İçeriğe atla
Untold Serenity

36. Ya-Sin

Ya Sin · Mekkî · 83 âyet · Nüzul sırası 41

يس

The Surah takes its name from the two letters of the alphabet with which it begins. It is written in English as Yasin, Ya-sin or Yaseen.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

36:1

يسٓ

Bayraktar Bayraklı

Yâ, sîn.

Cemal Külünkoğlu

Yâ, Sîn.

Mehmet Türk

Yâ Sîn.

36:2

وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ

Bayraktar Bayraklı

Hikmetlerle dolu Kur'ân'a yemin olsun.

Cemal Külünkoğlu

2-3-4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (nebi)lerdensin.

Mehmet Türk

Hikmetli (tartışmasız tek doğru) Kur’an’a yemin olsun ki;

36:3

إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Bayraktar Bayraklı

Kesinlikle sen gönderilmiş peygamberlerdensin.

Cemal Külünkoğlu

2-3-4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (nebi)lerdensin.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Sen kesinlikle (Allah’ın gönderdiği) Peygamberlerden (birisi)sin.

36:4

عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Dosdoğru bir yol üzerindesin.

Cemal Külünkoğlu

2-3-4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (nebi)lerdensin.

Mehmet Türk

(Sen tam) hak yol üzerindesin.

36:5

تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Bayraktar Bayraklı

Bu Kur'ân, güçlü ve merhamet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.

Cemal Külünkoğlu

5-6.Bu (Kur’an, yakın) ataları (ve kendileri) uyarılmadığı için doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.

Mehmet Türk

(Sen,) çok güçlü ve çok merhametli olan (Allah)’ın gönderdiği bir elçisin.

36:6

لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَٰفِلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir/Ataları uyarıldıkları halde gaflet içinde olan bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

Cemal Külünkoğlu

5-6.Bu (Kur’an, yakın) ataları (ve kendileri) uyarılmadığı için doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.

Mehmet Türk

(Ve Sen) babaları uyarıldığı halde, kendileri bundan gafil kalmış bir topluluğu, uyarmak için (gönderildin).

36:7

لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki, onların çoğu üzerine (inkârda diretmeleri ve isyana devam etmeleri yüzünden) o söz (azap emri) hak olmuştur. Artık onlar (uyarsan da uyarmasan da) iman etmezler.

Mehmet Türk

Yemin olsun onların çoğu hakkındaki “artık onlar inanmayacaklar” sözü doğru çıkmıştır.

36:8

إِنَّا جَعَلۡنَا فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ أَغۡلَٰلࣰ ا فَهِيَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ

Bayraktar Bayraklı

Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak olan demir halkalar geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.

Cemal Külünkoğlu

Biz, (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) onların boyunlarına çenelere kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu sebeple başları (ve burunları) yukarıya kalkıktır (küstahça böbürlenmeleri yüzünden Hakka boyun eğmezler).

Mehmet Türk

Gerçekten Biz, o (inanmayan)ların boyunlarına, çenelerine kadar (dayanan) demir halkalar geçirdik de; bu yüzden başları yukarı, gözleri aşağı, somurtup dururlar.

36:9

وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدࣰّ ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدࣰّ ا فَأَغۡشَيۡنَٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları çepeçevre kuşattık. Artık göremezler.

Cemal Külünkoğlu

Biz, onların (âdeta) önlerine bir set ve arkalarına bir set koyduk, böylece onları her taraftan kuşattık. Artık onlar (gerçekleri) görmezler.

Mehmet Türk

Biz onların önlerinden ve arkalarından birer set çekerek (basiretlerini) örtüverdik de onlar (bu yüzden Hakkı) görmezler.

36:10

وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ

Bayraktar Bayraklı

Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

Cemal Külünkoğlu

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

Mehmet Türk

Sen, onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez; artık onlar, asla inanmayacaklar.

36:11

إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةࣲ وَأَجۡرࣲ كَرِيمٍ

Bayraktar Bayraklı

Sen ancak, Kur'ân'a uyan ve görmeden Rahmân'a saygı duyan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini bir af ve güzel bir ödülle müjdele.

Cemal Külünkoğlu

Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyan ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahman (olan Allah’) a yürekten saygı duyan kişiyi uyarabilirsin. İşte o kimseyi bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele!

Mehmet Türk

Sen, ancak Kur’an’a uyan ve görmeden, Rahman olan (Allah’)a (karşı) saygı duyan kimseyi, uyarırsın. İşte o kimseyi, bir bağışlanma ve üstün bir mükâfatla (cennetle) müjdele.

36:12

إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi ve bıraktıkları her eseri yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta kaydederiz.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz biz, ölüyü yeniden hayata döndüreceğiz ve onların gelecek için yaptıkları her türlü (eylemi) ve geride bıraktıkları bütün (iyi ve kötü) işleri kayda geçireceğiz. Zira biz, her şeyin kaydını tarifsiz ve emsali olmayan bir ana bellekte tutuyoruz.

