Kaynağın adlandırılmış bir kitaba yerleştirmediği sahih hadisler.
311 · Hadis
Ubeydullah dedi ki: Âişe şöyle dedi: Biz hastalığı içinde yarı baygın ikenPeygamber'e ağzının bir tarafından içeriye bir ilâç vermiştik. O da bize: "Bana ilâç vermeyiniz!" diye işaret etmeye başlamamıştı. Biz, Peygamber'in bunu istememesi, hastanın ilâçtan hoşlanmamasından ibarettir dedik (ve ilâç vermeğe devam ettik).Fakat Peygamber ayılınca: "Ben sizi bana ilâç vermekten men' etmedim mi?" buyurdu. Bu nehyi, hastanın ilâcı sevmemesidir diye düşündük, dedik. Bunun üzerine Peygamber: "Şimdi Abbâs hâriç, bu evde bulunan herkes gözümün önünde bu ilâçtan muhakkak içecektir, içmeden kalkmıyacaktır. Çünkü Abbâs beni ilaçlamanızda sizinle hazır bulunmadı" buyurdu
İbn Abbâs ve Âişe'den rivayet edilmiştir: Ebû Bekir, Peygamber (s.a.v.) vefat ettiğinde onun (alnından) öptü. Âişe şöyle ekledi: Biz onun ağzının bir tarafına ilaç koyduk, fakat o ilacı ağzına koymayalım diye bize eliyle işaret etmeye başladı. Biz, "Hastanın çoğunlukla yaptığı gibi ilaçtan hoşlanmıyor" dedik. Fakat kendine geldiğinde şöyle dedi: "Ağzımın kenarına (zorla) ilaç koymanızı size yasaklamamış mıydım?" Biz, "Bunu sadece hastanın genellikle ilaçtan hoşlanmaması sebebiyle olduğunu sandık" dedik. O şöyle dedi: "Evde bulunan herkes, ben bakarken mutlaka ağzının kenarına zorla ilaç konulacaktır; ancak Abbâs müstesna, çünkü o sizin bu yaptığınıza şahit olmadı."
[– 3720 - 3721-] Enes'ten rivayete göre, "Ebu Talha ve Enes b. en-Nadr kendisini dağlamışlardı. Onu Ebu Talha kendi eliyle dağlamıştı." Enes b. Malik'ten, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ensardan bir ev halkına zehirden ve kulak ağrısından dolayı rukye yapmalarına İzin vermiştir." Enes dedi ki: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta olduğu halde zatu'lcenb'den dolayı dağlandım, Ebu Talha, Enes b. en-Nadr, Zeyd b. Sabit de benim bu dağlanışıma şahit oldular. Beni dağlayan da Ebu Talha idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zatu'l-cenb", kaburga kemiklerinin iç tarafındaki zarda anz olan sıcak bir şişkinlik (iltihap)dir. Göğsün ve kaburga kemiklerinin adalelerinde ve iç taraflarında sıkıŞıP kalan rlhler (iltihabi havalar) dolayısı ile böğrün çeşitli yerlerinde arız olan ve bundan dolayı da ağnlara sebep olan hastalık hakkında da kullanılır. Birincisi doktorların söz konusu ettiği gerçek zatu'l-cenb'dir. Doktorlar derler ki: Bunun beş tane arazı (belirtisi) vardır: Yüksek ateş, öksürük, bir şeylerin battığını hissetmek, nefes darlığı ve yüksek nabızdır. Zatu'l-cenb'e aynı zamanda böğür ağrısı da denilir. Bu da korkutucu hastalıklardan birisidir. Çünkü kalp ile ciğer arasında meydana gelir ve en kötü hastalıklardan birisidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah onu bana musallat edecek değildir" diye buyurmuştur. Huma ise zehir demektir. Buna dair açıklamalar "dağlama yaptıran kimse" başlığında geçmiş bulunmaktadır
[– 3720 - 3721-] Enes'ten rivayete göre, "Ebu Talha ve Enes b. en-Nadr kendisini dağlamışlardı. Onu Ebu Talha kendi eliyle dağlamıştı." Enes b. Malik'ten, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ensardan bir ev halkına zehirden ve kulak ağrısından dolayı rukye yapmalarına İzin vermiştir." Enes dedi ki: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta olduğu halde zatu'lcenb'den dolayı dağlandım, Ebu Talha, Enes b. en-Nadr, Zeyd b. Sabit de benim bu dağlanışıma şahit oldular. Beni dağlayan da Ebu Talha idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zatu'l-cenb", kaburga kemiklerinin iç tarafındaki zarda anz olan sıcak bir şişkinlik (iltihap)dir. Göğsün ve kaburga kemiklerinin adalelerinde ve iç taraflarında sıkıŞıP