Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri önce sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir kitaptır.
Cemal Külünkoğlu
1-2.Elif-Lam-Ra. (Bu) öyle bir kitaptır ki, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye (aklını işleterek anlamaya çalışanlar için) ayetleri her işi hikmetle yapan, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından açık ve anlaşılır kılınmıştır. (De ki:) “Şüphesiz ben, O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
Mehmet Türk
Elif, Lâm, Râ, (İşte bu) hüküm (ve hikmet) sahibi olan, her şeyden haberdar bulunan (Allah) tarafından âyetleri hikmetli kılınıp sonra da açıklanan bir kitaptır.
“Allah'tan başkasına kesinlikle kulluk etmeyiniz. Şüphesiz ben size Allah'tan gelen bir uyarıcıyım; bir müjdeciyim.”
Cemal Külünkoğlu
1-2.Elif-Lam-Ra. (Bu) öyle bir kitaptır ki, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye (aklını işleterek anlamaya çalışanlar için) ayetleri her işi hikmetle yapan, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından açık ve anlaşılır kılınmıştır. (De ki:) “Şüphesiz ben, O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) o (kâfirlere): “Allah’tan başkasına ibâdet etmeyin, gerçekten ben, onun adına sizi uyaran ve müjdeleyen (bir Peygamber)im...”
“Rabbinizden af dileyesiniz ve O'na tövbe edesiniz ki, sizi belirtilmiş bir süreye kadar güzelce yaşatsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.”
Cemal Külünkoğlu
“Rabbinizden af dileyiniz, tevbe ile O’na yöneliniz ki, belirli bir sürenin sonuna kadar sizi güzel bir geçimle faydalandırsın ve her erdemli kişiye erdemli davranışlarının karşılığını versin. Eğer (imandan) yüz çevirirseniz, elbette ben sizin için büyük günün azabından korkarım.”
Mehmet Türk
“Ve Rabbinizden af dileyin; sonra da Ona tevbe edin. O da sizi, (Kendisi tarafından) belirlenmiş olan ömürlerinizin sonuna kadar, güzel bir şekilde, hayattan istifâde ettirsin ve (Ona) kulluğu fazlasıyla yapan herkese de mükâfatını versin. Eğer (kulluktan) yüz çevirirseniz gerçekten ben sizin için, büyük günün (âhiretin) azabından korkarım...”
“İyi biliniz ki onlar, O'ndan gizlenmek için sinelerini bükerler. Yine iyi biliniz ki, onlar örtülerine büründükleri zaman dahi, Allah onların içlerinde gizlediklerini ve açığa vurduklarını hep bilir. Çünkü O, sinelerin özünü bilendir.”
Cemal Külünkoğlu
İyi bilin ki o inkârcılar, göğüslerini bükerek haktan yan çizer, böylece resulden gizlenmek isterler. Yine iyi bilin ki, (gecenin zifiri karanlığında) elbiselerine büründükleri zaman bile (Allah, onların) gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, (her şeyle beraber) kalplerin en mahrem sırlarını dahi bilendir.
Mehmet Türk
Aman dikkat edin; gerçekten o (kâfirler), o (Peygamber)den gizlenmek için sırtlarını dönüyorlar. (Yine) Haberiniz olsun onlar, örtülerine büründükleri zaman, (Allah) onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, gönüllerin özündekileri kesinlikle bilendir.
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a bağlı olmasın. Ayrıca O, her canlının bulunduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitapta yer almış bulunmaktadır.
Cemal Külünkoğlu
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı (dâbbe) yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. (Allah) onların (dünyada) yerleştikleri yeri de (öldüklerinde) kalacakları yeri de bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitapta (kozmik arşivde, Levh-i Mahfuz’da) yazılıdır.
Mehmet Türk
Yeryüzünde, rızkı Allah’a ait olmayan hiç bir canlı yoktur. (Allah) onun dünya hayatını da âhiret hayatını da bilir. (Bunların) tümü, apaçık bir kitap (olan levh-i mahfuz)da (yazılı)dır.
Gökleri ve yeri altı evrede yaratan Allah'tır. Onun kudret tahtı suyu kullanmasında idi. Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu tesbit etmek için sizi imtihan etmektedir. Eğer sen, “Ölümden sonra diriltileceksiniz” desen, kâfirler hemen, “Bu, apaçık sihirden başka bir şey değildir” diye karşılık verirler.
Cemal Külünkoğlu
O, hanginizin davranışlarının daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan etmek için, Arş’ı henüz su üzerinde iken gökleri ve yeri altı evrede/aşamada yaratandır. Böyle iken sen onlara: “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, o inkârcılar: “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.
Mehmet Türk
Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha iyi işler yapacağını denemek için gökleri ve yeri altı zaman diliminde yaratan O (Allah)’tır. Gerçekten o kâfirlere: “siz ölümden sonra mutlaka diriltileceksiniz” dersen, onlar da (sana): “Bu açıkça bir büyüden başka bir şey değildir.” diyecekler.
Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelersek, elbette, “Onun gelmesini engelleyen nedir?” derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatmış olacaktır.
Cemal Külünkoğlu
Şayet azabı onlardan sayılı bir zaman/süreye kadar geciktirecek olsak: “Onu engelleyip alıkoyan nedir?” diyecekler. Bilin ki azap onlara geldiği gün, artık kendilerinden çevrilecek değildir ve alaya aldıkları şey onları iyiden iyiye kuşatacaktır.
Mehmet Türk
Yemin olsun! Eğer onlardan azabı bir süreye kadar ertelesek, (bu defa da) kesinlikle: “Onu alıkoyan (sebep) nedir?” diyecekler. Şunu iyi bilin ki; o (azap) onlara geldiği gün (bir daha) asla geri çevrilmez ve alaya aldıkları o şey de onları, çepeçevre kuşatı(veri)r.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan çekip geri alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
Cemal Külünkoğlu
Bunun gibi, insana katımızdan (zenginlik, huzur, sağlık gibi) bir rahmet tattırsak, sonra da (imtihan olarak) onu kendisinden çekip alsak, muhakkak o, (önceki lütfumuzu göz ardı eden) çok ümitsiz ve çok nankör bir kimse olur.
Mehmet Türk
Yemin olsun! Eğer şu insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp, sonra bunu kendisinden çekip alsak o mutlaka nankörlük ederek, umudunu keser.
Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, “Elbette kötülükler benden gitti” der. Çünkü o şımarıktır; kibirlidir.
Cemal Külünkoğlu
Ve yine andolsun ki, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırsak, o zaman da “kötülükler benden gidiverdi” der ve (bir daha sıkıntıya düşmeyecekmiş gibi hemen böbürlenir). Çünkü o, şımarıktır, kibirlidir.
Mehmet Türk
Ve (yine) yemin olsun ki; kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nîmet tattırırsak (o zaman da) kesinlikle: “kötülükler benden gidiverdi” der ve mutlaka böbürlenerek şımarır.
Belki de sen, müşriklerin “Ona gökten bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı, sana vahyolunan âyetlerin bir kısmını tebliğ etmeyi terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. İyi bil ki, sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.”
Cemal Külünkoğlu
Şimdi (Ey Resul! Sırf inkârcılar hoşlanmıyor ve) onların “Niçin o’na (gökten) bir hazine inmedi” ya da “(neden) kendisiyle birlikte bir melek gelmedi?” diye söylenmelerinden ötürü yüreğin daralıyor. Bunun için sana vahyedilen mesajın bir bölümünü onlara duyurmaktan vazgeçebilirsin (asla böyle yapma! Unutma ki,) sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir (herkese layık olduğu neticeyi verendir).
Mehmet Türk
(Ey Muhammed! Yoksa) şimdi o (kâfirlerin): “o (Peygambere) bir hazine indirilse veya onunla birlikte bir melek gelse olmaz mıydı?” demeleri sebebiyle sıkılıp da sana vahyolunandan bir kısmını, (insanlara duyurmayı) terk mi edeceksin? Sen sadece bir uyarıcısın ve Allah da her şeye vekildir.
Yoksa, “onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi yardıma çağırın da onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.”
Cemal Külünkoğlu
Yoksa Kur’an’ı kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru sözlü iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın ve siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.”
Mehmet Türk
Yahut: “O (Kur’an’ı) kendisi uydurdu”mu diyorlar? (Ey Muhammed! Onlara); “eğer doğru söylüyorsanız haydi siz, Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa (hepsini yardıma) çağırarak, onun benzeri on sûre uydurup getirin (bakalım).” de.