Mehmet Türk

Şüphesiz ölüleri (âhirette) sadece Biz, diriltiriz ve onların hayatta yaptıklarını da arkalarında bıraktıklarını da sadece Biz yazarız. Ve zâten Biz o her şeyi, (bunları) açıklayan ana kitap (olan levh-i mahfuz’a, önceden) kaydettik.

36:13

وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Onlara o ülke halkını örnek ver. Hani, oraya peygamberler gelmişti.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resûl!) Onlara, elçilerin geldiği o şehir halkını örnek ver.

Mehmet Türk

Sen o (kâfirlere) kendilerine elçiler gelen şehir halkının örneğini ver.

36:14

إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثࣲ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir peygamberle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: “Biz, size gönderilen peygamberleriz.”

Cemal Külünkoğlu

Biz onlara iki (elçi) gönderdik, onları yalanladılar. Bunun üzerine (onları), üçüncü bir (elçi) ile destekledik. Bu (elçi)ler: “Bakın, biz size (Allah tarafından) gönderilen elçileriz” dediler.

Mehmet Türk

Biz (onlara) iki (elçi) gönderdik. Fakat onlar, ikisini de yalanladılar. Biz de (o iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik. Ve (o üç elçi): “Şüphesiz biz, size gönderilmiş elçileriz.” deyince;

36:15

قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَٰنُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ülke halkı dedi ki: “Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahmân hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz!”

Cemal Külünkoğlu

Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

Mehmet Türk

(Onlar da): “Siz, bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz, Rahman (olan Allah) (sizinle) herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz” dediler.

36:16

قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Peygamberler dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş peygamberleriz.”

Cemal Külünkoğlu

(Elçiler ise:) “Rabbimiz biliyor ki, hakikaten biz, (Allah tarafından) size gönderilmiş elçileriz.

Mehmet Türk

(O elçiler de): “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”

36:17

وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ

Bayraktar Bayraklı

“Bize düşen, açık bir tebliğden başka bir şey değildir.”

Cemal Külünkoğlu

Bizim üzerimize düşen, yalnızca apaçık tebliğdir” dediler.

Mehmet Türk

“Bizim görevimiz (Rabbimizin dinini size) açık bir şekilde duyurmaktan başka bir şey değildir.” dediler.

36:18

قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Ülke halkı şöyle dedi: “Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık, biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır.”

Cemal Külünkoğlu

(Bunun üzerine şehirliler) dediler ki: “Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işe bir son vermezseniz, sizi öldüresiye taşa tutar ve sizi keyfimizce şiddetli bir biçimde cezalandırırız.”

Mehmet Türk

Onlar: “Doğrusu biz, sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermezseniz, sizi kesinlikle taşlayarak öldüreceğiz ve mutlaka bizden size, çok acıklı bir işkence de gelecektir.” dediler.

36:19

قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ مُّسۡرِفُونَ

Bayraktar Bayraklı

Peygamberler dediler ki: “Uğursuzluk şüphesiz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa ve aşırılığa sapmış bir topluluksunuz.”

Cemal Külünkoğlu

Elçiler de: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz, haddi aşan bir kavimsiniz!” dediler.

Mehmet Türk

(O elçiler de): “Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. (Siz) uyarıldığınızdan dolayı mı (uğursuzluğa uğradığınızı zannediyorsunuz?) Hayır, bilakis siz, ölçüyü kaçıran bir toplum olduğunuzdan dolayı (uğursuzluğa uğradınız.)” dediler.

36:20

وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلࣱ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Bayraktar Bayraklı

Şehrin en kültürlü adamlarından biri koşarak gelip şöyle dedi: “Ey topluluk, bu peygamberlere uyunuz!”

Cemal Külünkoğlu

Derken şehrin en ileri gelenlerinden bir adam koşarak gelip şöyle dedi: “Ey topluluk, bu elçilere uyunuz!”

Mehmet Türk

Şehrin en saygın kimselerinden bir adam koşarak geldi ve: “Ey kavmim! Elçilere uyun.” dedi. (Ve şöyle devam etti:)

36:21

ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرࣰ ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ

Bayraktar Bayraklı

“Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyunuz! Onlar doğruyu ve güzeli bulanlardır.”

Cemal Külünkoğlu

“(Vazifelerine karşılık) sizden hiçbir ücret istemeyen (bu) kimselere uyun! Onlar doğru yoldadır.”

Mehmet Türk

“Sizden ücret istemeyen hak yolu bulmuş şu kimselere uyun.”

36:22

وَمَالِيَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ

Bayraktar Bayraklı

“Beni yokken yaratana ne diye kulluk etmeyecek mişim ben? Sizler de O'na döndürüleceksiniz.”

Cemal Külünkoğlu

“Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”

Mehmet Türk

“Hem ben, beni yaratana niçin kulluk etmeyecekmişim? (Sonunda) zâten siz de Ona döndürüleceksiniz.”