kalan rlhler (iltihabi havalar) dolayısı ile böğrün çeşitli yerlerinde arız olan ve bundan dolayı da ağnlara sebep olan hastalık hakkında da kullanılır. Birincisi doktorların söz konusu ettiği gerçek zatu'l-cenb'dir. Doktorlar derler ki: Bunun beş tane arazı (belirtisi) vardır: Yüksek ateş, öksürük, bir şeylerin battığını hissetmek, nefes darlığı ve yüksek nabızdır. Zatu'l-cenb'e aynı zamanda böğür ağrısı da denilir. Bu da korkutucu hastalıklardan birisidir. Çünkü kalp ile ciğer arasında meydana gelir ve en kötü hastalıklardan birisidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah onu bana musallat edecek değildir" diye buyurmuştur. Huma ise zehir demektir. Buna dair açıklamalar "dağlama yaptıran kimse" başlığında geçmiş bulunmaktadır
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "İki kadından birisi diğerine bir taş attı ve o kadın da karnındaki ceninini düşürdü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun hakkında bir erkek yahut bir dişi köleden ibaret olan gurre verilmesi hükmünü verdi." وعن ابن شهاب، عن سعيد بن المسيَّب: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قضى في الجنين يُقتل في بطن أمه بغُرَّة، عبد أو وليدة، فقال الذي قُضيَ عليه: كيف أغرم من لا أكل ولا شرب، ولا نطق ولا استهلَّ، ومثل ذلك بطل. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (إنما هذا من إخوان الكهَّان ).
Ebu Hureyre'den dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim yemin edip de yemin ederken: Lat ve Uzza hakkı için derse hemen: La ilahe illallah desin, kim arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım derse, hemen bir sadaka versin."
Ebû Hüreyre'den rivayet edilmiştir: Allah'ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Advâ (hastalığın kendiliğinden bulaşması) yoktur." Ebû Hüreyre ayrıca şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hastalıklı hayvanlar sağlıklı hayvanların arasına karıştırılmasın" (yahut şöyle dedi: "Tedbir olarak hastayı sağlıklı kimsenin yanına koymayın.") Ebû Hüreyre ayrıca şöyle dedi: Allah'ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Advâ yoktur." Bunun üzerine bir bedevî kalkıp şöyle dedi: "Kumda ceylanlar gibi görünen develerin, uyuz bir deve aralarına karıştığında hepsinin uyuz olduğunu görmüyor musun?" Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Peki ilk deveye (uyuz) hastalığını kim bulaştırdı?"
Zührl'den, o Ebu İdris el-Havlanı'den, o Ebu Sa'lebe el-Huşenı r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yırtıcı canavar hayvanlardan azı dişli olanların hepsinin etini yemeyi nehyetti." Zührl dedi ki: Ben bu hadisi Şam'a gelinceye kadar işitmemiştim
Aişe ve Abdullah b. Abbas (r.anhuma)'dan, dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (hastalığının şiddetinden ötürü) ona ait olan bir hamisayı yüzüne örtüp bürüyordu. Sıkıldığı zaman da onu yüzünün üzerinden açardı. O bu halde iken: Allah'ın Ianeti Yahudiler ve Hristiyanıarın üzerine olsun. Çünkü onlar Nebilerinin kabirlerini mescidler edindiler, buyurdu. Böylece (ümmetini) onların yaptıklarını yapmaktan sakındırıyordu
Enes b. Malik'ten -yahut bir adamdan, o Ebu Hureyre'den dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ayakları irice, yüzü güzeldi. Ondan sonra onun gibisini görmedim
Enes'ten -yahut Cabir b. Abdullah'tan- rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice iöi. Ondan sonra ona benzeyenini görmedim
Ebu Musa'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Mu'min, mu'min için bir bina gibidir. Biri diğerinin gücünü artırır, buyurduktan sonra parmaklarını birbirine geçirdi." وكان النبي صلى الله عليه وسلم جالساً، إذ جاء رجل يسأل، أو طالب حاجة، أقبل علينا بوجهه فقال: (اشفعوا فلتأجروا، وليقض الله على لسان نبيه ما شاء ).
