İçeriğe atla
Untold Serenity

48. Al-Fath

The Victory · Medenî · 29 âyet · Nüzul sırası 111

الفتح

It is derived from the words Inna fatah-na laka fat-han mubina of the very first verse. This is not only a name of the Surah but also its title in view of the subject matter, for it deals with the great victory that Allah granted to the Holy Prophet and the Muslims in the form of the Truce of Hudaibiyah.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

48:1

إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحࣰ ا مُّبِينࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Biz sana apaçık zaferin kapılarını açtık.

Cemal Külünkoğlu

Gerçek şu ki (ey Muhammed!) Biz senin için apaçık bir zaferin önünü açtık.

Mehmet Türk

1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması, üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih (zincirinin) önünü açtık.

48:2

لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَيَهۡدِيَكَ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek bütün hatalarını bağışlayacak, bütün nimetlerini sana verecek ve seni dosdoğru bir yola sevk edecektir.

Cemal Külünkoğlu

Böylece Allah, (müşrikler tarafından sana isnat edilen) geçmiş ve gelecek suçlamalardan seni kurtaracak, sana lütfedeceği nimetlerini tamamlayacak ve seni zafere götüren dosdoğru bir yola iletecektir.

Mehmet Türk

1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması, üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih (zincirinin) önünü açtık.

48:3

وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصۡرًا عَزِيزًا

Bayraktar Bayraklı

Allah sana, şanlı bir zaferle yardımda bulunacaktır.

Cemal Külünkoğlu

Ve sonunda da sana muhteşem bir zafer kazandıracaktır.

Mehmet Türk

1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması, üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih (zincirinin) önünü açtık.

48:4

هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِيمَٰنࣰ ا مَّعَ إِيمَٰنِهِمۡۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İmanlarını kat kat arttırmaları için inananların kalplerine huzur ve güven veren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah her şeyi bilir; her işinde hikmet vardır.

Cemal Külünkoğlu

O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Mü’minlere, îmanlarına îman katsınlar diye gönül rahatlığı indiren, O (Allah)’tır. Çünkü göklerin ve yerin orduları, Onundur ve Allah, her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

48:5

لِّيُدۡخِلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوۡزًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bu, inanmış erkekleri ve inanmış kadınları, içinde süreli olarak kalacakları, içinde ırmaklar akan cennetlere sokması ve onların kötülüklerini gizlemesi içindir. İşte bu, Allah katında çok büyük bir kurtuluştur.

Cemal Külünkoğlu

(Bütün bu lütuflar Allah’ın,) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirmesi ve onların kötülüklerini örtüp bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.

Mehmet Türk

(İşte bunlar Allah’ın) inanan erkekleri ve inanan kadınları, zemîninden ırmaklar akan ve içerisinde ebedî kalacakları cennetlere koyması ve onların günâhlarını örtmesi içindir. İşte Allah katındaki en büyük kurtuluş, budur.

48:6

وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِۚ عَلَيۡهِمۡ دَآئِرَةُ ٱلسَّوۡءِۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَلَعَنَهُمۡ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yine bu, Allah hakkında yanlış düşünceler besleyen münafık erkek ve münafık kadınları, müşrik erkek ve müşrik kadınları cezalandırması içindir. Müslümanlar için bekledikleri kötülük çemberi, başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!

Cemal Külünkoğlu

(Bütün bunlar ayrıca,) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları, müşrik erkeklerle müşrik kadınları cezalandırması içindir. (İnananların başına gelmesini istedikleri) kötülük, kendi başlarına dönsün! Allah, onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. O (cehennem) ne kötü bir dönüş yeridir!

Mehmet Türk

(Bir de bunlar) Allah hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara ve kötülük girdabı başlarına gelesilere (Allah’ın) azap etmesi içindir. Ve Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve onlara varılacak yerlerin en kötüsü olan cehennemi hazırlamıştır.

48:7

وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا

Bayraktar Bayraklı

Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, kudret ve hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Göklerin ve yerin bütün orduları Allah’a aittir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Göklerin ve yerin orduları, Onundur ve Allah çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

48:8

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ شَٰهِدࣰ ا وَمُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Biz seni şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Cemal Külünkoğlu

Gerçek şu ki, biz seni (Haktan yana olanlarla inkârcıların tavırları hakkında dünyada ve ahirette) bir şahit, (iman edip sâlih amel işleyenleri ebedi saadetle) müjdeleyici ve (inkârcıları azapla) uyarıcı olarak gönderdik.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Biz, seni sadece bir şâhit, müjdeci ve uyarıcı olarak, gönderdik (ki;)

48:9

لِّتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۚ وَتُسَبِّحُوهُ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلًا

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ve peygamberine inanasınız, O'nu destekleyesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz/anasınız/namaz kılasınız diye.