36:23

ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَٰنُ بِضُرࣲّ لَّا تُغۡنِ عَنِّي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُنقِذُونِ

Bayraktar Bayraklı

“O'ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer Rahmân bana bir zorluk dilerse, onların şefaati/yardımı benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar.”

Cemal Külünkoğlu

“O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların arka çıkması bana hiçbir fayda sağlamaz ve (onlar) beni kurtaramazlar.”

Mehmet Türk

“Ben, Ondan başka ilâhlar edinir miyim hiç? Eğer Rahman (olan Allah) bana bir zarar dileyecek olsa, o ilâhlar şefâatleriyle bana bir fayda sağlayamadıkları gibi, beni (o zarardan) kurtaramazlar bile.”

36:24

إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ

Bayraktar Bayraklı

“Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim.”

Cemal Külünkoğlu

“(Eğer böyle yaparsam) o vakit ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”

Mehmet Türk

24,25. “İşte o zaman ben, gerçekten tam bir sapkınlık içine düşmüş olurum. (Ey Peygamberler!) Şüphesiz ben, sizin Rabbinize îman ettim, işte beni duyun.”

36:25

إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ

Bayraktar Bayraklı

“Ben sizin Rabbinize iman ettim, artık beni dinleyiniz!”

Cemal Külünkoğlu

“Doğrusu ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”

Mehmet Türk

24,25. “İşte o zaman ben, gerçekten tam bir sapkınlık içine düşmüş olurum. (Ey Peygamberler!) Şüphesiz ben, sizin Rabbinize îman ettim, işte beni duyun.”

36:26

قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ

Bayraktar Bayraklı

26,27. “Gir cennete!” denilecek. Bu adam dedi ki: “Âh, keşke kavmim, Rabbim'in beni affedip ikram edilenlerden kıldığını bir bilebilseydi!”

Cemal Külünkoğlu

26-27.(Kavmi tarafından taşlanarak ölüme giden o kimseye:) “Cennete gir” denildi. (O da:) “Keşke, Rabbimin beni bağışladığını ve cennetle ikram edilenlerden kıldığını kavmim bilseydi!” dedi.

Mehmet Türk

(Âhirette) Ona: “Cennete gir” denildi. O da: “Keşke benim kavmim de bir bilseydi”,

36:27

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ

Bayraktar Bayraklı

26,27. “Gir cennete!” denilecek. Bu adam dedi ki: “Âh, keşke kavmim, Rabbim'in beni affedip ikram edilenlerden kıldığını bir bilebilseydi!”

Cemal Külünkoğlu

26-27.(Kavmi tarafından taşlanarak ölüme giden o kimseye:) “Cennete gir” denildi. (O da:) “Keşke, Rabbimin beni bağışladığını ve cennetle ikram edilenlerden kıldığını kavmim bilseydi!” dedi.

Mehmet Türk

“Rabbimin beni bağışladığını ve beni (cennette) ağırlananlardan kıldığını.” dedi.

36:28

۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ

Bayraktar Bayraklı

Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.

Cemal Külünkoğlu

Ve o(nun öldürülmesin)den sonra kavminin üzerine (onları yok etmek için) gökten bir ordu indirmedik, indirme gereği de duymadık.

Mehmet Türk

Kendisin(in ölümün)den sonra, kavminin üzerine (onları helâk etmek için) gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.

36:29

إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ

Bayraktar Bayraklı

Olan, sadece korkunç titreşimli bir sesti. Bir anda sönüverdiler.

Cemal Külünkoğlu

Sadece korkunç bir ses oldu, hemen sönüp gittiler (onlardan hiçbir eser kalmadı).

Mehmet Türk

(Onların helâkine) yalnızca bir tek çığlık (yetti) ve onlar, anında sönüverdiler.

36:30

يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Bayraktar Bayraklı

Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ederlerdi.

Cemal Külünkoğlu

Yazıklar olsun şu kullara ki, kendilerine ne zaman bir resul gelecek olsa, onu alaya alırlardı.

Mehmet Türk

Kendilerine bir Peygamber gelir gelmez, derhâl onunla alay eden kullara yazıklar olsun!

36:31

أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ

Bayraktar Bayraklı

Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar artık bir daha bunlara dönmeyecekler.

Cemal Külünkoğlu

Görmedi mi onlar, kendilerinden evvel nice nesilleri helâk etmişiz; gidenlerin de hiçbiri onlara geri dönmemiş.

Mehmet Türk

(O alay edenler,) kendilerinden önce nice milletleri helâk ettiğimizi ve onların, bir daha kendilerine dönmediklerini hiç görmediler mi?

36:32

وَإِن كُلࣱّ لَّمَّا جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ancak, onların hepsi huzurumuzda hazır bulundurulacaklardır.

Cemal Külünkoğlu

Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaktır.