[– 6074 - 6075-] Abdullah İbni'z--Zübeyr r.a.'den rivayete göre o Aişe'nin yaptığı bir bağış ya da bir alışverişi hakkında: Allah'a yemin ederim, ya Aişe bu işten vazgeçer yahut ben onu tasarruftan men ederim, dedi. Bu sefer Aişe: Bu sözü o mu söyledi, diye sordu. Bunu bildirenler: Evet, dediler. Aişe: O halde Allah adına yemin ediyorum ki, ebediyyen İbnu'z-Zubeyr ile konuşmayacağım, dedi. Aralarındaki dargınlık uzayıp gidince İbnu'z-Zubeyr onun yanına şefaat edecek kimseler gönderdi. Fakat Aişe: Allah'a yemin ederim, hayır, onun hakkında ebediyyen kimsenin şefaatini kabul etmem ve adağımı (yeminimi) da bozmam, dedi. Bu hal İbnu'z-Zubeyr için uzayıp gidince o Misver İbn Mahreme ile Abdurrahman İbn el-Esved İbn Abdi Yeğus -ki ikisi de Zühre oğullarındandılar- ile konuştu ve ikisine: Allah adına size and veriyorum, beni mutlaka Aişe'nin huzuruna girdiriniz. Çünkü onun benimle ilişkiyi koparmayı adaması ona helal değildir, dedi. Bunun üzerine Misver ve Abdurrahman ridalarına bürünerek İbnu'zZübeyr'i de yanlarına alıp gittiler. Aişe'nin huzuruna girmek için izin isteyerek: es-Selamu aleyki ve rahmetullahi ve bereketuhu, girelim mi, dediler. Aişe: Giriniz dedi. Onlar: Hepimiz mi, dediler. Aişe: Evet, hepiniz giriniz, dedi. -Beraberlerinde İbnu'z-Zubeyr'in de olduğunu bilmiyordu- Onlar girince İbnu'z-Zubeyr de hicabın arkasına girdi, Aişe'nin boynuna sarıldı, ona yalvarıp yakarmaya, ağlamaya koyuldu. Misver ile Abdurrahman da ona yalvarmaya başladılar. Mutlaka onunla konuşması, mazeretini kabul etmesi gerektiğini söylediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, yaptığı şekilde dargınlığı yasaklamış olduğunu, çünkü: Müslümanın Müslüman kardeşine üç günden fazla küs durmasının helal olmadığını söylediğini tekrarladılar. Onlar Aişe'ye bu şekilde ileri derecede hatırlatmada bulunup iyice sıkıştırınca, o da ağlayarak ikisine adağını hatırlatıyor ve: Ben bunu adamıştım. Adak da ağır bir iştir, diyordu. Fakat Misver ile Abdurrahman, İbnu'z-Zubeyr ile konuşuncaya kadar ona ısrar edip durdular. Bu adağı dolayısıyla kırk köle azad etti. Bundan sonra da yaptığı o adağını hatırlıyor ve gözyaşları baş örtüsünü ıslatıncaya kadar ağlıyordu
Âişe'den (Peygamber'in hanımı) rivayet edilmiştir ki: Kendisine, Abdullah b. Zübeyr'in (onun bir şeyi sattığını veya hibe olarak verdiğini duyunca) şöyle dediği haber verildi: "Vallahi, eğer Âişe bundan vazgeçmezse, ben onu malı üzerinde tasarruftan men ederim (hacir altına alırım)." Ben (Âişe), "O (Abdullah b. Zübeyr) böyle mi dedi?" dedim. Onlar (insanlar), "Evet" dediler. Âişe şöyle dedi: "Allah'a ahdediyorum ki İbn Zübeyr ile bir daha asla konuşmayacağım." Bu küskünlük uzun sürünce, Abdullah b. Zübeyr onun nezdinde aracılar aramaya başladı, fakat o şöyle dedi: "Vallahi, onun için hiç kimsenin şefaatini kabul etmeyeceğim ve yeminimi bozarak günaha girmeyeceğim." Bu durum İbn Zübeyr için uzayınca (ona ağır gelince), Benî Zührâ kabilesinden olan Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. Esved b. Ebî Yağûs'a şöyle dedi: "Allah aşkına, benim Âişe'nin yanına girmemi sağlayın; çünkü onun benimle ilişkiyi kesmeye yemin etmesi caiz değildir." Bunun üzerine Misver ile Abdurrahman, ridalarına bürünerek Âişe'den izin isteyip şöyle dediler: "Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun! İçeri girebilir miyiz?" Âişe, "Girin" dedi. Onlar, "Hepimiz mi?" dediler. O, "Evet, hepiniz