إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتۡ
Gök yarıldığında,
Gök, çatlayıp yarıldığı,
Gökyüzü yarıldığı zaman,
The Cleaving · Mekkî · 19 âyet · Nüzul sırası 82
It is derived from the word infatarat in the first verse. Infitar is an infinitive which means to cleave or split asunder, thereby implying that it is the Surah in which the splitting asunder of the sky has been mentioned.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتۡ
Gök yarıldığında,
Gök, çatlayıp yarıldığı,
Gökyüzü yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتۡ
Yıldızlar dökülüp saçıldığında,
Yıldızlar dökülüp saçıldığı,
Yıldızlar dökülüp-saçıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡبِحَارُ فُجِّرَتۡ
Denizler fışkırtıldığında,
Denizler kaynayıp birbirine karıştığı,
Denizler kaynatıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡقُبُورُ بُعۡثِرَتۡ
Kabirlerin içi dışına getirildiğinde,
Kabirlerin içi boşaltıldığı zaman,
Kabirlerin içerisindekiler, dışarıya çıkarıldığı zaman,
عَلِمَتۡ نَفۡسࣱ مَّا قَدَّمَتۡ وَأَخَّرَتۡ
Herkes, neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilecektir.
Herkes (dünyada) yaptığı ve (yapmak zorunda olup da) yapmadığı şeyleri bilecektir.
(İşte o an) herkes, (âhiret için) neyi hazırladığını ve neyi hazırlamadığını anlar.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡإِنسَٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلۡكَرِيمِ
Ey insan! Lütfu bol Rabbinden seni uzaklaştıran nedir?
Ey insan! İhsanı bol olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir?
Ey insan! Seni ihsanı bol Rabb’ine karşı aldatan şey nedir?
ٱلَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ
7,8. O, seni yaratıp sana şekil veren, seni düzgün ve ölçülü kılan, istediği şekilde seni terkip edendir.
O, seni yarattı, düzgün hale koydu, en güzel ölçülerle birleştirdi.
O Allah ki; seni yarattı, insanlık seviyesine getirdi ve sana en güzel şekli verdi.
فِيٓ أَيِّ صُورَةࣲ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ
7,8. O, seni yaratıp sana şekil veren, seni düzgün ve ölçülü kılan, istediği şekilde seni terkip edendir.
Dilediği biçimde sana şekil verdi.
Ama dilerse O, senin bu (şeklini) bozar ve dilediği (başka bir) şekle de sokabilir.
كَلَّا بَلۡ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ
Öyle değil, doğrusu sizler yargı gününü yalanlıyorsunuz.
Olacak şey değil! (Bütün bunlara şükretmediğiniz gibi) hesap gününü de inkâr ediyorsunuz.
Hayır! (Bu, sizin zannettiğiniz gibi değil!) Aslında siz (Allah’ın) dinini yalanlıyorsunuz.
وَإِنَّ عَلَيۡكُمۡ لَحَٰفِظِينَ
10,11,12. Oysa sizin üzerinizde gözcüler vardır. Değerli yazıcılar. Onlar sizin ne yaptığınızı bilirler.
Hâlbuki üzerinizde sizi gözleyen/takip eden kaydediciler vardır.
10,11,12. (Şunu iyi bilin ki) sizin üzerinizde, dürüst kâtiplik yapan ve yaptığınız her şeyi bilen, gözcü melekler var.
كِرَامࣰ ا كَٰتِبِينَ
10,11,12. Oysa sizin üzerinizde gözcüler vardır. Değerli yazıcılar. Onlar sizin ne yaptığınızı bilirler.
Kaliteli bir şekilde kaydeden ve (kaydettiklerini) koruyan (melekler) vardır.
10,11,12. (Şunu iyi bilin ki) sizin üzerinizde, dürüst kâtiplik yapan ve yaptığınız her şeyi bilen, gözcü melekler var.
يَعۡلَمُونَ مَا تَفۡعَلُونَ
10,11,12. Oysa sizin üzerinizde gözcüler vardır. Değerli yazıcılar. Onlar sizin ne yaptığınızı bilirler.
Onlar yaptığınız her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilirler/kaydederler.
10,11,12. (Şunu iyi bilin ki) sizin üzerinizde, dürüst kâtiplik yapan ve yaptığınız her şeyi bilen, gözcü melekler var.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ لَفِي نَعِيمࣲ
Şüphesiz iyiler nimetler içinde olacaklardır.
Sorumluluk bilinciyle yaşayanlar muhakkak ki bol nimetlere kavuşacaklar.
Şüphesiz itaatkâr kullar, (âhirette) nîmetler içerisindedirler.
وَإِنَّ ٱلۡفُجَّارَ لَفِي جَحِيمࣲ
Kötüler de cehennemde olacaklardır.
Kötüler de cehennemi boylayacaklar.
İsyankâr kullar ise (âhirette) kesinlikle cehennemdedirler.
يَصۡلَوۡنَهَا يَوۡمَ ٱلدِّينِ
15,16. Yargı günü oraya girecekler ve süreli orada kalacaklardır.
Onlar (o inkâr ettikleri) hesap günü oraya gireceklerdir.
15,16. Din günü onlar, oraya girecekler ve oradan hiç çıkmayacaklardır.
وَمَا هُمۡ عَنۡهَا بِغَآئِبِينَ
15,16. Yargı günü oraya girecekler ve süreli orada kalacaklardır.
Artık onlar, oradan asla kurtulamazlar.
15,16. Din günü onlar, oraya girecekler ve oradan hiç çıkmayacaklardır.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ
17,18,19. Yargı gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Evet, yargı gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Hiçbir insanın başkasına herhangi bir fayda vermeye gücünün yetmeyeceği bir gündür. O gün, emir yalnızca Allah'ındır.
Hesap gününün ne olduğunu sen bilir misin?
Bu din gününün tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
ثُمَّ مَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ
17,18,19. Yargı gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Evet, yargı gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Hiçbir insanın başkasına herhangi bir fayda vermeye gücünün yetmeyeceği bir gündür. O gün, emir yalnızca Allah'ındır.
Evet, bilir misin nedir o hesap günü?
Sonra, bu din gününün tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
يَوۡمَ لَا تَمۡلِكُ نَفۡسࣱ لِّنَفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ اۖ وَٱلۡأَمۡرُ يَوۡمَئِذࣲ لِّلَّهِ
17,18,19. Yargı gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Evet, yargı gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Hiçbir insanın başkasına herhangi bir fayda vermeye gücünün yetmeyeceği bir gündür. O gün, emir yalnızca Allah'ındır.
O gün kimsenin kimseye faydası olmaz. O gün bütün yetkiler sadece Allah’a aittir.
O gün kimse kimseye fayda sağlayamayacaktır ve o gün buyruk sadece Allah’a aittir.