7,589 · Hadis
Derleyen İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 810–870 CE
İmam Buhârî tarafından yaklaşık on altı yılda, yüz binlerce rivayet arasından derlenen Sahih-i Buhârî, Sünnî Müslümanlarca Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap kabul edilir. Buradaki her rivayet, kesintisiz ve güvenilir bir isnad için onun titiz şartlarını taşır. Vahyin başlangıcı ve iman'dan namaz, muâmelât ve âdâba kadar konularına göre kitaplara (kütüb) ayrılmıştır.
Meymune'den rivayete göre, "Bir fare yağın içine düşüp ölmüştü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e durumu hakkında soru sorulunca: Onu ve etrafında bulunan yağı atınız ve kalanı yiyiniz, diye buyurdu
Zühri'den rivayete göre ona zeytinyağında, donuk yağda ya da donmamış yağda ölen hayvan hakkında, fare ya da başkasına dair soru sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Bize ulaştığına göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yağda ölmüş bir fare'nin yakınında bulunan kısmın atılmasını emir buyurdu. Sonra da o yağ yenildi
İbn Abbas'tan, onun Meymune r.anha'dan rivayetine göre; "Meymune şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yağın içine düşmüş bir fare hakkında soru soruldu. O da: O fareyi çevresindeki yağ ile birlikte atınız, kalan yağı yiyiniz, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fare donmuş yahut erimiş yağın içine düşerse ... " Yani bu durumda hüküm farklı mıdır? Değil midir? Bu husustaki görüş ayrılıkları pek güçlü olduğundan ötürü bu konuda kesin bir hüküm vermeye yanaşmamış gibi görünüyor. Daha önce Taharet bölümünde onun, yağ değişikliğe uğramadıkça necis olmayacağı görüşünü tercih ettiğine dair delilolacak hususlar geçmiş bulunmaktadır. Bu hususta hükmün farklı olduğunu hissettiren Yunus yolu ile gelen rivayeti (5539 no'lu hadisi) zikretmesindeki sır, muhtemelen bu olmalıdır. Ayrıca bu hadis, Ahmed'den gelen iki rivayetten birisi olan şu görüŞe de delil gösterilmiştir: Sıvı olan bir şeye necaset düştüğü takdirde değişikliğe uğramadıkça necis olmaz. İşte bu, Buhari'nin tercih ettiği bir görüş olup, Malikilerden İbn Nafi'in de görüşüdür. Ayrıca Malik'ten de bu görüş nakledilmiştir. Ahmed'in,İsmail b. Umeyye'den, onun Umare b. Ebi Hafsa'dan, onun İkrime'den rivayet ettiğine göre İbn Abbas'a yağın içinde ölmüş bir farenin hükmüne dair soru sorulunca: Fare ve çevresindeki yağ alınır, diye cevap vermiştir. Ben (İkrime) eğer onun etkisi yağın tamamında görülürse (hüküm ne olur), diye sordum. O: "Bu kendisi canlı iken söz konusu olur. Ama o, ancak bulunduğu yerdeölmüştür, diye cevap verdL" Bu hadisin ravileri Sahih'in ravileridir. Ayrıca Ahmed bunu bir başka yoldan da rivayet etmiş olup, bu rivayette: İçinde zeytinyağı bulunup o yağa bir farenin düştüğü testi hakkında soru soruldu, denilmektedir. Söz konusu bu hadiste: "O, testinin tamamında dolaşmamış mıydı diye sorunca İbn Abbas ona şu cevabı vermiştir: O canlı iken dolaşmıştı, daha sonra öldüğü yerde karar kıldı." Cumhur da sıvı yağ ile donuk yağ arasında az önce sözü geçen farklı hüküm ile amel ederek ayırım gözetmişlerdir. İbnu'I-Arabı, hadisteki: "Onun etrafında bulunan" buyruğunu yağın donuk olduğuna delil göstermiş ve şunları söylemiştir: Çünkü eğer o yağ sıvı olsaydı, onun etrafı diye bir şey söz konusu olmazdı. Çünkü ölmüş fare nereden alınırsa alınsın derhal o alınan kısım yerine bir başkası geçer. Böylelikle o geçen kısım da onun etrafında bulunan kapsamına girer. Bu da yağın tamamının atılmasını gerektirir. Evet, İbnu'l-Arabı böyle demiştir. [Yağın ve farenin söz konusu edilmesine gelince, bu lafızların mefhumu ile amel etmek (ve başka canlılar ile yiyecekleri bunun dışında görmek) söz konusu değildir.] 