Cemal Külünkoğlu

Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, O’nun dinine destekçi olasınız, O’na saygı gösteresiniz ve sabah akşam (her daim) O’nu yüceliğini dillendiresiniz (Allah’ın istediği şekilde görevinizi yapasınız) diye (elçi gönderdik).

Mehmet Türk

(Ey İnananlar!) Siz, Allah’a ve Peygamberine îman edesiniz, onu destekleyesiniz, onu saygıyla yüceltesiniz ve (Allah’ı) sabah-akşam (sürekli olarak) tesbih edesiniz diye.

48:10

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوۡقَ أَيۡدِيهِمۡۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِمَا عَٰهَدَ عَلَيۡهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sana bağlılıklarını bildirenler aslında Allah'a bağlılıklarını bildirmektedirler. Allah'ın kudreti, onların kudretleri üzerindedir. O halde, kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği sözü yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.

Cemal Külünkoğlu

(Hudeybiye gününde Rıdvan biati ile) sana (samimiyetle) biat edenler (hayatları boyunca sana bağlı kalacaklarına dair söz verenler), gerçekte Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın kuvvet ve yardımı, o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir. Artık kim (verdiği sözden) cayarsa, ancak kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, Allah da ona büyük bir mükâfat verecektir.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Şüphesiz sana biat edenler, sadece Allah’a biat etmişlerdir. Allah da onların biatlerini kabul etmiştir. Şu halde, her kim verdiği sözden cayarsa, yalnızca kendi aleyhine caymış olur. Her kim de Allah adına verdiği sözü yerine getirirse, O da ona ileride büyük bir mükâfat verecektir.

48:11

سَيَقُولُ لَكَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ شَغَلَتۡنَآ أَمۡوَٰلُنَا وَأَهۡلُونَا فَٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِي قُلُوبِهِمۡۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢاۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا

Bayraktar Bayraklı

Bedevîlerden savaştan geri kalanlar sana, “Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Bizim için af dile” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah size bir zarar vermeyi dilerse, yahut bir fayda murat ederse, onun sizin için dilediğine kim engel olabilir? Doğrusu şu ki, Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır.”

Cemal Külünkoğlu

(Hudeybiye Seferine katılmayan) bedeviler (göçebe Araplar) yakında sana: “Bizleri mallarımız ve ailelerimiz(e bakma mecburiyeti) oyaladı, bizim için Allah’tan af dile!” diyecekler. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söyleyecekler. De ki: “Eğer Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse yahut bir yarar elde etmenizi murad ederse Allah’a karşı kim bir şey yapabilir? (Her şeyden haberdar olan) Allah, sizin yaptıklarınızdan (sefere katılmayışınızın gerçek sebebinden) de haberdardır.”

Mehmet Türk

Bedevîlerden geride bırakılanlar, sana: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz oyaladı. (Allah’ın) bizi affetmesi için duâ et” diyerek, kalplerinde olmayan şeyi, dilleriyle söyleyecekler. (Sen de onlara): “Şimdi Allah, eğer size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isteyecek olsa, sizin için Allah’a karşı kim ne yapabilir? Doğrusu Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” de.

48:12

بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدࣰ ا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَكُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Doğrusu siz, Peygamberin ve inananların, ailelerine bir daha asla dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu durum gönüllerinize hoş gösterildi, kötü duygulara kapıldınız. Siz, helâki hak etmiş bir toplum oldunuz.”

Cemal Külünkoğlu

Aslında siz, resulün ve inananların (göz göre göre ölüme gittiklerini ve) bir daha ailelerine geri dönemeyeceklerini sanmıştınız. Bu düşünce gönüllerinize hoş geldi ve bu yüzden de kötü düşüncelere kapıldınız, böylece de cezalandırılmayı hak eden bir topluluk oldunuz.

Mehmet Türk

Doğrusu siz, Peygamberin ve Müslümanların ailelerine asla dönmeyeceklerini zannettiniz ve bu, sizin gönüllerinize hoş göründü. Böylece çok kötü bir zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir toplum oldunuz.

48:13

وَمَن لَّمۡ يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَعِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kim Allah'a ve Peygamberine inanmazsa bilsin ki biz, inkâr edenler için alevli bir ateş hazırladık.

