Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyice araştırın. Size selam veren kimselere, dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için, “sen Müslüman değilsin” demeyin. Zîrâ asıl ganîmetler, Allah’ın katındadır. Bir zamanlar siz de öyle iken, Allah size lütfetti (de Müslüman oldunuz.) O halde araştırmanızı iyi yapın. Doğrusu Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

4:95

لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوْلِي ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ دَرَجَةࣰۚ وَكُلࣰّ ا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

95,96. İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah malları ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik vaad etmiştir; ama mücahitlerin ödülünü, kendi katından yüksek dereceler, bağış ve rahmet şeklinde, oturanlarınkinden üstün kılmıştır. Allah bağışlayandır; merhamet edendir.

Cemal Külünkoğlu

Mü’minlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir. Allah malları ve canları ile cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de (davalarında samimi oldukları için) güzellikler vaat etmiştir ama malları ve canları ile cihad edenleri oturanlara karşı büyük bir mükâfatla üstün tutmuştur.

Mehmet Türk

Mü’minlerden, özürsüz olarak yerlerinde oturanlarla mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler asla eşit olamazlar. Allah, mallarıyla canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan, üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah, hepsine de cenneti vâdetmiştir ama mücahitleri oturanlardan çok daha büyük mükâfat vâdederek, üstün kılmıştır.

4:96

دَرَجَٰتࣲ مِّنۡهُ وَمَغۡفِرَةࣰ وَرَحۡمَةࣰۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمًا

Bayraktar Bayraklı

95,96. İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah malları ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik vaad etmiştir; ama mücahitlerin ödülünü, kendi katından yüksek dereceler, bağış ve rahmet şeklinde, oturanlarınkinden üstün kılmıştır. Allah bağışlayandır; merhamet edendir.

Cemal Külünkoğlu

Cihad edenlere Allah katından (çok büyük) dereceler, mağfiret ve rahmet vardır. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

Mehmet Türk

Ve onlara; Kendi katından yüksek dereceler, büyük bir mağfiret ve tükenmez rahmet vermiştir. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

4:97

إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمۡۖ قَالُواْ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ قَالُوٓاْ أَلَمۡ تَكُنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةࣰ فَتُهَاجِرُواْ فِيهَاۚ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Melekler, kendilerine zulmedenlere, canlarını alırken, “Sizin neyiniz vardı?” diye soracaklar. Onlar, “Biz yeryüzünde çok güçsüzdük” şeklinde cevap verecekler. Melekler, “Allah'ın yeri sizin kötülük diyarını terk etmenize yetecek kadar geniş değil miydi?” diyecekler. İşte onların barınağı cehennemdir, orası ne kötü bir gidiş yeridir!

Cemal Külünkoğlu

Melekler, (inkârcıların dayatması altında zulme rıza göstererek ve tavizler vererek) kendilerine yazık edenlerin hayatlarına son verecekleri zaman şöyle derler: “Ne işte idiniz (Sizin neyiniz vardı)?” (Onlar): “Biz (bulunduğumuz) yerde (Allah’ın emirlerini yaşayamayan) acizdik” diye cevap verirler. Melekler de “Allah’ın yeri geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” derler. İşte (dünya hayatının rahatını tercih edip dinden uzak kalarak sefil bir hayat yaşadıkları için) onların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir.

Mehmet Türk

Melekler (hicret etmeyip) kendilerine zul-meden kişilerin canlarını alırken onlara: “Sizin dünyadaki durumunuz neydi?” deyince, onlar da: “Biz o beldenin zavallılarıydık.” diyecekler. Melekler de onlara: “Allahın yeryüzü hicret etmenize yetecek kadar geniş değil miydi?” diye cevap verecekler. Onların barınma yerleri, varılacak yerlerin en kötüsü olan cehennemdir.

4:98

إِلَّا ٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ حِيلَةࣰ وَلَا يَهۡتَدُونَ سَبِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Erkekler, kadınlar ve çocuklardan, âciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır.

Cemal Külünkoğlu

Ancak, hicret için bir yol bulamayan güçsüz ve çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar bu hükmün dışındadırlar.

Mehmet Türk

Ancak gerçekten zavallı olan erkekler, kadınlar ve çocuklardan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayanlar bunun dışındadır.

4:99

فَأُوْلَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعۡفُوَ عَنۡهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İşte, umulur ki Allah bunları affeder; Allah çok affedicidir; bağışlayıcıdır.

Cemal Külünkoğlu

Umulur ki, Allah o kimseleri affeder. Çünkü Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.

Mehmet Türk

Bu kimselere gelince, umulur ki Allah, bunları affeder. Şüphesiz Allah çok affedicidir, pek bağışlayıcıdır.

4:100

۞وَمَن يُهَاجِرۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُرَٰغَمࣰ ا كَثِيرࣰ ا وَسَعَةࣰۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk, imkân bulur. Kim Allah ve Peygamberi uğrunda hicret ederek evinden çıkar da, sonra kendisine ölüm yetişirse, artık onun ödülü Allah'a düşer. Allah da çok affedicidir; merhamet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Kim Allah yolunda hicret etmek isterse, yeryüzünde (gidilecek) birçok yer ve (her türlü) genişlik bulabilir. Kim Allah ve Resûlü yolunda hicret ederek evinden çıkar da yolda ölüm gelip kendisini yakalarsa, onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Mehmet Türk

Her kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde sığınacak birçok güzel yer ve elverişli geçim imkânları bulur. Her kim de Allah ve Peygamber uğruna hicret etmek için evinden çıkar, sonra bu yolda ölürse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a aittir ve Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

4:101

وَإِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَقۡصُرُواْ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنۡ خِفۡتُمۡ أَن يَفۡتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْۚ إِنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ كَانُواْ لَكُمۡ عَدُوࣰّ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

Cemal Külünkoğlu

Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkârcıların aniden size zarar vermesinden endişe ederseniz, namazları kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz inkârcılar, sizin apaçık düşmanınızdır.

Mehmet Türk

Yeryüzünde (savaş için) sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacaklarından korkarsanız, namazı kısaltarak kılmanızın bir sakıncası yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin açık düşmanınızdır.

4:102

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةࣱ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاْ أَسۡلِحَتَهُمۡۖ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلۡيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمۡ وَلۡتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواْ فَلۡيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلۡيَأۡخُذُواْ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَتَهُمۡۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِكُمۡ وَأَمۡتِعَتِكُمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡكُم مَّيۡلَةࣰ وَٰحِدَةࣰۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن كَانَ بِكُمۡ أَذࣰ ى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسۡلِحَتَكُمۡۖ وَخُذُواْ حِذۡرَكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sen de onların içlerinde bulunup namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar, böylece namaz kılıp secde ettiklerinde diğerleri arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan diğer grup gelip, seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silâhlarını alsınlar. Kâfirler, siz silâhlarınızı ve eşyalarınızı bıraktığınızda üstünüze birden baskın yapmak isterler. Eğer size yağmurdan bir eziyet olursa, yahut hasta iseniz, silâhlarınızı bırakmanızda günah yoktur. Yine de tedbirinizi alınız. Şüphesiz Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Cemal Külünkoğlu

Ey Muhammed! Cephede mü’minlerin arasında olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir kısmı sana tâbi olarak silahlarını yanlarına alıp namaza dursun. Bunlar seninle beraber secdeye vardıklarında, diğer kısım (nöbet için) arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olanlar gelsin, sana tâbi olarak namazı (ikinci rekâtı) kılsınlar, hem tedbirli bulunsun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Kâfirler (ve zalim güçler) sizi silahsız ve teçhizatsız yakalayarak, ani bir baskınla işinizi bitirmek isterler. Eğer yağmurdan dolayı güçlük çekerseniz yahut hasta bulunursanız, silâhlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur fakat yine de tedbiri elden bırakmayın. Muhakkak ki Allah kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı, silâhlarını da yanlarına alarak seninle beraber namaza dursun. (Namazdakiler) secdeye varınca diğerleri sizi korusun. Sonra namaz kılmamış olan diğerleri, güvenlik tedbirlerini ve silâhlarını yanlarına alarak gelip seninle beraber (namazın kalanını) kılsın. Çünkü kâfirler, sizin silâhlarınızı ve eşyalarınızı bırakmanızı ve bu esnada size ansızın baskın yapmayı şiddetle arzu ederler. Eğer yağmurdan zarar görecekseniz ya da hasta iseniz, silâhlarınızı bırakmanızın bir sakıncası yoktur. Bununla beraber, sakın tedbiri de elden bırakmayın. Şüphesiz Allah, kâfirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.

4:103

فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَٰمࣰ ا وَقُعُودࣰ ا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَٰبࣰ ا مَّوۡقُوتࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerine yatarken Allah'ı anınız. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılınız; çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.

