Kaynağın adlandırılmış bir kitaba yerleştirmediği sahih hadisler.
311 · Hadis
Abdullah İbn Mes'ud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Müslüman kardeşinin malını ele geçirmek için yemın-i sabr yapan herkes Allah'ın öfkesini üzerine çekmiş halde O'nun huzuruna çıkar. Nitekim Yüce Allah bunu doğrulayıcı biçimde şu ayeti indirmiştir: "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur." Sonra Eş'as İbn Kays yanımıza geldi ve "Ebu Abdirrahman size ne anlattı?" diye sordu. Biz de anlattıklarını ona haber verdik. Bunun üzerine şöyle dedi: Bu ayet benim hakkımda indi. Amcamınoğlunun bahçesinde benim bir kuyu m vardı. [Ama o, bunu inkar etti.] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, "O kuyunun sana ait olduğunu gösteren bir delil getir yoksa ona, bu kuyunun kendisine aİt olduğuna dair yemin etmesini teklif edeceğim," dedi. Ben de, "Ey Allah'ın Elçisi' [Bu onun için zor değil ki!]O zaman o, yemini tercih edecektir," dedim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kardeşinin malmı ele geçirmek için yalan söyle söyleye yemin-i sabr yapan herkes, Aliah'ın öfkesini üzerine çekmiş halde O'nun huzuruna çıkar
Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben Hz. Nebi'in küçük dilini göreceğim şekilde güldüğünü görmedim. Zira o, tebessüm ederdi. Hadisin geçtiği diğer yer: 6092 [-4829-] Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir bulut veya rüzgar görünce endişesi yüzünden okunurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! İnsanlar bulut gördükleri zaman yağmurun yağmasını umarak sevinirler. Bakıyorum da, bulut gördüğün zaman hoşnutsuzluğun yüzüne yansıyor," demiş. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuş: Ey Aişe! Bulutta, rüzgar ile azaba çarptınlan kavmin azabının olmadığına dair bir garantim yok! O insanlar bulutu gördükleri zaman "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur," demişlerdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Aişe, Hz. Nebi'in yüzüne yansıyan ifadeyi "hoşnutsuzluk" kelimesiyle anlatmıştır. Çünkü onun yüz ifadesi hoşnutsuzluğun sonucunda meydana gelmiştir. Ata'nın Hz. Aişe'den naklettiği bu hadisin baş tarafı şu şekildedir: Hz. Nebi rüzgar estiğinde "Allahım! Sen'den bu rüzgarın hayrını ve onunla gönderilenler içinde hayırlı olanları isterim. Bu rüzgarın şerrinden, onda bulunan kötülüklerden ve onunla gönderilen kötülüklerden de Sana sığınırım." Gök gürleyip şimşek çaktığı zaman Hz. Nebi'in yüzünün rengi atar, bir dışarı çıkar, bir içeri girer, bir ileri, bir geri giderdi. Yağmur yağınca onun bu hali de sona ererdi. Bu rivayeti İmam Müslim nakletmiştir
Ebu Bekr İbn Abdiilah İbn Kays babası (Ebu Musa el-Eş'ari)'den Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Cennette içi boş inciden yapılmış bir çadır vardır. Bu çadırın eni 60 mildir. Her bir köşesinde Müslümanın birbirlerini görmeyen bir ailesi vardır. Mu'min kişi her birinin yanına varır İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içindekilerin tamamı gümüştendir. İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içindekilerin tamamı şu madendendir. Adn Cennetindeki topluluğun Rablerine bakmaları arasındaki tek engel O'nun vechinde bulunan büyüklük örtüsüdür
Hz. Aişe ve İbn Abbas'tan şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı
Ebu Hureyre'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kadının halası üzerine nikahlanmasıOl yasakladığı gibi, teyzesi üzerine de nikahlanmasını yasaklamıştır. " Bize öyle geliyor ki, babasının teyzesi de bu durumdadır. [-5111-] [Çünkü Urve'nin bana] Aişe'den [tahdıs ettiğine göre] dedi ki: "Neseb yoluyla ne haram oluyorsa, süt emmek yoluyla da onu haram biliniz." Fethu'l-Bari Açıklaması: Şafiı dedi ki: Sözü edilenlerin bir arada nikah altında tutulmasının haram kılınması, fetva vermek ehliyetine sahip olup, kendisiyle karşılaştığım herkesin kabul ettiği bir görüştür. Bu hususta aralarında hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Tirmizi der ki: Genelolarak ilim ehli nezdinde uygulama buna göredir. Aralarında herhangi bir görüş ayrılığı olduğunu bilmiyoruz. Kişinin kadın ile halasını ya da teyzesini nikahı altında bir arada bulundurması helal olmadığı gibi, kadının halası ya da teyzesi üzerine nikahlanması da helal değildir. İbnu'l-Münzir der ki: Bugün için bu hususun yasak oluşu ile ilgili herhangi bir görüş ayrılığı olduğunu bilmiyorum. Ancak Haricilerden bir kesim bunun caiz olduğunu söylemiştir. Eğer bir hüküm sünnet ile sabit olup, ilim ehli o doğrultuda ittifakla görüş belirtmiş ise buna muhalefet edenlerin bu muhalif kanaatlerinin zararı olmaz. Aynı şekilde İbn Abdilberr, İbn Hazm, el-Kurtubı ve Nevevi de bu hususta icma' bulunduğunu naklettikleri gibi, İbn Dakiki'l-'Id de kadının halası ile bir arada aynı kişinin nikahı altında bulunmasının haramlığını ulemanın cumhurundan diye nakletmiş; fakat muayyen olarak kimlerin muhalif kanaatte olduklarını belirtmemişlerdir. "Halası üzerine" ifadesinin zahirinden, bu yasağın onlardan birisi ile diğerinden sonra evlenmesine mahsus olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bundan, ikisi ile birlikte evlenmenin yasak olduğu da anlaşılmaktadır. Buna göre her ikisini bir akit ile bir arada tutacak olursa, ikisinin de akdi batıl olur; arka arkaya yapacak olursa ikinci akit batıl olur. "Babasının teyzesinin de bu durumda olduğu görüşünde idi." Kasıt, haramlık bakımından böyle olduğudur
Cabir İbn Abdullah ile Seleme İbn el- Ekva' dediler ki: "Biz bir ordu ile birlikte idik. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elçisi bize gelerek dedi ki: Mut'a yapmanız için size izin verildi. Haydi mut'a yapınız
el-A'rec'den, dedi ki: "Ebu Hureyre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Zandan çokça sakınınız. Çünkü zan sözün en yalanıdır. İnsanların gizliliklerini araştırmayın, başkalarının gizli konuşmalarını dinlemeye kalkışmayın. Birbirinize buğzetmeyin ve kardeşler 0Iun." Bu Hadis 6064, 6066, 6724 numara ile gelecektir [-5144-] "Ve bir kimse kardeşinin talip olduğuna onu nikahlayıncaya ya da terk edinceye kadar kendisi talip olmasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: Cumhur, buradaki nehy, haramlık ifade eder demiştir. el-Hattabi der ki: Buradaki nehy tedib içindir. Fukahanın çoğunluğuna göre akdin batıl olmasına sebep teşkil eden, haram kılan bir nehy değildir. Evet, Hattabi böyle demiştir ama, buradaki nehyin haramlık ifade edici olması ile akdin batıl olması arasında cumhura göre bir ayrılmazlık sözkonusu değildir. Aksine onlara göre nehy haramlık ifade eder, ama akdin de batıl olmasını gerektirmez. Hatta Nevevi bu buyruktaki nehyin haramlık ifade ettiği hususunda icma' bulunduğunu nakletmiştir. Ancak fukaha, şartları hususunda ihtilaf halindedirler. Şamlerle, Hanbel1ler şöyle demektedir: Haram olması kendisine talip olunan kadının kabulünü açıkça ifade ettiği yahut izninin icab (teklifi kabul) olarak itibar edileceği yerde izin vermesi halinde sözkonusudur. Eğer teklifi kabul etmediğine dair açık ifade varsa haramlık sözkonusu değildir. Eğer ikinci talip durumu bilmiyorsa,öyle bir talebi bilmemekle birlikte kendisinin de talip olması caizdir. Çünkü aslolan mubahlıktır. Tirmizi'nin, Şafiı'den nakletliğine göre bu başlıktaki hadisin anlamı şudur: Bir adam bir kadına talip olur, o da onunla evlenmeye razı olup bu evliliğe meylinin bulunduğunu ortaya koyarsa, artık