Mehmet Türk

Çünkü onların hepsi (canları istese de istemese de) huzurumuza toplanıp (âhirette hesaba çekilmek üzere) getirilmişlerdir.

36:33

وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبࣰّ ا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ölü toprak, onlar için bir delildir. Biz, ona can veririz ve ondan başak çıkartırız da onlar ondan yerler.

Cemal Külünkoğlu

(İnsanın yeniden yaratılmasına) bir delil de şudur ki, (bitki örtüsü tamamen kuruyup) ölmüş olan yeryüzünü (yeniden) diriltiyor ve oradan canlıların besin kaynağı olan (çeşitli) ekinler çıkarıyoruz.

Mehmet Türk

(Buna inanmayanlara yağmurlarla) dirilttiğimiz, yedikleri (şeylerin tohum) tanelerini çıkarttığımız ölü toprak, en büyük bir mûcizedir.

36:34

وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتࣲ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَٰبࣲ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ

Bayraktar Bayraklı

34,35. Orada hurma ve üzüm bağları meydana getirdik ve pınarlar akıttık ki meyvelerinden ve ürettiklerinden yesinler. Hiç şükretmezler mi?

Cemal Külünkoğlu

34-35.Ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bahçeler var ettik; (onların) içlerinde de pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

Mehmet Türk

Biz, o (ölü toprakta) içlerinden pınarlar fışkırttığımız, hurma ve üzüm bahçeleri de yarattık.

36:35

لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ

Bayraktar Bayraklı

34,35. Orada hurma ve üzüm bağları meydana getirdik ve pınarlar akıttık ki meyvelerinden ve ürettiklerinden yesinler. Hiç şükretmezler mi?

Cemal Külünkoğlu

34-35.Ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bahçeler var ettik; (onların) içlerinde de pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

Mehmet Türk

O (toprağın) ürünlerinden ve (mahsullerden) kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye... Hâlâ şükretmeyecekler mi?

36:36

سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ

Bayraktar Bayraklı

Bitkilerden, kendilerinden ve daha henüz bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır.

Cemal Külünkoğlu

Yerin bitirdiği bitkilerden, (hayvanlardan) insanların (bizzat) kendilerinden ve (evrende birbirini tamamlayan daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratan (Allah’)ın şanı ne yücedir!

Mehmet Türk

(İşte böylece) yerde bitenlerden, (erkek ve kadın olarak) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah, çok) yücedir.

36:37

وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ

Bayraktar Bayraklı

Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan soyup alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler.

Cemal Külünkoğlu

Gece de onlar için (Allah’ın kudretini kanıtlayan) bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.

Mehmet Türk

(Eğer anlarlarsa,) gündüzü içerisinden soyup-çıkarınca, karanlıklara gömüldükleri gece de onlar için bir mûcizedir.

36:38

وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرࣲّ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ

Bayraktar Bayraklı

Kendi yörüngesinde seyreden güneş de bir delildir. Bu, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.

Cemal Külünkoğlu

Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu da mutlak galip, (her şeyi) hakkıyla bilen (ve yöneten Allah’)ın iradesinin ortaya koyduğu bir düzendir.

Mehmet Türk

Güneş de kendisi için (tespit edilmiş) olan bir yörüngede (kendi etrafında) dönerek akıp gider. Bu üstün ve güçlü olan, her şeyi bilen (Allah’)ın koyduğu bir kanundur.

36:39

وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ

Bayraktar Bayraklı

Aya da safhalar belirledik; sonunda kuru bir hurma dalı gibi olur.

Cemal Külünkoğlu

Ay’a da (dünyanın etrafında günlük seyri için) birtakım evreler tayin ettik. O, (her aylık seyrinin) sonunda (eski) hurma salkımının eğri çöpü gibi (hilal olur da geri) döner.

Mehmet Türk

Ay’a gelince, Biz ona da sonunda eski bir hurma dalı gibi olduğu birtakım uğrak yerleri takdir ettik.

36:40

لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ne güneş aya ulaşabilir, ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Her biri kendi yörüngesinde hareket eder.

Cemal Külünkoğlu

Ne güneş aya erişebilir ne de gece gündüzü yok edebilir. Hepsi uzayda (İlahi yasalar doğrultusunda) bir felekte (yörüngede) akıp giderler.

Mehmet Türk

Kesinlikle güneş aya erişemez, gece de gündüzün önüne geçemez (ve böylece) her biri bir yörüngede yüzüp gider.

36:41

وَءَايَةࣱ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Bayraktar Bayraklı

Onların nesillerini dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

Cemal Külünkoğlu

Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için (Allah’ın varlığına ve rahmetine) bir delildir.

Mehmet Türk

Onların soylarını, yüklü bir gemide taşımamız da kendileri için (ayrıca bir) mûcizedir.

36:42

وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ

Bayraktar Bayraklı

Onun gibi bindikleri binekler yaratmamız da bir delildir.

Cemal Külünkoğlu

Biz onlar için, gemiye benzer daha nice binekler yarattık.