Cemal Külünkoğlu

Kim Allah’a ve Resulüne inanmazsa/güvenmezse bilsin ki biz inkârcılar için alevli ateşler hazırlamışızdır.

Mehmet Türk

Kim Allah’a ve Peygamberine îman etmezse, (şunu iyi bilsin ki) gerçekten Biz, (âhirette) kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.

48:14

وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a aittir. O, dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. Allah affedicidir; merhamet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğini (hak edeni kendi lütfuyla) bağışlar, dilediğine (layık olduğu kadar) ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Mehmet Türk

Göklerin ve yerin hükümranlığı, dilediğini bağışlayan, dilediğini de cezâlandıran Allah’a aittir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhamet edicidir.

48:15

سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَٰمَ ٱللَّهِۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمۡ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبۡلُۖ فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Savaştan geri kalanlar, ganimetleri almak için gittiğinizde, “Bırakınız, biz de sizinle beraber gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz asla bizimle beraber gelmeyeceksiniz. Allah sizin için önceden böyle buyurdu.” Onlar, “Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Aslında onlar, kafaları pek az çalışan kimselerdir.

Cemal Külünkoğlu

(Savaştan) geri kalanlar, siz ganimetleri almaya giderken: “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın (kendi aleyhlerinde olan) sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, (ganimetleri kimin kazanacağını) önceden böyle bildirmiştir.” Onlar: “Bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Doğrusu onlar, anlayışları kıt olan kimselerdir.

Mehmet Türk

O geride bırakılanlar, siz ganîmet vâdeden (bir savaşa) gittiğiniz zaman: “Bırakın da biz de sizinle gelelim.” diyerek, Allah’ın sözünü değiştirmek istiyorlar. (Ey Muhammed!) Sen de: “Allah’ın, daha önce buyurduğu gibi, siz kesinlikle bizimle gelemezsiniz.” de. Bunun üzerine de onlar: “Doğrusu, bizi çekemiyorsunuz.” diyecekler. Hayır, (bu doğru değil.) Ama onların ancak pek azı bunu anlayabilir.

48:16

قُل لِّلۡمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ سَتُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ قَوۡمٍ أُوْلِي بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ تُقَٰتِلُونَهُمۡ أَوۡ يُسۡلِمُونَۖ فَإِن تُطِيعُواْ يُؤۡتِكُمُ ٱللَّهُ أَجۡرًا حَسَنࣰ اۖ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ كَمَا تَوَلَّيۡتُم مِّن قَبۡلُ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bedevîlerden savaştan geri kalanlara de ki: “Yakında çok güçlü bir topluma karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Ya onlarla savaşacaksınız ya da onlar teslim olacaklar. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size güzel bir ödül verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız, sizi acıklı bir azaba uğratır.”

Cemal Külünkoğlu

(Hudeybiye seferinden) geri kalan o göçebe Araplara de ki: “Yakında çok güçlü bir topluma karşı (savaşmaya) çağrılacaksınız, onlarla (siz ölünceye) yahut onlar teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Ve sonra, (bu çağrıya) uyarsanız Allah size güzel bir mükâfat ihsan edecek ama şimdi olduğu gibi (yine) vazgeçerseniz sizi şiddetli bir cezaya çarptıracaktır.”

Mehmet Türk

O bedevîlerden geride bırakılanlara: “Siz yakında çok güçlü bir toplumla, onlar Müslüman oluncaya kadar (savaşmaya) çağrılacaksınız. Bu durumda eğer (emre) itaat ederseniz Allah, size güzel bir mükâfat verir, ama önceki döndüğünüz gibi dönerseniz, (o zaman da) sizi acı bir azapla cezâlandırır.” de.

48:17

لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجࣱۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبۡهُ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Gözleri görmeyene, sakat olana veya hasta olana, savaşa katılmamakta bir vebal yoktur. Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, Allah onu içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kim de yüz çevirirse, onu da acıklı bir ceza ile cezalandıracaktır.

Cemal Külünkoğlu

(Ancak savaşa katılmak konusunda) köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur (bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir). Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse, (Allah) onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.

Mehmet Türk

Körlerin, topalların ve hastaların (savaşa katılmamalarından dolayı) bir günâh yoktur. (Şunu iyi bilin ki) kim, Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim (itaatten) yüz çevirirse, onu da acı bir azapla cezâlandırır.

