Bu Türkçe çeviri yapay zekâ destekli olarak hazırlanmıştır.
Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî tahdis etti, bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan, o da Ebû Kılâbe'den tahdis etti; (Ebû Kılâbe) şöyle dedi: Şam'da içinde Müslim b. Yesâr'ın da bulunduğu bir halkada idim. Derken Ebû'l-Eş'as geldi. (Ravi) dedi ki: Onlar 'Ebû'l-Eş'as, Ebû'l-Eş'as' dediler. O da oturdu. Ben ona: 'Kardeşimize Ubâde b. es-Sâmit'in hadisini anlat' dedim. O da: 'Peki' dedi (ve şöyle anlattı): Bir gazveye çıktık, insanların başında (kumandan olarak) Muâviye vardı. Çok ganimet elde ettik. Elde ettiğimiz ganimetler arasında gümüşten bir kap da vardı. Muâviye bir adama, onu insanların ödemelerine (atâ/maaşlarına) karşılık satmasını emretti. İnsanlar buna (satın almaya) koştular. Bu (haber) Ubâde b. es-Sâmit'e ulaştı. Bunun üzerine kalkıp şöyle dedi: Ben Resûlullah (s.a.v.)'i altını altınla, gümüşü gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla, hurmayı hurmayla, tuzu tuzla satmaktan, ancak eşit miktarda, peşin peşin (misli misline) olması hâli müstesna, nehyederken işittim. Kim fazla verir yahut fazla alırsa muhakkak ribâya (faize) girmiştir. Bunun üzerine insanlar aldıklarını geri verdiler. Bu (durum) Muâviye'ye ulaştı. O da hutbe irad etmek üzere kalkıp şöyle dedi: Dikkat edin! Bu adamlara ne oluyor ki Resûlullah (s.a.v.)'den, bizim onun huzurunda bulunup ona sahâbî olduğumuz hâlde ondan işitmediğimiz hadisler naklediyorlar! Bunun üzerine Ubâde b. es-Sâmit kalkıp kıssayı tekrar anlattı, sonra şöyle dedi: Muâviye hoşlanmasa da -yahut: 'Zoruna gitse de' dedi- biz Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğimizi mutlaka anlatacağız. Onun ordusunda karanlık bir gece dahi bulunmasam aldırmam. Hammâd: 'Bunu, yahut buna benzer bir şey (dedi)' dedi.