onun bu talebinden sonra bir başkasının ona talip olma hakkı yoktur. Eğer kadının razı olduğunu ve meylinin bulunduğunu bilmiyor ise, ona talip olmasında bir sakınca yoktur. Bunu da birinci talip, ikinci talibe evlenmesi için izin verdiği takdirde haramlık hükmünün kalkacağına delil göstermiştir. Fakat bu husus, sadece kendisine izin verilene ait bir özellik mi olur yoksa başkası hakkında da bu haramlık kalkar mı? Çünkü birinci talibin mücerred olarak verdiği izin, artık onun o kadın ile evlenmekten vazgeçtiğini göstermektedir. Onun bu vazgeçmesi ile de başkasının da ona talip olması caiz olur. Kuvvetli görülen ikincisidir. Bu durumda kendisine izin verilen kişi hakkında caiz oluş açıkça onun sözkonusu edilmesi iledir. İzin verilen dışındakiler için de onun gibi değerlendirilmeleri suretiyledir. Şafiilerden er-Ruyanı açıkça şunu ifade etmiştir: Haramlık birinci kişinin talip oluşunun caiz olması halinde sözkonusudur. Eğer iddet beklemekte olan bir kadına talip olmak gibi yasak bir talep ise, iddetin bitişinden sonra ikincisinin ona talip olmasında bir zarar yoktur. Bu da açıkça anlaşılan bir durumdur. Çünkü böyle bir talep ile birincisinin herhangi bir hakkı sabit değildir. Nebi efendimizin: "Kardeşinin talip olması üzerine" buyruğu da şuna delil gösterilmiştir: Haramlık, talip olanın Müslüman olması halinde sözkonusudur. Eğer zimmı bir erkek, zimmı bir kadına talip olur, Müslüman da ona talip olmak isterse bu mutlak olarak onun için caizdir. Bu el-Evzaı'nin de görüşü olup, Şafillerden İbnu'l-Münzir, İbn Cuveyriye ve el-Hatlabı de ona muvafakat etmişlerdir. Hadisin Müslim'de yer alan rivayetinde Ukbe İbn Amir'in baş tarafların daki şu sözleri de bunu desteklemektedir: "mu'min mu'minin kardeşidir. Bu sebeple mu'minin, kardeşinin alışverişi üzerine alışveriş yapması da onun talip olduğuna -vazgeçinceye kadar- talip olması da helal değildir." el-Hattabı derki: Yüce Allah kafir ile Müslüman arasında kardeşlik bağını kestiğinden, buradaki yasak Müslümana mahsustur. İbnu'l-Münzir der ki: Bu hususta aslolan, mani delil varid oluncaya kadar mubahlıktır. Men edici delil de Müslüman ile kayıtlı olarak gelmiştir. Dolayısıyla bunun dışında da asılolan mubahlık hali üzere kalmaya devam etmektedir. Bununla birlikte cumhur bu hususta zimmınin Müslüman gibi değerlendirileceği görüşündedir. Burada "kardeşi" tabiri ise çoğunlukla görülen hali ifade etmek içindir. Dolayısıyla bunun bir mefhumu (bundan hareketle çıkartılması gereken bir hüküm) yoktur. Yüce Allah'ın: "Çocuklarınızı öldürmeyiniz" buyruğu gibidir. Bu hadis bir erkeğe evlenme teklifinde bulunmuş bir kadının bulunması halinde, bir başka kadının da aynı teklifte bulunmasının haram oluşuna delil gösterilmiştir. Böylelikle kadınların hükmü de erkeklerin hükmü gibi kabul edilmiştir. Bunun da şekli şöyle olur: Bir kadın bir erkekle evlenmek ister ve bundan dolayı da ona onunla evlenmek istediğini söyler, erkek de -daha önce geçtiği üzere- onun istediğine olumlu karşılık verir. Bir başka kadın gelerek ona aynı teklifi yapar, kendisi ile evlenmeye teşvik eder ve kendisinden önce teklifte bulunan kadına olan rağbetini de azaltmaya çalışır. Fukaha fazilet sahibi erkeklere talip olmanın müstehab oluşunu açıkça dile getirmişlerdir. Ancak bu hususun kendisine talip olunacak erkeğin, yalnızca onlardan birisi ile evleneceğini kararlaştırmış olması halinde sözkonusu olacağı gayet açıktır. Her ikisi ile de evlenmeyi kararlaştıracak olursa haramlık sözkonusu olmaz