girin" dedi; İbn Zübeyr'in de onlarla birlikte olduğunu bilmiyordu. Onlar girince, İbn Zübeyr perdeli yere girdi, Âişe'ye sarılıp kendisini bağışlaması için yalvarmaya başladı ve ağladı. Misver ile Abdurrahman da onunla konuşması ve tövbesini kabul etmesi için ondan ricada bulunmaya başladılar. Ona şöyle dediler: "Peygamber (s.a.v.), bildiğin üzere (Müslüman kardeşlerinle konuşmayı bırakıp) küs durmayı yasakladı; çünkü hiçbir Müslümanın kardeşiyle üç geceden (günden) fazla konuşmaması helal değildir." Ona (akrabalık bağını iyi tutmanın ve başkalarının kusurlarını bağışlamanın faziletini) hatırlatmayı artırıp onu zor bir duruma getirdiklerinde, o da onlara hatırlatmaya başladı ve ağlayarak şöyle dedi: "Ben bir yemin ettim, yemin (meselesi) ise zor bir iştir." Onlar (Misver ile Abdurrahman) ricalarında ısrar ettiler, nihayet o Abdullah b. Zübeyr ile konuştu ve yemininin keffareti olarak kırk köle azat etti. Daha sonra, yeminini her hatırladığında, örtüsü gözyaşlarıyla ıslanacak kadar çok ağlardı.
Cerir'den, dedi ki: "Müslüman olduğum andan itibaren Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni meclisine girmekten alıkoymadı ve beni gördükçe mutlaka yüzüme karşı gülümsedi." [-6090-] "And olsun, ben ona atların üzerinde sebat edip duramadığımdan dolayı şikayette bulundum. Eliyle göğsüme vurdu ve: Allah'mi, ona sebat ver, onu hidayete ileten ve hi day ete iletiimiş kıl, buyurdu
(Ensar'ın mevlası Buşeyr İbn Yesar'dan rivayete göre), Rafi' İbn Hadic ile Sehl İbn Ebi Hasme kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Abdullah İbn Sehl ile Muhayyisa İbn Mesud, Hayber'e gittiler. Hurmalıklar arasında her biri bir tarafa ayrıldı. Daha sonra Abdullah İbn Sehl öldürüldü. Abdurrahman İbn Sehl ile Mesud'un iki oğlu Huvayyisa ile Muhayyisa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek arkadaşları Abdullah İbn Sehl'in durumu hakkında konuştular. Gelenlerin yaşça en küçükleri olan Abdurrahman söze başlayınca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Büyük olana sözü bırak, buyurdu. (Ravilerden) Yahya: Yaşça büyük olan konuşsun buyurdu, dedi. Sonra arkadaşlarının durumu hakkında konuştular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Öldürülen bu adamınızın -yahut arkadaşınızın- diyetini hak etmek için aranızdan elli kişi (Hayberliler öldürdü diye) yemin eder mi, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, bu görmediğimiz bir iştir, dediler. Allah Rasulü: O zaman Yahudiler arasından elli kişi yemin ederek sizin onu öldürmediğinizi söyleyip, kanından beri olduklarını belirtsinier, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, onlar kafir bir topluluktur diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tarafından onlara diyet ödedi." Sehl dedi ki: "Ben o develerden bir dişi deveye yetiştim. Sahiplerine ait olan bir ağıla girdim, o deve beni ayağıyla tekmeledi." İbn Uyeyne dedi ki: Bize Yahya, Buşeyr'den, o, Se hı 'den tahdis etti, diyerek yalnızca Sehl'in adını söyledi, (Rafi' İbn Hadle'i sözkonusu etmedi)