166 166 Bu ibare, hem istidlal açısından oldukça önemli olduğundan, hem de bundan sonra nakledilecek İbn Hazm'ın görüşünün daha iyi anlaşılması açısından önemli görüldüğü için, tarafımızdan Fethu'l-Barı, iX, 587'de iktibas edilmiştir. İbn Hazm ise adeti üzere hadisi lafzı çerçevesinde dondurarak farklı hükmü fare hakkında özel bir hüküm olarak kabul etmiştir. Eğer farenin dışında başka bir türden canlı, sıvı bir şeye düşecek olursa değişmedikçe necis olmaz. Cumhura göre sıvının ölçüsü, ondan bir şeyalındığı takdirde hızlıca eski haline dönebilmesidir. "Öldü" sözü de farenin sıVJya etkisinin içinde ölmesi ile söz konusu olacağına delil gösterilmiştir. Eğer fare sıvının içine düşüp ölmeden çıkacak olursa sıvıya bir zararı olmaz
İbn Ömer r.a.'den rivayete göre; "O yüze alamet vurulmasını mekruh görmüştür. İbn Ömer dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dövme ile alamet yapılmasını nehyetmiştir
Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna küçük kardeşimi tahnik etmesi (damağına çiğnemiş olduğu bir parça hurmayı çalması) için girdim. O sırada bir deve ağılında bulunuyordu. Onu bir koyuna alamet vururken -(Şu'be dedi ki:) Zannederim o (Hişam b. Zeyd) Kulaklarına damga vururken- gördüm (dedi)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Alamet ve damga." Damga (el-vesm)'Clan maksat, bir şeye onda ileri derecede iz bırakacak bir şey ile alamet koymak demektir. Esas anlamı ise bir hayvanı diğerlerinden ayırt etmek için ona koı:ıulan alamettir. "Dövme vurulmasını", yani ona alamet yapılmasını (nehyetti). "Suret"ten kasıt yüzdür. Yüzde damga vurmak, Cabir'in rivayet ettiği hadiste açıkça zikredilmiş bulunmaktadır. Cabir dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzüne damga vurulmuş bir eşeğin yanından geçince: Allah bunu yapana lanet etsin. Kimse yüze damga vurmasın, kimse de yüze darp etmesin, diye buyurdu." Hadisi Abdurrezzak, Müslim ve Tirmizi rivayet etmişlerdir. "Kulaklarına ... " Bundan anlaşıldığına göre kulak, yüzün kapsamı içerisinde değildir. Bu da hayvanları dağlayarak alametlendirmenin caiz oluşu hususunda cumhurun lehine bir delildir. Ancak Hanefıler ateş ile azaplandırmanın yasaklığını belirten delilin umumiliğini esas alarak bu hususta muhalefet etmişlerdir. Hanefiler arasından hayvanların damgalanmasının nesh edildiğini iddia edenler de vardır. Ancak cumhur hayvanların damgalanmasını, nehyin genel çerçevesi dışında tahsis edilmiş bir iş olarak değerlendirmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Abaye b. Rifaa'dan, o babasından, o da dedesi Rafı' b. Hadic'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Yarın biz düşmanla karşılaşacağız. Beraberimizde de bıçak yok, dedim. O: Kanı bolca akıtan (şeyle) ve üzerine Allah'ın adı anılarak kesileni yiyiniz; Elverir ki diş ya da tırnak olmasın. Size bunun açıklamasını yapayım: Diş bir kemiktir. Tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır. Askerler arasında önden gidenler bir kısım ganimetler elde ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de askerlerin geridekalanları arasında idi. Önden gidenler tencereleri ocaklara koymuşlardı. Allah Resulü ise tencerelerin ters çevrilip dökülmesini emir buyurdu ve tencereler döküldü. Aralarında ganimeti taksim etti. Bir deveyi on koyuna denk saydı. Daha sonra bu develerden ordunun ön taraflarında bulunanlar arasında olan bir deve kaçtı; Beraberlerinde atları yoktu. Bir adam ona bir ok attı. Böylece yüce Allah o deveyi hareket etmekten alıkoydu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Bu hayvanların bazen vahşi hayvanlar gibi ürküp kaçışları olur. Onlardan bu şekilde yapanlarına siz de bunun gibisini yapınız, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Buna dair açıklamalar daha önce "Kesilen Hayvan Üzerine Besmele Çekmek" başlığında geçmiş bulunmaktadır