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse komşusuna eziyet etmesin. " Bu hadis 6018, 6136, 6138 ve 6475 numara ile de geçiyor. [-5186-] "Kadınlar hakkındaki hayır tavsiyemi kabul ediniz. Çünkü onlar bir kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Şüphesiz kaburga kemiğinin en eğri yanı, en üst tarafıdır. Sen onu duzeltmeye kalkışırsan onu kırarsın. Ona ilişmezsen eğri olarak kalır. O halde kadınlar hakkındaki hayır tavsiyemi kabul ediniz
Ata'dan rivayete göre o, Cabir r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Biz Kur'an nazil oluyorken azl yapardık
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: Eslemlilerden bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına -o mescidde iken- geldi. Ona seslenerek: Ey Allah'ın Rasulü, o diğer adam -kendisini kastediyor- zina etmiş bulunuyor, dedi. Allah Rasulü ondan yüzünü çevirince, yüzünü çevirdiği tarafa geçip, ona karşı yine: Ey Allah'ın Rasulü, o diğeri zina etmiş bulunuyor, dedi. Yine yüzünü ondan başka tarafa çevirdi. Adam yüzünü çevirdiği tarafa geçip karşısında durdu, yine ona bu sözleri söyledi. Allah Rasulü yine yüzünü ondan başka tarafa çevirdi, o da dördüncü defa onun karşısına geçti. Adam kendi aleyhine dört defa şahitlik edince, onu çağırarak: Sende bir delilik var mıdır, diye sordu. Adam: Hayır deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Onu alıp götürün, onu recm edin, diye buyurdu. (Çünkü) adam muhsan (evlenmiş) idi." Bu hadis 6815,6825 ve 7167 numara ile gelecektir
Yahya İbn Said'den, o el-Kasım İbn Muhammed ve Süleyman İbn Yesar'dan rivayet ettiğine göre her ikisi şunu zikretmişlerdir: Yahya İbn Said İbn eı-As, Abdurrahman İbn el-Hakem'in kızını boşadı. Abdurrahman onu evinden nakletti. mu'minlerin annesi Aişe, Medine emiri iken Mervan'a şu haberi gönderdi: Allah'tan kork ve onu evine geri gönder. Mervan, Süleyman (İbn Yesar)'ın hadisinde Aişe'ye: Abdurrahman İbn el-Hakem bana galip geldi, diye cevap vermiştir. el-Kasım İbn Muhammed de (Aişe'ye şöyle cevap verdiğini} söylemiştir: Sana Kays'ın kızı Fatıma'nın durumu ulaşmadı mı? Aişe şu cevabı vermişti: Fatıma'nın hadisini hiç söz konusu etmemenin sana• bir zararı olmaz. Bunun üzerine Mervan İbn el-Hakem dedi ki: Eğer sence bu bir şer ise, bu ikisi arasındaki şer de senin için yeterli bir sebep olsun. " 5321 no'lu hadis, 5323, 5325 ve 5327 numara ile 5322 nolu hadis ise 5324, 5326, 5328 numara ile gelecektir
Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Fatıma'ya ne oluyor? Allah'tan korkmaz mı? Bununla Fatıma'nın: (Kesin olarak boşanmış kadının) süknası da yoktur, nafakası da yoktur, sözünü kastetmektedir
Abdurrahman İbn el-Kasım'dan, o babasından dedi ki: "Urve İbn ez-Zubeyr, Aişe r.anha'ya dedi ki: el-Hakem'in kızı filan kadını görmez misin? Kocası onu kesin olarak boşadığı halde o hemen dışarı çıktı. Bunun üzerine Aişe: Ne kötü bir iş yaptı, dedi. Urve: Peki, Fatıma'nın söylediklerini işitmedin mi, diye sordu. Bu sefer Aişe: Şunu bil ki bu hadisi zikretmekte bir hayır yoktur, dedi." İbn Ebi'z-Zinad, Hişam'dan, o babasından şu fazlalığı zikretmektedir: "Aişe (Fatıma'nın söz konusu edilmesini) şiddetli bir şekilde ayıpladı ve: Fatıma ıssız bir yerde idi. Bulunduğu yerde onun hakkında endişe edildi. İşte bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona ruhsat verdi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aişe: Fatıma'nın hadisini zikretmemenin sana bir zararı olmaz dedi" ibaresi şu demektir: Çünkü boşanmış kadının sebepsiz yere evinden bir başka yere intikal etmesinin caiz oluşuna o hadiste bir delil yoktur. "Mervan İbn el-Hakem: Eğer senin yanında bir şer varsa ... dedi." Yani eğer senin yanında Fatıma'nın evinden çıkış sebebi, kendisi ile kocasının akrabaları arasında meydana gelen şer ve kötülük ise, bu sebep bu olayda da mevcuttur. Bundan dolayı: "Bu ikisi arasındaki şer sana yeter" demiştir. Bunu ayrıca