Mehmet Türk

Ve Biz, kendilerine binmeleri için bunun benzeri (nice) binitler de yarattık.

36:43

وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ

Bayraktar Bayraklı

Dilersek onları suda boğarız. Hiçbir kimse de onlara yardım edemez ve kurtarılamazlar da.

Cemal Külünkoğlu

Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur ne de kurtarılırlar.

Mehmet Türk

Eğer dilersek onları batırıveririz de onların imdadına kimse yetişemez ve kimse de onları (yok olmaktan) kurtaramaz.

36:44

إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Ancak katımızdan bir rahmet olarak boğmuyor ve belli bir süreye kadar onları yaşatıyoruz.

Cemal Külünkoğlu

Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha yaşasınlar diye (hayatlarına devam edecekler).

Mehmet Türk

Ancak Bizden bir rahmet gelirse veya (onlar için tarafımızca belirlenmiş, dünyadan) yararlandırma süresi (dolmamışsa) o zaman başka...

36:45

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ

Bayraktar Bayraklı

Onlara, “Önünüzdekinden/ahiret azabından ve arkanızdakinden/dünyanın aldatıcılığından sakınınız ki, size merhamet edilebilsin” denildiğinde hiç aldırmazlar.

Cemal Külünkoğlu

Onlara: “önünüzden (dünyada Allah’a karşı gelmekten) ve geleceğinizden (ahiret azabından) sakının ki, belki merhamet olunursunuz!” dendiği zaman yüz çevirirler.

Mehmet Türk

Onlara: “Önceden yaptığınız ve halen yapmakta olduğunuz işlerinizde (Allah’tan) korkup sakının, belki o zaman esirgenirsiniz.” denildiğinde (aldırmazlar.)

36:46

وَمَا تَأۡتِيهِم مِّنۡ ءَايَةࣲ مِّنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ

Bayraktar Bayraklı

Çünkü Rabblerinin âyetlerinden kendilerine bir âyet gelince, ondan mutlaka yüz çevirmişlerdir.

Cemal Külünkoğlu

Ne zaman kendilerine Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, ondan yüz çevirir (ve bunun yerine kendilerinin ve atalarının uydurduğu yolları izler)ler.

Mehmet Türk

O (kâfirlere) Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeye görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler.

36:47

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥٓ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

“Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden, hayra sarfediniz” denildiğinde kâfirler müminlere şöyle der: “Allah'ın dilediği taktirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.”

Cemal Külünkoğlu

Onlara: “Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için harcayın” denilince inkâr edenler inananlara: “Allah dileseydi, doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz?” derler.

Mehmet Türk

Ve o (kâfirlere): “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden Allah yolunda harcayın.” denilince o kâfirler, îman edenlere; “Allah’ın dilediği zaman doyurabileceği kimseleri, (şimdi) biz mi doyuracağız? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içerisindesiniz” dediler.

36:48

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Bayraktar Bayraklı

Onlar, “Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu vaad ettiğiniz kıyamet ne zaman kopacaktır?” derler.

Cemal Külünkoğlu

(Bir de şöyle) derler: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit (yeniden dirilme ve yargılanma) ne zaman gerçekleşecek?”

Mehmet Türk

Ve (bir de): “Eğer doğru söylüyorsanız (şu tehdit edip durduğunuz) azap ne zaman gerçekleşecek.” diyorlar.

36:49

مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ

Bayraktar Bayraklı

Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak bir sesten başka bir şey beklemiyorlar.

Cemal Külünkoğlu

Onlar, birbirleriyle çekişip dururlarken (aslında) kendilerini ansızın yakalayacak bir sesi bekliyorlar (fakat farkında değiller)!

Mehmet Türk

Onlar, beraberce (müslümanlara) düşmanlık yaparlarken, sadece kendilerini tek çığlıkla (yokedecek) helâkin gelmesini bekliyorlar.

36:50

فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةࣰ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ

Bayraktar Bayraklı

İşte o anda ne vasiyet edebilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

Cemal Külünkoğlu

Artık (o zaman) ne birbirlerine tavsiyede bulunabilecekler ne de ailelerine dönebilecekler!

Mehmet Türk

(İşte o zaman) artık ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de evlerine dönebilirler.

36:51

وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Sûr'a üfürülünce bir de bakarsın ki onlar bulundukları yerden kalkıp, koşarak Rabblerine giderler.

Cemal Külünkoğlu

Ve (sonra yeniden diriliş) Sur’una üfürülünce, mevzilerinden çıkıp Rablerine koşacaklar.

Mehmet Türk

(Onlar, kıyamet günü) sur’a üfürülünce; bir de bakarlar ki kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) akın ediyorlar.

36:52

قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Bayraktar Bayraklı

İşte o zaman, “Vah bize, kim bizi bulunduğumuz yerden kaldırdı? Rahmân'ın vaad ettiği buymuş. Peygamberler doğru söylemiş” derler.