Cemal Külünkoğlu

Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken Allah’ı anmaya (Onunla birlikte olduğunuz bilinciyle yaşamaya) devam edin. Emniyete kavuştuğunuzda da namazı (eksiksiz) ikame etmeye devam edin. Çünkü namaz mü’minler üzerine vakitleri belli (zamanında eda edilmesi gereken) bir farzdır.

Mehmet Türk

O (korku namazını) kıldıktan sonra da ayaktayken, otururken ve uzanmışken (her halinizde) Allah’ı anmayı, dilinizden düşürmeyin. (Tehlikenin geçtiğinden) emin olunca, namazı tam olarak kılın. Zîrâ namaz, mü’minlere vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

4:104

وَلَا تَهِنُواْ فِي ٱبۡتِغَآءِ ٱلۡقَوۡمِۖ إِن تَكُونُواْ تَأۡلَمُونَ فَإِنَّهُمۡ يَأۡلَمُونَ كَمَا تَأۡلَمُونَۖ وَتَرۡجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرۡجُونَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

Bayraktar Bayraklı

O düşman topluluğunu takip etmekte gevşeklik göstermeyiniz. Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz, Allah'tan onların ümit etmediklerini ümit ediyorsunuz. Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

O (düşmanlarınız olan) toplumu (dağılıp kaçtıktan sonra) takip etmekte gevşek davranmayın. Eğer siz acı çekiyorsanız, bilin ki onlar da sizin gibi acı çekmektedir. Oysa siz Allah’tan onların beklemediğini (yardım ve cennet gibi şeyleri) bekliyorsunuz. Hiç kuşkusuz Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, (emir ve yasaklarında) hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

O (düşman) topluluğunu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da tıpkı sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan, onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:105

إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُۚ وَلَا تَكُن لِّلۡخَآئِنِينَ خَصِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye, sana kitabı bir amaç için indirdik; o halde ihanet edenlere taraf olma!.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Muhammed!) Doğrusu Biz sana gerçeğin ta kendisi olan Kur’an’ı indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hükmedesin. Sakın hainlerin (destekleyicisi ve) savunucusu olma!

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Biz, sana Kitabı mutlak doğru (hükümler)le insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için indirdik. Sakın hainlerin savunucusu olma.

4:106

وَٱسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'tan af iste; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet edicidir.

Cemal Külünkoğlu

Ve Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Mehmet Türk

Allah’tan af dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir.

4:107

وَلَا تُجَٰدِلۡ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخۡتَانُونَ أَنفُسَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine ihanet edenleri savunma! Çünkü Allah ihanet edenleri ve günahkârları sevmez.

Cemal Külünkoğlu

(Günah işleyerek) kendilerine ihanet eden kimseler için didinip durma (tebliğ et ve onları iradeleriyle baş başa bırak)! Çünkü Allah, hainlikte direnen günahkârları sevmez.

Mehmet Türk

Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Şüphesiz Allah, ihanette ileri gidip pek günâhkâr olanları sevmez.

4:108

يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمۡ إِذۡ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرۡضَىٰ مِنَ ٱلۡقَوۡلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطًا

Bayraktar Bayraklı

İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler/İnsanlardan gizleyebilir ama Allah'tan gizleyemezler. Halbuki geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp dururken, Allah onlarla beraber idi. Allah, yaptıklarını kuşatıcıdır.

Cemal Külünkoğlu

(Onlar günah işlerken ve plan yaparken) insanlardan gizle(yebili)rler de Allah’tan gizle(ye)mezler. Oysa onlar gecenin karanlığında Allah’ın hoşnut olmadığı planları kurarken Allah onlarla beraberdi (onların konuştuklarını ve yaptıklarını görüyordu). Çünkü Allah, onların yaptıkları her şeyi ilimi ve kudretiyle çepeçevre kuşatmıştır.

Mehmet Türk

Bunlar, (ihanetlerini) insanlardan gizliyorlarsa da Allah’tan asla gizleyemezler. Oysa onlar geceleyin Allah’ın râzı olmadığı sözleri tasarlarlarken O, onların yanı başlarındadır. Çünkü Allah onların yaptıkları her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.

4:109

هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلۡتُمۡ عَنۡهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sizler belki bu dünya hayatında onları savunabilirsiniz; ya kıyamet günü, Allah'a karşı onları kim savunacak ya da kim onların koruyucusu olacaktır?

Cemal Külünkoğlu

İşte siz, öyle kimselersiniz ki, dünya hayatında o (hainlik yapa)nlardan yana (haklı olduklarını sanarak) çekişip durursunuz. Ya kıyamet günü Allah’a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?

Mehmet Türk

Haydi siz dünya hayatında onları savundunuz. Peki, (yarın) kıyamet gününde onları Allah’a karşı kim savunacak? Yahut onların koruyuculuğunu, kim üzerine alacak?

4:110

وَمَن يَعۡمَلۡ سُوٓءًا أَوۡ يَظۡلِمۡ نَفۡسَهُۥ ثُمَّ يَسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah'tan af dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhamet edici bulacaktır.

Cemal Külünkoğlu

Kim bir kötülük yapar yahut (günah işleyerek) nefsine hainlik eder, sonra da Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok affedici ve çok bağışlayıcı olarak bulacaktır.

Mehmet Türk

Kim bir kötülük işler yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah’tan affını dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, pek de merhamet edici olarak bulur.

4:111

وَمَن يَكۡسِبۡ إِثۡمࣰ ا فَإِنَّمَا يَكۡسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Çünkü günah işleyen kimse, yalnız kendine zarar verir. Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Kim de bir günah işlerse, onu yalnız kendi aleyhine olacak şekilde işler (kimse Allah’a zarar veremez). Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Kim başkasına bir kötülük yaparsa, (aslında) o kötülüğü kendi kendisine yapmış olur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:112

وَمَن يَكۡسِبۡ خَطِيٓـَٔةً أَوۡ إِثۡمࣰ ا ثُمَّ يَرۡمِ بِهِۦ بَرِيٓـࣰٔ ا فَقَدِ ٱحۡتَمَلَ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kim bir hata yapar ve günah işler de sonra onu suçsuz bir kimsenin üstüne atarsa, büyük bir iftira ve iğrenç bir günah yüklenmiş olur.

Cemal Külünkoğlu

Kim bir hata ya da günah işler de sonra onu bir masumun (suçsuzun) üzerine atarsa, elbette o bir iftira (suçu işlemiş) ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

Mehmet Türk

Kim de bir hata veya bir günâh işler, sonra onu suçsuz bir kimsenin üzerine atarsa, şüphesiz apaçık bir iftirada bulunmuş ve apaçık bir günâh yüklenmiş olur.

4:113

وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ وَرَحۡمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيۡءࣲۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمۡ تَكُن تَعۡلَمُۚ وَكَانَ فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zaman zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup (vereceğin hükümde) seni saptırmak (şaşırtmak) için (çeşitli hilelere) yeltenmişti. Hâlbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler. Çünkü Allah sana bu ilahi kelâmı (Kur’an’ı) indirmiş, hikmeti (ilahi bilgiyi pratik hayatta uygulamayı) ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu gerçekten büyüktür.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir takımı seni yanıltmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, sadece kendi kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Çünkü Allah, kitabı ve hikmeti indirerek, sana daha önce bilmediğin gerçekleri öğretmiştir. Şüphesiz Allah’ın sana olan lütfu, son derece büyüktür.

4:114

۞لَّا خَيۡرَ فِي كَثِيرࣲ مِّن نَّجۡوَىٰهُمۡ إِلَّا مَنۡ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوۡ مَعۡرُوفٍ أَوۡ إِصۡلَٰحِۭ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka, bir iyilik ya da insanların arasını düzeltmeyi isteyenin fısıldaşması müstesnadır. Kim Allah'ın rızâsını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir ödül vereceğiz.

Cemal Külünkoğlu

Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadaka vermeyi (infakta bulunmayı) veya iyilik yapmayı ya da insanların arasını bulmayı (barışı sağlamayı) teşvik edenler müstesna. Kim bunları sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla yaparsa, Biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

Mehmet Türk

Bir sadaka vermeyi yahut bir iyilik yapmayı veyahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerin dışında, onların kendi aralarındaki gizli konuşmalarının pek çoğunda, bir hayır yoktur. Kim, bunları sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında Biz, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

4:115

وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَتَّبِعۡ غَيۡرَ سَبِيلِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصۡلِهِۦ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir!

Cemal Külünkoğlu

Kendisine hidayet bahşedildikten sonra Resûl’e muhalefet edip mü’minlerin yolundan başka bir yola sapana gelince; onu kendi tercih ettiği (o sapık) yolda bırakırız. Sonra (âhirette) kendisini cehenneme atarız. O ne kötü bir varış yeridir!

