Ortakçılık, sulama anlaşmaları ve toprak ile ürün üzerine muameleler.
158 · Hadis · Bu Türkçe çeviri yapay zekâ destekli olarak hazırlanmıştır.
Bana Harmele b. Yahyâ tahdis etti; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus, İbn Şihâb'dan, o Saîd b. el-Müseyyeb'den, o Ebû Hüreyre'den haber verdi. (Ebû Hüreyre) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Allah Yahudileri kahretsin! Onlara iç yağı haram kılındı; onlar da onu sattılar ve bedelini yediler.'
Bize Yahyâ b. Yahyâ tahdis etti; dedi ki: Mâlik'e, Nâfi'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den (rivayetini) okudum ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Altını altınla, ancak misli misline olmadıkça satmayın ve birini diğerine (miktarca) fazla yapmayın; gümüşü de gümüşle, ancak misli misline olmadıkça satmayın ve birini diğerine fazla yapmayın; onların (peşin) hazır olanını, hazır olmayan (veresiye) ile satmayın.'
Bize Kuteybe b. Saîd tahdis etti; bize Leys tahdis etti. (H) Bize Muhammed b. Rumh da tahdis etti; bize Leys, Nâfi'den haber verdi ki: İbn Ömer'e, Benî Leys'ten bir adam: 'Ebû Saîd el-Hudrî bunu Rasûlullah'tan (s.a.v.) rivayet ediyor' dedi. -Kuteybe'nin rivayetinde: Bunun üzerine Abdullah (b. Ömer) gitti, Nâfi de onunla birlikte gitti. İbn Rumh'un hadisinde ise: Nâfi dedi ki: Bunun üzerine Abdullah gitti, ben ve Leysli (adam) de onunla birlikte gittik.- Nihayet (Abdullah) Ebû Saîd el-Hudrî'nin yanına girdi ve: 'Bu (adam) bana, senin, Rasûlullah'ın (s.a.v.) gümüşü gümüşle -misli misline olması dışında- ve altını altınla -misli misline olması dışında- satmayı yasakladığını haber verdiğini bildirdi' dedi. Bunun üzerine Ebû Saîd iki parmağıyla gözlerine ve kulaklarına işaret edip dedi ki: 'Gözlerim gördü, kulaklarım Rasûlullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işitti: "Altını altınla satmayın; gümüşü de gümüşle, ancak misli misline olması dışında satmayın; birini diğerine fazla yapmayın; ondan hazır olmayan (veresiye) bir şeyi, elden ele (peşin) olması dışında, hazır olanla satmayın."'
Bize Kuteybe b. Saîd de tahdis etti; bize Ya'kûb -yani İbn Abdurrahman el-Kārî- Süheyl'den, o babasından, o Ebû Saîd el-Hudrî'den (rivayet etti) ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Altını altınla, gümüşü de gümüşle, ancak tartısı tartısına, misli misline, denk denk (eşit eşit) olması dışında satmayın.'
Bize Ebü't-Tâhir, Hârûn b. Saîd el-Eylî ve Ahmed b. Îsâ tahdis etti; dediler ki: Bize İbn Vehb tahdis etti; bana Mahrame, babasından haber verdi; dedi ki: Süleymân b. Yesâr'ı şöyle derken işittim: O, Mâlik b. Ebî Âmir'i, Osmân b. Affân'dan tahdis ederken işitti ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi de iki dirheme satmayın.'
Bize Kuteybe b. Saîd tahdis etti; bize Leys tahdis etti. (H) Bize Muhammed b. Rumh da tahdis etti; bize Leys, İbn Şihâb'dan, o Mâlik b. Evs b. el-Hadesân'dan haber verdi ki, o şöyle dedi: 'Dirhemleri kim bozdurur (mübadele eder)?' diyerek geldim. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb'ın yanında bulunan Talha b. Ubeydullah: 'Bize altınını göster, sonra hizmetçimiz geldiğinde bize gel, gümüşünü sana verelim' dedi. Ömer b. el-Hattâb ise: 'Hayır, asla! Allah'a yemin olsun ki ya ona gümüşünü hemen verirsin ya da altınını ona geri verirsin. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Gümüşün altınla (mübadelesi), elden ele (peşin) olması dışında ribâdır; buğdayın buğdayla (mübadelesi), elden ele olması dışında ribâdır; arpanın arpayla (mübadelesi), elden ele olması dışında ribâdır; hurmanın hurmayla (mübadelesi), elden ele olması dışında ribâdır."' dedi.
Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî tahdis etti, bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan, o da Ebû Kılâbe'den tahdis etti; (Ebû Kılâbe) şöyle dedi: Şam'da içinde Müslim b. Yesâr'ın da bulunduğu bir halkada idim. Derken Ebû'l-Eş'as geldi. (Ravi) dedi ki: Onlar 'Ebû'l-Eş'as, Ebû'l-Eş'as' dediler. O da oturdu. Ben ona: 'Kardeşimize Ubâde b. es-Sâmit'in hadisini anlat' dedim. O da: 'Peki' dedi (ve şöyle anlattı): Bir gazveye çıktık, insanların başında (kumandan olarak) Muâviye vardı. Çok ganimet elde ettik. Elde ettiğimiz ganimetler arasında gümüşten bir kap da vardı. Muâviye bir adama, onu insanların ödemelerine (atâ/maaşlarına) karşılık satmasını emretti. İnsanlar buna (satın almaya) koştular. Bu (haber) Ubâde b. es-Sâmit'e ulaştı. Bunun üzerine kalkıp şöyle dedi: Ben Resûlullah (s.a.v.)'i altını altınla, gümüşü gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla, hurmayı hurmayla, tuzu tuzla satmaktan, ancak eşit miktarda, peşin peşin (misli misline) olması hâli müstesna, nehyederken işittim. Kim fazla verir yahut fazla alırsa muhakkak ribâya (faize) girmiştir. Bunun üzerine insanlar aldıklarını geri verdiler. Bu (durum) Muâviye'ye ulaştı. O da hutbe irad etmek üzere kalkıp şöyle dedi: Dikkat edin! Bu adamlara ne oluyor ki Resûlullah (s.a.v.)'den, bizim onun huzurunda bulunup ona sahâbî olduğumuz hâlde ondan işitmediğimiz hadisler naklediyorlar! Bunun üzerine Ubâde b. es-Sâmit kalkıp kıssayı tekrar anlattı, sonra şöyle dedi: Muâviye hoşlanmasa da -yahut: 'Zoruna gitse de' dedi- biz Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğimizi mutlaka anlatacağız. Onun ordusunda karanlık bir gece dahi bulunmasam aldırmam. Hammâd: 'Bunu, yahut buna benzer bir şey (dedi)' dedi.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Amr en-Nâkıd ve İshâk b. İbrâhim -lafız İbn Ebî Şeybe'ye ait olmak üzere- tahdis etti. İshâk 'ahberanâ (bize haber verdi)', diğer ikisi 'haddesenâ (bize tahdis etti)' dedi: Bize Vekî' tahdis etti, bize Süfyân, Hâlid el-Hazzâ'dan, o Ebû Kılâbe'den, o Ebû'l-Eş'as'tan, o da Ubâde b. es-Sâmit'ten tahdis etti; (Ubâde) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 'Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla; misli misline, eşit eşit, elden ele (peşin) olur. Bu cinsler farklılaşınca (birbirinden değişik olunca) elden ele (peşin) olmak şartıyla dilediğiniz gibi satın.'
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe tahdis etti, bize Vekî' tahdis etti, bize İsmâîl b. Müslim el-Abdî tahdis etti, bize Ebû'l-Mütevekkil en-Nâcî, Ebû Saîd el-Hudrî'den tahdis etti; (Ebû Saîd) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 'Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla; misli misline, elden ele (peşin) olur. Kim fazla verir yahut fazla isterse muhakkak ribâya (faize) girmiştir; bu hususta alan da veren de eşittir (aynıdır).'
Bize Amr en-Nâkıd tahdis etti, bize Yezîd b. Hârûn tahdis etti, bize Süleymân er-Rabaî haber verdi, bize Ebû'l-Mütevekkil en-Nâcî, Ebû Saîd el-Hudrî'den tahdis etti; (Ebû Saîd) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 'Altın altınla misli misline...' Sonra bunun benzerini zikretti.
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ ve Vâsıl b. Abdüla'lâ tahdis edip dediler ki: Bize İbn Fudayl, babasından, o Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre'den tahdis etti; (Ebû Hüreyre) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 'Hurma hurmayla, buğday buğdayla, arpa arpayla, tuz tuzla; misli misline, elden ele (peşin) olur. Kim fazla verir yahut fazla isterse muhakkak ribâya (faize) girmiştir; ancak cinsleri (renkleri) farklı olanlar müstesna.'
Bunu bana Ebû Saîd el-Eşecc de tahdis etti, bize el-Muhâribî, Fudayl b. Gazvân'dan bu isnâd ile tahdis etti; ancak 'elden ele (peşin)' (kaydını) zikretmedi.
Bize Ebû Küreyb ve Vâsıl b. Abdüla'lâ tahdis edip dediler ki: Bize İbn Fudayl, babasından, o İbn Ebî Nu'm'dan, o da Ebû Hüreyre'den tahdis etti; (Ebû Hüreyre) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 'Altın altınla tartısı tartısına, misli misline; gümüş gümüşle tartısı tartısına, misli misline (satılır). Kim fazla verir yahut fazla isterse o ribâdır (faizdir).'