Cemal Külünkoğlu

Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bizi bulunduğunuz yerden (ölüm uykumuzdan) kim diriltti? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Demek resuller doğru söylemişler.”

Mehmet Türk

(İşte o zaman): “Vay bizim halimize, kabirlerimizden bizi kim kaldırdı?” derler. (Onlara): “Bu Rahman (olan Allah)’ın vadettiği şeydir, Peygamberler (size) doğru söylemişlerdi.” denilir.

36:53

إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Olan, müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.

Cemal Külünkoğlu

Sadece korkunç bir ses/patlama olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuzda hazır olmuşlardır.

Mehmet Türk

O (kıyamet,) bir tek çığlıktan başka bir şey değildir; bir de bakarlar ki; hepsi huzurumuzda toplanmışlardır.

36:54

فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Bayraktar Bayraklı

İşte o gün hiçbir kimseye herhangi bir haksızlık yapılmayacaktır. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.

Cemal Külünkoğlu

(Ve onlara şöyle denilecek:) “Artık bugün hiç kimseye en küçük bir haksızlık edilmeyecek. Sadece yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.”

Mehmet Türk

İşte bu (kıyamet) günü hiç kimseye asla zulmedilmez ve size de yaptıklarınızın karşılığı, tam olarak verilir.

36:55

إِنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِي شُغُلࣲ فَٰكِهُونَ

Bayraktar Bayraklı

O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde sefa sürerler.

Cemal Külünkoğlu

“Kuşkusuz cenneti hak edenler, bugün yaptıkları her şeyden hoşnut olacaklar.”

Mehmet Türk

Bugün cennettekiler, kazanç sağlayan bir meşguliyet içerisindedirler.

36:56

هُمۡ وَأَزۡوَٰجُهُمۡ فِي ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ

Bayraktar Bayraklı

Onlar ve eşleri, gölgeler altında koltuklara yaslanacaklardır.

Cemal Külünkoğlu

Onlar ve eşleri sedirler üzerinde mutlu bir şekilde yatıp uzanacaklar.

Mehmet Türk

Onlar ve eşleri gölgeler altındaki tahtlara kurulurlar.

36:57

لَهُمۡ فِيهَا فَٰكِهَةࣱ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ

Bayraktar Bayraklı

Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün istekleri yerine getirilir.

Cemal Külünkoğlu

Orada her tür refaha sahip olacaklar ve arzuladıkları her şey onlara sunulacak.

Mehmet Türk

Orada onlara meyveler ve istedikleri her şey vardır.

36:58

سَلَٰمࣱ قَوۡلࣰ ا مِّن رَّبࣲّ رَّحِيمࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Onlara, merhametli Rabbin söylediği selâm vardır.

Cemal Külünkoğlu

(Bütün bunlardan daha üstün bir nîmet olarak,) Sonsuz Merhamet Sahibi olan Rab’(lerin)den, kendilerine bir “Selâm” sözü vardır.

Mehmet Türk

Bir de çok merhametli olan Rabb’tan onlara sözlü “selâm” (vardır).

36:59

وَٱمۡتَٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ

Bayraktar Bayraklı

“Ey günahkârlar! Bugün şöyle ayrılın!”

Cemal Külünkoğlu

(İnkârcılara ise şöyle denecek:) “Ey suçlular! Ayrılın bugün!”

Mehmet Türk

(Âhirette günâhkârlara Allah): “Ey günâhkârlar! Bugün siz (şöyle) bir yana ayrılın (bakalım.)” der. (ve devam ederek:)

36:60

۞أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

“Ey Âdemoğulları! ‘Size şeytana tapmayınız; çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır' demedim mi?”

Cemal Külünkoğlu

“Ey Âdemoğulları! Ben size demedim mi, şeytana kulluk etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır!

Mehmet Türk

“Ey Âdemoğulları! Ben size (Peygamberlerim aracılığı ile) şeytana kulluk etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır demedim mi?”

36:61

وَأَنِ ٱعۡبُدُونِيۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

“Bana kulluk ediniz, doğru yol budur, demedim mi?”

Cemal Külünkoğlu

Bana kulluk edin, doğru yol budur” diye.

Mehmet Türk

(Ayrıca) “sadece Bana kulluk edin, hak yol budur.”

36:62

وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلࣰّ ا كَثِيرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Yemin olsun, şeytan içinizden birçok nesli saptırmıştı. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

Cemal Külünkoğlu

“Andolsun ki, o (şeytan) sizden pek çok nesli saptırmıştı. (Bunu gördüğünüz halde) neden aklınızı kullanmadınız?”

Mehmet Türk

“Yemin olsun o, sizden birçok insan kuşağını saptırdı. Siz aklınızı hiç kullanmıyor muydunuz?”

36:63

هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ

Bayraktar Bayraklı

“İşte, bu size vaad edilen cehennemdir.”

Cemal Külünkoğlu

“İşte bu (dünyada iken elçilerim tarafından) uyarıldığınız cehennem.”