Mehmet Türk

Kim de kendisine dosdoğru yol belli olduktan sonra mü’minlerin yolundan başka bir yola giderek Peygambere isyan ederse, onu döndüğü yolla baş başa bırakır ve varılacak yerlerin en kötüsü olan cehenneme sokarız.

4:116

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا

Bayraktar Bayraklı

Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz; şirkten başka günahları, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa büsbütün sapıtmıştır.

Cemal Külünkoğlu

Muhakkak ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilerse bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, elbette o derin/apaçık bir sapıklığa düşmüştür.

Mehmet Türk

Şüphesiz Allah kendisine eş koşulmasını asla affetmez. Ama bunun dışında, dilediği kimselerin (günâhlarını) bağışlar. Her kim de Allah’a eş koşarsa, gerçekten derin bir sapkınlığa düşmüş olur.

4:117

إِن يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثࣰ ا وَإِن يَدۡعُونَ إِلَّا شَيۡطَٰنࣰ ا مَّرِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Müşrikler, Allah'ı bırakıp yalnızca birtakım dişi zannettikleri sahte tanrılardan istiyorlar ve isyankâr şeytandan dilekte bulunuyorlar.

Cemal Külünkoğlu

Onlar, (müşrikler) Allah’ı bırakıp yalnızca dişilere (kadın ismi taktıkları tanrıçalara, heykellere) tapıyorlar. Hâlbuki onlar (böyle yaparak) sadece isyankâr ve inatçı şeytana tapmış oluyorlar.

Mehmet Türk

O (müşrikler) Allah’ı bırakıp da dişi putlara tapıyorlar. Hâlbuki onlar, (böyle yaparak) azgın şeytandan başka bir şeye tapmıyorlar.

4:118

لَّعَنَهُ ٱللَّهُۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنۡ عِبَادِكَ نَصِيبࣰ ا مَّفۡرُوضࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah şeytanı lânetlemiş, o da “Yemin ederim ki, kullarından bir pay edineceğim” demişti.

Cemal Külünkoğlu

O şeytan ki Allah onu lanetledi (rahmetinden kovdu). O da şöyle dedi: “Yemin ederim ki Senin kullarından belirli bir bölümünü kendi tarafıma çekeceğim.”

Mehmet Türk

118,119. Onlar kendilerine: “Elbette Senin kullarından belirli bir kısmını alıp saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, onlara hayvanların kulaklarını yarmalarını ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim.” diyen ve Allah’ın lânet ettiği (azgın şeytana taparlar.) Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinenler, şüphesiz apaçık bir şekilde perişan olacaklar.

4:119

وَلَأُضِلَّنَّهُمۡ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمۡ وَلَأٓمُرَنَّهُمۡ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ وَلَأٓمُرَنَّهُمۡ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلۡقَ ٱللَّهِۚ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيۡطَٰنَ وَلِيࣰّ ا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدۡ خَسِرَ خُسۡرَانࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler!” Kim Allah'ın yerine şeytanı dost tutarsa, elbette açık bir ziyana uğramıştır.

Cemal Külünkoğlu

(Ardından) mutlaka onları saptıracağım ve muhakkak onları olmayacak kuruntularla aldatacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (böyle batıl inançalara sapacaklar). Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı (rehber ve) dost edinirse, elbette ki o apaçık bir ziyana uğramış demektir!

Mehmet Türk

118,119. Onlar kendilerine: “Elbette Senin kullarından belirli bir kısmını alıp saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, onlara hayvanların kulaklarını yarmalarını ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim.” diyen ve Allah’ın lânet ettiği (azgın şeytana taparlar.) Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinenler, şüphesiz apaçık bir şekilde perişan olacaklar.

4:120

يَعِدُهُمۡ وَيُمَنِّيهِمۡۖ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا

Bayraktar Bayraklı

Şeytan onlara söz verir ve onları ümitlendirir. Fakat şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.

Cemal Külünkoğlu

Şeytan onlara (birçok) vaatte bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaatte bulunur.

Mehmet Türk

Çünkü şeytan onlara (bir kısım) vaatlerde bulunur ve kendilerini boş kuruntulara daldırır. Zâten şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vâdetmez ki.

4:121

أُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنۡهَا مَحِيصࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Böylelerinin varacakları yer cehennemdir ve oradan kaçış yolu bulamayacaklardır.

Cemal Külünkoğlu

İşte onların varacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçıp sığınılacak bir yer de bulamayacaklardır.

Mehmet Türk

Bunların varacakları yer, kurtulmak için bir kaçış yolu bulunmayan cehennemdir.

4:122

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣰّ اۚ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İman eden ve yararlı işler yapanları da içinden ırmaklar akan cennetlere sokacağız; orada süreli kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?

Cemal Külünkoğlu

İman edip sâlih ameller işleyenleri ise altından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?

Mehmet Türk

(Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanları ise Allah’ın gerçek bir vaadi olarak zemîninden ırmaklar akan, içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere koyacağız. Söz verme ve onu yerine getirme bakımından, Allah’tan daha doğru kim olabilir?

4:123

لَّيۡسَ بِأَمَانِيِّكُمۡ وَلَآ أَمَانِيِّ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِۗ مَن يَعۡمَلۡ سُوٓءࣰ ا يُجۡزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدۡ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İş, ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. Kötülük yapan, onunla cezalandırılır ve kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur.

Cemal Külünkoğlu

(Unutmayın ki siz); ne kendi hayal ve kuruntularınızla (cennete) ulaşabilirsiniz ne de Ehl-i Kitap (kendilerini selamette görme) kuruntularıyla (cennete) ulaşabilirler. Doğru olan şudur ki: Her kim bir kötülük yaparsa, kötülüğünün cezasını mutlaka çekecek ve Hesap Günü kendisine Allah’tan başka ne bir dost bulabilecek ne de bir yardımcı!

Mehmet Türk

(Cenneti elde etmek) kesinlikle sizin de kendilerine kitap verilenlerin de kuruntularına göre olmaz. Kim bir kötülük işlerse aynısıyla cezâlandırılır ve (o kimse,) Allah’tan başka bir dost da bir yardımcı da bulamaz.

4:124

وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ نَقِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Erkek olsun kadın olsun, her kim mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğramazlar.

Cemal Külünkoğlu

Erkek olsun kadın olsun, imanlı olarak sâlih amel işleyen herkes cennete girecek ve zerre kadar haksızlığa uğratılmayacaktır.

Mehmet Türk

Erkek veya kadınlardan; zerre kadar haksızlığa uğratılmaksızın cennete, ancak îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanlar girerler.

4:125

وَمَنۡ أَحۡسَنُ دِينࣰ ا مِّمَّنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبۡرَٰهِيمَ خَلِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bütün benliğini Allah'a teslim eden, daima iyilik yapan ve her türlü bâtıldan yüz çeviren İbrâhim'in inanç sistemine, Allah'ın onu sevgisiyle yücelteceğini görerek uyan kişinin dininden daha güzel bir din var mıdır?

Cemal Külünkoğlu

Bütün benliğini (ruhunu ve bedenini) Allah’a teslim eden, dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek İbrahîm’in tevhid dinine tabi olan kimseden daha güzel dinli kim olabilir? Allah, işte bu yüzden İbrahîm’i dostluğuyla yüceltip şereflendirmiştir.

Mehmet Türk

(İnandığı) iyi işleri yaşayarak, özünü Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dosdoğru dinine uyan kimseden, daha dindar kim olabilir? Çünkü Allah, İbrahim’i dost edinmişti.

4:126

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءࣲ مُّحِيطࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır.

Cemal Külünkoğlu

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ın ilmi ve kudreti her şeyi kuşatmıştır (hiçbir şey O’nun bilgisinin ve kudretinin dışında kalamaz).

Mehmet Türk

Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi, Allah’ındır ve Allah, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.

4:127

وَيَسۡتَفۡتُونَكَ فِي ٱلنِّسَآءِۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِيهِنَّ وَمَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ فِي يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا تُؤۡتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرۡغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلۡوِلۡدَٰنِ وَأَن تَقُومُواْ لِلۡيَتَٰمَىٰ بِٱلۡقِسۡطِۚ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Senden, kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size onlar hakkında hükmünü açıklıyor: Kendilerine yazılmış olanı vermeyip kendileriyle evlenmek istediğiniz yetim kadınlar, zavallı çocuklar ve yetimlere karşı adaleti yerine getirmeniz hakkında kitapta size okunan âyetler de Allah'ın hükmünü açıklamaktadır. Yaptığınız her hayrı, muhakkak ki Allah bilir.”