Müslim, Ma'mer yoluyla ez-Zührı'den diye baştaki ifadeler bulunmaksızın ama şu fazlalıkla rivayet etmiş bulunmaktadır: "Mervan bu hadis sadece bir kadından işitilmiş bulunuyor. Bu sebeple biz de insanların uyguladıklarını gördüğümüz hale sımsıkı sarılarak onu uygulayacağız, dedi." Sanki Mervan mutlak olarak dışarı çıkmayı kabul etmemiş, sonra da ileride geleceği üzere kadına talak verilen evden çıkmasının caiz olmasını gerektirecek arızi bir halin varlığı şartı ile caiz olduğunu kabul etmiş gibidir. "İbn Ebi'z-Zinad, Hişam'dan, o babasından diyerek şu fazlalığı zikretmektedir: Aişe son derece ağır bir şekilde (Fatıma'nın söz konusu edilmesini) ayıptadı ve: Fatıma ıssız bir yerde idi. Bundan dolayı da ona zarar geleceğinden endişe edildi. İşte bunun için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona ruhsat vermişti, dedi." Bunu Ebu Davud, İbn Vehb yoluyla Abdunahman İbn Ebi'z-Zinad'dan: "Andolsun ayıpladı" lafzı ile mevsul olarak rivayet etmiş ve: "Fatıma bintKays'ı kastederek" fazlalığını eklemiştir. "ıssız" ifadesi ise tenha ve yanında ünsiyet edeceği kimsenin bulunmaması demektir. İbn Ebi'z-Zinad'ın bu rivayetinin EbCt Üsame'nin, Hişam İbn Urve'den diye naklettiği bir şahidi de vardır. Fakat orada şöyle demiştir: "(Hişam) babasından, o Fatıma bint Kaysıtan dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, kocam beni üç talak ile boşadı. Ben üzerime (bulunduğum yere) zorla girileceğinden korkuyorum, dedi. Allah Rasulü de ona emir verdi, o da bunun üzerine başka bir yere geçti." Buhari bab başlığını Fatıma kıssasında varid olmuş rivayetlerin toplamından çıkarmış bulunmaktadır. Dışarı çıkmasının caiz oluşunu da şu iki husustan birisinin varlığına bağlamıştır: Ya onun bulunduğu yere zorla girileceğinden korkulacak yahut kadın tarafından kendisini boşayan erkeğin yakınlarına çirkin sözler söyleyecek. Selef bain talak ile boşanmış kadının nafakası ve sükna hamile kadının hakkı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhur nafaka hakkının bulunmadığını, sükna hakkının olduğunu söylemiştir. Sükna hakkının sabit olduğuna da yüce Allah'ın: "O kadınları gücünüz yettiğince kaldığınız yerin bir kısmında iskan edin."(Talak, 6) buyruğunu delil göstermişlerdir. Nafaka hakkının bulunmadığına da yüce Allah'ın: "Eğer onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. "(Talak, 6) buyruğunun mefhumundan hareket etmişlerdir. Çünkü bu buyruğun mefhumundan anlaşıldığına göre, hamile olmayan boşanmış kadının nafaka hakkı yoktur. Aksi takdirde onun özellikle söz konusu edilmesinin bir anlamı olmazdı. Diğer taraftan siyak (ifadelerin akışı), buyruğun ric'i talakla boşanmamış (bfun talakla boşanmış) hakkında olduğu anlamını da vermektedir. Çünkü ric'i talak ile boşanmış kadının nafakası, hamile olmasa dahi vaciptir. Ahmed, İshak ve Ebu Sevr ise Fatıma bi nt Kays'ın hadisinin zahirinden anlaşılana göre nafakasının da, sükna hakkının da olmadığı kanaatinde olup, birinci ayetin bain talak ile boşanmış kadını söz konusu ettiği hususunda da itiraz etmişlerdir
Urve'den rivayete göre "Aişe, Fatıma'nın bu sözünü kesin olarak reddetmiştir
Bera ve İbn Evfa r.anhuma dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (evcil) eşeklerin etlerini yasakladı
Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Batan bir dikene varıncaya kadar Müslüman'a isabet eden herhangi bir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet ve gam sebebiyle mutlaka Allah, bunlara karşı olarak günahlarının bir kısmını affeder." Diğer tahric edenler: Tirmizi, Cenaze; Müslim, Birr ve Sıla