Abdullah İbn Ömer'den rivayete göre; "Ömer İbn el-Hattab, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabından birkaç kişi ile beraber İbn Seyyad'ın bulunduğu tarafa doğru gittiler. Sonunda onu Meğale oğulları kalesinde diğer çocuklarla birlikte oynarken buldu. -O gün İbn Seyyad ergenlik yaşına yaklaşmıştı.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle İbn Seyyad'ın sırtına vuruncaya kadar fark etmedi. Daha sonra Allah Rasulü: Benim gerçekten Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet ediyor musun, diye sordu. İbn Sayyad ona bir baktıktan sonra: Senin ümmilerin rasulü olduğuna şehadet ederim, dedi. Daha sonra İbn Seyyad: Peki, sen benim gerçekten Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet eder misin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle dediği için onu itti, sonra da: Ben Allah'a ve rasullerine iman ettim, buyurdu. Sonra İbn Seyyad'a: Ne görüyorsun, diye sordu. İbn Seyyad: Bana doğru söyleyen de gelir, yalancı da gelir, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O halde iş senin için içinden çıkılamaz bir hale getirilmiştir, buyurdu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben sana bir şey sakladım, dedi. İbn Sayyad: O ed-duh'tur deyince, Allah Rasulü: Defol, git, sen haddini asla aşamayacaksın, dedi. Ömer: Ey Allah'ın Rasulü, bunun boynunu vurmama izin verir misin deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer bu, o ise sen ona musallat edilmezsin, eğer o değilse onu öldürmende senin için bir hayır yoktur, buyurdu
Abdullah İbn Ömer'den, diyor ki: "Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ensardan Ubey İbn Ka'b, İbn Sayyad'ın içinde bulunduğu hurmalıklara doğru gittiler. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurmalığa girince, hurma gövdeleriyle gizlenip saklanmaya çalıştı. Böyle yaparak İbn Sayyad kendisini görmeden ondan bir şeyler işitmeye çalışıyordu. İbn Sayyad döşeği üzerinde bir kadife içerisinde uzanmış yatıyordu. Kadifenin altından da hınltılı bir ses geliyordu. İbn Sayyad'ın annesi hurma ağaçlarının gövdeleri arkasında saklanırken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördü. İbn Sayyad'a: Ey Safi! -ki Safi onun adı idi- İşte Muhammed (geldi), dedi. Bunun üzerine İbn Sayyad bulunduğu hale son verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer annesi onu o halinde bırakmış olsaydı, o da ne olduğunu açıkça ortaya koymuş olurdu, dedi
Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuba'ya gitti mi ÜmmüHaram bint Milhanım yanma uğrar, o da ona yiyecek bir şeyler ikram ederdi. -Ummü Haram, Ubade Ibri es-Samit'in hanımı idi.- Bir gün onun evine gitti, o da ona yemek ikram etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyudu. Sonra gülerek uyandı. Ümmü Haram dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. O şöyle buyurdu: Bana ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış birtakım insanlar gösterildi. Şu denizin sırtı üzerinde, (gemilere) tahtlar üzerinde krallar olarak binmişlerdi. -Yahut: Tahtlar üzerinde krallar gibi dedi, ki şüphe eden İshak'tır.- Ben: Allah'a beni de onlardan kılsın diye dua buyur, dedim. O da dua etti. Daha sonra yine başını koydu ve uyudu. Yine gülerek uyandı. Ben: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. Şöyle buyurdu: Ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış olan kimseler bana gösterildi. Bunlar bu denizin sırtına tahtlar üzerinde hükümdarlar olarak binmişlerdi. -Yahut tahtları üzerinde hükümdarlar gibiydiler, diye buyurdu-o Ben: Allah'a beni de onlardan kılması için dua et, dedim. O: Sen ilkIerdensin, dedi. Daha sonra Ümmü Haram Muaviye döneminde denize (gemiye) bindi ve denizden karaya çıktığı sırada bineği üzerinden düşüp şehit oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmi ziyaret edip yanlarında kaylule yapan kimse." Kaylule vakti yanlarında uyuyan kimse, demektir. "Onun terinden ve saçından alıp bir şişeye koydu." Müslim'in rivayetinde "şişelere" şeklinde olup, saçı söz konusu etmemiştir. Bu olayda saçın söz konusu edilmesinde de bir gariplik vardır. Bazıları bunu saçlarını tararken dökülen saçları diye yorumlamıştır. Daha sonra Muhammed İbn Sa'd'ın rivayetinde bu husustaki karışıklığı izale edecek bir bilgi gördüm. Onun, sahih bir senedIe Sabit'ten, onun da Enes'den rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina'da saçını traş edince Ebu Talha saçını aldı ve o saçı Ümmü Suleym'e getirdi. Ümmü Suleym de onu suk denilen koku karışımı arasına koydu. Üm mü Suleym dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelir ve benim yanımda deriden bir yatak üzerinde kaylule yapardı. Ben de terini toplamaya koyuldum ... " diye hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. İşte bu rivayet, Ümmü Suleym'in, kaylule vakti onun terini alınca terini yanında bulunan saça eklediğini ortaya koymaktadır. Yoksa uyurken saçından bir şeyler aldığı şeklinde değildir. Yine bu rivayetten sözü geçen olayın, Veda haccından sonra olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ancak Veda haccı esnasında Mina'da traş etmişti. "Suk" denilen şey, çeşitli kokuların karışımıdır. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadisten büyük zatın tanıdığı kimselerin evinde kaylule yapmasının meşruiyeti anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir iş, sevgının daha sağlamlaşıp pekişmesi için bir yoldur. el-Mühelleb dedi ki: Yine bu hadisten insanoğlunun saçının ve terinin tahir olduğu da anlaşılmaktadır. Başkaları ise: Hadiste buna dair bir delalet yoktur, demektedir. Çünkü bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerindendir. Buna dair delil oldukça güçlüdür, özellikle de bunların her birisinin tahir olduğuna dair delil de sabit olmuştur. "Ümmü Haram" Enes'in teyzesidir. Ona er-Rumeysa, Ümmü Suleym'e de el-Gumeysa denilirdi. "Bu denizin üstüne binecekler." es-Sebec: Bir şeyin üstü, sırtı demektir. Bir topluluk bunu böylece açıklamışlardır. el-Hattabı de: Denizin üstü ve sırtıdır, demiştir. İbn Abdilberr dedi ki: Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, o ümmetinden denizde gazaya çıkan gazileri cennette tahtlar üzerinde krallar olarak görmüştür. Onun gördüğü rüya ise vahiydir. Yüce Allah da cennetliklerin nitelikleri hakkında: "Sedirler üzerinde karşılıklı otururlar. "(Hicr, 47); "Tahtlar üstünde yaslanacaklar."(Yasin, 52) diye buyurmaktadır. Sedirler üstü ince tüllerle örtülmüş tahtlara yaslanırlar, diye açıklanmıştır. Iyad dedi ki: Bu bir ihtimaldir. Aynı şekilde bunun, onların gazadaki rahat hallerine, işlerinin dimdik ve dosdoğru ayakta duruşuna, sayılarının çokluğuna, araç ve gereçlerinin çok iyi olacağına dair bir haber de olabilir. Bu halleriyle onlar tahtlar üzerinde hükümdarları andırırlar. Derim ki: Bu ihtimal biraz uzaktır. Birincisi daha güçlüdür. Bu hadisten az önce söylenenlerden başka şu sonuçlar da çıkar: 1 - Cihadın arzulanmasını sağlamak ve cihada teşvik 2- Mücahidin faziletinin açıklanması 3- Gaza için tuzlu denizlerde yolculuk yapmanın caiz oluşu Yine hadisten anlaşıldığına göre; 4- Şehitliği temenni etmek caizdir. 5- Gazi olarak ölen bir kimse, gazada öldürülen kimseler hükmündedir. 