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resûl!) Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermeyip kendileriyle evlenmek istediğiniz yetim kızlara, biçare çocuklara ve yetimlere karşı âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Her ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Senden kadınlar hakkında fetva isteyenlere: “Onlarla ilgili Allah’ın açıkladığı hüküm: -kendileri için (Allah’ın) farz kıldığı haklarını vermeyerek nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranmanız hakkında- size Kitap’ta okunan âyetlerdir. (Unutmayın ki) Allah, sizin her yaptığınız iyiliği, mutlaka bilir.” de.

4:128

وَإِنِ ٱمۡرَأَةٌ خَافَتۡ مِنۢ بَعۡلِهَا نُشُوزًا أَوۡ إِعۡرَاضࣰ ا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يُصۡلِحَا بَيۡنَهُمَا صُلۡحࣰ اۚ وَٱلصُّلۡحُ خَيۡرࣱۗ وَأُحۡضِرَتِ ٱلۡأَنفُسُ ٱلشُّحَّۚ وَإِن تُحۡسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan, yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, anlaşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de günah yoktur. Barış daima iyidir. Kıskançlık nefislere yaratılıştan konmuştur. Eğer güzelce geçinir ve Allah'tan sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Cemal Külünkoğlu

Eğer bir kadın, kocasının ilgisizliğinden veya (kendisinden) yüz çevirmesinden endişe ederse, kendi aralarında anlaşıp uzlaşmaya gayret etmelerinde (evliliklerinin devamında yarar varsa devamına, yoksa ayrılmalarına karar vermelerinde) bir sakınca yoktur. Barışmak (geçimsizlikten ya da ayrılıktan) elbette daha hayırlıdır. (Unutmayın ki) kıskançlık ve bencillik insanın doğasında vardır. Eğer güzel geçinir ve sorumlu davranırsanız, biliniz ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

Mehmet Türk

Eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden yahut kendisini ihmâl edeceğinden korkarsa, kendi aralarında anlaşma yolu ile ilişkilerini, yeniden düzene koymalarının bir sakıncası yoktur. Anlaşmak, (geçimsizlikten) daha hayırlıdır ve (insanların) nefsi, bencilliğe eğilimlidir. Eğer (birbirinize) iyi davranır, Allah’tan hakkıyla sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

4:129

وَلَن تَسۡتَطِيعُوٓاْ أَن تَعۡدِلُواْ بَيۡنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوۡ حَرَصۡتُمۡۖ فَلَا تَمِيلُواْ كُلَّ ٱلۡمَيۡلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلۡمُعَلَّقَةِۚ وَإِن تُصۡلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ne kadar isteseniz de kadınlar arasında tam adalet yapamazsınız. Öyleyse, birine tamamen meyledip ötekini askıda kocasızmış gibi bırakmayınız. Eğer arayı düzeltir, sakınırsanız, Allah bağışlayandır; merhamet edendir.

Cemal Külünkoğlu

Ne kadar isteseniz de (birden fazla kadınla evli iseniz) eşleriniz arasında adaleti sağlayamayacaksınız. O halde birine iyice tutulup öbürünü ortada (sahipsizmiş gibi) bırakmayınız. Eğer barış içerisinde yaşar ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

Mehmet Türk

Ne kadar da uğraşsanız, eşleriniz arasında adaleti asla sağlayamazsınız. O halde en azından birisine tamamen kapılıp öbürünü askıda bırakmayın. Eğer (birbirinize) iyi davranır ve Allah’tan hakkıyla sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

4:130

وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغۡنِ ٱللَّهُ كُلࣰّ ا مِّن سَعَتِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Eğer eşler ayrılırlarsa, Allah her birini lütfuyla besleyip geçindirir. Çünkü Allah lütfunda sınırsızdır; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Eğer (karı koca çaresiz kalarak boşanıp) ayrılırlarsa, Allah her birini lütfu ile besleyip (diğerine) muhtaç olmaktan kurtarır (onlara farklı rızık kapıları açar). Çünkü Allah (lütfunda) sınırsızdır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Eğer eşler, birbirlerinden ayrılacak olurlarsa Allah, onların her ikisini de geniş lütfuyla muhtaç duruma düşmekten korur. Çünkü Allah nîmetleri bol olandır, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:131

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ وَصَّيۡنَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَإِيَّاكُمۡ أَنِ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Andolsun ki biz, hem sizden önce kitap verilenlere hem de size Allah'a saygılı olmanızı emrettik. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah, zenginliği sınırsız olandır; övülmeye lâyık olandır.

Cemal Külünkoğlu

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Andolsun ki Biz, sizden önce kitap verilenlere ve sizlere Allah’a karşı gelmekten sakınmayı emrettik. Eğer (bunca nimete rağmen yine de) nankörce davranıp O’nun ayetlerini inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olan her şey (varlık âleminin tamamı) Allah’a aittir ve Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, bütün övgülere layık olan O’dur.

Mehmet Türk

Göklerde ve yerde her ne varsa, şüphesiz hepsi Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve özellikle size, Allah’tan hakkıyla sakınmanızı emrettik. Yok, eğer inkâr ederseniz (iyi bilin ki) göklerde ve yerde her ne varsa hepsi Allah’ındır ve Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmeye en lâyık olandır.

4:132

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Vekil olarak Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

(Bir kez daha söylüyorum;) göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır (ve tasarrufu da O’na aittir. Güvenilecek ve dayanılacak) vekil olarak Allah yeter.

Mehmet Türk

Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi Allah’ındır. Koruyucu olarak sana, Allah yeter.

4:133

إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأۡتِ بِـَٔاخَرِينَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok edip başkalarını getirir. Allah'ın buna gücü yeter.

Cemal Külünkoğlu

Ey insanlar! (Allah) dilerse sizi yok eder, yerinize başkalarını getirir. Allah’ın buna gücü yeter.

Mehmet Türk

Ey insanlar! Eğer (Allah,) dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Zîrâ Allah’ın gücü, her şeye yeter.

4:134

مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kim dünyanın sevabını isterse, bilsin ki dünyanın da âhiretin de sevabı Allah katındadır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.

Cemal Külünkoğlu

Kim (yalnız) dünya nimetini isterse, (bilsin ki) dünya ve âhiret nimeti Allah’ın elindedir (Allah onu istediğine istediği şekilde verir). Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.

Mehmet Türk

Kim, bu dünyanın nîmetlerini isterse, bilsin ki dünyanın da âhiretin de nîmetleri Allah’ın katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir.

4:135

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٰمِينَ بِٱلۡقِسۡطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوۡ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ أَوِ ٱلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَۚ إِن يَكُنۡ غَنِيًّا أَوۡ فَقِيرࣰ ا فَٱللَّهُ أَوۡلَىٰ بِهِمَاۖ فَلَا تَتَّبِعُواْ ٱلۡهَوَىٰٓ أَن تَعۡدِلُواْۚ وَإِن تَلۡوُۥٓاْ أَوۡ تُعۡرِضُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendiniz, anne babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Haklarında şahitlik ettikleriniz zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız. Eğer şahitlik ederken dilinizi eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.

Cemal Külünkoğlu

Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse, keyfinize uyup adaletten uzaklaşmayın. Eğer şâhitlik ederken gerçeği çarpıtırsanız, ya da şâhitlikten kaçınarak yüz çevirirseniz, (bunun cezasını çok ağır ödersiniz)! Çünkü Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Kendinizin, ananızın, babanızın ve akrabalarınızın aleyhinde bile olsa, Allah için şâhitlik ederek, adaleti ayakta tutan kimseler olun. (Haklarında şâhitlik ettikleriniz) ister zengin olsunlar, ister fakir olsunlar Allah, onları herkesten daha fazla gözetir. Sakın adaletten ayrılarak, nefsinizin arzusuna uymayın. Eğer (şâhitliği) gizler veya (şâhitlikten) çekinirseniz (bilin ki) Allah yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır.

4:136

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلَّذِي نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ مِن قَبۡلُۚ وَمَن يَكۡفُرۡ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberi'ne, ona indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam anlamıyla sapıtmıştır.

Cemal Külünkoğlu

Ey iman edenler! Allah’a, Resûlü’ne, Resûlü’ne indirmiş olduğu Kitaba ve daha önce indirilmiş kitaplara iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve âhiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara (gerçekten) îman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, Peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, (haktan çok) uzak bir sapkınlığa düşmüş olur.

4:137

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرࣰ ا لَّمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ سَبِيلَۢا

Bayraktar Bayraklı

İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir.

Cemal Külünkoğlu

İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlar ne de onları doğru yola iletir.

Mehmet Türk

Îman edip sonra inkâr ederek, sonra tekrar îman edip, tekrar inkâr ederek kâfirlikte ileri gidenleri Allah, asla bağışlamayacak ve doğru yola ulaştırmayacaktır.

4:138

بَشِّرِ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا

Bayraktar Bayraklı

Münafıklara kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resûl!) Münafıklara kendilerini şiddetli bir azabın beklediğini duyur!

