إِذَا ٱلشَّمۡسُ كُوِّرَتۡ
Güneş katlanıp karanlığa gömüldüğünde,
Güneş dürüldüğü (ve ziyası söndürüldüğü),
Güneş söndürüldüğü zaman,
The Overthrowing · Mekkî · 29 âyet · Nüzul sırası 7
It is derived from the word kuwwirat in the first verse. Kuwwirat is passive voice from takwir in the past tense, and means 'that which is folded up', thereby implying that it is a Surah in which the 'folding up' has been mentioned.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
إِذَا ٱلشَّمۡسُ كُوِّرَتۡ
Güneş katlanıp karanlığa gömüldüğünde,
Güneş dürüldüğü (ve ziyası söndürüldüğü),
Güneş söndürüldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتۡ
Yıldızlar dökülüp ışıklarını yitirdiğinde,
Yıldızlar kararıp döküldüğü,
Yıldızlar (yere) döküldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ سُيِّرَتۡ
Dağlar yürütülüp kaybolduğunda,
Dağlar yürütüldüğü,
Dağlar yürütüldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلۡعِشَارُ عُطِّلَتۡ
Değerli mallar terkedildiğinde,
Gebe develer kendi başlarına terk edildiği,
En nefis malların bile yüzüne bakılmadığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡوُحُوشُ حُشِرَتۡ
Yabani hayvanlar bir araya toplandığında,
Vahşi hayvanlar (korkudan) bir araya geldiği,
Vahşi hayvanların (yuvalarından fırlayıp) bir araya toplandığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡبِحَارُ سُجِّرَتۡ
Denizler kaynayıp kabardığında,
Denizler kaynayıp birbirine karıştığı,
Denizler kaynatıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتۡ
Canlar bedenlerle birleştirildiğinde,
Ruhlar (yeni) bedenlerle birleştirildiği,
Herkes (inancında ve yaşayışında benzerleriyle) eşleştirildiği zaman,
وَإِذَا ٱلۡمَوۡءُۥدَةُ سُئِلَتۡ
8,9. Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,
Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
8,9. Diri diri toprağa gömülen kıza, “hangi suçtan dolayı öldürüldüğü” sorulduğu zaman,
بِأَيِّ ذَنۢبࣲ قُتِلَتۡ
8,9. Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,
“Hangi suçtan dolayı öldürüldüğü”
8,9. Diri diri toprağa gömülen kıza, “hangi suçtan dolayı öldürüldüğü” sorulduğu zaman,
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتۡ
Amel defterleri açıldığında,
Amel defterleri (Sabit Diskler) açıldığı,
10,11. (Yapılanların yazıldığı) defterler, açıldığı zaman, gök sıyrılıp açıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتۡ
Gökyüzü sıyrıldığında,
Göğün örtüsü sıyrıldığı (her şeyin gün yüzüne çıktığı),
10,11. (Yapılanların yazıldığı) defterler, açıldığı zaman, gök sıyrılıp açıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡجَحِيمُ سُعِّرَتۡ
Cehennem tutuşturulduğunda,
Cehennem (suçlular için) körüklendiği,
Cehennem tutuşturulduğu zaman,
وَإِذَا ٱلۡجَنَّةُ أُزۡلِفَتۡ
Cennet yaklaştırıldığında,
Cennet (inananlara) yaklaştırıldığı zaman,
Ve cennet yaklaştırıldığı zaman, (var ya!)
عَلِمَتۡ نَفۡسࣱ مَّآ أَحۡضَرَتۡ
Her can, kendine ne hazırladığını bilecektir.
Herkes, önceden (iyi ve kötü) ne hazırlamışsa (onu) görecektir.
(İşte o an) herkes, (âhiret için) ne hazırladığını anlar.
فَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلۡخُنَّسِ
15,16. Kara deliklere, ak deliklere yemin olsun,
Hayır (iş onların sandığı gibi değil)! Yemin olsun donup duran yıldızlara,
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
ٱلۡجَوَارِ ٱلۡكُنَّسِ
15,16. Kara deliklere, ak deliklere yemin olsun,
Yörüngelerinde akan ve kaybolan gezegenlere,
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا عَسۡعَسَ
17,18. Çöken geceye, söken şafaklara yemin olsun ki,
Karanlık çöken geceye,
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
وَٱلصُّبۡحِ إِذَا تَنَفَّسَ
17,18. Çöken geceye, söken şafaklara yemin olsun ki,
Teneffüs eden (seher yeli esmeye başlayan) sabaha ki,
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ
19,20. Kur'ân kesinlikle değerli bir elçinin/Cebrail'in peygambere ilettiği sözdür. Arşın sahibinin katında güçlü ve değerli elçinin/Cebrail'in -ki o yüksek makam sahibidir-.
Bu Kur’an (Allah katında) kerim (şerefli) olan bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
Kesinlikle o (Kur’an), şerefli bir elçi (olan Cebrâil’in, Allah’tan getirdiği) sözdür.
ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي ٱلۡعَرۡشِ مَكِينࣲ
19,20. Kur'ân kesinlikle değerli bir elçinin/Cebrail'in peygambere ilettiği sözdür. Arşın sahibinin katında güçlü ve değerli elçinin/Cebrail'in -ki o yüksek makam sahibidir-.
O elçi, güçlüdür. Kudret ve egemenlik tahtının sahibi (olan Allah) katında çok itibarlıdır.
O elçi (Cebrâil) çok güçlüdür ve Arş’ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.
مُّطَاعࣲ ثَمَّ أَمِينࣲ
İtaatli ve de güvenilir elçidir.
O, (bütün meleklerce) saygı gören ve güvenilen biridir.
(Ve) o, orada (kendisine) itaat edilen, güvenilen (bir elçi)dir.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجۡنُونࣲ
22,23,24. Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.
(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir (vahyi böyle güvenilir ve saygın bir melek vasıtasıyla almıştır).
(Ey Kâfirler!) Arkadaşınız (Muhammed) de kesinlikle mecnun değildir.
وَلَقَدۡ رَءَاهُ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡمُبِينِ
22,23,24. Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.
Şüphesiz (Muhammed) onu (Cebrail’i) apaçık ufukta görmüştür.
Yemin olsun o (Peygamber), Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلۡغَيۡبِ بِضَنِينࣲ
22,23,24. Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.
Kaldı ki O (Cebrail), aldığı gayb bilgilerinin hiçbirini gizlemez (bu konuda töhmet altında bırakılamaz).
O, ğayb bilgilerini kıskançlık yapıp da (sizden) esirgemez.
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمࣲ
Bu Kur'ân, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
O (Kur’an, iddia ettiğiniz gibi) asla kovulmuş şeytanın sözü değildir.
O (Kur’an) lânetlenmiş şeytanın sözü değildir.
فَأَيۡنَ تَذۡهَبُونَ
O halde nereye gidiyorsunuz?
O halde, (ey insanlar), hakikat buyken nereye gidiyorsunuz?
(Ey Kâfirler!) Siz (bu gerçekleri bırakıp da) nereye gidiyorsunuz?
إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ
27,28. Bu Kur'ân, sizden doğru yola gitmek isteyenleriniz için, bütün insanlara bir öğütten ibarettir.
O (Kur’an), bütün âlemler için bir öğüttür.
27,28. O (Kur’an) içinizden dosdoğru yolda gitmek isteyenler için, (akıllılar) âlemine bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.
لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَسۡتَقِيمَ
27,28. Bu Kur'ân, sizden doğru yola gitmek isteyenleriniz için, bütün insanlara bir öğütten ibarettir.
Özellikle de içinizden dosdoğru olmayı dileyenler için (bir hidayet ve rahmet kaynağıdır).
27,28. O (Kur’an) içinizden dosdoğru yolda gitmek isteyenler için, (akıllılar) âlemine bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Siz zaten ancak, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın dilediğini dilersiniz.
Zaten siz ancak, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın iradesinin tecellisine uygun olması halinde, iradenizi ve tercihinizi kullanabilirsiniz.
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.