Mehmet Türk

“İşte, size vâdedilen cehennemdir burası...”

36:64

ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ

Bayraktar Bayraklı

“İnkârınız sebebiyle bugün oraya giriniz.”

Cemal Külünkoğlu

“İnkâr etmenize (ve inatla fesat çıkarmanıza) karşılık bugün girin bakalım oraya!”

Mehmet Türk

“İnkâr etmenize karşılık olmak üzere, bugün buraya girin (bakalım).” (diye buyurur.)

36:65

ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ

Bayraktar Bayraklı

O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

Cemal Külünkoğlu

O gün biz onların ağızlarını mühürleyeceğiz. Elleri bize konuşacak, ayakları da (hayatta iken) yapmış oldukları her şeye tanıklık edecek.

Mehmet Türk

(İşte) bu (kıyamet) günü Biz onların ağızlarını mühürleriz de (dünyada) yaptıklarını Bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

36:66

وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Dileseydik, onların gözlerini tamamen kör ederdik. O zaman yola koyulmak isterler, ama nasıl görecekler!

Cemal Külünkoğlu

Eğer (insanların doğru ile yanlışı ayırt edememelerini) dilemiş olsaydık, onları görüp anlama melekesinden yoksun bırakırdık da (doğru) yoldan hep şaşarlardı. Fakat (o zaman) onlar (gerçeği) nasıl göreceklerdi?

Mehmet Türk

Eğer dileseydik, gözlerini kör ederdik, böylece onlar da îmana gelmek için yarışırlar, fakat (yollarını) bir türlü göremezlerdi.

36:67

وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيࣰّ ا وَلَا يَرۡجِعُونَ

Bayraktar Bayraklı

Dileseydik, oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de, ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi; ne geri gelmeye!

Cemal Külünkoğlu

Yine eğer (doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını) dileseydik, onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık. Ve bulundukları yerde (sabitleştirirdik de) ne bir adım ileri gidebilir (ve herhangi bir arzularını gerçekleştirebilir), ne de önceki hallerine (ve ayrıldıkları yerlere geri) dönebilirlerdi.

Mehmet Türk

Eğer (yine) dileseydik onları oldukları yerde bir başka kalıba sokardık. Böylece ne ileri gidebilir, ne de geri dönebilirlerdi.

36:68

وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِي ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Kime uzun ömür verirsek biz, onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç akıllarını kullanmıyorlar mı?

Cemal Külünkoğlu

Biz kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (yaşlandıkça güç ve yeteneklerini azaltırız). Hala akıllarını kullan(arak bütün bu anlatılanlardan ders al)mayacaklar mı?

Mehmet Türk

Kimin ömrünü (yaşlandırarak) uzatırsak, onu yaratılışta (ihtiyarlatarak) tersine çeviririz. (Kâfirler bunu) hâlâ anlayamayacaklar mı?

36:69

وَمَا عَلَّمۡنَٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِي لَهُۥٓۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ وَقُرۡءَانࣱ مُّبِينࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Biz peygambere şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. O kitap, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.

Cemal Külünkoğlu

Biz, o (nebiy)e şiir öğretmedik. Bu, ona yakışmaz da. Ona vahyedilen ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

Mehmet Türk

Biz o (Peygambere) şiir öğretmedik. (Zâten) onun buna ihtiyacı da yok. Ona (indirilen,) apaçık (Allah kelâmı olan) bir öğüt ve Kur’an’dan başka bir şey değildir.

36:70

لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيࣰّ ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

Bayraktar Bayraklı

Diri olanları uyarabilsin ve kâfirlere ceza hak olsun diye.

Cemal Külünkoğlu

(Bu Kur’an, hakikati görenleri, kalben ve bedenen) diri olanları uyarması ve inkârcılar hakkındaki Allah’ın gerekçeli hükmünün gerçekleşmesi için indirilmiştir.

Mehmet Türk

(Bu Kur’an) diri olanları (aklı, duygusu olanları) gafletten uyandırmak ve inkâr edenlere azabın hak olması için (indirilmiştir).

36:71

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَٰمࣰ ا فَهُمۡ لَهَا مَٰلِكُونَ

Bayraktar Bayraklı

Kendi kudretimizle onlara evcil hayvanlar yarattığımızı, onların da bunlara sahip olduklarını görmezler mi?

Cemal Külünkoğlu

Görmediler mi ki, biz onlar için, kudretimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.

Mehmet Türk

(O kâfirler) bizzat ellerimizle, kendileri için yarattığımız ve kendilerinin de sahipleri bulundukları, nice hayvanları görmüyorlar mı?

36:72

وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bir kısmını binek olarak kullanırlar, bir kısmını da gıda olarak yerler.

Cemal Külünkoğlu

Onları kendilerine boyun eğdirdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını(n etinden) besin olarak yerler.

Mehmet Türk

Biz kendilerine, o (hayvanların) bir kısmını binekler, bir kısmını da yiyecek olarak boyun eğdirdik.