Mehmet Türk

(Ey Muhammed! Şu) münâfıklara, kendilerini acıklı bir azabın beklediğini müjdele.

4:139

ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَيَبۡتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلۡعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler; onların yanında şeref mi arıyorlar? Şüphesiz bütün şeref yalnızca Allah'a aittir.

Cemal Külünkoğlu

Onlar, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinen kimselerdir. Onların yanında şeref ve itibar mı arıyorlar? Hâlbuki şeref ve itibar bütünüyle Allah’ın yanındadır.

Mehmet Türk

(Çünkü) onlar, mü’minleri bırakıp, kâfirleri dost ediniyorlar. Yoksa (şanı ve) şerefi, onların yanında mı arıyorlar? Hâlbuki bütün (şan ve) şeref, tamamıyla Allah’a aittir.

4:140

وَقَدۡ نَزَّلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أَنۡ إِذَا سَمِعۡتُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ يُكۡفَرُ بِهَا وَيُسۡتَهۡزَأُ بِهَا فَلَا تَقۡعُدُواْ مَعَهُمۡ حَتَّىٰ يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيۡرِهِۦٓ إِنَّكُمۡ إِذࣰ ا مِّثۡلُهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡكَٰفِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

Bayraktar Bayraklı

Allah, kitapta size şöyle indirmiştir: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayınız; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, münafıkları ve kâfirleri cehenneme toplayacaktır.

Cemal Külünkoğlu

Oysa Allah size indirdiği kitapta (inkarcılarla oturduğunuz bir mecliste) onun âyetlerinin inkâr edildiğini ya da alaya alındığını işittiğiniz zaman (orada bulunanlar) başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah, münafıklarla inkârcıların tümünü cehennemde toplayacaktır.

Mehmet Türk

Allah, size Kitapta (daha önce): “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onların alaya alındığını işittiğiniz zaman, başka bir konuya geçinceye kadar onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı” bildirmişti. Şüphesiz Allah münâfıkların ve kâfirlerin hepsini, cehennemde bir araya getirecektir.

4:141

ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمۡ فَإِن كَانَ لَكُمۡ فَتۡحࣱ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَكُن مَّعَكُمۡ وَإِن كَانَ لِلۡكَٰفِرِينَ نَصِيبࣱ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَسۡتَحۡوِذۡ عَلَيۡكُمۡ وَنَمۡنَعۡكُم مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَلَن يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لِلۡكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ سَبِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Kâfirler ve münafıklar, sadece başınıza gelecekleri görmeyi beklerler. Böylece eğer Allah'tan size bir zafer ihsan edilirse, “Sizin yanınızda değil miydik?” derler. Eğer savaşta kâfirlerin bir payı olursa, “Biz size üstünlük sağlayıp sizi müminlerden korumadık mı?” derler. Ama Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecek, kafirlerin müminlere zarar vermelerine asla izin vermeyecektir.

Cemal Külünkoğlu

Onlar (iki yüzlülüğü tabiat haline getirmiş münafıklar) sizi gözetleyip durmaktadır. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet inkârcılar zafer elde ederse, (bu defa da onlara) “Sizi üstün gelmeniz için (mü’minlere karşı) desteklemedik mi?” derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Ve yine (mü’minler imanlarının gereğini yerine getirerek üzerlerine düşeni yaptıkları taktirde) Allah, inkârcıların inananlara zarar vermesine asla fırsat vermeyecektir.

Mehmet Türk

O (münâfıklar) hep sizin (başınıza gelecekleri) bekler dururlar. Eğer Allah, size zafer nasip ederse; “Biz, sizin yanınızda değil miydik?” derler. Yok, eğer (zafer) kâfirlere nasip olursa, (bu defa da onlara): “Biz, size üstünlük sağlamışken sizi Müslümanlara karşı korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda (gerçek) hükmünü verecektir. Şüphesiz Allah kâfirlere mü’minler karşısında üstün gelme fırsatını, asla vermez.

4:142

إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمۡ وَإِذَا قَامُوٓاْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُواْ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz, münafıklar Allah'ı kandırmaya çalışıyorlar; halbuki Allah onların kendi kendilerini kandırmalarını sağlıyor. Onlar namaz için kalktıklarında, gönülsüzce kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da nâdiren anarlar.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz münafıklar Allah’ı kandırmaya çalışırlar. Hâlbuki Allah, onların kendilerini kandırmalarına (inkâr ve nifak batağında kalmalarına) fırsat veriyor. Onlar namaza kalktıkları zaman (inanmadıkları için) üşenerek kalkarlar, (Müslüman gözükmek için, namaz kılarak) insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az zikrederler.

Mehmet Türk

O münâfıklar (kendilerince) Allah’ı aldatmaya çalışıyorlar. Hâlbuki onları asıl aldatan, Allah’tır. Onlar, namaza kalktıkları zaman sadece insanlara gösteriş yapmak için üşenerek kalkarlar ve Allah’ın (adını) çok az anarlar.

4:143

مُّذَبۡذَبِينَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bunların arasında bocalayıp durmaktadırlar; ne onlara bağlanıyorlar, ne bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir çıkar yol bulamazsın!

Cemal Külünkoğlu

Onlar küfür ile iman (inkârcılarla inananlar) arasında bocalayıp durmaktadır. Ne onlara ne de bunlara (ne Müslümanlara yâr olurlar ne de inkarcılara). İşte böyle, Allah’ın (kötü niyet ve eyleminden dolayı) sapıklıkta bıraktığı kimseye sen çıkış yolu bulamazsın.

Mehmet Türk

O münâfıklar, iki taraf arasında yalpalar dururlar ve ne bu tarafa ne de öteki tarafa yâr olurlar. (Ey Muhammed!) Allah’ın saptırdığına, sen (bile) asla bir çıkış yolu bulamayacaksın.

4:144

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ عَلَيۡكُمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينًا

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyiniz; suçluluğunuz konusunda Allah'ın önüne açık bir delil mi koymak istiyorsunuz?

Cemal Külünkoğlu

Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da inkârcıları dost edinmeyin. (Bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde olacak apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Sakın Müslümanları bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Siz, (onlar gibi yaparak) Allah’a karşı, kendi aleyhinize işleyecek açık bir delil verir misiniz hiç?

4:145

إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِي ٱلدَّرۡكِ ٱلۡأَسۡفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمۡ نَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara bir yardımcı bulamazsın.

Cemal Külünkoğlu

Doğrusu münafıklar, cehennemin en aşağı tabakasındadır. Onlar için (orada) hiçbir yardımcı da bulamazsın.

Mehmet Türk

Münâfıkların yeri kesinlikle cehennem ateşinin dibidir. (Ey Muhammed!) Onlar, oradayken sen (bile onlara) bir yardımcı bulamazsın.

4:146

إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَٱعۡتَصَمُواْ بِٱللَّهِ وَأَخۡلَصُواْ دِينَهُمۡ لِلَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَسَوۡفَ يُؤۡتِ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ancak tövbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar, dinlerini sadece Allah'a tahsis edenler; işte bunlar müminlerle beraberdirler ve Allah ileride bütün müminlere büyük ödül verecektir.

Cemal Külünkoğlu

Ancak (iki yüzlülükten vaz geçerek samimi bir niyetle) tevbe edenler, (hallerini düzelterek) dürüst ve erdemli yaşayanlar, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve yalnız O’na yürekten inanıp bağlananlar müstesna. Zira bunlar mü’minlerle beraberdir. Zamanı geldiğinde Allah mü’minlere çok büyük mükâfat verecektir.

Mehmet Türk

Ancak tevbe edenler, Allah’ın istediği gibi davrananlar, Allah’a sarılanlar ve dinlerine Allah için gönülden bağlananlar, bunun dışındadır. Onlar, mü’minlerle beraberdir ve Allah, mü’minlere çok büyük bir mükâfat verecektir.

4:147

مَّا يَفۡعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمۡ إِن شَكَرۡتُمۡ وَءَامَنتُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Eğer şükredici olur ve iman ederseniz, Allah size niçin azap etsin? Allah şükre karşılık verendir; her şeyi bilendir.

Cemal Külünkoğlu

Eğer iman edip şükrederseniz, Allah (geçmiş günahlarınızdan dolayı) ne diye sizi azaba uğratsın ki? Allah, şükredenlere karşılığını hakkıyla veren ve (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

Eğer şükreder ve îman ederseniz, Allah sizi niye azaba çarptırsın ki? Allah, şükredenlerin mükâfatını veren ve her şeyi bilendir.

4:148

۞لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلۡجَهۡرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ إِلَّا مَن ظُلِمَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا

Bayraktar Bayraklı

Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak zulme uğrayan müstesnadır. Allah her şeyi işiticidir; bilicidir.