Eğer size cevap veremiyorlarsa, biliniz ki, o ancak Allah'ın ilmi ile indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Artık siz Müslüman oluyor musunuz?
Cemal Külünkoğlu
Eğer size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde, “şimdi artık O’na teslim olacak mısınız?”
Mehmet Türk
(Ey inananlar) eğer (onlar) size cevap veremezlerse, o (Kur’an’ın) Allah’ın ilmiyle indirildiğini ve tek ilâhın, O (Allah) olduğunu (iyice) bilin. (Nasıl şimdi) siz tam olarak inandınız mı?
İşte onlar, âhirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir. Dünyada yaptıkları boşa gitmiştir, yapmakta oldukları şeyler de bâtıldır.
Cemal Külünkoğlu
İşte bunlar kendileri için ahirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. Onların orada (dünyada) bütün yaptıkları boşa çıkmıştır ve zaten bütün yaptıkları da dünyalık değersiz şeylerdir.
Mehmet Türk
İşte bunlara, âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Onların dünyada bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve yapmakta oldukları şeyler de boşa gitmektedir.
İşte böyleleri, şu kimseler gibi olabilir mi?: Rabbinin katından bir belgesi ve onun ardından O'ndan gelen bir tanığı bulunanlar ve ondan önce de önlerinde Mûsâ'nın kitabı önder ve rahmet olarak duranlar; işte onlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkâr ederse, ona söz verilen yer ateştir. Senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu, o, Rabbinden bir gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmaz.
Cemal Külünkoğlu
Rabbi tarafından gönderilen kesin delile (Kur’an’a) dayanan, ayrıca da o delili destekleyen daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa’nın kitabı ile tasdik edilen kimse, yalnız dünya hayatını arzu eden gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kur’an’a iman ederler. Hangi toplum onu inkâr ederse, onun yeri ateştir. O Kur’an’dan hiç kuşkun olmasın! Muhakkak o, Rabbinden gelen gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Mehmet Türk
Rabbi tarafından bir önder ve rahmet olarak gönderilen, Allah’tan bir şâhit (olarak Kur’an)’ın ve Mûsa’nın kitabının kendisinden bahsettiği ve apaçık bir mûcize üzere bulunan (Peygamber dünya hayatını isteyenlerle) hiç aynı olur mu? Çünkü onlar o (Peygambere) îman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, varacağı yer cehennemdir. Sakın Rabbinden bir hak olan bu (Kur’an)dan, şüphe etme. Fakat insanların çoğu (bunu anlayıp) îman etmiyorlar.
Allah'a karşı yalan uydurandan daha zâlim kimdir? Bunlar Rabblerine sunulurlar ve tanıklar da, “Rabblerine karşı yalan söyleyenler bunlardır” derler. Biliniz ki, Allah'ın laneti zâlimler üzerinedir.
Cemal Külünkoğlu
Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? İşte bunlar Rablerine sunulacaklar. Ve şahitler de: “Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır” diyecekler. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.
Mehmet Türk
Yalanlarını Allah’a yakıştırandan daha zâlim kim olabilir? İşte bunlar, Rablerinin huzuruna getirilince, (bunların zulümlerine) şâhit olanlar; “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyecekler. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.
Onlar Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenlerdir. İşte bunlar, âhireti inkâr edenlerdir.
Cemal Külünkoğlu
O zalimler ki, başkalarını Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğri, dolambaçlı bir yol olarak göstermeye çalışırlar; ahiret hayatını yok sayan zaten onlardır.
Mehmet Türk
İşte bu (zâlimler) âhireti inkâr etmek için Allah’ın yolundan ayrılan ve onu yamultmak isteyen kimselerdir.
İşte bunlar, Allah'ı yeryüzünde âciz bırakamazlar. Onların Allah'tan başka yakın dostları da yoktur. Onlara azap kat kat olacaktır. Çünkü, onlar gerçekleri duymaya dayanamaz ve göremezlerdi.
Cemal Külünkoğlu
Bunlar yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir (Allah’ın yapacaklarına engel olamayacaklardır) ve Allah’ tan başka (kendilerini kurtarabilecek) dostları da yoktur. Onların azabı katlanacaktır. Çünkü onlar (İlahi hakikatleri) işitmeye tahammül edemiyorlardı ve gerçeği görmemekte direniyorlardı.
Mehmet Türk
Bu (zâlimler Allah’ı) yeryüzünde asla âciz bırakamadılar. Aslında) bunların Allah’tan başka (gerçek) dostları da yoktur. (Sonunda) bunların azabı (hakkı) işitmek ve görmek istememeleri sebebiyle, kat kat arttırılacaktır.
İnanıp da güzel işler yapan ve Rabblerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada süreli kalırlar.
Cemal Külünkoğlu
İnanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan ve Rablerine karşı alçak gönüllülükle boyun eğen kimseler; işte onlar da cennet halkıdır ve sonsuza dek orada kalacaklardır.
Mehmet Türk
Cennete; sadece (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayan ve rablerine karşı alçak gönüllü olanlar girecektir ve onlar oradan asla çıkarılmayacaklardır.
Bu iki grubun durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimsenin durumu gibidir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hâlâ ders almıyor musunuz?
Cemal Külünkoğlu
Bu iki grubun durumu, kör ve sağır olan kimseyle gören ve işiten kimsenin durumu gibidir. (Ne dersiniz,) bu ikisinin durumu hiç eşit olur mu? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?
Mehmet Türk
(İşte) bu iki grubun misali; hem kör hem de sağır kimseyle, hem gören hem de işiten kimse gibidir. Hiç bunlar birbirlerine eşit olur mu? (Ey kâfirler! Bunları) hâlâ idrak etmeyecek misiniz?
Kavminin inkâr eden seçkinleri dediler ki: “Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis, sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.”
Cemal Külünkoğlu
Bunun üzerine kavminden inkârcıların elebaşları şöyle demişlerdi: “Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. İçimizden sana uyanların da aşağı tabakadan bir takım (dar görüşlü) insanlar olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla, sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü görmüyoruz. Aksine, sizin yalancı kimseler olduğunuz kanaatindeyiz.”
Mehmet Türk
Kavminin ileri gelen kâfirleri (Nûh’a): “Biz seni, sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz, (hatta) sana sadece bizim ayak takımı rezil insanlarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bizden fazla bir meziyetinizi de göremiyoruz. Bilakis sizin yalancı olduğunuza inanıyoruz.” dediler.
Nûh, kavmine şöyle seslendi: “Ey kavmim! Bakın, bende Rabbim tarafından verilen açık bir delil varsa, O kendi tarafından bana bir rahmet vermiş ise ve siz de ona karşı körleşmiş iseniz, ben ne yapabilirim? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?”
Cemal Külünkoğlu
Nuh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şayet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet (kitap, peygamberlik, mucize) vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, o rahmeti istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayabilir miyiz?”
Mehmet Türk
(Nûh da onlara): “Ey kavmim! Ne dersiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir mûcize üzereysem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de siz, bunu anlayamıyorsanız (ne olacak?) Yani şimdi biz sizi buna zorla mı inandıracağız?” dedi.
“Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim ödülüm ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rabblerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir kalabalık olarak görüyorum.”
Cemal Külünkoğlu
“Ey kavmim! Bu uyarı çabalarıma karşılık sizden maddi bir karşılık istemiyorum, benim hizmetimin karşılığını verecek olan Allah’tır. İnananları yanımdan kovacak değilim, çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat sizin gerçeklerden habersiz bir toplum olduğunuzu görüyorum.”
Mehmet Türk
(Ve Nûh onlara): “Ey kavmim! Ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum, (zâten) benim mükâfatım, tamamen Allah’a aittir. Ve ben îman ederek gerçekten Rablerine kavuşan (kimseleri yanımdan) kovamam. Ancak ben, sizi cahil bir topluluk olarak görüyorum.”
“Ben size, ‘Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum, gaybı da bilmem. ‘Ben bir meleğim' de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, ‘Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir' diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovarsam ben gerçekten zâlimlerden olurum.
Cemal Külünkoğlu
“Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum, insanın duyu ve algı alanının ötesini bilirim de (demiyorum), bir melek olduğumu da söylemiyorum; sizin o hor gördüğünüz (tertemiz) kimselere Allah’ın bir hayır ulaştırmayacağını ise zaten söyleyemem, çünkü onların kalplerinde olan (iman ve samimiyeti) en iyi bilen Allah’tır. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben de zalimlerden olurum.”
