لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ
Hayır! Kıyamet gününe yemin ederim.
Andolsun kıyamet gününe,
Hayır! (artık başka söze lüzum yok!) kıyamet gününe yemin ederim ki,
The Resurrection · Mekkî · 40 âyet · Nüzul sırası 31
The Surah has been so named after the word al-Qiyamah in the first verse. This is not only the name but also the title of this Surah, for it is devoted to Resurrection itself.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ
Hayır! Kıyamet gününe yemin ederim.
Andolsun kıyamet gününe,
Hayır! (artık başka söze lüzum yok!) kıyamet gününe yemin ederim ki,
وَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلنَّفۡسِ ٱللَّوَّامَةِ
Hayır! Sürekli olarak kendini kınayan nefse yemin ederim.
Kendini kınayan nefse (yaptığı yanlışları fark edip pişmanlığını yaşayan bilince) de andolsun (ki öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceksiniz).
Ve yine hayır! (Kaybettikleri için) pişmanlık duyan nefse yemin ederim ki,
أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجۡمَعَ عِظَامَهُۥ
İnsan bizim, onun kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?
İnsan, kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?
İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya getiremeyeceğimizi mi zannediyor?
بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُۥ
Evet, bizim onun parmak uçlarına varıncaya kadar bir araya getirmeye gücümüz yeter.
Hayır, Biz, parmak uçları(na varıncaya kadar onun vücudunu tam olarak) yeniden kurmaya muktediriz.
Evet! Bizim gücümüz, parmak uçlarına varıncaya kadar, onu yeniden yaratmaya yeter.
بَلۡ يُرِيدُ ٱلۡإِنسَٰنُ لِيَفۡجُرَ أَمَامَهُۥ
5,6. Doğrusu insan, önündeki kıyameti inkâr etmek ister: “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar.
Fakat insan (dünyada istediği gibi yaşamak için) önünde duran (kıyamet ve âhiret) gerçeğini yalanlamak ister.
Fakat o insan sürekli olarak (Rabbine karşı) terbiyesizliğini sürdürmek ister.
يَسۡـَٔلُ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلۡقِيَٰمَةِ
5,6. Doğrusu insan, önündeki kıyameti inkâr etmek ister: “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar.
“O kıyamet günü ne zaman?” diye sorar.
(Bir de kalkar): “Kıyamet günü de ne zamanmış?” diye sorar.
فَإِذَا بَرِقَ ٱلۡبَصَرُ
7,8,9. İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya geldiği zaman!
Gözler korkudan şimşek çaktığı,
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı, ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der.
وَخَسَفَ ٱلۡقَمَرُ
7,8,9. İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya geldiği zaman!
Ay tutulduğu
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı, ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der.
وَجُمِعَ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ
7,8,9. İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya geldiği zaman!
Güneş ile Ay bir araya getirildiği zaman.
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı, ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der.
يَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذٍ أَيۡنَ ٱلۡمَفَرُّ
10,11,12. O gün insan, “Kaçacak yer neresidir?” diyecektir. Hayır hayır! Kaçıp sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
O gün insan: “Kaçacak yer yok mu?” diyecek.
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı, ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der.
كَلَّا لَا وَزَرَ
10,11,12. O gün insan, “Kaçacak yer neresidir?” diyecektir. Hayır hayır! Kaçıp sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
Hayır, (o günün dehşetinden kurtulmak için) sığınılacak hiçbir yer yoktur.
11,12. (Ona) “Hayır! Herhangi bir sığınak yok. Bugün sığınılacak tek yer, ancak Rabbinin huzurudur.” (denilir.)
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمُسۡتَقَرُّ
10,11,12. O gün insan, “Kaçacak yer neresidir?” diyecektir. Hayır hayır! Kaçıp sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
11,12. (Ona) “Hayır! Herhangi bir sığınak yok. Bugün sığınılacak tek yer, ancak Rabbinin huzurudur.” (denilir.)
يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
O gün, insana, yaptıkları da yapmadıkları da haber verilir.
O gün insana, yaptığı ve (yapmak zorunda olduğu halde) yapmadığı her şey bir bir bildirilecektir.
O gün insana, (dünya hayatında) yaptığı ve yapmadığı her şey bildirilir.
بَلِ ٱلۡإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ بَصِيرَةࣱ
Doğrusu insan, kendi öz benliğinin gözlemcisidir.
