İçeriğe atla
Untold Serenity

54. Al-Qamar

The Moon · Mekkî · 55 âyet · Nüzul sırası 37

القمر

The Surah takes its name from the very first verse Wan shaqq al-Qamar, thereby implying that it is a Surah in which the word al-Qamar has occurred.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

54:1

ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ

Bayraktar Bayraklı

1,2. Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, “Bu devamlı yapılan bir büyüdür” diyerek yüz çevirirler.

Cemal Külünkoğlu

(Kıyamet) saati yaklaşınca gerçekler (ay gibi) apaçık ortaya çıkacaktır.

Mehmet Türk

Kıyamet(in vakti) yaklaştı ve ay da yarıldı.

54:2

وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةࣰ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرࣱ مُّسۡتَمِرࣱّ‏

Bayraktar Bayraklı

1,2. Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, “Bu devamlı yapılan bir büyüdür” diyerek yüz çevirirler.

Cemal Külünkoğlu

Onlar, imana sevk eden, bir ayet/mucize görseler, bu: “Eskiden beri devam edegelen, aklı etki altına alan bir aldatmaca, bir yalandır.” diyerek yüz çevirirler.

Mehmet Türk

O (kâfirler) bir mûcize görünce, ondan yüz çevirir ve: “(Bu) güçlü bir büyüdür.” derler.

54:3

وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرࣲ مُّسۡتَقِرࣱّ‏

Bayraktar Bayraklı

Onlar yalanladılar ve kendi arzularına uydular. Oysa her işin varacağı bir yeri vardır.

Cemal Külünkoğlu

Onlar (Resulü) yalanladılar ve nefislerinin arzularına uydular. Hâlbuki her iş, (Allah’ın takdirine göre) gerçekleşecektir (onlar yalanladılar diye resul görevini bırakacak değildir).

Mehmet Türk

Yalanlarlar ve kendi arzularının peşine düşerler. Oysa (sonunda) her iş yerini bulacaktır.

54:4

وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz onlara, geçmiş toplumların haberlerinden, kendilerini caydıracak kadar bilgi gelmiştir.

Cemal Külünkoğlu

4-5. Andolsun ki, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) alıkoyacak, anlamlı ve etkili nice haberler gelmiştir. Fakat (gelen) uyarılar (inanmak gibi bir niyetleri olmadığı için onlara) hiçbir fayda vermemiştir.

Mehmet Türk

Yemin olsun! Onlara (kendilerini şirkten) caydıracak nice haberler, gelmiştir.

54:5

حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةࣱۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ

Bayraktar Bayraklı

Bunlar son derece hikmetli haberlerdir, ama uyarılar işe yaramıyor.

Cemal Külünkoğlu

4-5. Andolsun ki, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) alıkoyacak, anlamlı ve etkili nice haberler gelmiştir. Fakat (gelen) uyarılar (inanmak gibi bir niyetleri olmadığı için onlara) hiçbir fayda vermemiştir.

Mehmet Türk

(Ki bu haberlerin her biri,) en mükemmel mutlak doğru(lar)dır. Fakat bu uyarılar, (onlara) hiç fayda vermiyor.

54:6

فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءࣲ نُّكُرٍ

Bayraktar Bayraklı

Öyleyse onlardan yüz çevir. Çağrıcının hoşlanılmayan bir şeye çağıracağı günü bekle!

Cemal Külünkoğlu

O halde (ey Resul) sen onlardan yüz çevir (üzerlerine varma)! Gün gelecek o davetçi (melek) insanları benzeri görülmemiş bir şeye (yeniden dirilmeye ve hesap vermeye) çağıracaktır!

Mehmet Türk

Öyleyse (Ey Muhammed!) Sen onlarla mücadele etmeyi bırak. O, çağırıcının benzeri görülmemiş, bir şeye çağıracağı gün var ya!

54:7

خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادࣱ مُّنتَشِرࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Gözleri korkudan perişan bir vaziyette, etrafa saçılmış çekirgeler gibi bulundukları yerden çıkarlar.

Cemal Külünkoğlu

Onlar, (rüzgârın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi ürkek bakışlarla mevzilerinden çıkacak (ve),

Mehmet Türk

(İşte o gün) onlar, etrafa yayılmış çekirgeler gibi perişan bakışlarla kabirlerden çıkarlar.