Bize Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî tahdis etti, bize Süleymân -yani İbn Bilâl- Mûsâ b. Ebî Temîm'den, o Saîd b. Yesâr'dan, o da Ebû Hüreyre'den tahdis etti ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Dînâr dînârla, aralarında fazlalık olmaksızın; dirhem dirhemle, aralarında fazlalık olmaksızın (değişilir).'
Bize Muhammed b. Hâtim b. Meymûn tahdis etti, bize Süfyân b. Uyeyne, Amr'dan, o da Ebû'l-Minhâl'den tahdis etti; (Ebû'l-Minhâl) şöyle dedi: Benim bir ortağım mevsime yahut hacca kadar (vadeli) olarak veresiye gümüş sattı. Bana gelip haber verdi. Ben de: 'Bu, câiz olmayan bir iştir' dedim. O: 'Onu çarşıda sattım, kimse bunu bana ayıplamadı (itiraz etmedi)' dedi. Bunun üzerine Berâ b. Âzib'e gelip ona sordum. Şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) Medine'ye geldi, biz bu alışverişi yapıyorduk. Bunun üzerine: 'Elden ele (peşin) olanda bir beis yoktur; veresiye (vadeli) olan ise ribâdır (faizdir)' buyurdu. (Berâ ayrıca:) 'Zeyd b. Erkam'a git; çünkü o benden daha büyük tâcirdir' (dedi). Ben de ona gidip sordum; o da bunun mislini söyledi.
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî tahdis etti, bize babam tahdis etti, bize Şu'be, Habîb'den tahdis etti ki, o Ebû'l-Minhâl'i şöyle derken işitmiş: Berâ b. Âzib'e sarf (altın-gümüş değişimi) hakkında sordum. O: 'Zeyd b. Erkam'a sor, çünkü o daha bilgilidir' dedi. Ben de Zeyd'e sordum; o: 'Berâ'ya sor, çünkü o daha bilgilidir' dedi. Sonra ikisi (birden) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) gümüşü altınla veresiye (vadeli/borç olarak) satmaktan nehyetti.
Bize Ebû'r-Rabî' el-Atekî tahdis etti, bize Abbâd b. el-Avvâm tahdis etti, bize Yahyâ b. Ebî İshâk haber verdi, bize Abdurrahman b. Ebî Bekre, babasından tahdis etti; (Ebû Bekre) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) gümüşü gümüşle, altını altınla, ancak eşit miktarda (misli misline) olması müstesna, (satmaktan) nehyetti; ve bize gümüşü altınla dilediğimiz gibi, altını da gümüşle dilediğimiz gibi satın almamızı emretti. (Ravi) dedi ki: Bir adam ona sordu, o da: 'Elden ele (peşin)' dedi. Sonra: 'İşte böyle işittim' dedi.
Bana İshâk b. Mansûr tahdis etti, bize Yahyâ b. Sâlih haber verdi, bize Muâviye, Yahyâ'dan -ki o İbn Ebî Kesîr'dir- o da Yahyâ b. Ebî İshâk'tan tahdis etti ki, Abdurrahman b. Ebî Bekre kendisine haber vermiş; Ebû Bekre şöyle demiş: Resûlullah (s.a.v.) bizi nehyetti... (dedi ve) bunun mislini (zikretti).
Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Serh tahdis etti, bize İbn Vehb haber verdi, bana Ebû Hânî el-Havlânî haber verdi ki, o Uleyy b. Rabâh el-Lahmî'yi şöyle derken işitmiş: Fadâle b. Ubeyd el-Ensârî'yi şöyle derken işittim: Resûlullah (s.a.v.) Hayber'de iken kendisine, içinde boncuk ve altın bulunan ve ganimetlerden olup satılan bir gerdanlık getirildi. Resûlullah (s.a.v.) gerdanlıktaki altının (çıkarılmasını) emretti; o da tek başına (ayrı olarak) çıkarıldı. Sonra Resûlullah (s.a.v.) onlara: 'Altın altınla tartısı tartısına (satılır)' buyurdu.
Bize Kuteybe b. Saîd tahdis etti, bize Leys, Ebû Şücâ' Saîd b. Yezîd'den, o Hâlid b. Ebî İmrân'dan, o Haneş es-San'ânî'den, o da Fadâle b. Ubeyd'den tahdis etti; (Fadâle) şöyle dedi: Hayber günü on iki dînâra, içinde altın ve boncuk bulunan bir gerdanlık satın aldım. Onu ayırdım (söktüm) ve içinde on iki dînârdan fazla (altın) buldum. Bunu Peygamber (s.a.v.)'e söyledim, o da: '(Bu gerdanlık) ayrılmadıkça (altını sökülmedikçe) satılmaz' buyurdu.