Mehmet Türk
“Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum, ben ğaybı da bilmiyorum, ben meleğim de demiyorum ve sizin kendinize göre, hor gördüğünüz kimselere “Allah kesinlikle onlara bir hayır vermeyecek” de demiyorum. Onların gönüllerinde olanı Allah, daha iyi bilir. (Eğer bunun tersini yaparsam) işte esas o zaman zâlimlerden olurum.” dedi.
Dediler ki: “Ey Nûh! Bizimle gerçekten tartıştın ve bize karşı mücâdelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini bize getir!”
Cemal Külünkoğlu
“Ey Nuh! Bizimle çekişip durdun, bu çekişmede ileri de gittin. (Yeter artık,) eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bizi tehdit edip durduğun o azabı getir de görelim” dediler.
Mehmet Türk
(Toplumu, Nûh’a): “Ey Nûh! Gerçekten sen, bizimle çok uğraştın ve bu yaptığın mücadelede de çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan (haydi) bize vâdettiğin (azabı) getir de (görelim.)” dediler.
“Eğer Allah sizi azgınlık içinde bırakmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez. Çünkü O sizin Rabbinizdir. O'na döndürüleceksiniz.”
Cemal Külünkoğlu
Ben size nasihat etsem de eğer Allah (inadınız ve yaptıklarınız yüzünden) sizi sapıklıkta bırakacaksa, nasihatim de size fayda vermeyecektir. Zira O, sizin Rabbinizdir ve hepiniz (sonunda hesap vermek ve hayatınıza kaldığınız yerden devam etmek üzere) O’nun huzurunda çıkarılacaksınız.
Mehmet Türk
“Eğer Allah sizi helâk etmeyi dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de benim öğüdümün size bir faydası olmaz. İşte Rabbiniz, O (Allah’tır) ve (sonunda) O’na döndürüleceksiniz.” dedi.
Yoksa, “bunu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Onu uydurduysam günahı bana. Fakat ben sizin işlediğiniz günahlardan uzağım.”
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Yoksa o (Nuh’un kıssası)nı, “kendisi mi uydurdu” diyorlar? (Onlara) de ki: “Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlediklerinizden uzağım.”
Mehmet Türk
Yoksa onlar: “Bu (Kur’an’ı, Muhammed) kendisi uydurdu” mu diyorlar? (Sen onlara): “Eğer onu ben uydurduysam, günâhım bana aittir. Ama ben sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.” de.
Nûh'a, “Senin toplumundan inanmış olanların dışında başka kimse inanmayacaktır. Onların yaptıklarına üzülme!”
Cemal Külünkoğlu
Nuh’a vahyolundu ki: “Kavminden (şimdiye kadar sana) iman etmiş kimselerden başkası, (artık asla sana) inanmayacak. O halde sen, onların yaptıklarından dolayı üzülme!”
Mehmet Türk
Nûh’a: “(Şimdiye kadar) îman edenlerin dışında artık (bundan sonra) sana kimse kesinlikle inanmayacak. Sakın onların yaptıkları şeylerden dolayı üzülme...”
“Gözetimimiz altında ve sana öğretilen şekilde gemiyi yap ve zâlimler hakkında bana başvurma! Çünkü, onlar boğulacaklardır” diye vahyolundu.
Cemal Külünkoğlu
“Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında (kurtulmaları için) benden bir istekte bulunma! Çünkü onlar (suda) boğulacaklardır.”
Mehmet Türk
(Ey Nûh!): “...Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle o gemiyi yap. Zâlimler(e mühlet vermem) konusunda da Bana bir şey söyleme. Çünkü onlar boğularak helâk olacaklardır.” diye vahyedildi.
Nûh gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı. O da, “Bizimle alay ediyorsunuz ama, biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.” dedi.
Cemal Külünkoğlu
Nuh gemiyi yapıyordu, kavminden birtakım ileri gelen (inkârcı)lar ise, yanına her uğrayışta- onunla alay ediyorlardı. (Nuh onlara) dedi ki: “Siz bizimle alay ediyorsunuz (olsun bakalım. Şunu iyi bilin ki;) siz (şimdi bizimle) nasıl alay ediyorsanız, (vakti gelince) biz de sizinle (öyle) alay edeceğiz.”
Mehmet Türk
(Nûh) gemiyi yaparken, toplumunun ileri gelenleri kendisine her uğradıklarında, onunla alay ediyordu. O (da): “Eğer bizimle alay ederseniz, pek yakında sizin alay ettiğiniz gibi (aynen) biz de sizlerle alay edeceğiz...”
Sonunda buyruğumuz gelip tandırda sular kaynamaya başlayınca, “Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve inananları gemiye bindir” dedik. Ancak, pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Cemal Külünkoğlu
Sonunda emrimiz gereği sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh’a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift al ve (boğulacaklarına dair) haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” Zaten onunla birlikte iman edenlerin sayısı pek azdı.
Mehmet Türk
Sonunda emrimiz gelince ve tandır kaynamaya başlayınca (Nûh’a): “çifti olan her şeyden ikişer (tane) ve (küfründen dolayı) helâki kesinleşmiş olanlar dışında aileni ve îman edenleri ona yükle.” dedik. -Zâten onunla birlikte (Allah’a) çok az kimse, îman etmişti.-
Nûh, “Gemiye binin, onun yürümesi ve durması Allah'ın adıyladır; doğrusu, Rabbim bağışlayandır; merhamet edendir” dedi.
Cemal Külünkoğlu
(Nuh) dedi ki: “Haydi, ona binin artık. (Bu geminin) yürümesi de durması da Allah’ın adıyla/yardımıyladır. Doğrusu, benim Rabbim gerçekten bağışlayandır, merhamet edendir.”
Mehmet Türk
(Nûh): “O (gemiye) binin. Onun yüzmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz benim Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.
Gemi dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken Nûh, bir kenarda ayrı kalmış oğluna, “Ey yavrucuğum! Bizimle beraber sen de gemiye bin, inkârcılarla beraber olma” diye seslendi.
Cemal Külünkoğlu
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna: “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma!” diye seslendi.
Mehmet Türk
(Gemi) onları dağlar gibi dalgalar arasında (sağ salim) götürüyordu. Nûh (Allah’ın dininden) uzaklaşan oğluna: “Ey yavrucuğum! (Gel gemiye) bizimle birlikte bin ve sakın kâfirlerle beraber olma.” (diye) seslendi.
Oğlu, “Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır” deyince, Nûh, “Bugün acıdıkları dışında, Allah'ın buyruğundan kurtarabilecek bir şey yoktur” dedi. Aralarına dalga girdi ve oğlu da boğulanlara karıştı.
Cemal Külünkoğlu
O: “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nuh: “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Ve tam o anda aralarında bir dalga yükseldi ve (oğul) boğulup gidenlerin arasına karıştı.
Mehmet Türk
(Oğlu): “Ben bir dağa sığınırım, o da beni sudan korur.” deyince; (Nûh): “Bugün (Allah’ın) merhamet ettiğinden başkasını Allah’ın bu helâkinden koruyacak kimse yoktur.” dedi. Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da hemen boğuluverdi.
“Ey yeryüzü! Suyunu içeri çek ve ey gök, sen de suyunu tut” denildi. Su çekildi, iş de böylece bitirildi. Gemi ise Cûdî'ye oturdu. “Haksızlık yapan toplum yok olsun” denildi.
Cemal Külünkoğlu
Bir süre sonra yere: “Ey yer, suyunu yut” ve göğe: “Ey gök, yağmurunu tut” denildi. Bunun üzerine sular çekildi, Allah’ın emri gerçekleşti ve gemi Cudi’ye oturdu. Bu sırada: “Kahrolsun zalimler topluluğu!” diye bir ses duyuldu.
Mehmet Türk
(Allah tarafından): “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök! Sen de yağmuru kes.” denildi. Su çekildi (böylece Nûh toplumunun) helâk işi tamamlandı. (Gemi de) Cûdi üstünde durdu ve: “O zâlimler topluluğu (böylece) defolup gitti!” denildi.
Nûh, Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”
Cemal Külünkoğlu
Nuh, Rabbine niyaz edip şöyle dedi: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vadin elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”
Mehmet Türk
Nûh, Rabbine seslenerek: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum benim ailemdendir (ama) Senin va’din de haktır. Ve Sen, hüküm verenlerin, en iyi hüküm verenisin.” dedi.
Allah, “Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, doğru olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse, hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Doğrusu, câhillerden olman konusunda seni uyarıyorum” dedi.