Abaye b. Rifaa'dan, o dedesi Rafi' b. Hadic r.a.'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bir seferde iken develerden bir deve ürküp kaçtı. (Rafi') dedi ki: Bir adam ona bir ok atarak deveyi hareketsiz hale soktu. Rafi' dedi ki: Sonra Rasulullah: Şüphesiz bunların da vahşi hayvanların ürküp kaçmaları gibi bir kaçışları vardır. Bunlardan elinizden kaçıpkurtulan olursa siz de ona bunun gibi yapınız, diye buyurdu. Rafi' dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, bizler gazalarda ve yolculuklarda bulunuyoruz. Hayvan boğazlamak istiyoruz, ama bıçak bulamıyoruz (ne yapalım), diye sordu. O: Uzerine Allah'ın adı anılmış ve kanı bolca akıtan şey ile kesilmiş olanı ye. Ancak diş ile tırnak müstesnadır. Çünkü diş bir kemiktir, tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır, diye buyurdu
Bera' r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu günümüzde ilk başlayacağımız iş namaz kılmamız, sonra dönüp kurban kesmemizdir. Kim bunu (böylece) yaparsa sünnetimize göre iş yapmış olur. Kim de (namazdan) önce keserse o (bu kestiği) ancak aile halkı için takdim ettiği bir et olur. Onun kurban ibadetiyle bir ilgisi yoktur. Bunun üzerine Ebu Burde b. Niyar -ki daha önce kurbanını kesmişti- ayağa kalkarak: Yanımda henüz bir yaşını doldurmamış bir keçi (cezea) vardır (onu kessem olur mu), dedi. Allah Rasulü: Onu kes! Fakat senden sonra kimse için olmayacaktır, diye buyurdu." Mutarrif, Amir'den, o el-Bera'dan naklen dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Her kim namazdan sonra (kurbanını) keserse onun ibadeti tamam olur ve müslümanların sünnetine uygun bir iş yapmış olur, diye buyurdu
Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim namazdan önce keserse o ancak kendisi için kesmiş olur, kim de namazdan sonra keserse onun kurban ibadeti tamam olur ve müslümanların sünnetine göre iş yapmış olur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Udhiyeler (kurbanlıklar) bölümü; Udhiye sünneti." Buhari başlıkta "sünnet" lafZlnı zikretmekle onun vacip olduğunu söyleyenlere muhalif olduğuna işaret etmiş gibidir. İbn Hazm dedi ki: Kurban kesmenin vacip olduğu görüşü, ashabdan kimseden sahih olarak nakledilmiş değildir. Cumhurdan vacip olmadığı da sahih olarak rivayet edilmiştir. Bununla birlikte kurban kesmenin dinin şer'! hükümlerinden olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Kurban Şafillere ve cumhura göre kifayet yoluyla müekked bir sünnettir. Şafiilerden gelen bir diğer görüşe göre de kifaye farzlarındandır. Ebu Hanife'den gelen görüşe göre mukim ve varlıklı kimseye vaciptir. Malik'ten nakledilen rivayetlerden birisi de onun görüşü gibidir, ama mukim kaydı yoktur. el-Evzal, Rabia ve el-leys'ten de onun gibi bir görüş nakledilmiştir. Hanefilerden Ebu Yusuf ve Malikllerden de Eşheb, mezhep görüşlerine muhalefet ederek cumhura uygun kanaat belirtmişlerdir. Ahmed de: Güç yetirmekle birlikte kurban kesmeyi terk etmek mekruhtur. Ondan vacip olduğu görüşü de naklediImiştir. Muhammed b. el-Hasen'den terk edilmesine ruhsat verilmemiş bir sünnet olduğu görüşü nakledilmiştir. Tahav! der ki: Biz bu görüşü kabul ediyoruz. Nakledilegelmiş rivayetler arasında vacip olduğuna delil bulunmamaktadır. J Kurban kesmenin vacip olduğu lehine gösterilebilecek en güçlü hadis, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak nispet ettiği şu hadistir: "Her kim bir genişlik bulduğu halde kurban kesmezse sakın mescidimize yaklaşmasın." Hadisi İbn Mace ve Ahmed rivayet etmiş olup ravileri sikadırlar. Fakat hadisin Nebie refi ile Ebu Hureyre'ye mevkuf olduğu hususu ihtilaflıdır. Mevkuf olması doğruya daha yakın görünmektedir. Böyle olduğunu Tahav! ve başkaları söylemiştir. Bununla birlikte hadis, kurban kesmenin vacip oluşu hususunda da açık değildir