6- Geceleyin namaz kılmaya destek olacağından kayıtlle yapmak mcrudur. 7 - Bedeni rahatsız eden bit ve benzeri şeylerin çıkarılması caizdir. 8- Her imam ile birlikte cihada çıkmak meşrudur. Çünkü hadis, Kayser şehrine gaza yapan kimselere övgüyü de ihtiva etmektedir. 9- Niyeti doğru olması halinde gazinin fazileti sabittir. 10- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ileride meydana gelecek çeşitli haberleri vermiş ve dediği gibi ortaya çıkmıştır. İşte bu da onun nübüwetinin alametlerindendir. Bunlar arasında: Kendisinden sonra ümmetinin kalacağını, ümmeti arasında güçlü, kuwetli ve düşmana önemli zararlar verecek kimselerin bulunacağını bildirmesi, bunların denizde gazaya çıkacak kadar ülkelerde güçlü bir iktidara sahip olacaklarını, Ümmü Haram'ın o zamana kadar yaşayacağını, denizde gazaya çıkanlarla birlikte olacağını ama ikinci gazanın yapılacağı zamana erişemeyeceğini bildirmesi de vardır. 11- Meydana gelen nimetler dolayısıyla sevinmek ve sevinilecek şeylerin ortaya çıkması halinde gülmek caizdir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetinin onlara vermiş olduğu düşmanlarıyla cihad emrini yerine getirdiklerini, Allah'ın da buna karşılık onları mükafatlandırdığını görmesinden hoşlanmış ve bundan dolayı da gülmüştür. 12- Misafirin, -izin ve fitneden emin olunması gibi şartlarına riayet edilerekkendi evinden başka bir yerde kaylule yapması caizdir. 13- Kadının, misafirin başındaki bitleri ayıklamak suretiyle hizmet etmesi caizdir. Bu husus bazıları için açıklanması zor görülmüştür. Bundan dolayı İbn Abdilberr şöyle demiştir: Zannederim Ümmü Haram yahut onun kızkardeşi Ümmü Suleym, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i emzirmiş, böylelikle onların her birisi onun sütannesi ya da teyzesi olmuştur. Bundan dolayı onun yanında uyur ve o da mahrem olan bir kimsenin mahremlerine yapabileceği şeyleri yapabiliyordu. Daha sonra da kendi senediyle Yahya İbn İbrahim İbn Muzeyyen'in şunları söylediğini zikretmektedir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmü Haram'a başından bitleri ayıklamasına imkan tanıması teyzeleri tarafından kendisine mahrem birisi oluşundan dolayıdır. Yunus İbn Abdil A'la yoluyla da şunları söylemektedir: Bize İbn Vehb dedi ki: Ümmü Haram, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden birisidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanında kaylule yapar, onun kucağında uyur ve oda onun başındaki bitleri ayıklardı. İbnu'l-Arabi de İbn Vehb'in dediklerini naklettikten sonra şunları söylemektedir: Başkaları da şöyle demiştir: Aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem günahtan korunmuş bir kimse idi. O kendi zevcesine karşı bile kendisine hakim olduğuna göre, başkasına karşı münezzeh olduğu günahlardan kendisini nasıl koruyamasın? Çünkü o, çirkin her bir fiilden ve kötü her bir sözden uzak tutulmuştur. O halde bu onun özelliklerinden olur. ed-Dimyati aralarında mahremiyet olduğu iddiasında bulunanların görüşlerini reddetmekte aşırıya giderek şunları söylemiştir: Ümmü Haram'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden ya da nesep teyzelerinden birisi olduğunu iddia eden herkes yanıimıştır. Daha sonra ed-Dimyati şunları söyler: Bununla birlikte hadiste Ümmü Haram ile halvete dair delil teşkil edecek bir şey de yoktur. Muhtemelen bu durum, onun oğlu, hizmetçisi, kocası ya da onun yanında bulunan