Cemal Külünkoğlu
(Allah) buyurdu ki: “Ey Nuh! O (oğlun isyan ettiği için) senin ailenden değildir. Çünkü o kötü işler yaptı. İçyüzünü bilmediğin bir şeyi yapmamı benden isteme! Sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.”
Mehmet Türk
(Allah): “Ey Nûh! O (oğlun) kesinlikle senin ailenden değildir. Çünkü o, (Allah’ın emrine) uygun olmayan iş (yapmış)tır. Sakın hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben sana cahillerden olmayasın diye öğüt veriyorum.” diye buyurdu.
Nûh, “Rabbim! Doğrusu, hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmezsen ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum.” dedi.
Cemal Külünkoğlu
“(Nuh) Ey Rabbim! Senden, hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şey istemekten sana sığınırım! Eğer beni bağışlamaz, bana acımazsan, şüphesiz kaybedenlerden olurum!” dedi.
Mehmet Türk
(Nûh): “Ey Rabbim! Bilgim olmayan şey (hakkında) Senden bir şey istemekten Sana sığınırım. Eğer Sen beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen, (işte ben o zaman) perişan olurum.” dedi.
“Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara, bizden bir esenlik ve bereket olmak üzere gemiden in!” denildi. Ama birçok topluluğun geçimini de sağlayacağız. Sonra onlara, bizden acıklı bir azap değecektir.
Cemal Külünkoğlu
(Ona) denildi ki: “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanların soyundan gelecek toplumlara (ümmetlere) Bizim katımızdan bir esenlik ve bereketle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine (inanmayanlara) elem dolu bir azap dokunacak.”
Mehmet Türk
(Allah tarafından Nûh’a): “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden (verilecek) bir güven ve bereketlerle (gemiden) in. (İleride sizden nice inkârcı) ümmetler de olacak ki onları (dünyadan) yararlandıracağız sonra da onlara (âhirette) Bizden acıklı bir azap dokunacaktır.” Denildi
“Ey Muhammed! İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret! Çünkü iyi sonuç, sakınanlarındır.”
Cemal Külünkoğlu
Bütün bunlar sana vahyettiğimiz bilinmedik haberlerdendir ki bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O hâlde sabret ve unutma ki, iyi sonuç mutlaka Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanların olacaktır.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) İşte bunlar; sana vahiyle bildirdiğimiz, senin ve kavminin daha önceden bilmediği, ğayb’a ait haberlerdendir. (Öyleyse sen de Nûh gibi) sabret, çünkü (en güzel) sonuç Allahtan hakkıyla sakınanlarındır.
‘Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah'a kulluk ediniz. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Yoksa sırf yalan uyduranlardan olursunuz.”
Cemal Külünkoğlu
Ad (kavmin)e de kardeşleri Hud’u (nebi olarak gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz sadece iftira edip duruyorsunuz.”
Mehmet Türk
Âd (toplumuna da) kardeşleri Hûd’u (gönderdik). (O, toplumuna): “Ey kavmim! (Sadece) Allah’a kul olun, sizin için Ondan başka (ibâdet edilecek hiç) bir ilâh yoktur. (Diğerlerini) sadece siz uyduruyorsunuz.” dedi.
“Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Düşünmüyor musunuz?”
Cemal Külünkoğlu
“Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim (hizmetimin karşılığı), ancak beni yaratana aittir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”
Mehmet Türk
(Hûd devamla:) “Ey kavmim! Ben bunun karşılığında sizden hiç bir ücret, istemiyorum. Benim ücretim sadece beni yaratana aittir. (Bunu hâlâ) anlamayacak mısınız?”
“Ey kavmim! Rabbinizden af dileyiniz. Sonra, O'na tövbe ediniz ki, size gökten bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın. Günah işleyerek Allah'tan yüz çevirmeyiniz.”
Cemal Külünkoğlu
“Ey kavmim, Rabbinizden af dileyiniz, arkasından O’na tevbe ediniz ki, size gökten bolca rahmet ve bereket göndersin ve gücünüze güç katsın. Artık siz de günahkârlar olarak (Allah’tan) yüz çevirmeyin!”
Mehmet Türk
“Ey kavmim! Rabbinizden af dileyin sonra O’na tevbe edin. O da üzerinize gökten bol bol (yağmur) yağdırarak gücünüze güç katsın. (Gelin) günâhkârlar olarak dönüp gitmeyin.” (dedi.)
Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.”
Cemal Külünkoğlu
(Onlar da) dediler ki: “Ey Hud! Sen bize (peygamberliğini kanıtlayacak ve bizi inanmaya ikna edecek türden) açık bir mucize getirmedin. (Bu durumda) biz (sırf) senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve (boşuna ümitlenme) biz sana asla inanmayacağız!”
Mehmet Türk
(Toplumu da Hûd’a): “Ey Hûd! Sen, bize apaçık bir mûcize getirmedin ve biz de sadece, senin sözüne (itibar ederek) ilâhlarımızı terk edecek ve sana îman edecek değiliz.” dediler.
Biz “tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış” demekten başka bir söz söyleyemeyiz! Hûd dedi ki: “Ben, Allah'ı şâhit tutuyorum; siz de şahit olunuz ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım.”
Cemal Külünkoğlu
54-55.Bizim sana sözümüz ancak şudur: “Tanrılarımızdan bir kısmı seni fena halde çarpmıştır.” (Bunun üzerine Hud) dedi ki: “Ben, Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da (elinizden gelirse) bana göz açtırmayın.”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Biz sana ancak tanrılarımızdan bazısı, seni(n aklına) fenalık getirterek, (delirtmiş) deriz” (dediler). (Hûd da onlara): “Allah şahidim olsun, siz de şâhit olun ki ben, kesinlikle sizin (Allah’a) şirk koştuklarınızdan, uzağım...”
“O'ndan başka taptıklarınızın hepsinden uzağım. Haydi, hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin.”
Cemal Külünkoğlu
54-55.Bizim sana sözümüz ancak şudur: “Tanrılarımızdan bir kısmı seni fena halde çarpmıştır.” (Bunun üzerine Hud) dedi ki: “Ben, Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da (elinizden gelirse) bana göz açtırmayın.”
Mehmet Türk
“...(Yani) O (Allah’ın) dışındakilerden. Haydi, hepiniz toplanıp bana dilediğiniz tuzağı kurun ve bana hiç fırsat da vermeyin...”
“Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yeryüzünde hiçbir varlık yoktur ki, Allah onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz, Rabbim dosdoğru yoldadır.”
Cemal Külünkoğlu
“İşte ben hem benim hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a güvendim. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş (onu denetimine almış) olmasın. Şüphesiz ki benim Rabbim dosdoğru bir yoldadır (hüküm ve tasarrufunda en doğruyu yapandır).”
Mehmet Türk
“Ben gerçekten benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a (hakkıyla) tevekkül ettim. O’nun idare ve yönetimini elinde tutmadığı hiç bir canlı yoktur. Şüphesiz benim Rabbim, kesinlikle hak yol üzeredir."
“Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ‘benimle size gönderileni' size bildirdim. Rabbim sizden başka bir kavmi yerinize getirir de o kavme hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi koruyup gözetendir.”
Cemal Külünkoğlu
“Eğer yüz çevirirseniz (sonucuna da katlanırsınız). Bilin ki, benimle gönderileni (ilâhî buyrukları) ben size bildirdim (artık benim yapacak bir şeyim yok). Rabbim (dilerse sizi yok eder), yerinize sizin dışınızda başka bir kavmi getirir de siz O’na hiçbir şekilde (karşı koyamaz ve) zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki Rabbim, her şeyi gözetip koruyandır” dedi.
Mehmet Türk
“Siz (ne kadar) yüz çevirirseniz çevirin, ben (işte) size kendisiyle gönderildiğim mesajı duyurdum. (Eğer) Rabbim (dilerse) sizin yerinize başka bir toplumu geçirir ve siz de Ona hiç bir şekilde zarar veremezsiniz. Çünkü Rabbim her şeyi hakkıyla koruyandır.” dedi.
Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.
Cemal Külünkoğlu
Ve nihayet, (azap) emrimiz gelince (zalimleri helâk ettik), Hud’u ve onunla aynı inancı paylaşanları katımızdan bir koruma lütfuyla kurtardık; ayrıca kendilerini (ahiretteki) ağır ve zorlu azaptan (da) koruduk.