Ukbe b. Amir el-Cüheni'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı arasında bazı kurbanlıkları paylaştırdı. Ukbe'ye (bana) de bir yaşına yakın bir dişi keçi isabet etti. Ben: Ey Allah'ın Rasulü, bana bir yaşına yakın dişi bir keçi isabet etti, dedim. O: Onu kurban kes, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İmamın insanlar arasında kurbanlıkları" bizzat ya da emir vererek "paylaştırması." "Ukbe'ye" yani Ukbe b. Amir'e (kendisine) "bir yaşına yakın, bir yaşını do 1durmamış (bir cezea) isabet etti." Cezea, davarların yaşını nitelemek için kullanılan bir lafızdır. Koyun türünden bir yaşını bitirmiş olan için kullanılır. Cumhurun görüşü budur. Keçi türünden ise iki yaşına girmiş olan demektir. İnek türünden üç yaşını bitirmiş olana, deve türünden de beş yaşına girmiş olana denilir
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye girmeden önce Serifte iken yanıma girdi. Ay hali olmuş ve ağlıyordum. Allah Rasulü: Neyin var? Yoksa ay hali mi oldun, diye sordu. Aişe: Evet dedi. Allah Rasulü: Şüphesiz ki bu Allah'ın Adem'in kızları üzerine yazmış olduğu bir emirdir. Sen hacıların yaptıklarını yap, ancak Beyt'i tavaf etme. Mina'ya geldiğimiz sırada bana bir miktar inek eti getirildi. Bu da ne diye sordum. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımları adına kurban kesti, dediler." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yolcu ve kadın için kurban kesmek." Bu başlık ile yolcu olanın kurban kesme yükümlülüğü yoktur, diyen kimselerin kanaatinin aksine de işaret vardır. Bu husustaki nakil, birinci başlıkta geçmiş bulunmaktadır. Aynca kadınların kurban kesmek yükümlülüğü yoktur, diyenlerin kanaatinin aksine de işaret vardır. "Şerif', Mekke'nin dışında bilinen bir yerdir. Hadisten Çıkan Sonuçlar Cumhur erkeğin kestiği kurbanın hem kendisinin, hem de aile halkının adına yeterli olacağına bu hadisi delil göstermiştir. Ancak Hanefiler bu hususta muhalefet etmişlerdir. Kurtubi der ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kurban kesilen yılların tekrarlanmasına, hanımlarının da birden çok olmasına rağmen her bir hanımına ayrıca kurban kesmesini emrettiği nakledilmiş değildir. Ayrıca bunu Malik, İbn Mace ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi'nin Ata b. Yesar yolu ile naklettikleri şu rivayet de desteklemektedir: "Ben Ebu Eyyub'a: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde kurbanlar ne şekilde kesilirdi, diye sordum, o: Adam koyunu hem kendi adına, hem de aile halkı adına kurban olarak keser, kendileri de ondan yer, başkalarına da yedirirlerdi. Bu da gördüğün gibi insanlar bugüne gelinceye kadar böylece devam etti
Enes b. Malik r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem nahr (kurban bayramı birinci) günü: Her kim namazdan önce kurban kesmişse onu tekrar etsin, diye buyurdu. Bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, bu canın eti çektiği bir gündür, dedi ve komşularını söz konusu ederek: Yanımda bir yaşını bitirmemiş bir dişi keçi vardır ve bu etli iki koyundan daha iyidir, dedi. Bu hususta Nebi ona ruhsat verdi, ama bu ruhsat onun dışındakileri de kapsadı mı kapsamadı mı bilemiyorum. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki koçun yanına giderek onları kesti. İnsanlar da birkaç koyunluk küçük bir sürünün yanına vardı ve onu (aralarında) dağıttılar -ya da: Hisseler halinde paylaştırdılar. -" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kurban kesme günü canın et çekmesi." Bu husustaki adete uyarak kurban bayramı et yemek suretiyle lezzet alınması demektir. Şanı yüce Allah da: "Ta ki belirli günlerde Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurban edilen hayvanlar üzerineAllah'ın adını ansınlar."(Hac, 28) diye buyurmaktadır. "Birkaç koyunluk bir sürünün yanına gittiler, onu kendi aralarında dağıttılar -yahut kendi aralarında paylaştırdılar- dedi." Bu, raviden kaynaklanan bir şüphedir. Birincisi tevzi etmek, dağıtmak anlamındadır. İkincisi ise kesip hisseler halinde bölüştürmek demektir. Maksat koyunları kestikten sonra herkesin bir parça et alarak paylaştırdıklarını söylemek değildir. Maksat herkesin koyunlardan bir pay aldığını anlatmaktır. Çünkü "parça" her şeyden düşen pay hakkında kullanılır
Muhammed b. Ebi Bekre'den, o Ebu. Bekre r.a.'dan, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Şüphesiz zaman Allahlın gökleri ve yeri yarattığı günkü haline dönüp gelmiş bulunuyor. Sene on iki aydır. Bunlardan dört ay haram aylardır. Bunların da üçü Zülkade, Zülhicce ve Muharrem arka arkaya gelirler. Dördüncüleri ise Cumada ile Şaban arasındaki Mudarlıların (tazim ettikleri) Receb ayıdır. Bu ay hangi aydır? Bizler: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Allah Rasulü, bu aya isminden başka bir isim vereceğini zannettirecek kadar sustu. Daha sonra: Bu Zülhicce ayı değil midir, diye sordu. Biz: Evet, Zülhiccedir, dedik. Sonra: Bu belde hangi beldedir, diye sordu. Bizler: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Ona isminden başka bir isim verecek diye zannettirinceye kadar sustu. Daha sonra: Bu o belde (Mekke) değil midir, diye sordu. Biz: Evet, dedik. Daha sonra: Peki bugün hangi gündür, diye sordu. Biz: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Ona isminden başka bir isim verecek diye zannettirecek kadar sustu. Sonra: Bu nahr günü değil midir, diye sordu. Biz: Evet dedik. Devamla şöyle buyurdu: Şüphesiz sizin kanlarınız ve mallannız -(ravilerden) Muhammed (b. SMn) dedi ki: Zannederim Muhammed b. Ebi Bekre: Ve ırzlarınız da dedi- size bugününüzün bu beldenizde, bu ayınızda haram oluşu gibi haramdır. Yakında Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız. Size amellerinize dair soru soracaktır. Dikkat edin! Benden sonra birbirinizin boynunu vuran dalalete düşmüş kimseler olarak gerisin geri dönmeyiniz. Dikkat edin! Burada hazır bulunan, bulunmayana tebliğ etsin. Olur ki kendisine bu tebliğin ulaştığı bir kimse, bunu bizzat işiten bazı kimselerden o tebliği daha iyi bilebilir. -Muhammed (b. SIr1n) bunu zikrettiği vakit: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğru söylemiştir, derdi.- Daha sonra Allah Rasulü: Dikkat edin! Tebliğ ettim mi? Dikkat edin! Tebliğ ettim mi, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Adha, nahr günüdür diyen" İbnu't-Tln dedi ki: Bundan maksadı bütün bölgelerde udhiyelerin (kurbanlıkların) nahr edildiği (kesildiği) gün demektir. Bununla özel olarak ancak o günde kurbanlıkların kesildiğini kastetmektedir, denilmiştir. Malik şunu da eklemektedir: Ondan (yani Nahr gününden) sonraki iki günde de kurban kesilir. Şafii dördüncü günü de eklemiştir. Ayrıca (İbnu't-TIn) on gün boyunca kurban kesildiği de söylenmiştir, demiş; fakat bunu muayyen bir kişiye nispet etmemiştir. Ayın sonuna kadar kurban kesileceği de söylenmiştir. Bu görüş ise Ömer b. Abdulaziz, Ebu Seleme b. Abdurrahman, Süleyman b. Yesar ve daha başkalarından da nakledilmiştir. İbn Hazm da süre kaydı getiren bir nassın varid olmayışına dayanarak bu görüşü ifade etmiştir