54:8

مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

O davetçiye koşarlar. İnkârcılar, “Bu, çok zor bir gün” derler.

Cemal Külünkoğlu

İnkârcılar, kendilerini çağıran görevliye doğru koşarlarken (içlerinden): “Bu çok çetin bir gündür!” diyecekler.

Mehmet Türk

Kâfirler, gönülleri bomboş ve gözleri belermiş bir şekilde çağırana doğru koşarlarken: “Bu, çok zorlu bir gün!” diyecekler.

54:9

۞كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونࣱ وَٱزۡدُجِرَ

Bayraktar Bayraklı

Onlardan önce Nûh'un toplumu da yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğuna ısrar ederek. “O, delirdi” dediler ve davetten vazgeçmeye zorlandı.

Cemal Külünkoğlu

Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamış ve kulumuz Nuh’u yalancılıkla suçlayıp; ’’O delinin biridir’’ diyerek onun mesajını her yönden engellemişlerdi.

Mehmet Türk

Kendilerinden önceki Nûh toplumu da (Peygamberlerini) yalanladı. Onlar, kulumuzu yalanlamakla kalmayıp bir de: “delidir.” dediler. (İşte o, böyle) engellendi.

54:10

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبࣱ فَٱنتَصِرۡ

Bayraktar Bayraklı

Bunun üzerine Rabbine, “Ben yenik düştüm, bana yardım et!” diyerek yalvardı.

Cemal Külünkoğlu

O da Rabbine: “Ey Rabbim! Ben yenik düştüm, (bana) yardım et!” diye dua etmişti.

Mehmet Türk

Sonunda Rabbine: “Gerçekten ben yenildim, intikamımı al.” diye duâ etti.

54:11

فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءࣲ مُّنۡهَمِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Biz de gök kapılarını, devamlı yağan bir yağmurla açtık.

Cemal Külünkoğlu

Biz de göğün kapılarını açarak bardak-tan su boşanırcasına yağmur yağdırdık.

Mehmet Türk

Biz de onların üzerine gök yarılmışçasına akan, bir su gönderdik.

54:12

وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونࣰ ا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ قَدۡ قُدِرَ

Bayraktar Bayraklı

Yerden kaynaklar fışkırttık. Her iki su, karar verilmiş bir işin gerçekleşmesi için birleşmişti.

Cemal Külünkoğlu

Ve toprağı göz göz yarıp, suları fışkırttık. Nihayet, (gökten boşalan su ile yerden fışkıran) su (birleşerek), takdir edilen işin gerçekleşmesi için yükselmesi gereken seviyeye kadar yükseldi.

Mehmet Türk

Yeryüzünü de kaynaklar halinde fışkırttık. Derken (her iki) su, önceden belirlenmiş bir iş için birleşti.

54:13

وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحࣲ وَدُسُرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Nûh'u da, tahtadan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.

Cemal Külünkoğlu

Biz onu (ve ona inananları), levhaları birbirine perçinlenmiş (bir gemi) üzerinde taşıdık.

Mehmet Türk

13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi üzerinde taşıdık;

54:14

تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءࣰ لِّمَن كَانَ كُفِرَ

Bayraktar Bayraklı

İnkâr edilmiş Nûh'a bir ödül olmak üzere, gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

Cemal Külünkoğlu

(Kendisine karşı) nankörlük edilen kulumuz (Nuh)’a ödül olarak yaptırılan bu gemi, gözetimimiz altında akıp gidiyordu.

Mehmet Türk

13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi üzerinde taşıdık;

54:15

وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, gemiyi bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

Cemal Külünkoğlu

(Nihayet sular çekilince gemi dağa oturdu ve böylece) o (Tufan olayı)nı, bir ibret belgesi olarak bıraktık. Böyle iken, ibret alacak yok mudur?

Mehmet Türk

Yemin olsun Biz bunu, bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var?

54:16

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

Cemal Külünkoğlu

Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler)!

Mehmet Türk

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)

54:17

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki Kur'ân'ı, düşünenler için kolaylaştırdık. Düşünen var mı?

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan?

Mehmet Türk

Yemin olsun ki Biz, Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?

54:18

كَذَّبَتۡ عَادࣱ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Bayraktar Bayraklı

‘Âd toplumu da yalanlamıştı. Benim cezalandırmam ve uyarmam nasıl oldu?