Mehmet Türk
(Helâk) emrimiz gelince, Hûd’u ve onunla birlikte îman edenleri katımızdan bir rahmetle (helâkten) kurtardık. (Hatta) onları çok daha şiddetli (olan âhiret) azabından da kurtardık.
İşte ‘Âd halkı Rabblerinin âyetlerini inkâr ettiler: O'nun peygamberlerine âsî oldular ve inatçı bir zorbanın emrine uydular.
Cemal Külünkoğlu
İşte Ad (kavminin sonu böyle oldu. Çünkü onlar). Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler, (O’nun) peygamberlerine isyan ettiler ve nerde (Allah’tan yüz çevirmiş) inatçı zorba varsa, onun peşinden gittiler.
Mehmet Türk
İşte (bunlar) Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr eden, O (Allah’ın) tüm Peygamberlerine isyan eden ve haktan uzak her zorbanın emrine uyup arkasından giden, Âd (kavmi)dir.
Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete tâbî tutulacaklar. Biliniz ki, ‘Âd halkı Rabblerini inkâr ettiler. Yine biliniz ki Hûd'un kavmi ‘Âd, Allah'ın rahmetinden uzak olsun.
Cemal Külünkoğlu
Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde Allah’ın lânetine uğradılar. Bakın, işte Rablerini ısrarla inkâr eden işte bu Âd (kavmi) idi. Unutmayın ki; Hud’un kavmi Âd (tarih sahnesinden) işte böyle yok olup gitti.
Mehmet Türk
Onlar hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete tabi tutuldular. Şunu iyi bilin ki; gerçekten Âd (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. İşte Hûd’un kavmi Âd, (böylece) defolup gitti.
Semûd toplumuna da kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah'a kulluk ediniz. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Sizi topraktan yaratan ve sizi orada yaşatan O'dur. O halde ondan af dileyiniz; sonra da O'na tövbe ediniz. Çünkü Rabbim, kullarına yakındır; duaları kabul edendir.”
Cemal Külünkoğlu
Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih’i (nebi olarak) gönderdik. (Sâlih onlara:) “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O’dur sizi yerden (topraktan) yaratan ve oranın imarında görevli kılan. Af dileyin O’ndan, sonra da O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir.”
Mehmet Türk
Semûd (toplumuna da) kardeşleri Salih’i (gönderdik). (O da toplumuna): “Ey kavmim! (Sadece) Allah’a kul olun, sizin için Ondan başka (ibâdet edilecek hiç) bir ilâh yoktur. Sizi yer(in toprağın)dan yaratan ve sizi orada yaşatan Odur. Öyleyse Ondan af dileyin, sonra Ona tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim (kullarına) çok yakındır, (duaları) kabul edendir.” dedi.
Dediler ki: “Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen biri idin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi alıkoyuyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz.”
Cemal Külünkoğlu
Dediler ki: “Ey Salih, bundan önce sen içimizde sevilen sayılan (güvenilir) bir adamdın. Atalarımızın taptığı şeylere tapmamızdan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.”
Mehmet Türk
(Toplumu da Salih’e): “Ey Salih! Bundan önce sen içimizde hakkında ümit beslenen birisiydin. (Yani şimdi) sen bize, atalarımızın taptıklarına tapmayı mı yasaklıyorsun? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden çok ciddi bir şüphe içerisindeyiz.” dediler.
Sâlih dedi ki, “Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana kendinden bir rahmet vermişse, buna ne dersiniz? Bu durumda O'na âsî olursam, beni Allah'tan kim korur? O zaman siz bana zarar vermekten başka bir şey yapmış olmazsınız.”
Cemal Külünkoğlu
(Salih) dedi ki: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerindeysem ve bana kendi katından bir rahmet vermişse, ben Allah’a isyan ettiğim takdirde, beni ondan kim kurtarabilir? Demek ki, siz bana zarar vermekten başka bir şey yapmayacaksınız.”
Mehmet Türk
(Salih de onlara): “Ey kavmim! Ya ben, Rabbimden apaçık bir mûcize üzereysem ve bana katından bir rahmet vermişse (buna) ne diyeceksiniz? (Ya bir de) bu durumda ben Ona isyan edecek olursam, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? İşte bu durumda siz, bana zarardan başka hiç bir şey veremezsiniz...”
“Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın mülkünde yesin. Ona kötülük etmeyiniz; sonra sizi yakın bir azap yakalar.”
Cemal Külünkoğlu
“Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah’ın gönderdiği dişi bir deve! Bırakın onu da Allah’ın arzında otlasın. Ona kötü maksatla dokunmayın! Yoksa çok geçmez sizi bir azap yakalayıverir.”
Mehmet Türk
“…Ey kavmim! İşte Allah’ın (yarattığı) şu deve, size bir mûcizedir. Onu Allah’ın arzında (dilediği gibi) yemesi için serbest bırakın ve (sakın) ona kötülük (vermek niyetiy)le dokunmayın. (Eğer onu öldürürseniz) derhal sizi bir azap, helâk ediverir.” dedi.
Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın.” Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.
Cemal Külünkoğlu
Derken (Semûd halkının ileri gelenleri) onu kestiler. Bunun üzerine (Salih) dedi ki: (İşte bu olay sonunuzu getirdi!) “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın bakalım! (Sonra helâk olacaksınız!) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir!”
Mehmet Türk
Onlar o (deveyi) öldürünce, (Salih onlara): “Her biriniz yurdunuzda üç gün daha misafir olun (bakalım). İşte bu asla yalan çıkmayacak bir tehdittir.” dedi.
Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak azaptan ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir; galip gelendir.
Cemal Külünkoğlu
Ve derken, (azap) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâk olmaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
(Helâk) emrimiz gelince, Bizden bir rahmetle Salih’i ve onunla birlikte îman edenleri helâkten ve o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu gerçekten çok güçlü ve pek şerefli olan sadece senin Rabbindir.
Sanki orada hiç şenlik kurmamış gibi oldular. İyi biliniz ki Semûd kavmi Rabblerini inkâr ettiler ve iyi bilin ki Semûd kavmi defolup gittiler.
Cemal Külünkoğlu
Sanki daha önce orada hiç oturmamış (yuva kurup yaşamamış) gibi oldular. Haberiniz olsun ki, Semud (kavmi) gerçekten Rablerini inkâr etmişlerdi. Bak işte nasıl yok olup gittiler.
Mehmet Türk
Sanki onlar orada, hiç yaşamamış gibi oldular. Şunu iyi bilin ki; Semûd (kavmi) Rablerini inkâr etmişlerdi. İşte Semûd kavmi (de böylece) defolup gitti.
Andolsun ki peygamberlerimiz İbrâhim'e müjde getirdiler ve “Selâm” dediler. O da, “Selâm” dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun, (melekler arasından seçip gönderdiğimiz) elçilerimiz, İbrahîm’e (bir çocuğunun dünyaya geleceğine dair) müjde getirip: “Selâm sana (Ey İbrahîm)!” dediler. O da: “Size de selâm olsun (Ey Allah’ın kulları)!” dedi ve sonra da oyalanmadan onların önüne (pişirilerek) kızartılmış bir buzağı getirdi.
Mehmet Türk
Yemin olsun ki; elçilerimiz (olan melekler) İbrahim’e müjde ile gelince: Allah’ın selamı üzerine olsun” dediler. O da: “Allah’ın selamı sizin üzerinize de olsun” dedi ve (onlara) gecikmeden bir buzağı kebabı getirdi.
Yemeğe ellerini uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku girdi. “Korkma! Biz melekleriz; Lût kavmine gönderildik” dediler.
Cemal Külünkoğlu
Fakat (İbrahîm) elçilerin kızartılmış buzağıya doğru el uzatmadıklarını görünce, konukları tuhafına gitti, onlardan dolayı içine bir korku (endişe) düştü. Bu sırada konukları: “Korkma (biz Allah’ın melekleriyiz)! Lût’un kavmine (cezalarını uygulamak için) gönderildik” dediler.
Mehmet Türk
(İbrahim meleklerin) kebabı yemediklerini görünce, onların durumlarını yadırgadı ve içerisinden onlara karşı bir korku duydu. (Melekler İbrahim’e): “Sen korkma! Biz Lût toplumuna gönderildik.” dediler.
O anda hanımı ayakta idi ve bu sözleri duyunca güldü. Ona da İshâk'ı, İshâk'ın ardından da Ya‘kûb'u müjdeledik.
Cemal Külünkoğlu
İbrahîm’in karısı (Sâre) ayakta bekliyordu, (bu sözleri duyunca) güldü. Biz de ona İshak (adında bir çocuk dünyaya getireceğini) ve İshak’ın ardından Yakup (isminde bir de torun)’u (olacağını) müjdeledik.