Cemal Külünkoğlu

Allah, zulme uğrayanların dışında hiç kimsenin açıkça kötü söz söylemesini sevmez. Hiç kuşkusuz Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

148,149. Allah zulme uğrayanların dışında kötülüğün sözle, açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Şüphesiz Allah, sizin bir iyiliği açıkça veya gizlice yaptığınızı da bir kötülüğü bağışladığınızı da hakkıyla işiten ve bilendir. Şunu bilin ki Allah çok affedicidir, her şeye güç yetirendir.

4:149

إِن تُبۡدُواْ خَيۡرًا أَوۡ تُخۡفُوهُ أَوۡ تَعۡفُواْ عَن سُوٓءࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوࣰّ ا قَدِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz, şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedicidir; her şeye gücü yetendir.

Cemal Külünkoğlu

Bir iyiliği açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız (bilin ki), Allah da çok bağışlayandır, gücü her şeye yetendir.

Mehmet Türk

148,149. Allah zulme uğrayanların dışında kötülüğün sözle, açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Şüphesiz Allah, sizin bir iyiliği açıkça veya gizlice yaptığınızı da bir kötülüğü bağışladığınızı da hakkıyla işiten ve bilendir. Şunu bilin ki Allah çok affedicidir, her şeye güç yetirendir.

4:150

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا

Bayraktar Bayraklı

150,151. Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler, “Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler, inanmakla inkârın arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberleri arasında ayrım yapmak isterler ve “Biz (peygamberlerin) bazısına inanır, bazısını da inkâr ederiz” derler ve bu ikisi arasında bir yol tutmak isterler.

Mehmet Türk

150,151. Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler ve: “(Peygamberlerin) kimisine inanırız, kimisini de inkâr ederiz.” diyerek kendilerine (îmanla inkâr) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte gerçek kâfirler onlardır. Şüphesiz Biz de bu kâfirlere, aşağılayıcı bir azap hazırladık.

4:151

أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّ اۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

150,151. Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler, “Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler, inanmakla inkârın arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

Cemal Külünkoğlu

İşte bunlar, gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirler için zelil ve perişan eden bir azap hazırladık.

Mehmet Türk

150,151. Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler ve: “(Peygamberlerin) kimisine inanırız, kimisini de inkâr ederiz.” diyerek kendilerine (îmanla inkâr) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte gerçek kâfirler onlardır. Şüphesiz Biz de bu kâfirlere, aşağılayıcı bir azap hazırladık.

4:152

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمۡ يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ أُوْلَٰٓئِكَ سَوۡفَ يُؤۡتِيهِمۡ أُجُورَهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırt etmeyenlere gelince; işte Allah bir gün onlara ödüllerini verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet edicidir.

Cemal Külünkoğlu

Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan (peygamberlerden) hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince; işte (Allah) onların da mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayan ve rahmeti bol olandır.

Mehmet Türk

(Buna karşılık) Allah’a ve aralarında hiçbir ayırım yapmadan Peygamberlerine inananlara gelince, Allah onların mükâfatını ileride verecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

4:153

يَسۡـَٔلُكَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيۡهِمۡ كِتَٰبࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ فَقَدۡ سَأَلُواْ مُوسَىٰٓ أَكۡبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓاْ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهۡرَةࣰ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلۡمِهِمۡۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُواْ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَعَفَوۡنَا عَن ذَٰلِكَۚ وَءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ehli kitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar Mûsâ'dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Bize Allah'ı apaçık göster” demişlerdi. Zulümleri sebebiyle hemen onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine bunca açık mûcizeler gelmişken buzağıya taptılar. Nihayet biz, tövbe ettiklerinden, onları bağışladık ve Mûsâ'ya açık bir hâkimiyet verdik.

Cemal Külünkoğlu

Ehl-i Kitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa’dan bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Bunun üzerine zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı ilah edinmişlerdi. Onları yine de affettik. Ve Musa’ya açık bir delil (yetki) verdik.

Mehmet Türk

Kitap ehli (kalkmış bir de) senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Hâlbuki onlar vaktiyle: “Allah’ı bize açıkça göster.” diyerek, Mûsa’dan bundan daha da büyüğünü istemişler ve bu zulümlerinden dolayı da kendilerini yıldırım çarpmıştı. Arkasından kendilerine apaçık mucizeler geldiği halde onlar, buzağıya tapmışlardı. Biz, onların bu günâhlarını Musa’ya apaçık bir hüküm vererek affetmiştik.

4:154

وَرَفَعۡنَا فَوۡقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمۡ وَقُلۡنَا لَهُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدࣰ ا وَقُلۡنَا لَهُمۡ لَا تَعۡدُواْ فِي ٱلسَّبۡتِ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sînâ Dağı'nı, verdikleri sözün delili olarak üzerlerine yükseltmiştik. Onlara “Kapıdan tevazu içinde giriniz” demiş ve “Sebt kanununu/Cumartesi yasağını ihlâl etmeyiniz” diye uyarmıştık ve kendilerinden sağlam bir söz almıştık.

Cemal Külünkoğlu

Ve Tûr’u (Sina Dağı’nı) verdikleri sözün delili olarak tepelerine kaldırdık. Onlara: “(Şu ele geçirdiğiniz Kudüs şehrinin) kapısından (kibirle ve çalımla değil) baş eğerek (hürmet içinde tevazu ile) girin ve Cumartesi (günü çalışma) yasağını ihlal etmeyin!” diye emretmiştik ve kendilerinden de sağlam bir söz almıştık (fakat bunu da hiçe saydılar).

Mehmet Türk

Ve (Bize) söz vermeleri için dağı (bir gölgelik gibi) onların üzerlerine kaldırmıştık bir de onlara: “o kapıdan secde ederek girin” dedik. Yine onlara: “cumartesi yasağını çiğnemeyin” dedik ve onlardan kesin bir söz aldık.

4:155

فَبِمَا نَقۡضِهِم مِّيثَٰقَهُمۡ وَكُفۡرِهِم بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَقَتۡلِهِمُ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَقَوۡلِهِمۡ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَلۡ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيۡهَا بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sözlerinden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflıdır” demeleri sebebiyle onları lânetledik, türlü belâlar verdik. Onların kalpleri kılıflı değildi; tam aksine inkârları sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı inanır.

Cemal Külünkoğlu

Verdikleri sağlam sözü bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, nebileri sebepsiz yere öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıfla kaplıdır (bize yapılan davet boşunadır)” demelerinden dolayı (onlara türlü belalar verdik ve onları lanetledik). Hayır, (onların kalpleri kılıfla kaplı değil) inkârları (ve kötü niyetleri) sebebiyle Allah kalplerini mühürlemiştir. Artık (onlar), pek azı dışında iman etmezler.

Mehmet Türk

(Biz onları) verdikleri sözlerden caymaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, Peygamberlerini haksız olarak öldürmeleri ve: “Bizim kalplerimiz perdelidir.” demeleri sebebiyle (lânetledik.) Doğrusu Allah, kâfirlikleri sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onların ancak pek azı, îman ederler.

4:156

وَبِكُفۡرِهِمۡ وَقَوۡلِهِمۡ عَلَىٰ مَرۡيَمَ بُهۡتَٰنًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

156,157. Bir de, inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftira atmaları ve “Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Îsa'yı öldürdük” demeleri yüzünden onları lânetledik. Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar; fakat sadece onlara öyle olmuş gibi göründü. Onun hakkında ihtilâfa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.

Cemal Külünkoğlu

(Kalplerinin mühürlenmesinin bir sebebi de İsa’yı) inkârları ve Meryem’e (ağza alınmayacak) büyük ve çirkin iftirada bulunmalarıdır.

Mehmet Türk

(Onları) Meryem’e büyük bir iftira atarak kâfir olmalarından dolayı da (lânetledik.)

4:157

وَقَوۡلِهِمۡ إِنَّا قَتَلۡنَا ٱلۡمَسِيحَ عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِن شُبِّهَ لَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُۚ مَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينَۢا

Bayraktar Bayraklı

156,157. Bir de, inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftira atmaları ve “Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Îsa'yı öldürdük” demeleri yüzünden onları lânetledik. Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar; fakat sadece onlara öyle olmuş gibi göründü. Onun hakkında ihtilâfa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.

Cemal Külünkoğlu

(Diğer bir sebebi ise:) “Biz, Allah’ın resulü (olduğunu iddia eden) Meryemoğlu İsa Mesihi öldürdük!” diye böbürlenmeleridir. Aslında onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler, sadece onlara öyle (olmuş gibi) göründü ve o konuda farklı görüşler ileri sürenler de gerçekten şaşkındılar, onunla ilgili (gerçek) bir bilgileri yoktu ve sadece bir zanna uymuşlardı. Kesin olan şu ki onu öldürmediler.