Nafi'den, dedi ki: "Abdullah menhar (denilen nahr yerinde) kurbanını kesereii." Ubeydullah da: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in menharını (kurbanını kestiği yeri) kastetmektedir, demiştir
Nafi'den rivayete göre İbn Ömer r.a. kendisine haber vererek: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem küçük Baş kurbanlıklarını da, develeri de musallada keserdi" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Adha (bayram namazı) ve nahr (kurban kesmek) musallada olur." İbn Battal dedi ki: Bu Malik'e göre özellikle imamın yerine getirmesi gereken bir sünnettir. İbn Vehb'in rivayetine göre de Maıik şöyle demiştir: İmamın bunu yapması, kimsenin ondan önce kurbanlığını kesmemesi içindir. el-Mühelleb de: Ondan sonra da kesin olarak kendilerinin (cemaatin) kurbanlıklannı kesmeleri ve ondan kesmenin niteliğini öğrenmeleri içindir, diye eklemiştir
Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem boynuzlu iki koç kurban ederdi. Ben de iki koç kurban ediyorum. " Bu Hadis Hadis 5554, 5558, 5564, 5565, 7399 numaralarda da geçiyor
Enes'ten rivayete göre: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem boynuzlu, alacalı beyaz iki kaça yöneldi ve onları kendi elleriyle kesti
Ukbe b. Amir r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine kurban olarak kesi\mek üzere ashabına paylaştırması için bir miktar koyun verdi. Geriye bir yaşını bitirmiş bir keçi kaldı. Bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyleyince, Allah Rasulü: Onu da sen kurban olarak kes, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bunun Abdurrezzak tarafından Musannefinde Ebu Seleme'den, o Aişe'den yahut Ebu Hureyre'den diye rivayet ettiği bir başka rivayet yolu daha vardır. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kurban kesmek istedi mi büyük, semiz, boynuzlu, beyaz alacalı, burulmuş iki koç satın alırdı. Bunlardan birisini Muhammed ve Muhammed'in aile halkı adına, diğerini de Allah'ın vahdaniyetine, kendisinin de tebliğ ettiğine şahitlik eden ümmeti adına keserdi." Ebu Davud bir başka yoldan, Cabir'den şu rivS.yeti nakletmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem boynuzlu, beyaz alacalı ve burulmuş iki koç kesti." el-Hattabi dedi ki: Burulmuş: Husyeleri alınmış demektir. Burmak (el-vica) husyeleri almak anlamındadır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Burulmuş koçun kurban edilmesi caizdir. Bir organın eksikliği dolayısıyla bazı ilim adamlarıbunu mekruh görmüş iseler de bu bir kusur değildir. Çünkü burmanın, etin lezzetini artırıcı bir faydası vardır. Ayrıca hayvanın kötü ve pis kokusunu da giderir. 2- Kurban kesecek olanın bizzatkurbanlığını kesmesi müstehaptır. 3- Hadis ayrıca nitelik ve rengi itibariyle kurbanlığın güzel seçilmesinin meşruiyetine de delil gösterilmiştir. "Geriye bir yaşını bitirmiş bir keçi kaldı." Bu anlamdaki "atud" lafzı güçlü, merada otlamış ve bir yaşını tamamlamış keçi yavrularına denilir. "Onu da sen kurban kes, diye buyurdu." Musannıf bu başlıkta -ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iki koçu kurbanlık etmesi ile ilgilidir- Ukbe'nin rivayet ettiği bu hadisi zikretmekle, belirtilen şekilde kurban kesmenin vücub değil, bir ihtiyar (muhayyerlik) ifade ettiğine dair delil göstermek istemiş gibidir. Bu sebeple tek bir kurbanlık, kesen için de yeterli oluı:. Daha fazlasını kesen olursa bu da hayırlıdır. Fakat en faziletli olan ise, iki koç kurban etmek suretiyle Nebi'e tabi olmaktır. Etin çokluğunu göz önünde bulundl!ran kimseler ise -Şafil gibi-; en faziletlisi deve, sonra koyun türü, sonra da inektir, derler
