Bu Türkçe çeviri yapay zekâ destekli olarak hazırlanmıştır.
Bize Osman b. Ebî Şeybe, Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim tahdis etti -lafız Züheyr'e aittir-. İshak 'bize haber verdi' dedi, diğer ikisi 'bize tahdis etti' dedi: Cerîr'den, o Mansûr'dan, o Sa'd b. Ubeyde'den, o Ebû Abdurrahman'dan, o Ali'den (naklen) dedi ki: Bakî'u'l-Ğarkad'da bir cenazede idik. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımıza geldi ve oturdu, biz de etrafında oturduk. Yanında bir değnek (mihsare) vardı. Başını eğdi ve değneğiyle yeri eşelemeye başladı. Sonra buyurdu ki: 'Sizden hiç kimse, doğmuş hiçbir can yoktur ki Allah onun cennet ve cehennemdeki yerini yazmış olmasın ve şakî yahut saîd olarak yazılmış olmasın.' Bunun üzerine bir adam: Ey Allah'ın Resûlü, o halde yazımıza (yazgımıza) dayanıp ameli bırakmayalım mı? dedi. Buyurdu ki: 'Kim saadet ehlinden ise saadet ehlinin ameline varacaktır, kim şekâvet (bedbahtlık) ehlinden ise şekâvet ehlinin ameline varacaktır.' Sonra buyurdu ki: 'Amel edin, çünkü herkese kolaylaştırılmıştır. Saadet ehline gelince, onlar saadet ehlinin ameline kolaylaştırılırlar; şekâvet ehline gelince, onlar da şekâvet ehlinin ameline kolaylaştırılırlar.' Sonra şu ayeti okudu: {Kim verir ve sakınırsa, en güzeli tasdik ederse, biz de onu en kolaya kolaylaştırırız. Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse, en güzeli yalanlarsa, biz de onu en zora kolaylaştırırız.}