Mehmet Türk
(Bu esnada İbrahim’in) ayakta duran karısı ay hali görmeye başladı ve Biz de o (kadı)na İshak’ı, İshak’ın arkasından da Yâkûb’u müjdeledik.
Hanımı, “Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu, gerçekten şaşılacak bir şey!” dedi.
Cemal Külünkoğlu
Karısı: “Vay başıma gelenler! Ben kocamış bir kadın ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şeydir!” dedi.
Mehmet Türk
(İbrahim’in karısı): “Vay başıma gelene! Şimdi ben bir kocakarı, şu kocam da bir ihtiyarken doğuracağım öyle mi? Cidden bu çok acayip bir şey!” dedi.
Melekler dediler ki: “Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır; iyiliği boldur.”
Cemal Külünkoğlu
(Elçiler,) “Sen Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Ey (peygamberin) ev halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizdedir. Şüphe yok ki, övülmeye yegâne layık olan O’dur (her şeyi en güzel yapandır) ve lütuf ve ikram sahibidir” dediler.
Mehmet Türk
(Melekler: “Ey kadın! Sen) Allah’ın emrinden dolayı hayret mi ediyorsun? (Hâlbuki) ey ev halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz O (Allah) övülmeye en lâyık olandır, çok cömerttir.” dediler.
İbrâhim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında bizimle mücâdeleye başladı.
Cemal Külünkoğlu
Böylece İbrahîm’in endişesi geçtikten ve kendisine müjde verildikten sonra Lût kavmi hakkında (affedilmeleri için) bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.
Mehmet Türk
İbrahim’den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi(nin akıbeti) hakkında bizimle mücadele etmeye başladı.
“Ey İbrâhim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, geri çevrilemeyecek bir azap kesinlikle gelecektir!”
Cemal Külünkoğlu
(Elçilerimiz) ona dediler ki: “Ey İbrahîm! Bu tartışma işinden (ısrarından) vazgeç; çünkü (Lût kavmi için) Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onların başlarına geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap kaçınılmaz olmuştur.”
Mehmet Türk
(Melekler İbrahim’e): “Ey İbrahim! Bu (mücadele)den vazgeç, çünkü gerçekten, Rabbinin (helâk) emri kesinleşmiştir ve onlara asla geri çevrilmeyecek bir azap gelecektir.” dediler.
Elçilerimiz/melekler, Lût'a gelince, Lût onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da, “Bu, çetin bir gündür” dedi.
Cemal Külünkoğlu
Ve elçilerimiz, (delikanlı sûretinde) Lût’a geldiğinde; (sapık kavminin saldırısından korktuğu için) onların gelmelerinden endişeye düştü, çok sıkıldı ve: “İşte bu çok çetin bir gün olacak” dedi.
Mehmet Türk
Elçilerimiz Lût’a gelince onlardan dolayı kaygılandı, eli ayağı dolaştı ve: “İşte bu korkunç bir gün.” dedi.
Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldi. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. Lût, “Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır; sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu?” dedi.
Cemal Külünkoğlu
Lût’un kavmi (konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere) ona doğru koşarak geldi. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût, (onlara) dedi ki: “Ey Kavmim! İşte kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin! İçinizde hiç aklı başında bir kişi yok mu?”
Mehmet Türk
Kavmi ona hırslarından koşarak geldiler. -Onlar (zâten bundan) önce de (aynı) pislikleri yapıyorlardı.- (Lût): “Ey kavmim! (Bari) şu (ümmetimin) kızları(nı nikâhlayın). Bunlar sizin için çok daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misafir(ler)imin önünde rezil etmeyin. Sizin içinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” dedi.
Dediler ki: “Senin kızlarında bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.”
Cemal Külünkoğlu
(Buna karşılık) onlar da dediler ki: “Sen (gayet iyi) biliyorsun ki bizim (kadınlarla bir işimiz olmadığı için) senin kızlarında bir gözümüz yok. Aslında sen bizim neyin peşinde olduğumuzu çok iyi biliyorsun (ama bizi oyalıyorsun).”
Mehmet Türk
(Onlar): “Bizim kesinlikle senin (ve ümmetinin) kızlarına karşı bir ilgi ve arzumuzun olmadığını, sen de bilirsin. Hatta sen bizim ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.” dediler.
Lût, “Keşke benim size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim!” dedi.
Cemal Külünkoğlu
(Onların bu tavrı karşısında çaresiz kalan) Lût onlara dedi ki: “Ah, keşke size karşı (koyabilecek) bir gücüm olsaydı veya (şerrinizden korunabileceğim) çok sağlam bir kaleye sığınabilseydim.”
Mehmet Türk
(Bunun üzerine Lût): “Keşke size karşı koyacak gücüm olsaydı ya da sağlam bir yere sığınabilseydim.” dedi.
Bunun üzerine melekler dediler ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle yola çıkıp yürü. Hanımından başka, sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan azap, şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vaad olunan helâk zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?”
Cemal Külünkoğlu
(Bunun üzerine melekler:) “Ey Lût! Biz senin Rabbinin elçileriyiz! Bunlar sana asla ilişemeyecekler! Artık sen ailen ile gecenin bir aralığında yola çık ve karının dışında (ailenden kimse arkada kalmasın). Çünkü onların başına gelecek olan (azap) onun da başına gelecek. Onlar için belirlenmiş vakit tam da (bu) sabah; eh, sabah da zaten yaklaşmadı mı?
Mehmet Türk
(Elçiler): “Ey Lût! (Korkma) biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana kesinlikle zarar veremeyecekler. Sen, gecenin karanlığında, ailenle birlikte yola çık. Sakın, karın dışında hiç biriniz arkasına dönüp bakmasın. Çünkü onların başına gelecek (helâk) onun da başına gelecektir. Onlara va’dolunan (azabın vakti) sabahleyindir. Zâten sabah da yakın değil mi?” dediler.
Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine sağanak halinde balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Cemal Külünkoğlu
(Nihayet azap) emrimiz gelince, o (Sodom) şehrinin altını üstüne getirdik, tepelerine de daha önceden takdir edilmiş bir cezanın infazı için üzerlerine birbiri ardından püskürtü halinde balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Mehmet Türk
(Helâk) emrimiz(in vakti) gelince (o memleketin) üstünü altına çevirdik ve üzerine pişirilerek istiflenmiş (çok özel) taşları (yağmur gibi) yağdırdık.
Medyen'e de kardeşleri Şu‘ayb'ı gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah'a kulluk ediniz! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayınız. Zira ben sizi hayır içinde görüyorum ve gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”
Cemal Külünkoğlu
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı (nebi olarak) gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ve (birbirinizle olan alışverişinizde) ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi savurganlık içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”
Mehmet Türk
Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik.) O (toplumuna): “Ey kavmim! (Sadece) Allah’a kul olun. Sizin için Ondan başka (ibâdet edilecek) bir ilâh yoktur. Ölçü ve tartıda eksiklik yapmayın. Ben sizi bir hayır (ve bolluk) içerisinde görüyorum. Gerçekten ben, hepinizi çepeçevre kuşatacak bir günün azabından korkuyorum...” dedi.
“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adâletle yapınız; insanlara eşyalarını eksik vermeyiniz; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayınız.”
Cemal Külünkoğlu
Ve ey kavmim! “Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin, yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın!”
Mehmet Türk
(Ve devamla) “...Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletli yapın. İnsanların mallarına haksızlık etmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak fesat çıkartmayın...”
“Eğer mümin iseniz, Allah'ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bekçi değilim.”
Cemal Külünkoğlu
“Eğer mü’minseniz, Allah’ın (helalinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. (Ben sizi sadece uyarıyorum, emirlere uymanız konusunda) ben, sizin başınızda bekçi değilim.”
Mehmet Türk
“...Eğer mü’minseniz, Allah’ın size bıraktığı (helal kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim.” (dedi.)
Dediler ki: “Ey Şu‘ayb! Babalarımızın taptıklarını, yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana imanın/dinin mi emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın.”
Cemal Külünkoğlu
Dediler ki: “Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarına tapmayı bırakmamızı ve mallarımız konusunda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana salatın mı emrediyor? Aslında sen yumuşak huylu, uslu ve aklı başında bir adamsın.”
