İçeriğe atla
Untold Serenity

49. Al-Hujurat

The Rooms · Medenî · 18 âyet · Nüzul sırası 106

الحجرات

The Surah takes its name from verse 4 in which the word hujurat has occurred.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

49:1

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyiniz. Allah'a saygı duyunuz. Şüphesiz ki Allah, işitendir; bilendir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! (Söz ve davranışlarınızla) Allah’ın ve Resulünün (Kur’an’ın ve sünnetin) önüne geçmeyin (Kur’an’ı ve sünneti dışlayarak Müslüman olmaya çalışmayın)! Bu konuda Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphesiz Allah, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Allah’ın ve Rasûlü’nün huzurunda (sözleriniz ve davranışlarınızla) öne geçmeyin ve Allah’tan hakkıyla korkun. Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.

49:2

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَرۡفَعُوٓاْ أَصۡوَٰتَكُمۡ فَوۡقَ صَوۡتِ ٱلنَّبِيِّ وَلَا تَجۡهَرُواْ لَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ كَجَهۡرِ بَعۡضِكُمۡ لِبَعۡضٍ أَن تَحۡبَطَ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تَشۡعُرُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle bağırmayınız. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Seslerinizi, peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, peygambere yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan yaptığınız (kabalık ve saygısızlık yüzünden) amelleriniz boşa gider.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin ve hiç farkına varmadan, yaptığınız kullukların boşa gitmemesi için birbirinizle bağırıp-çağırarak konuştuğunuz gibi onunla da bağırıp-çağırarak konuşmayın.

49:3

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصۡوَٰتَهُمۡ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱمۡتَحَنَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمۡ لِلتَّقۡوَىٰۚ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرٌ عَظِيمٌ

Bayraktar Bayraklı

Allah, Peygamber'in yanında seslerini kısanların kalplerini takvâ ile imtihan etmiştir. Onlar için af ve büyük bir ödül vardır.

Cemal Külünkoğlu

Allah Resulünün huzurunda seslerini ayarlayanlar (edepli olup egosunu tatmin etmeyenler) var ya, işte onlar kalpleri, kendisine karşı sorumluluk bilinciyle doldurularak Allah tarafından sınananlardır. Onlar için ayrıca bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

Mehmet Türk

Allah’ın Rasûlü’nün huzurunda seslerini kısanlar var ya işte onlar, Allah’ın kalplerini takva için imtihan ettiği kimselerdir. Bağışlanma ve en büyük mükâfat da onlaradır.

49:4

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَآءِ ٱلۡحُجُرَٰتِ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Sana odaların arkasından bağıranların çoğu, aklı ermez kimselerdir.

Cemal Külünkoğlu

(Ey Peygamber!) Seni evinin dışından çağıranlar var ya, işte onların çoğu aklı ermeyen cahil kimselerdir.

Mehmet Türk

Şüphesiz odaların ardından sana bağıranların çoğu, düşüncesiz kimselerdir.

49:5

وَلَوۡ أَنَّهُمۡ صَبَرُواْ حَتَّىٰ تَخۡرُجَ إِلَيۡهِمۡ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi kendileri için daha iyi olurdu. Allah çok affedicidir; çok merhamet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayandır (böyle kusurları affeder), daima kullarına karşı şefkat ve merhamet edendir.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Eğer sen onların yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, (bu) kendileri için mutlaka daha hayırlı olurdu. Ve Allah, (tevbe edenleri) çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

49:6

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن جَآءَكُمۡ فَاسِقُۢ بِنَبَإࣲ فَتَبَيَّنُوٓاْ أَن تُصِيبُواْ قَوۡمَۢا بِجَهَٰلَةࣲ فَتُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَا فَعَلۡتُمۡ نَٰدِمِينَ

Bayraktar Bayraklı

Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Size (herhangi bir kimse, özellikle de) güvenilir olmayan birisi, bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! Eğer fasığın biri, size bir haber getirirse, onun doğruluğunu etraflıca araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülükte bulunursunuz da sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.

49:7

وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ فِيكُمۡ رَسُولَ ٱللَّهِۚ لَوۡ يُطِيعُكُمۡ فِي كَثِيرࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ لَعَنِتُّمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِي قُلُوبِكُمۡ وَكَرَّهَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡكُفۡرَ وَٱلۡفُسُوقَ وَٱلۡعِصۡيَانَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ

Bayraktar Bayraklı

Biliniz ki, aranızda Allah'ın peygamberi vardır. Şâyet o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirdi ve onu gönüllerinize çekici kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin gösterdi. İşte, doğru yolda olanlar bunlardır.

Cemal Külünkoğlu

Biliniz ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş ve (buna karşılık) inkârcılığı, kötülüğü ve isyankârlığı size çirkin göstermiştir. İşte bu (özelliklere sahip olan)lar, doğru yolda olanların ta kendileridir.