48:18

۞لَّقَدۡ رَضِيَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ يُبَايِعُونَكَ تَحۡتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَثَٰبَهُمۡ فَتۡحࣰ ا قَرِيبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O ağacın altında sana bağlılıklarını bildiren müminlerden Allah razı olmuştur. Çünkü onların kalplerinden geçeni biliyordu; böylece Allah onlara bir iç huzuru verdi. Yakında onları bir fetihle ödüllendirecektir.

Cemal Külünkoğlu

18-.19.(Ey Muhammed!) O ağacın altında (Hudeybiye’de) sana biat ederlerken (bağlılıklarını bildirirlerken) Allah o mü’minlerden razı olmuştur. (Allah onların) kalplerinde olanı bildiği için, onların üzerine huzur ve güven indirip hem kendilerini yakın bir zafer (olan Hayber’in fethi) ile hem de elde edecekleri birçok (maddi ve manevi) ganimetlerle mükâfatlandırdı. Allah, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

Allah o ağacın altında sana biat eden mü’minlerden kesinlikle râzı olmuştur. Allah, onların gönüllerinden geçeni bildiği için, üzerlerine sükûnet indirdi ve onlara (mükâfat olarak) yakın bir fetih verdi.

48:19

وَمَغَانِمَ كَثِيرَةࣰ يَأۡخُذُونَهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Elde edecekleri birçok ganimetle de ödüllendirecektir. Allah üstündür; hikmet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

18-.19.(Ey Muhammed!) O ağacın altında (Hudeybiye’de) sana biat ederlerken (bağlılıklarını bildirirlerken) Allah o mü’minlerden razı olmuştur. (Allah onların) kalplerinde olanı bildiği için, onların üzerine huzur ve güven indirip hem kendilerini yakın bir zafer (olan Hayber’in fethi) ile hem de elde edecekleri birçok (maddi ve manevi) ganimetlerle mükâfatlandırdı. Allah, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

(Allah) onları alacakları birçok ganîmetlerle de mükâfatlandırdı. Çünkü Allah, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

48:20

وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةࣰ تَأۡخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمۡ هَٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيۡدِيَ ٱلنَّاسِ عَنكُمۡ وَلِتَكُونَ ءَايَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَيَهۡدِيَكُمۡ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimet vaad etmiştir. Bir kısmını sizin için çabuklaştırmıştır. İnsanların ellerini de üzerinizden çekmiştir. Bu, müminlere bir işaret olsun ve sizi doğru yola iletsin diyedir.

Cemal Külünkoğlu

Allah, size (bundan böyle) elde edeceğiniz birçok (maddi ve manevi) ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu (Hayber’in fethini) size hemen vermiş ve insanların (düşmanlarınızın) ellerini üzerinizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı ki,) bunlar mü’minler için (Allah’ın yardım edeceğine dair) bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.

Mehmet Türk

Allah, elde edeceğiniz daha birçok savaş ganîmetlerini de size vâdetti. (Hatta) şimdilik, insanların ellerini sizden çekmesi şeklindeki bu (Hudeybiye) nîmetini size, gelecekte vaat olunan ganîmetlere bir örnek olması ve sizi dosdoğru bir yola iletmesi için, peşinen verdi.

48:21

وَأُخۡرَىٰ لَمۡ تَقۡدِرُواْ عَلَيۡهَا قَدۡ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Henüz elde edemediğiniz başka ganimetler de vardır ki, onlar Allah'ın bilgi ve kudreti dahilindedir. Allah'ın gücü her şeye yeter.

Cemal Külünkoğlu

Allah size henüz güç yetiremediğiniz ama kendisinin (ilim ve kudretiyle) kuşattığı (sizin bilmediğiniz) başka kazançlar da vaad etmiştir. (Onları mutlaka size verecektir çünkü) Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Mehmet Türk

Ve sizin henüz kavrayamadığınız ama Allah’ın size takdir ettiği, daha başka nîmetler de (verecektir.) Çünkü Allah’ın, gücü her şeye yeter.

48:22

وَلَوۡ قَٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوَلَّوُاْ ٱلۡأَدۡبَٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.

Cemal Külünkoğlu

(Mekke halkından olan) o inkârcılar, (Hudeybiye’ de antlaşma yapmayıp) sizinle savaşsalardı, mutlaka arkalarına dönüp kaçacaklardı. Sonra onları koruyacak bir dost, bir yardımcı bulamayacaklardı.

Mehmet Türk

Eğer kâfirler (o gün) sizinle savaşsalardı, kesinlikle arkalarını dönüp kaçarlar sonra kendilerini koruyacak bir dost da yardımcı da bulamazlardı.