Mehmet Türk
(Toplumu Şuayb’e): “Ey Şuayb! Bizim, atalarımızın taptıklarını bırakmamızı yahut mallarımız hakkında istediğimiz gibi davranmayı terk etmemizi; senin namazın mı emrediyor? Oysa gerçekten sen, çok yumuşak huylu, akıllı (bir adam)sın.” dediler.
Dedi ki: “Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından verilmiş apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na güvenip dayandım ve bütün benliğimle O'na yöneldim.”
Cemal Külünkoğlu
(Şuayb) dedi ki: “Ey kavmim! (Söyleyin bakalım) ya ben Rabbimden gelen açık bir belgeye dayanıyorsam ve O bana kendi rahmetinin sonucu olarak temiz bir geçim kaynağı (helal kazanç) vermiş ise (ne olacak, O’na saygısızlık mı yapacağım)? Ben size aykırı hareket etmekle, sizi alıkoyduğum şeylere, kendim düşmek istemiyorum. Tek isteğim, gücümün yettiği oranda bozuklukları düzeltmek ve yanlış gidişata dur demektir. Başarım Allah’ın yardımına bağlıdır. Yalnız O’na güveniyor ve sadece O’na yöneliyorum.
Mehmet Türk
(Şuayb): “Ey kavmim! Ya ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ya da O, bana kendi katından güzel bir rızık vermişse, buna ne diyeceksiniz? Aslında ben (Allah’ın) emriyle size yasakladığım şeyleri, kendim de yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm oranında (sizi) ıslah etmek istiyorum. Benim başarım ancak Allah’(ın yardımı) iledir. Ben, (sadece) Ona tevekkül ettim ve Ona yöneldim.” dedi.
“Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız Nûh kavminin veya Hûd kavminin yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi, size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir.”
Cemal Külünkoğlu
“Ey kavmim! Bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Sâlih kavminin başlarına gelen felaketin bir benzerini sizin başınıza getirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak da değil.”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Ey kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, (sakın) Nûh kavminin ya da Hûd kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen felaketlerin aynısını, size de isabet ettirmesin. Üstelik Lût kavmi size pek uzak da değil…”
“Rabbinizden bağışlanma dileyiniz; sonra O'na tövbe ediniz. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir; çok sever.”
Cemal Külünkoğlu
(Onların başına gelenlerden ibret alın da) “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra tevbe ile O’na yönelin! Şüphesiz ki Rabbim çok merhamet edendir, (tevbe eden kullarını) çok sevendir.”
Mehmet Türk
“...Ve Rabbinizden af dileyin; sonra da Ona tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim çok bağışlayandır, çok sevgilidir.” dedi.
Dediler ki: “Ey Şu‘ayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.”
Cemal Külünkoğlu
Dediler ki: “Ey Şuayb! (Bize) söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Üstelik biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer (sana arka çıkan) kabilen olmasaydı, seni taşlayarak öldürürdük. Çünkü senin bize karşı koyacak hiçbir gücün/üstünlüğün yok.”
Mehmet Türk
(Kavmi de Şuayb’e): “Ey Şuayb! Biz senin dediklerinin hiç birini anlamadık. Aslında biz seni içimizde, (söylediklerini yapmaktan) âciz birisi olarak görüyoruz. Eğer senin akrabaların olmasaydı, biz seni taşa tutardık. Zâten senin bize gücün de yetmez.” dediler.
Dedi ki: “Ey kavmim! Size göre benim kabilem Allah'tan daha mı güçlü ve değerli ki, Allah'ı arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim, yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.”
Cemal Külünkoğlu
Şuayb dedi ki: “Ey kavmim, kabilem sizin gözünüzde Allah’tan daha mı üstündür, daha mı önemlidir ki (kabilemden çekiniyorsunuz da) O’na sırt dönüyorsunuz, O’nu(n emirlerini) dikkate almıyorsunuz? Oysa Rabbim, sonsuz ilmi ve kudretiyle yaptığınız her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.”
Mehmet Türk
(Şuayb): “Ey kavmim! Sizin yanınızda benim akrabalarım, Allah’tan daha mı üstündür de (beni öldürmekten) çekindiniz. Şüphesiz benim Rabbim yaptıklarınızı (ve yapacaklarınızı ilmiyle) kuşatandır.” dedi.
“Ey kavmim! Bulunduğunuz yerde elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Bekleyiniz! Ben de sizinle beraber beklemekteyim.”
Cemal Külünkoğlu
“Ey kavmim! (Madem direnmekte kararlısınız, o zaman) elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de (vazifemi) yapacağım. Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu (o zaman) göreceksiniz. Artık (başınıza gelecek olan azabı) gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum!”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Ey kavmim! Siz ne yaparsanız yapın; kesinlikle, ben de (görevimi) yapacağım. Pek yakında, rezil edici azabın kime geleceğini ve esas yalancının kim olduğunu anlayacaksınız. Siz bekleye durun, ben de sizinle birlikte bekleyeceğim.” (dedi.)
Emrimiz gelince, Şu‘ayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
Cemal Külünkoğlu
Nihayet (azap) emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulüm ve haksızlık içinde olanları korkunç bir gürültü yakaladı; öyle ki, kendi yurtlarında/evlerinde dizüstü yığılıp kaldılar.
Mehmet Türk
(Helâk) emrimiz gelince, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb’ı ve onunla birlikte îman edenleri kurtardık ve o zâlimleri korkunç bir ses yakaladı ve onlar yurtlarında yere yüzüstü çakılarak, helâk oldular.
96,97. Andolsun, Mûsâ'yı da âyetlerimizle ve açık bir kanıtla Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri, akla uygun değildi.
Cemal Külünkoğlu
96-97.Andolsun Musa’yı da ayetlerimizle ve somut mucizelerle Firavun’a ve onun önde gelen çevresine (nebi olarak) gönderdik. (Buna rağmen) onlar (bizim emrimize değil) Firavun ’un emrine uydular. Oysa Firavun ’un emri doğruya götürücü (irşat edici) değildi.
Mehmet Türk
Yemin olsun, Mûsa’yı (da) âyetlerimizle ve apaçık bir mûcizeyle gönderdik.
96,97. Andolsun, Mûsâ'yı da âyetlerimizle ve açık bir kanıtla Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri, akla uygun değildi.
Cemal Külünkoğlu
96-97.Andolsun Musa’yı da ayetlerimizle ve somut mucizelerle Firavun’a ve onun önde gelen çevresine (nebi olarak) gönderdik. (Buna rağmen) onlar (bizim emrimize değil) Firavun ’un emrine uydular. Oysa Firavun ’un emri doğruya götürücü (irşat edici) değildi.
Mehmet Türk
(Yani) Firavun’a ve Firavun’un (kanunlarıyla koyduğu) emirlere uyan, ileri gelenlerine. Oysa Firavun’un emirleri, kesinlikle doğru değildi.
İşte bu, memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; bugüne kadar izleri kalan da vardır, biçilmiş ekin gibi yok olan da.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) İşte bu sana anlattığımız (geçmişte helak edilmiş) kasaba halklarının (ibret verici) haberlerinden bazılarıdır. Onların bıraktıkları eserlerden ayakta kalan da var, yok olup giden de vardır.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Sana bu anlattıklarımız; kimi ayakta kalmış, kimi de yok olup gitmiş (geçmiş) medeniyetlerin haberleridir.
Onlara biz zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah'ı bırakıp taptıkları tanrıları onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını arttırmaktan başka bir şeye de yaramadı.
Cemal Külünkoğlu
Onlara biz zulmetmedik; fakat onlar (inatla kötülüğü tercih ederek) kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah’tan başka taptıkları (sahte) ilahları onlara hiçbir şey sağlamadı ve onların zararlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
Mehmet Türk
Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (helâk) emri gelince; Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları onlara hiç bir fayda sağlayamadı, hatta belâya uğramalarını arttırmaktan başka bir işe de yaramadı.
İşte bunda, âhiret azabından korkanlar için elbette bir ders vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün herkesin hazır bulunduğu bir gündür.
Cemal Külünkoğlu
Ahiret azabından korkan kimse için bu (anlatıla)nda kesin bir ibret vardır. O gün tüm insanların toplantı günüdür. Herkes o günün canlı tanığı olacaktır.
Mehmet Türk
İşte bütün bunlarda, âhiret azabından korkanlar için, kesinlikle ibret(ler) vardır. O, hem bütün insanların toplanacağı bir gündür ve hem de (herkesin yaptıklarıyla) yüzleştirileceği bir gündür.
Bedbaht olanlar ateştedir, orada olanların bir nefes alıp vermeleri vardır ki!