Mehmet Türk

Şunu iyi bilin ki içinizde Allah’ın Elçisi vardır. Eğer o, birçok işte size uysaydı mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah kalplerinize îmanı süsleyerek sevdirdi, küfrü, fıskı ve isyanı da çirkin gösterdi. İşte bunlar, hak yolu bulan kimselerdir.

49:8

فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَنِعۡمَةࣰۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Allah, bunu katından bir lütuf ve nimet olarak yapmıştır. Allah her şeyi bilir ve her işinde hikmet vardır.

Cemal Külünkoğlu

(Böyle bir yolda olmak) Allah tarafından bir lütuftur ve bir nimettir. Allah ise (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mehmet Türk

(Bu sizin için) Allah’ın bir lütfu ve bir nîmetidir. Allah hakkıyla bilen, hüküm (ve hikmet) sahibidir.

49:9

وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱقۡتَتَلُواْ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَاۖ فَإِنۢ بَغَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا عَلَى ٱلۡأُخۡرَىٰ فَقَٰتِلُواْ ٱلَّتِي تَبۡغِي حَتَّىٰ تَفِيٓءَ إِلَىٰٓ أَمۡرِ ٱللَّهِۚ فَإِن فَآءَتۡ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَا بِٱلۡعَدۡلِ وَأَقۡسِطُوٓاْۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ

Bayraktar Bayraklı

Müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltiniz. Şâyet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın emrine dönünceye kadar, saldıran tarafla savaşınız. Eğer dönerlerse, artık aralarını adaletle düzeltiniz ve adaletli davranınız. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.

Cemal Külünkoğlu

Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, hâlâ (Allah’ın hükmüne boyun eğmeyip) diğerine saldırmaya devam ederse, Allah’ın buyruğuna uyuncaya (ve savaştan vazgeçinceye) kadar, haksızlık yapan taraf ile savaşın. (Yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve (her ikisine de) adil davranın çünkü Allah, adil davrananları sever.

Mehmet Türk

Mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşacak olurlarsa, onların aralarını düzeltin. Şâyet biri diğerine haksızlıkla saldırırsa, onunla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer sonunda (Allah’ın emrine) dönerse, aralarını adaletle bulun ve adil davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.

49:10

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةࣱ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ

Bayraktar Bayraklı

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah'a saygı duyunuz ki merhamet olunasınız.

Cemal Külünkoğlu

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin! Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ki size merhamet edilsin!

Mehmet Türk

Ancak mü’minler, kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki; merhamet olunasınız.

49:11

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَسۡخَرۡ قَوۡمࣱ مِّن قَوۡمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُواْ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا نِسَآءࣱ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُنَّۖ وَلَا تَلۡمِزُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَلَا تَنَابَزُواْ بِٱلۡأَلۡقَٰبِۖ بِئۡسَ ٱلِٱسۡمُ ٱلۡفُسُوقُ بَعۡدَ ٱلۡإِيمَٰنِۚ وَمَن لَّمۡ يَتُبۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Hiçbir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Olur ki alay edilenler, onlardan daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay edilen kadınlar, kendilerinden daha iyi olabilirler. Birbirinizi ayıplamayınız. Birbirinize kötü lakaplar takmayınız. İmandan sonra, fâsık diye anılmak ne kötüdür! Kim tövbe etmezse işte onlar zâlimlerdir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler! Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar da kendilerinden daha iyidirler! Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın! İnandıktan sonra (kişinin) adının kötüye çıkması, fasık damgası yemesi ne kötü bir şeydir. (Böyle bir davranışın ardından) kim tevbe edip Allah’a yönelmezse, öyleleri zalimlerin ta kendileridir.

Mehmet Türk

Ey îman edenler! (Sizden) bir erkek topluluğu (bir başka) erkek toplulukla ve kadınlar da kadınlarla alay etmesinler. Zîrâ (alay edilenler, Allah’ın yanında) kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Birbirinizi ayıplamayın ve (kötü) lakaplarla çağırmayın. Îmandan sonra fasıklık ne kadar kötü bir isimdir. Kim (yaptığına pişman olup) tevbe etmezse işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir.

49:12

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمࣱۖ وَلَا تَجَسَّسُواْ وَلَا يَغۡتَب بَّعۡضُكُم بَعۡضًاۚ أَيُحِبُّ أَحَدُكُمۡ أَن يَأۡكُلَ لَحۡمَ أَخِيهِ مَيۡتࣰ ا فَكَرِهۡتُمُوهُۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ تَوَّابࣱ رَّحِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Zandan çok sakınınız. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıplarını araştırmayınız. Birbirinizin arkasından gıybet etmeyiniz. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bakın, bundan tiksindiniz. Allah'a saygı duyunuz. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir; merhamet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Zannın birçoğundan sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır (farkında olmadan günaha girmiş olursunuz)! Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın ve arkanızdan birbirinizi çekiştirmeye kalkışmayın! Aranızdan, hiç ölmüş kardeşinin etini yemek isteyen kimse çıkar mı? Hayır, siz ondan tiksinirsiniz. Bu konularda Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphesiz Allah, kendisine yönelenlerin tevbelerini çok kabul edendir (ve bu şekilde tevbe ile Kendisine yönelen kullarına karşı da) çok merhametlidir.