Aslında insan bizzat kendinin gözeticisidir.
14,15. Aslında insanoğlu (her ne kadar) mazeretlerini ortaya atsa da kendi kendisinin ne olduğunu, çok iyi bilir.
وَلَوۡ أَلۡقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
Her türlü özrünü sayıp dökse de.
Birtakım mazeretler ileri sürse de (kendi yaptıklarına karşı şahit olacak).
14,15. Aslında insanoğlu (her ne kadar) mazeretlerini ortaya atsa da kendi kendisinin ne olduğunu, çok iyi bilir.
لَا تُحَرِّكۡ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعۡجَلَ بِهِۦٓ
Vahyi ezberlemek için dilini acele kıpırdatma!
(Yaşadıklarını görünce, heyecandan ne yapacağını şaşıracak ve ona denilecek ki:) Amel defterini okurken (yaşadıklarını seyrederken) telaşla dilini dolaştırıp durma (ne diyeceğini şaşırma)!
(Ey Muhammed!) O (Kur’an’ı Cebrâil sana okurken, unutmamak için) acele edip dilini onunla beraber hareket ettirip durma.
إِنَّ عَلَيۡنَا جَمۡعَهُۥ وَقُرۡءَانَهُۥ
Şüphesiz onu kalbinde toplamak ve sana okutturmak yalnızca bize aittir.
Şüphesiz bütün yaptıklarını bir araya getirmek ve onları sana okumak Bize aittir.
Şüphesiz onu, (Kur’an halinde) toplayarak okutmak, Bize aittir.
فَإِذَا قَرَأۡنَٰهُ فَٱتَّبِعۡ قُرۡءَانَهُۥ
Biz onu okuttuğumuz zaman, onun okunuşunu takip et!
O halde, Biz sana o defterden (Sabit Diskten) neleri okuyor (gösteriyor)sak, onları takip et/seyret.
Şu halde Biz, onu okuduğumuz zaman sen sadece onun okunuşunu takip et.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا بَيَانَهُۥ
Sonra onu açıklamak da yalnız bize düşer.
Sonra (hatırlamadıkların olursa) onları açıklamak ve detaylandırmak bize aittir.
Sonra onu açıklamak Bize aittir.
كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ
20,21. Hayır! Öyle değil, doğrusu sizler bu dünyayı seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz.
Hayır; (Ey insanlar boşuna mazeret ileri sürmeyin!) Sizler şu (kısa süreli) dünyayı seviyorsunuz
Hayır! (Böyle olmaz.) Çünkü siz, geçici dünya arzularını seviyorsunuz.
وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ
20,21. Hayır! Öyle değil, doğrusu sizler bu dünyayı seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz.
Ahireti göz ardı ediyorsunuz (onu kazanmak için çalışmıyorsunuz).
Ve âhireti (bir kenara) bırakıyorsunuz.
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ نَّاضِرَةٌ
22,23,24,25. Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felâkete uğrayacağını anlar.
O gün birtakım yüzler sevinçten parlayacak.
22,23. İşte o gün, öyle pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar, Rablerine bakarlar (ve bakmaya doyamazlar.)
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةࣱ
22,23,24,25. Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felâkete uğrayacağını anlar.
Ve Rablerinin kendilerine lütfedeceği nimetleri bekleyecekler.
22,23. İşte o gün, öyle pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar, Rablerine bakarlar (ve bakmaya doyamazlar.)
وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذِۭ بَاسِرَةࣱ
22,23,24,25. Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felâkete uğrayacağını anlar.
O gün birtakım yüzler de asık olacak.
24,25. O gün, öyle yüzler de vardır ki burnunun sürtüleceğini anlayıp, somurtur kalırlar.
تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةࣱ
22,23,24,25. Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felâkete uğrayacağını anlar.
Çünkü (onlar) bellerini bükecek bir felakete uğratılacaklarını anlayacaklar.
24,25. O gün, öyle yüzler de vardır ki burnunun sürtüleceğini anlayıp, somurtur kalırlar.