Bera b. Azib r.a.'dan, dedi ki:, "Ebu Burde diye anılan bir dayım bayram namazından önce kurbanını kesti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Senin o kestiğin koyun, et için kesilen bir koyun oldu, diye buyurdu. Ebu Burde: Ey Allah'ın Rasulü, bende evde beslediğim bir yaşını doldurmamış bir keçi oğlağı var, dedi. Allah Rasulü: Onu kes, senden başkası için de,bu uygun düşmez, diye buyurdu. Daha sonra: Her kim bayram namazından önce kurbanını keserse o ancak kendisi için kesmiş olur. Kim de namazdan sonra kurbanını keserse onun kurban ibadeti tamam olur ve müslümanların sünnetine de uygun bir iş yapmış olur, diye ekledi
Bera'dan, dedi ki: "Ebu Burde bayram namazından önce kurbanını kesti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Onun yerine başkasını kes, diye buyurdu. Ebu Burde: Bende yaşını doldurmamış dişi bir keçiden başkası yok, dedi. -Şube dedi ki: Zannederim o (ravilerden Ebu Burde, el-Bera'dan naklen): Hem o, yaşını tamamlamış bir dişi keçiden daha iyidir, dedi.- Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O halde sen onu diğerinin (daha önce kestiğin kurbanlığın) yerine kes ve senden sonra da böylesi, hiç kimse için geçerli olmayacaktır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Senin koyunun et için kesilmiş bir koyun oldu." Yani o bir kurbanlık değildir. Aksine o, kendisinden yararlanılabilecek bir etten ibarettir. Nitekim Zubeyd el-İyamı'nin rivayetinde (bölümün başındaki 5545 nolu hadis) de geçtiği üzere "o ancak aile halkına takdim ettiği bir etten ibaret olur." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bir yaşını doldurmamış keçinin kurbanlığı caiz değildir. Cumhurun görüşü budur. Ata ve onun ashabından (ondan rivayet almış olanlardan) el-Evza1'ye göre mutlak olarak caizdir. Bu hususta Cabir'in Nebie merfu olarak zikrettiği bir sahih hadis de vardır: "Yaşını doldurmamış olanı kesmeyiniz. Ancak yaşını doldurmuşu bulmakta zorlanırsanız bir yaşını doldurmamış koyun kesebilirsiniz." Bu hadisi Müslim, Ebu Davud, Nesai ve başkaları da rivayet etmiş bulunmaktadır. Fakat Nevevı cumhurdan bunu (bir yaşını bitirmiş olanı kurban etmeyi) daha faziletli olana yorumladıklarını nakletmiş bulunmaktadır. İfadenin takdiri ise şöyledir: Sizin için müstehap olan ancak bir yaşını doldurmuş olanı kesmektir. Eğer bulamayacak olursanız o takdirde bir yaşını doldurmamış bir koyun kesebilirsiniz. Bir yaşını doldurmamiş olan (el-ceza') koyun türünün yeterli olabileceğini kabul eden cumhur, yaşı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Birinci görüşe göre bir yaşını doldurup iki yaşına basmış alandır. Şafi1lere göre daha sahih, dil bilginleri ne göre de daha meşhur olan görüş budur. İkinci görüşe göre ise bu altı aydır. Bu da Hanefılerle, Hanbelilerin görüşüdür. "Sonra kim bayram namazından önce keserse ancak kendisi için kesmiş olur diye buyurdu." Yani onun o kestiği kurban olmaz. "Kim de namazdan sonra keserse onun kurban ibadeti tamamlanmış olur ve müslümanların sünnetine de" onlann izledikleri yola "uygun iş yapmış olur." 2- Hadisten sözü edilen sonuçlardan başka şu da anlaşılmaktadır: Hükümlerde baş vurulacak kaynak, Nebi Sallallahu Aleyhi ve SellemIdir. O bazı hallerde ümmeti arasından birisi için özel bir hüküm verebilir ve başkası hakkında da bu hükmü -bu konuda bir mazeret veya gerekçe bulunmasa dahi- uygun görmeyebilir. 3- Allah Resulü'nün bir kişiye hitabı, o hitabın özeloluşuna dair açık bir delil ortaya çıkıncaya kadar bütün mükellefleri kapsar. 4- Yapılan bir amel, güzel bir niyet ile yapılsa dahi şeriate uygun düşmedikj çe sahih degildir