Mihsan kızı Ümmü Kays'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ben size bu Ud-i hindi'yi tavsiye ederim. Çünkü onda yedi türlü şifa vardır: Uzre (denilen boğaz) hastalığı için o buruna ilaç olarak çekilir ve zatu'l-cenb hastalığından ötürü de (su ile) hastaya içirilir." Bu Hadis 5713.5715 ve 5718 numara ile de geçiyor [-5693-] (Yine Ümmü Kays'tan, dedi ki): "Henüz yemek yemeğe başlamamış bir oğlum ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Onun üzerine küçük abdestini bozunca bir su getirilmesini istedi ve değdiği yere serpti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hindi ve bahri kust ilacını buruna damlatmak." Ebu Bekir b. el-Arabı dedi ki: Kust, siyah renkli hindi ve beyaz renkli bahrı olmak üzere iki türlüdür. Hindı türünün harareti daha çoktur. "(Kef harfi ile) kuşitat ile (kaf harfi ile) kuşitat gibi. Abdullah (b. Mesud) da (kaf harfi ile) kuşitat diye okumuştur." Nesefi ayrıca "yani nuziat: söküldü, çekip alındı demektir" fazlalığını eklemiştir. "Çünkü onda yedi türlü şifa vardır. Boğaz hastalığından ötürü o buruna damlatılır ve zatu'l-cenb dolayısı ile de o hastaya içirilir." Hadiste bu şekilde yedisinden sadece ikisi zikredilmiş bulunmaktadır. Ya yedisini de hadiste zikretmiş; ama ravi hadisi ihtisar etmiş yahut o sırada diğer beşi bulunmayıp sadece bu ikisinin varlığı söz konusu olduğundan ikisini zikretmiş olabilir. İleride, bu ikinci ihtimali güçlendiren ifadeler gelecektir. Doktorlar, kustun faydaları arasında şunları da zikretmektedir: Kust, ay hali kanını ve idrarı söktürür. Bağırsak kurtlarını öldürür. Zehire karşı panzehir özelliği vardır. Hummayı giderir, mideyi ısıtır, cima' arzusunu harekete geçirir, yüzde hamilelik ve benzeri sebeplerle oluşan benekleri gidererek parlaklık verir. Doktorlar bu açıklamalarıyla yedi hastalıktan fazlasını zikretmişlerdir. Bazı şarihler de şöyle cevap verirler: Yedi tanesi vahiy ile bilinmiştir. Bundan fazla olanları ise deney ile bilinmektedir. O bakımdan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kesinliği dolayısıyla vahiy ile bildirilenleri söz konusu etmekle yetinmiştir. el-Uzra denilen boğaz ağrısı, çoğunlukla küçük çocuklarda görülen bir boğaz ağrısı türüdür. Kulak ile boğaz arasındaki ya da burun ile boğaz arasındaki boşlukta meydana gelen bir iltihap olduğu da söylenmiştir. Denildiğine göre ona bu adın veriliş sebebi, çoğunlukla el-uzra denilen yıldız grubunun doğuşu esnasında ortaya çıkmasıdır. Bunlar ise eş-şi'ra el-abCır denilen yıldızın altında çıkan beş tane yıldızdır. Bunlara aynı zamanda el-azara adı da verilir. Bunların doğuşu, sıcağın ortalarına rastlar
Abdullah b. Buhayne'den rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem,Mekke yolunda Lahyu Cemel denilen yerde, ihramlı iken, başının ortasına hacamat yaptırdı
İbn Abbas'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Lahyu Cemel denilen bir su yakınında ihramlı olduğu halde, kendisinde bulunan bir baş ağrısı dolayısı ile hacamat yaptırdı
Ubeydullah b. Abdullah'tan rivayete göre o, İbn Abbas ve Aişe'den şunu rivayet etmektedir: "Ebu Bekr r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefat etmiş olduğu halde öptü." Ubeydullah b. Abdullah'ın nakline göre Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Hastalığı esnasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağzına ilaç koyduk. Bize ':4ğzıma ilaç koymayın" diye işaret etmeye başladı. Biz "Hasta ila cı sevmez, onun için böyle söyledi" dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendine gelince, "İlaç vermenizi yasaklamadım mı?" diye çıkışınca biz yine "hasta ilacı sevmez" dedik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: ':4ranızdan -gözlerimin önünde- ağzına ilaç damlatılmayacak hiç kimse kalmayacaktır. Bundan sadece Abbas müstesnadır. Çünkü o sizinle birlikte bulunmadı