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ
26,27,28,29,30. Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, “Kim tedavi edecektir?” dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Aklınızı başınıza devşirin (ey insanlar!). Can boğaza gelip dayandığı zaman,
26,27. Hayır! (Dikkat edin!) Can köprücük kemiğine gelip dayanınca ve “bir kurtarıcı yok mu?” denilmeye başlanılınca,
وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقࣲ
26,27,28,29,30. Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, “Kim tedavi edecektir?” dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
“Yok mu buna bir çare (ölümü engelleyecek birileri yok mu)?” diye feryat edilecek.
26,27. Hayır! (Dikkat edin!) Can köprücük kemiğine gelip dayanınca ve “bir kurtarıcı yok mu?” denilmeye başlanılınca,
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ
26,27,28,29,30. Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, “Kim tedavi edecektir?” dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Artık (dünyaya veda etmesi gereken kişi) ayrılma vaktinin geldiğini anlayacak
28,29. (Kâfir sevdiklerinden) ayrılma vaktinin geldiğini anlar ve (ölüm korkusundan) eli ayağına dolaşır.
وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
26,27,28,29,30. Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, “Kim tedavi edecektir?” dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Ve (ölüm heyecanıyla) bacakları birbirine dolaşacak.
28,29. (Kâfir sevdiklerinden) ayrılma vaktinin geldiğini anlar ve (ölüm korkusundan) eli ayağına dolaşır.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ
26,27,28,29,30. Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, “Kim tedavi edecektir?” dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
O gün yalnız Rabbine doğru sevkiyat vardır.
(İşte o gün) gidilecek tek yer, Rabbinin huzurudur.
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
31,32,33,34,35. Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
İşte o, (Peygamber’in getirdiğini) tasdik etmemiş, Allah’tan (Hak’tan) yana olmamıştı (yönünü Allah’a dönmemişti).
31,32. Hani o adam (dünyada) sadaka vermediği, namaz kılmadığı gibi bir de inkâr edip, (hakka) arkasını dönüyordu.
وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
31,32,33,34,35. Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Aksine (Hak adına her şeyi) yalanlamış ve (itaat etmekten) yüz çevirmişti.
31,32. Hani o adam (dünyada) sadaka vermediği, namaz kılmadığı gibi bir de inkâr edip, (hakka) arkasını dönüyordu.
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
31,32,33,34,35. Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Sonra da böbürlenerek ailesine gitmişti.
Sonra da övünerek, çalım satarak, evine (keyif çatmaya) gidiyordu.
أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ
31,32,33,34,35. Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Yazıklar olsun sana, yazıklar (ey insan)!
(Ey böyle kimse!) Sana (böyle bir azap) lâyıktır, oh olsun sana!
ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ
31,32,33,34,35. Ne doğruladı, ne de kulluk görevini yerine getirdi. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım sata sata yürüyerek ailesine gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Tekrar tekrar sana yazıklar olsun, yazıklar!
Evet, yazıklar olsun sana, yazıklar!
Zâten sen, buna layıksın, yazıklar olsun sana.
أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى
İnsanoğlu kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanıyor?
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةࣰ مِّن مَّنِيࣲّ يُمۡنَىٰ
37,38,39,40. O, akıtılan bir meni damlası değil miydi? Sonra döllenmiş hücre. Bu safhada Allah onu yaratıp ona şekil vermişti. Ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti. Bunları yapan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi?
(Bir zamanlar) o, (ana rahmine) akıtılan bir damla su, değil miydi?
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةࣰ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
37,38,39,40. O, akıtılan bir meni damlası değil miydi? Sonra döllenmiş hücre. Bu safhada Allah onu yaratıp ona şekil vermişti. Ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti. Bunları yapan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Sonra bu, bir “alaka” oldu (embriyoya dönüştü). Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi.
Sonra o, pıhtılaşmış kan oldu, derken (Allah ona) rûh verip yarattı ve bir şekil verdi.
فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ
37,38,39,40. O, akıtılan bir meni damlası değil miydi? Sonra döllenmiş hücre. Bu safhada Allah onu yaratıp ona şekil vermişti. Ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti. Bunları yapan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Sonra ondan erkek ve dişi çiftler türetti.
Ondan da erkek ve dişi olmak üzere iki eşi, var etti.
أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ
37,38,39,40. O, akıtılan bir meni damlası değil miydi? Sonra döllenmiş hücre. Bu safhada Allah onu yaratıp ona şekil vermişti. Ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti. Bunları yapan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Peki, (bunları yapan) Allah’ın ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?
Öyleyse (bunları yapan Allah’ın) ölüleri diriltmeye hiç gücü yetmez mi?