birisi ile bulunurken olmuştur. Derim ki: Bu, güçlü bir ihtimaldir, ama bununla birlikte açıklanması zor olan yanları bütünüyle ortadan kaldıramamaktadır. Çünkü baştaki bitin ayıklanması halinde tenlerin değme ihtimali olduğu gibi kalmaktadır. Kucakta uyumak da böyledir. O halde verilecek cevapların en güzeli, Nebiin böyle bir özelliğinin olduğudur. Böyle bir iddianın ancak delil ile sabit oluşunu ileri sürmek bu cevabın uygunluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü buna dair delil gayet açıktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
(Mu'minlerin annesi Aişe radıyallahu anha'dan dedi ki: "Bizler, yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevceleri aramızdan birimiz eksik olmamak üzere hep birlikte onun yanında bulunuyarken Fatıma aleyhisselam, karşıdan yürüyerek geldi. Allah'a yemin ederim ki onun yürüyüşü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yürüyüşünden hiç farklı değildi. t)nu görünce güzel bir şekilde onu karşıladı ve: Kızıma merhaba' dedikten sonra onu sağ -yahut sol- tarafına oturttu. Daha sonra ona gizlice bir şeyler söyleyince, Fatıma çok şiddetli bir şekilde ağladı. Onun bu kadar üzüldüğünü görünce, ikinci bir defa ona gizli bir şey daha söyledi. Bu sefer güıüverdi. Sonra Nebiin diğer hanımları arasında ben ona: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızdan özelolarak sana gizlice bir şeyler söyledi, sonra sen ağladın, dedim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gittikten sonra ona: Sana ne söyledi, diye sordum, o: Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırrını açıklayacak değilim, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra Fatıma'ya: Senin üzerindeki hakkım için senden mutlaka bana (Allah Ras(ı!ünün sana gizlice söylediklerini) haber vermeni istiyorum, dedim. Fatıma: Şimdi söyleyebilirim deyip bana haber vererek şunları söyledi: Birinci defada benimle gizlice konuştuğunda şunu haber vermişti: Cibril her sene bir defa Kur'an-ı Kerim'i başından sonuna kadar onunla karşılıklı olarak okuyordu. Bu sene ise benimle Kur'an'ı iki defa karşılıklı olarak okudu. Gördüğüm kadarıyla bunun tek sebebi ecelimin oldukça yaklaşmış olduğudur. O halde sen de Allah'a karşı takvalı ol ve sabırlı ol. Şüphesiz ki bep senin için senden önce gidecek en iyi bir kimseyim, demişti. (Fatıma devamla) dedi ki: İşte bundan dolayı ben de senin o gördüğün şekilde ağladım. Benim dayanamadığımı görünce, bana ikinci defa gizlice bir şeyler söyleyerek: Ey Fatıma! mu'minierin kadınlarının efendisi -yahut bu ümmetin kadınlarının efendisi- olmaya razı değil misin, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanların arasında yanındakine gizlice bir şeyler söyleyen ve arkadaşının sırrını bildirmeyip öldükten sonra onu haber veren kimse." Buhari bu başlık altında Aişe'nin, Fatıma radıvalIa.hu anha'nın, Nebi S.A.V.'in ona gizlice bir şey söyleyince ağlaması, ikinci bir defa ona gizli bir şeyler söyleyince de gülmesi ile ilgili olayı anlattığı hadisi zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar hem Menakıb bölümünde, hem Nebi s.a.v.'in vefatı bahsinde geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Topluluk huzurunda bir kişi ile bir diğer kişinin gizlice konuşması caizdir. Çünkü tek kişinin dışarıda tutularak gizlice konuşmaktan çekinilen husus, topluluğun dışarıda tutularak gizlice konuşma halinde söz konusu değildir