Mehmet Türk

Ey îman edenler, zandan çok kaçının; zîrâ zannın bir kısmı günâhtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Kiminiz de kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz hiç ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? (Bak, nasıl da) tiksindiniz. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.

49:13

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرࣲ وَأُنثَىٰ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ شُعُوبࣰ ا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓاْۚ إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, Allah'a en çok saygı duyanınızdır. Allah her şeyi bilendir; her şeyden haberdar olandır.

Cemal Külünkoğlu

Ey insanlar! Şüphe yok ki, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.

Mehmet Türk

Ey insanlar! Gerçekten Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye de sizi, milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında sizin en üstününüz, kesinlikle Ondan en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, eksiksiz haber alandır.

49:14

۞قَالَتِ ٱلۡأَعۡرَابُ ءَامَنَّاۖ قُل لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ وَلَٰكِن قُولُوٓاْ أَسۡلَمۡنَا وَلَمَّا يَدۡخُلِ ٱلۡإِيمَٰنُ فِي قُلُوبِكُمۡۖ وَإِن تُطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتۡكُم مِّنۡ أَعۡمَٰلِكُمۡ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ

Bayraktar Bayraklı

Bedevîler, “İnandık” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik' deyiniz. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.” Çünkü Allah, affedicidir; merhamet sahibidir.

Cemal Külünkoğlu

Bedevi (göçebe) Araplar: “İman ettik” dediler. De ki: “(Siz gerçek manada) iman etmediniz. (Öyle ise: “iman ettik” demeyin.) Fakat “Boyun eğdik (teslim olduk)” deyin. Çünkü iman, henüz kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve resulüne (tam) itaat ederseniz, (Allah da) yaptıklarınızdan hiçbir iyi şeyi karşılıksız bırakmaz. Allah, çok bağışlayandır (yürekten iman edenlerin günahlarını affedendir), kullarına karşı merhamet edendir.”

Mehmet Türk

Bedevîler, “İman ettik” dediler, Sen de (onlara): “Siz (gerçekten) îman etmediniz; (sadece) Müslüman olduk deyin, zîrâ îman henüz sizin kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederseniz (Allah) sizin yaptığınız kulluklardan hiç bir şeyi boşa götürmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” de.

49:15

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمۡ يَرۡتَابُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ

Bayraktar Bayraklı

Gerçek müminler, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte sözünde duranlar onlardır.

Cemal Külünkoğlu

(Gerçek) mü’minler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra (inandıklarında zerre kadar) şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.

Mehmet Türk

Mü’minler ancak, Allah’a ve Rasûlü’ne îman eden, sonra (îman ettiği şeylerde) kuşkuya kapılmayan, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular, ancak onlardır.

49:16

قُلۡ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمۡ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeyi bilmektedir.”

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resul!) De ki: “Siz dininizi (dindarlığınızı) Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!): “Allah, göklerde ve yerde olan her şeyi bilip dururken siz, Allah’a dindarlığınızı mı öğreteceksiniz? Oysa Allah, her şeyi tam bilendir.” de.

49:17

يَمُنُّونَ عَلَيۡكَ أَنۡ أَسۡلَمُواْۖ قُل لَّا تَمُنُّواْ عَلَيَّ إِسۡلَٰمَكُمۖ بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيۡكُمۡ أَنۡ هَدَىٰكُمۡ لِلۡإِيمَٰنِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Bayraktar Bayraklı

Bedevîler Müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı benim başıma kakmayınız. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, başınıza kaksa yeridir.”

Cemal Külünkoğlu

(Ey Muhammed!) Onlar Müslüman oldular diye, bunu senin başına kakıyorlar. (Sen onlara) de ki: “Müslüman olmanızı başıma kakmayın (benden minnet beklemeyin!) Tam tersine eğer doğru kimselerseniz, imana erdirmesinden dolayı sizin Allah’a minnet borcunuz vardır.”

Mehmet Türk

Müslümanlıklarını senin başına kalkıyorlar. (Sen de onlara): “Müslümanlığınızla beni minnet altına almayın, eğer (îmanınızda) doğruysanız; sizi îmana yönelttiği için (esasen) Allah’ın, sizi minnet altına alması gerekir.” de.

49:18

إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin bütün sırlarını bilir ve bütün yaptıklarınızı görür.

Mehmet Türk

Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin bütün gizli bilgilerini bilir ve Allah, yaptıklarınızı görüp durmaktadır.