Bu Türkçe çeviri yapay zekâ destekli olarak hazırlanmıştır.
Bize Zuheyr b. Harb tahdis etti, (dedi ki) bize Ömer b. Yûnus tahdis etti, (dedi ki) bize İkrime b. Ammâr tahdis etti, (dedi ki) bana İyâs b. Seleme tahdis etti, (dedi ki) bana babam tahdis etti, dedi ki: Fezâre (kabilesi) ile savaştık; başımızda Ebû Bekir vardı; Rasûlullah (sav) onu bize kumandan tayin etmişti. Bizimle su(ları) arasında bir saatlik (mesafe) kalınca Ebû Bekir bize emretti de gecenin sonunda mola verdik (konakladık). Sonra baskın düzenledi (akına geçti), suya vardı; orada öldürülmesi gereken kimseleri öldürdü ve esir aldı. Ben, insanlardan, aralarında çocukların da bulunduğu bir grubu gözetliyordum. Onların benden önce dağa ulaşmalarından korktum da onlarla dağ arasına bir ok attım. Oku görünce durdular. Ben de onları önüme katıp sürerek getirdim. Aralarında Benî Fezâre'den, üzerinde deriden bir örtü (kışâ') bulunan bir kadın vardı -(râvî) 'kışâ, (deri yaygı olan) nıta'dır' dedi- yanında da Arapların en güzellerinden bir kızı vardı. Onları sürüp Ebû Bekir'e getirdim. Ebû Bekir de o kadının kızını bana nefel olarak verdi. Medine'ye geldik; (ama) ben ona (kıza) henüz bir elbise (bile) açmamıştım (dokunmamıştım). Derken Rasûlullah (sav) çarşıda benimle karşılaştı ve 'Ey Seleme, o kadını (kızı) bana bağışla' buyurdu. 'Ey Allah'ın Rasûlü, vallahi o hoşuma gitti, üstelik ona henüz bir elbise (bile) açmadım' dedim. Sonra ertesi gün Rasûlullah (sav) çarşıda yine benimle karşılaştı ve bana 'Ey Seleme, o kadını bana bağışla, Allah için, babana (ne mutlu)' buyurdu. 'O senindir ey Allah'ın Rasûlü; vallahi ona henüz bir elbise açmadım' dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) onu Mekke halkına gönderdi ve onunla, Mekke'de esir tutulan müslümanlardan bir grubu fidye ile kurtardı.