48:23

سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلُۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın öteden beri süre gelen yasası budur. Allah'ın yasasında asla bir değişiklik bulamazsın.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ın öteden beri işleyip duran sünneti/kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

Mehmet Türk

Allah’ın öteden beri sürüp gelen sünneti, hep böyledir. Sen Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.

48:24

وَهُوَ ٱلَّذِي كَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ عَنۡهُم بِبَطۡنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعۡدِ أَنۡ أَظۡفَرَكُمۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا

Bayraktar Bayraklı

Sizi onlara muzaffer kıldıktan sonra Mekke vadisinde onların ellerini sizin üzerinizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken O'dur. Allah yapmış olduğunuz her şeyi görmektedir.

Cemal Külünkoğlu

(Ey mü’minler!) O (Allah ki), Mekke vadisinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.

Mehmet Türk

Sizi onlara karşı galip getirdikten sonra, Mekke vadisinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken Odur. (O zaman) Allah, sizin ne yaptığınızı görüp duruyordu.

48:25

هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡيَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُۥۚ وَلَوۡلَا رِجَالࣱ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءࣱ مُّؤۡمِنَٰتࣱ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِي رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا

Bayraktar Bayraklı

İnkâr edenler, sizi Mescid-i Harâm'dan alıkoyanlar, kurbanların yerlerine ulaşmasına engel olanlardır. Eğer Mekke'de bulunan inanmış erkekler ve kadınlardan tanımadıklarınızı öldürüp bu yüzden bilmeden günaha girmeniz söz konusu olmasaydı, Allah savaşı önlemeyecekti. Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer inananlarla kâfirler iç içe olmasalardı, inkâr edenleri acıklı bir azap ile cezalandırırdık.

Cemal Külünkoğlu

Onlar (Mekkeliler), Mescid-i Haram’ı ziyaret etmenize ve (orada) bekletilen kurbanlıkların (kesim) yerine ulaşmasına engel oldular. Eğer kendilerini tanımadığınız (Mekkeli kâfirler arasındaki) bir takım mü’min erkeklerle mü’min kadınları bilmezlikten çiğneyip o yüzden size bir vebal gelecek olmasaydı (Allah, size, Mekke’nin fethi için savaşa izin verirdi). Allah, dilediğini (iyi niyet ve eyleminden dolayı) rahmetine erdirmek için (böyle yapmıştır). Eğer (inkârcılarla karışık yaşayan mü’minler) seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden inkâr edenleri (hak ettikleri) acı bir azap ile cezalandırırdık.

Mehmet Türk

Onlar, sizin Kâbe’yi ziyaret etmenize ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasına engel olan kâfirlerdir. Eğer (onların içeri-sindeki) kendilerini henüz tanımadığınız Müslüman erkeklerle, Müslüman kadınları bilmeyerek (kâfirlerle birlikte) öldürmeniz sebebiyle üzüntüye kapılma ihtimâliniz olmasaydı (Allah, savaşı önlemezdi. İşte) Allah dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer onlar, (sizin tarafınızca) birbirinden tam ayırt edilmiş olsalardı elbette onlardan kâfirleri acı bir azaba çarptırırdık.

48:26

إِذۡ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَلۡزَمَهُمۡ كَلِمَةَ ٱلتَّقۡوَىٰ وَكَانُوٓاْ أَحَقَّ بِهَا وَأَهۡلَهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, Câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da, Peygamberine ve müminlere huzuru ve güvenini indirmişti; onlara takvâ sözünü aşılamıştı. Zaten onlar buna lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.

Cemal Külünkoğlu

O zaman inkârcılar, kalplerine cahiliye çağının öfke ve gayretini koymuşlardı. Allah da Resulünün ve inananların üzerine huzur ve güven indirmiş ve onlara Allah’a karşı sorumluluk duygusu aşılamıştı. Zaten onlar da buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

Hani o kâfirler, kalplerine tamamen cahiliye taassubu olan anlamsız bir öfke yerleştirdikleri zaman, Allah da elçisinin ve mü’minlerin heyecanını teskin etmiş ve böylece onların (Allah’a karşı hata etmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zâten onlar, buna gerçekten lâyık ve ehil olan kimselerdi. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

48:27

لَّقَدۡ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءۡيَا بِٱلۡحَقِّۖ لَتَدۡخُلُنَّ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمۡ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَۖ فَعَلِمَ مَا لَمۡ تَعۡلَمُواْ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِكَ فَتۡحࣰ ا قَرِيبًا

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki Allah, Peygamberine rüyayı doğru çıkardı. Allah dilerse, Mescid-i Harâm'a güven içerisinde, başlarınızı tıraş ederek ve saçlarınızı kısaltmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. Bu rüyadan sonra size yakın bir fetih nasip edecektir.