36:73

وَلَهُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar vardır ve içecekleri vardır. Hâlâ şükretmezler mi?

Cemal Külünkoğlu

Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

Mehmet Türk

O (hayvanlarda) kendileri için daha nice yararlanılacak (şeyler) ve (süt gibi) nice içecekler vardır. Onlar hâlâ şükretmeyecekler mi?

36:74

وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Oysa onlar, kendilerine yardım etsinler diye Allah'tan başka tanrılar edinirler.

Cemal Külünkoğlu

(Ama bunca nimete rağmen) belki kendilerine yardım edilir diye Allah’la beraber (O’ndan) başka ilahlar edindiler.

Mehmet Türk

(Şükretmedikleri gibi, tuttular bir de) Yardım göreceklerini umarak, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.

36:75

لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندࣱ مُّحۡضَرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Tanrıları onlara yardım edemezler. Aksine onlar tanrılarının “hazır ol” vaziyetindeki askerleridir.

Cemal Külünkoğlu

Oysa o (kulluk ettikleri) onlara yardım edemezler. (Aksine) kendileri, o ilahlara hizmet eden hazır askerler durumundadır.

Mehmet Türk

Hâlbuki o ilâhlar, onlara yardım edemezler aksine onlar, o ilâhlar için hazırlanmış askerlerdir.

36:76

فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ

Bayraktar Bayraklı

O halde, onların sözleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resul!) Öyleyse onların sözü seni üzmesin! Çünkü biz, onların (içlerinde) gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

Mehmet Türk

Onların sözleri, seni hüzünlendirmesin. Gerçekten Biz onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da biliyoruz.

36:77

أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

İnsan görmez mi ki, biz onu nutfeden/meni ve yumurtadan yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş.

Cemal Külünkoğlu

İnsan, bizim kendisini bir damla sudan (spermden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış (bize) apaçık bir düşman kesilmiştir.

Mehmet Türk

İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı bilmiyor mu? da şimdi Bize açıktan açığa düşman kesiliyor.

36:78

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلࣰ ا وَنَسِيَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن يُحۡيِ ٱلۡعِظَٰمَ وَهِيَ رَمِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyor.

Cemal Külünkoğlu

Kendi yaratılışını unutarak ve “çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyerek bize örnek vermeye kalkışmıştır.

Mehmet Türk

Kendi yaratılışını unutup, “şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyerek Bize bir de örnek vermeye kalkıyor.

36:79

قُلۡ يُحۡيِيهَا ٱلَّذِيٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةࣲۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı çok iyi bilir.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her türlü yaratmayı bilir.”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed! O kâfirlere): “Onları (her şeyi) ilk defa yaratan (Allah) diriltecek. Çünkü O yaratmanın her türlüsünü en iyi bilendir,”

36:80

ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارࣰ ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ

Bayraktar Bayraklı

“Size, yemyeşil ağaçtan ateş çıkaran O'dur. Siz ondan ateş yakarsınız.”

Cemal Külünkoğlu

O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.

Mehmet Türk

“(Hatta) O size yeşil ağaçtan sürekli yakıp durduğunuz ateşi de yaratandır,”

36:81

أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ

Bayraktar Bayraklı

“Gökleri ve yeri yaratanın onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. Çünkü O, her şeyi yaratandır; her şeyi bilendir.”

Cemal Külünkoğlu

Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette ki yaratır. O, (her şeyi) hakkıyla yaratandır, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

“Gökleri ve yeri yaratanın, onların bir benzerini yaratmağa gücü yetmez mi? Elbette yeter! (Çünkü) O (her şeyi) mükemmel yaratandır, bilendir,”

36:82

إِنَّمَآ أَمۡرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

Bayraktar Bayraklı

“O, bir şeyi yaratmak istediği zaman, O'nun işi, sadece o şeye ‘ol' demektir; o da hemen oluşmaya başlar.”

Cemal Külünkoğlu

Bir şey(in olmasını) istediği zaman, O’nun buyruğu sadece: “Ol” demektir (olmasını dilemektir) ve (böylece) o şey hemen oluş sürecine girer.

Mehmet Türk

“(Eğer O Allah) bir şeyi yaratmak isterse Onun işi, ona sadece: ‘ol’ demesidir; o da hemen oluverir,”

36:83

فَسُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيۡءࣲ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ

Bayraktar Bayraklı

“Her şeyin mülkiyeti elinde olan Allah, bütün noksanlıklardan uzaktır. Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.”

Cemal Külünkoğlu

Her şeyin hükümranlığı elinde olan (Allah’)ın şanı ne yücedir. Ve hepiniz ancak O’na döndürüleceksiniz!

Mehmet Türk

“Her şeyin hükümranlığı (ve mülkü) elinde bulunan (Allah’ın) şânı, yücedir ve (hepiniz) sonunda Ona döndürüleceksiniz.” de.