Mehmet Türk

Bir de (Biz) onları: “Biz, Allah’ın Peygamberi Meryem oğlu Îsâ Mesih’i öldürdük.” demelerinden dolayı (lânetledik.) Hâlbuki onlar, onu öldürmedikleri gibi asmadılar da. Fakat kendilerine öyle gösterildi. Bu konuda anlaşmazlığa düşenler bile tam bir şüphe içerisindedirler. Çünkü onların bu hususta, zandan başka bir bilgileri yoktur. Doğrusu onlar onu kesinlikle öldürmemişlerdir.

4:158

بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيۡهِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Hayır, Allah onu kendi katına yüceltti. Allah gerçekten kudret ve hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Doğrusu Allah, onu (İsa’yı) kendi katına yükseltti. Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Tersine Allah onu (vefat ettirerek) kendi katına yükseltmiştir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:159

وَإِن مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤۡمِنَنَّ بِهِۦ قَبۡلَ مَوۡتِهِۦۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ شَهِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Nitekim ölümünden önce kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, Îsa'ya inanmamış olsun. Kıyamet gününde de Îsa, onlara şahitlik yapacaktır.

Cemal Külünkoğlu

Nitekim kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki; ölümünden önce (can boğaza geldiğinde) bu gerçeği tasdik etmiş olmasın. Kıyamet günü, o (İsa) onlar aleyhine tanık olacaktır.

Mehmet Türk

Kitap ehli’nin tamamı, ölümlerinden önce İsa’ya îman etmek zorundadır. (Eğer îman etmezlerse) kıyamet günü o, onların aleyhinde şâhitlik edecektir.

4:160

فَبِظُلۡمࣲ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتۡ لَهُمۡ وَبِصَدِّهِمۡ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yaptıkları zulümler ve birçok insanı Allah yolundan alıkoymaları yüzünden, daha önce kendilerine helâl kılınmış tertemiz şeyleri, Yahudilere haram kıldık.

Cemal Külünkoğlu

Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan saptırmalarından dolayı kendilerine (bir zamanlar) helal kılınmış olan birçok temiz ve hoş nimeti yasakladık.

Mehmet Türk

160,161. (Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlara; yaptıkları zulümler, pek çok kimseyi Allah’ın yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde fâiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. İşte (böyle yaparak,) onlardan kâfir olanlara acıklı bir azap hazırladık.

4:161

وَأَخۡذِهِمُ ٱلرِّبَوٰاْ وَقَدۡ نُهُواْ عَنۡهُ وَأَكۡلِهِمۡ أَمۡوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡبَٰطِلِۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yasaklanmış olmalarına rağmen faizi almaları ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden onların küfre sapmalarına korkunç bir azap hazırladık.

Cemal Külünkoğlu

Yasaklanmış olduğu halde faiz almalarından ve halkın mallarını haksız yere yemelerinden ötürü (böyle yaptık). İçlerinden kâfir kalanlara da acı bir azap hazırladık.

Mehmet Türk

160,161. (Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlara; yaptıkları zulümler, pek çok kimseyi Allah’ın yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde fâiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. İşte (böyle yaparak,) onlardan kâfir olanlara acıklı bir azap hazırladık.

4:162

لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ مِنۡهُمۡ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَۚ وَٱلۡمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَٱلۡمُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ أُوْلَٰٓئِكَ سَنُؤۡتِيهِمۡ أَجۡرًا عَظِيمًا

Bayraktar Bayraklı

Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük ödül vereceğiz.

Cemal Külünkoğlu

Fakat onlardan gerçek ilim sahipleri ve (sana) inanan mü’minler; hem sana indirilen (Kur’an ayetlerin)e ve hem de senden önce indirilen vahiylere inanırlar. (Evet) namazı ikame edenler, zekâtı verenler ve Allah’a ve âhiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.

Mehmet Türk

Biz onlardan; ilim erbabı olup sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere îman ederek Müslüman olanlara, namazı dosdoğru ve devamlı kılanlara, zekâtı verenlere, Allah’a ve âhiret gününe îman edenlere, büyük bir mükâfat vereceğiz.

4:163

۞إِنَّآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ كَمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ نُوحࣲ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيۡمَٰنَۚ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Biz, Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yâkub'a, torunlara, Îsa'ya, Eyyûb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a vahyettik. Dâvûd'a da Zebûr'u verdik.

Cemal Külünkoğlu

Nuh’a, ondan sonra gelen nebîlere, İbrahîm’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına (sonraki nesillere), İsa’ya, Eyyub’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettiğimiz gibi, şüphesiz sana da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.

Mehmet Türk

Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen tüm Peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Biz (aynı şekilde) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yâkûb’a, onun torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyettik. Dâvût’a da Zebur’u verdik.

4:164

وَرُسُلࣰ ا قَدۡ قَصَصۡنَٰهُمۡ عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ وَرُسُلࣰ ا لَّمۡ نَقۡصُصۡهُمۡ عَلَيۡكَۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكۡلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bir kısım peygamberleri daha önce sana anlattık; bir kısmını ise sana anlatmadık. Allah, Mûsâ'ya sözünü söyledi.

Cemal Külünkoğlu

Daha önce kıssalarını sana anlattığımız bir kısım resuller ve sana anlatmadığımız daha (nice) resuller gönderdik. Allah, Musa ile doğrudan konuşmuştur.

Mehmet Türk

(Hatta Biz,) daha önce sana anlattığımız Peygamberlerle birlikte, sana anlatmadığımız başka Peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Mûsa ile de özel bir şekilde konuştu.

4:165

رُّسُلࣰ ا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdik ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri olmasın. Allah mağlup edilemez; işini yerli yerinde yapar.

Cemal Külünkoğlu

(Bütün bu) resulleri rahmetimizin müjdecileri ve azabımızın habercileri olarak gönderdik ki, resullerden sonra insanın Allah karşısında bir mazereti kalmasın. Allah gerçekten güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

(İşte Biz, bu) Peygamberleri, insanların Peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri kalmasın diye müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdik. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:166

لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشۡهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيۡكَۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلۡمِهِۦۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَشۡهَدُونَۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا

Bayraktar Bayraklı

Fakat Allah, sana indirdiğine, onu kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeterlidir.

Cemal Külünkoğlu

Fakat Allah, sana indirdiği (Kur’an) ile şahitlik eder ki onu kendi (ezelî) ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.

Mehmet Türk

Fakat Allah, sana indirdiği kitabın kendi bilgisiyle indirildiğinin bizzat kendisi şahididir. Hatta buna, Melekler de şâhittir. (Esasen buna,) sadece Allah’ın şâhitliği yeter.

4:167

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدۡ ضَلُّواْ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا

Bayraktar Bayraklı

İnkâr edip başkalarını da Allah yolundan çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz inkâr edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar, büyük bir sapıklığa dalmışlardır.

Mehmet Türk

Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah’ın yolundan alıkoyanlar, kesinlikle (haktan çok) uzak bir sapkınlığa düşmüş olur.

4:168

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا

Bayraktar Bayraklı

168,169. İnkâr edip zulme sapanlar var ya; Allah onları asla affedecek değildir. Onları içinde süreli kalacakları cehennem yolu hariç, başka bir yola iletecek de değildir. Bunu yapmak Allah için kolaydır.

Cemal Külünkoğlu

İnkâr edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek ve onlara doğru bir yol göstermeyecektir.

Mehmet Türk

168,169. İşte Allah, böyle kâfirleri ve zalimleri, asla bağışlamayacak ve onları, içerisinden hiç çıkmayacakları cehennemin yolundan başka bir doğru yola da asla ulaştırmayacaktır. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.

4:169

إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

168,169. İnkâr edip zulme sapanlar var ya; Allah onları asla affedecek değildir. Onları içinde süreli kalacakları cehennem yolu hariç, başka bir yola iletecek de değildir. Bunu yapmak Allah için kolaydır.

Cemal Külünkoğlu

Onları (yaptıkları yüzünden) ancak cehennemin yoluna iletecek ve onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah’a çok kolaydır.

Mehmet Türk

168,169. İşte Allah, böyle kâfirleri ve zalimleri, asla bağışlamayacak ve onları, içerisinden hiç çıkmayacakları cehennemin yolundan başka bir doğru yola da asla ulaştırmayacaktır. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.