Cemal Külünkoğlu
106-107.Mutsuz olanlar (dünyadayken yaptıklarından ötürü) ateşte (yaşayacak) ve orada ah çekip inleyeceklerdir. Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer yerinde durduğu sürece onlar orada kalacaklardır. Şüphesiz Rabbin dilediğini istediği gibi yapandır.
Mehmet Türk
Sefillere gelince, onlar cehennemdedirler. Onlar orada içlerini çekerek hıçkıra hıçkıra ağlayacaklardır.
Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte süreli kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkı ile yapandır.
Cemal Külünkoğlu
106-107.Mutsuz olanlar (dünyadayken yaptıklarından ötürü) ateşte (yaşayacak) ve orada ah çekip inleyeceklerdir. Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer yerinde durduğu sürece onlar orada kalacaklardır. Şüphesiz Rabbin dilediğini istediği gibi yapandır.
Mehmet Türk
Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer devam ettiği müddetçe, orada sürekli kalacaklardır. Şüphesiz Rabbin dilediği her şeyi yapar.
Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada süreli kalacaklardır. Bu, bitmez-tükenmez bir lütuftur.
Cemal Külünkoğlu
Mutlu olanlar ise cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe onlar da bitmeyen bir lütfun sonucu olarak orada kalacaklardır.
Mehmet Türk
Bahtiyar olanlara gelince, artık onlar cennettedirler. (Onlar) Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer devam ettiği müddetçe, ardı arkası kesilmeyen bir ihsan olarak, orada ebedî kalacaklardır.
Artık, onların taptıkları putlardan dolayı herhangi bir şüpheniz olmasın. Onlar da, daha önce babalarının taptığı gibi putlara tapıyorlar. Biz onların nasiplerini kesinlikle eksiksiz ödeyeceğiz.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Onların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme! Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz (azaptan) paylarına ne düşüyorsa onu eksiksiz olarak (kendilerine) tastamam vereceğiz.
Mehmet Türk
Onların taptıkları şeyler(in boş şeyler olduğu) hakkında, hiç şüphen olmasın. Çünkü onlar da daha önceki ataları nasıl ibâdet ediyorsa aynen öyle ibâdet ediyorlar. Şüphesiz Biz onlara hak ettiklerinin karşılığını, kesinlikle eksiksiz olarak vereceğiz.
Biz Mûsâ'ya Kitâb'ı vermiştik de onda ihtilafa düşüldü. Rabbinin önceden verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hüküm verilirdi. Elbette onlar Kur'ân hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki, Musa’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik de ona iman konusunda (insanlar) görüş ayrılığına düştüler. Eğer Rabbinin daha önce verilmiş kesin hükmü olmasaydı, o anlaşmazlığa düşenler hakkında çoktan hüküm verilirdi. Onlar hâlâ da (Kur’an) hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Mehmet Türk
Yemin olsun ki Biz, Mûsa’ya kitabı verdik, fakat bu kitap hakkında da görüş ayrılığına düşüldü. Eğer Rabbinin önceden verilmiş bir sözü olmasaydı, onların hesabı (dünyada) görülürdü. Onlar (şimdi) bu (Kur’an)dan da çok ciddî bir şüphe içerisindeler.
O halde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı gitmeyiniz. Çünkü O, yaptıklarınızı çok iyi görendir.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın/aşırıya gitmeyin/azgınlık etmeyin! Unutmayın ki O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Sen, seninle birlikte tevbe (edip îman) edenlerle beraber, Allah’ın koyduğu sınırları aşmadan, emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Çünkü O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Zulmedenlere meyletmeyiniz; sonra ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.
Cemal Külünkoğlu
Ve asla zulmedenlerden yana eğilim göstermeyin (onlara sempati duymayın)! Yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka (hiçbir yardımcınız) hiçbir dostunuz yoktur, (kendinize başka bir dost/yardımcı aramayın), aksi taktirde (O’ndan) yardım göremezsiniz.
Mehmet Türk
(Ey îman edenler!) Sakın zâlimlere meyletmeyin (eğer onlara meylederseniz) cehennem ateşi, size dokunur. (Unutmayın ki) sizin, Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre sonra (Ondan da) yardım göremezsiniz.
Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. İyilikler kötülükleri giderir. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.
Cemal Külünkoğlu
Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindide) ve gecenin (gündüze) yakın vakitlerinde (akşam, yatsı ve sabah da) namazı ikame et! Muhakkak ki iyilikler, kötülükleri (küçük günahları) ortadan kaldırır. İşte bu, anlayışı ve kavrayışı olanlar için bir öğüttür.
Mehmet Türk
Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi vakitlerinde) ve gecenin bölümlerinde (akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde) namazı, hakkını vererek kıl. Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. İşte bu, öğüt alanlara bir hatırlatmadır.
Fakat ne yazık ki, sizden önceki kuşaklar arasından yeryüzünde bozgunculuktan alıkoyacak akıl ve iz‘ân sahibi erdemli insanlar çıkmadı. Fakat onlardan az bir kısmını kurtardık. Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.
Cemal Külünkoğlu
Sizden önceki nesillerde yeryüzünde bozgunculuktan sakındıran birtakım akıllı ve erdemli kimseler bulunmalı değil miydi? Ama içlerinden (mücadeleden yılmadıkları için) kurtuluşa erdirdiğimiz az bir topluluk dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise kendilerini şımartan ihtiraslarına kapılarak ağır suçlara daldılar.
Mehmet Türk
Sizden önceki toplumlardan yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler, bulunsa olmaz mıydı? (Ama öyle olmadı) onlardan Bizim kurtardığımız pek azı dışında, zâlimlerin tamamı, şımardılar ve günâhkâr oldular.
Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı. Fakat onlar ihtilaf etmeye devam ediyorlar.
Cemal Külünkoğlu
118-119.Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı (O, yollarını seçmek konusunda kendilerini özgür bıraktı). Onlar (hak ile batıl konusunda) birbirleriyle tartışmaya devam etmektedir. Yalnız Rabbinin rahmetini kazananlar bunun dışındadır. Zaten (Allah) onları bunun için (irade hürriyetiyle) yaratmıştır. Rabbinin: “Andolsun ki; Cehennemi, insanlardan ve cinlerden (isyan edenlerle) dolduracağım” sözü gerçekleşecektir.
Mehmet Türk
Eğer Rabbin dileseydi, kesinlikle insanları tek bir ümmet kılardı. (Buna rağmen) onlar, anlaşmazlığı hâlâ sürdürüp duruyorlar.
Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Yani, Rabbinin, “Andolsun ki, cehennemi hem insanlar hem de cinlerle dolduracağım” sözü yerini buldu.
Cemal Külünkoğlu
118-119.Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı (O, yollarını seçmek konusunda kendilerini özgür bıraktı). Onlar (hak ile batıl konusunda) birbirleriyle tartışmaya devam etmektedir. Yalnız Rabbinin rahmetini kazananlar bunun dışındadır. Zaten (Allah) onları bunun için (irade hürriyetiyle) yaratmıştır. Rabbinin: “Andolsun ki; Cehennemi, insanlardan ve cinlerden (isyan edenlerle) dolduracağım” sözü gerçekleşecektir.
Mehmet Türk
(Ancak) Rabbinin rahmet ettikleri (bunun) dışındadır ve (zâten Allah) onları bunun için yaratmıştır. Böylece Rabbinin: “cehennemi cinler ve insanlarla tamamen dolduracağım,” sözü gerçekleşmiştir.
Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini teskin edeceğimiz her haberi anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Muhammed!) Resullerin haberlerinden, senin gönlünü takviye edecek her şeyi sana aktarıyoruz. Bu kıssalar sana gerçeği ilettiği gibi inananlar için de öğüt ve hatırlatma niteliğindedir.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!): Biz, sana Peygamberlerin haberlerinden -kalbini kendisiyle sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bu (Kur’an’da) sana mutlak doğrular, mü’minlere bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan. Rabbin, yaptıklarınızdan gâfil değildir.
Cemal Külünkoğlu
Göklerin ve yerin bilinmeyen, insan idrakini aşan görülüp gözlenemeyen sırrı Allah’ın bilgisindedir. Bütün işler ancak O’na döndürülür. Öyleyse, O’na kulluk et; O’na güven. Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Mehmet Türk
Göklerin ve yerin ğayb (bilgileri) Allah’a aittir. Bütün işler (sonunda) Ona döndürülür; öyleyse sen, sadece Ona kulluk ve tevekkül et. Senin Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.