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki Allah, Resulünün gördüğü rüyanın hak olduğunu ortaya çıkaracaktır. Allah dilerse, emniyet ve güven içinde, korkmadan, (kiminiz) başlarınızı tıraş etmiş ve (kiminiz) kısaltmış olarak Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) mutlaka gireceksiniz. Zira O, sizin bilmediğiniz nice hususları bilir. Bunun dışında (Mekke’nin fethinden) önce daha yakın bir fetih (Hayber’in fethini) lütfedeceğini bildirmektedir.

Mehmet Türk

Yemin olsun ki Allah Peygamberine o rüyayı hak olarak gösterdi. Eğer Allah dilerse, güven içerisinde başlarınızı tıraş ederek, saçlarınızı kısaltarak, korkmadan, Kâbe’ye mutlaka gireceksiniz. Zîrâ Allah, sizin bilmediklerinizi bilerek bu (Kâbe ziyaretinden) önce size bir de yakın bir fetih nasip etti.

48:28

هُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şâhit olarak Allah yeter.

Cemal Külünkoğlu

O, bütün dinlere üstün olduğunu göstermek için Resulünü hem hidayet (rehberi olan Kur’an) ile hem de hak din (olan İslam) ile göndermiştir. Buna şahit olarak da Allah yeter.

Mehmet Türk

Elçisini, size en doğru yolu gösteren (Kur’an) ve hak din ile Allah’ın dinini bütün dinlere üstün kılmak üzere gönderen, O (Allah)tır. (Bunların tümüne) şâhit olarak Allah, yeter.

48:29

مُّحَمَّدࣱ رَّسُولُ ٱللَّهِۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَهُمۡۖ تَرَىٰهُمۡ رُكَّعࣰ ا سُجَّدࣰ ا يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣰ اۖ سِيمَاهُمۡ فِي وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمۡ فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِۚ وَمَثَلُهُمۡ فِي ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلۡكُفَّارَۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنۡهُم مَّغۡفِرَةࣰ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا

Bayraktar Bayraklı

Muhammed, Allah'ın peygamberidir. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı kararlı ve tavizsiz, kendi aralarında ise son derece merhametlidirler. Onları rukû ve secde ederken görürsün. Allah'ın lütfunu ve rızasını kazanmayı arzularlar. Onların nişanları, yüzlerindeki secde izidir. Bu onların Tevrat'taki özellikleridir. İncil'deki özellikleri de şudur: Filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerinde dimdik duran bir ekine benzerler. Bu ekincilerin hoşuna gider. Allah bunlarla, kâfirleri öfkelendirecektir. Allah, inanıp yararlı işler yapanlara af ve büyük bir ödül vaad etmiştir.

Cemal Külünkoğlu

Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı kararlı ve tavizsiz, birbirlerine karşı ise çok merhametlidirler. Sen onları rükû ve secde halinde Allah’ın lütfunu ve hoşnutluğunu kazanmaya çalışırken görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan özellikleridir. Onların bir de İncil’de anlatılan özellikleri vardır ki o da şöyledir: (Onlar) filizini yarıp çıkarmış (bir tohum gibidir ki ondan çıkan), onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir filiz gibidir. Allah, inkârcıları öfkelendirmek için onları (inananları) çoğaltır, sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip iyi işler yapanlara bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.

Mehmet Türk

(Ey İnsanlar!) Muhammed, Allah’ın Elçisidir. Onunla birlikte (Allah’a) rükû’ ve secde ettiklerini gördükleriniz; kâfirlere karşı son derece katı, birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler. İşte onlar, sadece Allah’ın lütuf ve rızasını isterler ve onların en belirgin özellikleri yüzlerindeki secde izidir. İşte bu onların Tevrât’ta belirtilen özellikleridir. Onların İncil’de belirtilen özellikleri ise (şöyledir.) Onlar tıpkı kendisiyle kâfirleri öfkelendirmesi için filizini çıkaran, onu güçlendiren, kalınlaşan, sonra gövdesinin üstünde dimdik duran ve üreticilerin hoşuna giden bir ekin gibidir. İşte Allah onlardan (kendisinin istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara büyük bir af ve mükâfat vâdetmiştir.