4:170

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلۡحَقِّ مِن رَّبِّكُمۡ فَـَٔامِنُواْ خَيۡرࣰ ا لَّكُمۡۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakikati getirdi. O halde kendi iyiliğiniz için iman ediniz! Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Ey insanlar! Şüphesiz Resûl size Rabbinizden hakikati (Kur’an’ı) getirdi. Öyleyse iman etmeniz sizin için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız biliniz ki, göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ındır (O’nun sizin imanınıza ihtiyacı yoktur). Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Ey insanlar! Peygamber size, Rabbinizden gerçekten doğru şeyler getirdi. Öyleyse kendi iyiliğiniz için buna inanın. Yok, eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi, Allah’ındır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

4:171

يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا تَغۡلُواْ فِي دِينِكُمۡ وَلَا تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّۚ إِنَّمَا ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلۡقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرۡيَمَ وَرُوحࣱ مِّنۡهُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۖ وَلَا تَقُولُواْ ثَلَٰثَةٌۚ ٱنتَهُواْ خَيۡرࣰ ا لَّكُمۡۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدࣱۘ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey kitap ehli! Dininizde aşırı gitmeyiniz ve Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylemeyiniz. Meryem oğlu Îsa, sadece Allah'ın peygamberidir; Îsa Allah'ın, Meryem'e ulaştırdığı “kün”/ol kelimesinin eseridir. Allah'tan bir ruhtur. Şu halde, Allah'a ve Peygamberine iman ediniz. “Tanrı üçtür” demeyiniz; kendi menfaatinize bundan vazgeçiniz. Allah, ancak bir tek Allah'tır. O, çocuğu olmaktan uzaktır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

Ey Kitap Ehli (Hıristiyanlar)! Dininiz konusunda aşırı gitmeyin! Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylemeyin! Meryemoğlu İsa Mesih sadece Allah’ın Resulü, O’nun Meryem’e ulaştırdığı vaadi ve O’nun yarattığı bir ruhtur/candır. O halde Allah’a ve O’nun resullerine iman ediniz, (Allah) “üçtür” demeyiniz ve kendi iyiliğiniz için bundan vazgeçiniz. Allah, ancak tek bir ilahtır. Çocuk edinmek O’nun şanına, yüceliğine yakışmaz. Çünkü göklerde ve yerde ne varsa hepsi zaten O’nundur. (Öyleyse bir tek Allah’a inanın ve güvenin) Zira vekil olarak Allah yeter.

Mehmet Türk

Ey Kitap ehli! Dininiz konusunda aşırılığa kaçıp Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylemeyin! Şunu iyi bilin ki; Meryem’in oğlu Îsâ Mesih, sadece Allah’ın bir Peygamberi, Meryem’e sunduğu bir kelimesi ve Ondan gelen, bir rûhtur. Allah’a ve bütün Peygamberlerine (Allah) üçtür demeden inanın. Kendi hayrınız için bundan vazgeçin. Muhakkak ki tek ilâh, Allah’tır. O, çocuk sahibi olmak gibi eksikliklerden uzaktır. Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi, Allah’ındır. Her şeyi yaratıcı olarak, sadece Allah yeter.

4:172

لَّن يَسۡتَنكِفَ ٱلۡمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبۡدࣰ ا لِّلَّهِ وَلَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ٱلۡمُقَرَّبُونَۚ وَمَن يَسۡتَنكِفۡ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَيَسۡتَكۡبِرۡ فَسَيَحۡشُرُهُمۡ إِلَيۡهِ جَمِيعࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ne Mesih, Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Allah'a yaklaştırılmış melekler. Kim Allah'a kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki Allah onların hepsini kendi huzurunda toplayacaktır.

Cemal Külünkoğlu

(Oysa İsa) Mesih de (Allah’a) en yakın olan melekler de Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O’na kulluk etmekten kaçınır ve büyüklük taslarsa, bilsin ki O, onların hepsini huzurunda toplayacaktır.

Mehmet Türk

Mesih de Allah’a yakın melekler de Allah’a kul olmaktan asla kaçınmazlar. Kim, ona kul olmaktan kaçınır ve büyüklük taslarsa, şunu iyi bilsin ki Allah onların hepsini (âhirette) huzuruna toplayacaktır.

4:173

فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمۡ أُجُورَهُمۡ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضۡلِهِۦۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسۡتَنكَفُواْ وَٱسۡتَكۡبَرُواْ فَيُعَذِّبُهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İnanıp iyi işler yapanların ödüllerini eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da acı bir şekilde azap edecektir. Onlar, kendilerine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulacaklardır.

Cemal Külünkoğlu

(Allah) iman edip doğru ve yararlı işler yapanlara mükâfatlarını eksiksiz olarak verecek ve (hatta) lütfundan çok daha fazlasını bağışlayacaktır. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır. Ve işte o zaman zalimler, kendilerini Allah’a karşı koruyabilecek ne bir dost bulabilecekler ne de bir yardımcı!

Mehmet Türk

(Allah) (kendisinin istediği gibi) îman edip iyi (işleri) yaşayanların mükâfatlarını, eksiksiz olarak vereceği gibi onlara lütfundan daha da fazlasını verecektir. Kendisine kul olmayı kendilerine yediremeyip büyüklük taslayanları da acıklı bir azaba çarptıracaktır. Ve onlar, Allah’tan başka kendilerine bir dost ve bir yardım edici de bulamayacaklardır.

4:174

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُم بُرۡهَٰنࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ نُورࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ey insanlar! Rabbinizden size güçlü bir delil geldi ve size aydınlatıcı bir nur indirdik.

Cemal Külünkoğlu

Ey insanlar! Rabbinizden size hakikatin delili geldi ve Biz size her şeyi aydınlatıcı bir nur (olarak Kur’an’ı) indirdik.

Mehmet Türk

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil geldi ve Biz, size apaçık bir nur (olarak da Kur’an’ı) indirdik.

4:175

فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱعۡتَصَمُواْ بِهِۦ فَسَيُدۡخِلُهُمۡ فِي رَحۡمَةࣲ مِّنۡهُ وَفَضۡلࣲ وَيَهۡدِيهِمۡ إِلَيۡهِ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a iman edenlere ve O'na sımsıkı sarılanlara gelince; Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf içine daldıracak ve onları dosdoğru bir yol ile kendine yöneltecektir.

Cemal Külünkoğlu

Allah kendisine iman edip (Kur’an’a) sımsıkı sarılanları tarafından bir rahmet ve geniş bir nimet içine yerleştirecek ve onları, kendisine ulaştıran doğru yola iletecektir.

Mehmet Türk

Allah’a inanıp Ona sımsıkı sarılanlara gelince (Allah) onları kendi rahmeti ve lütfu içerisine alacak ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola iletecektir.

4:176

يَسۡتَفۡتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِي ٱلۡكَلَٰلَةِۚ إِنِ ٱمۡرُؤٌاْ هَلَكَ لَيۡسَ لَهُۥ وَلَدࣱ وَلَهُۥٓ أُخۡتࣱ فَلَهَا نِصۡفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهَا وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَتَا ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۚ وَإِن كَانُوٓاْ إِخۡوَةࣰ رِّجَالࣰ ا وَنِسَآءࣰ فَلِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ أَن تَضِلُّواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ

Bayraktar Bayraklı

Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size anne babasız ve çocuksuz kişinin mirası hakkında hükmünü şöyle açıklıyor: Ölen kişinin çocuğu yok, bir kız kardeşi varsa bıraktığı malın yarısı o kız kardeşinindir. Erkek kardeş, ölen kardeşinin çocuğu yoksa, onun mirasının tamamını alır. Eğer ölenin iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer vârisler erkek ve kızdan müteşekkil birçok kardeş olursa, erkeğe, iki kadının payı kadar pay verilir. Şaşırırsınız diye Allah size hükmünü açıklıyor. Allah her şeyi bilendir.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resûl! Miras konusunda) sana soruyorlar/danışıyorlar. De ki: “Allah size eşsiz ve çocuksuz olan kişinin mirası hakkında şu hükmü açıklıyor: Ölen erkeğin çocuğu olmayıp bir kız kardeşi varsa, bıraktığı mirasın yarısı kız kardeşinindir. Fakat (ölen kişi) çocuğu olmayan kız kardeşse, erkek kız kardeşinin mirasının tamamını alır. Vârisler iki kız kardeş ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır. Kardeşler, erkeklerden ve kadınlardan oluşuyorsa, erkeğe kadının iki katı kadar pay verilir.” İşte Allah (adaletten) ayrılıp sapmayasınız diye size hükümlerini böyle (ayrıntılı olarak) açıklıyor. (Unutmayın ki) Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Senden fetva isteyenlere: “Allah (geride ana-baba ve çocuk bırakmaksızın ölen) kelâle’nin mirası hakkında şöyle hükmediyor; Eğer geride çocuk bırakmaksızın ölen erkeğin, sadece bir kız kardeşi varsa, mirasının yarısı onundur. Fakat o erkek kardeş, kız kardeşine aynı şekilde vâris olursa mirasın tamamı onundur. Eğer o (ölen erkeğin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığı mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer o (ölen erkeğin) hem erkek hem de kız kardeşleri bulunursa, erkeğin hissesi iki kızın hissesi kadardır. Sapkınlığa düşmeyesiniz diye Allah, hükmünü böyle açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilir.” de.