Cemal Külünkoğlu

Âd (kavmi de kendilerine gelen Hûd’u) yalanlamıştı, fakat azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!

Mehmet Türk

Âd (toplumu) da yalanlamıştı. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)

54:19

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِي يَوۡمِ نَحۡسࣲ مُّسۡتَمِرࣲّ‏

Bayraktar Bayraklı

Biz onların üzerine, uğursuzluğu devamlı bir günde, dondurucu bir rüzgâr gönderdik.

Cemal Külünkoğlu

Biz onların üstüne o pek talihsiz günde, her şeyi söküp atan bir kasırga gönderdik.

Mehmet Türk

Biz, o uğursuzluğu devam eden günde, onların üzerlerine soğuk ve gürültülü bir fırtına gönderdik.

54:20

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلࣲ مُّنقَعِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

O rüzgâr, insanları, sanki köklerinden koparılmış, hurma kütükleri gibi yere seriyordu.

Cemal Külünkoğlu

(Öyle bir kasırga ki) insanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

Mehmet Türk

O (rüzgâr,) insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi savuruyordu.

54:21

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Nasılmış benim azabım ve uyarılarım?

Cemal Külünkoğlu

(Sonra) Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler)!

Mehmet Türk

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)

54:22

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki Kur'ân'ı, düşünenler için kolaylaştırdık. Düşünen var mı?

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan?

Mehmet Türk

Yemin olsun ki Biz, Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?

54:23

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.

Cemal Külünkoğlu

Semud (kavmi de Salih’le gönderdiğimiz) bütün uyarılarımızı yalanlamıştı.

Mehmet Türk

Semûd (toplumu) da uyarıları yalanladı.

54:24

فَقَالُوٓاْ أَبَشَرࣰ ا مِّنَّا وَٰحِدࣰ ا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرٍ

Bayraktar Bayraklı

“Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz” dediler.

Cemal Külünkoğlu

(Onlar da:) “Biz kendi içimizden çıkan bir faniye mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz.

Mehmet Türk

24,25. Ve: “İçimizden (bizim gibi hem de) yalnız bir insana mı uyacağız? O zaman biz, tam bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz. (Bizler dururken) vahiy ona mı indirildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” dediler.

54:25

أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

“Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır, o yalancı ve şımarığın biridir” dediler.

Cemal Külünkoğlu

Zikir (vahiy) aramızdan bir tek ona mı verildi? Hayır, o yalancı küstahın biridir” demişlerdi.

Mehmet Türk

24,25. Ve: “İçimizden (bizim gibi hem de) yalnız bir insana mı uyacağız? O zaman biz, tam bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz. (Bizler dururken) vahiy ona mı indirildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” dediler.

54:26

سَيَعۡلَمُونَ غَدࣰ ا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ

Bayraktar Bayraklı

Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.

Cemal Külünkoğlu

(Biz de Salih’e dedik ki:) “Küstah yalancı kimmiş yakında anlayacaklar.”

Mehmet Türk

Onlar yarın (gerçek) yalancı ve şımarığın kim olduğunu, öğrenecekler.

54:27

إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةࣰ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ

Bayraktar Bayraklı

Gerçekten, onları denemek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret!

Cemal Külünkoğlu

“Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.”

Mehmet Türk

(Ey Salih!) Gerçekten onlara imtihan için o deveyi gönderen, Biziz. Sen onları biraz gözetle ve sabret.

54:28

وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبࣲ مُّحۡتَضَرࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Onlara, suyun aralarında paylaştırdığını haber ver! Her biri, kendi içme sırasında gelsin.

Cemal Külünkoğlu

“Hem de onlara (kuyudan içecekleri) suyun, (deve ile) kendi aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulun(up suyunu al)sın.”

Mehmet Türk

Ve onlara: “Suyun, kendileriyle (deve arasında) pay edildiğini ve su alış sırası (kiminse, suyu) onun kullanmasını,” haber ver.

54:29

فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

Bayraktar Bayraklı

Arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını kaptı ve deveyi kesti.

Cemal Külünkoğlu

(Bir müddet bu böyle devam ettikten sonra) onlar (en azgın olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da (gelir gelmez kötü bir işe) kalkıştı ve (deveyi) boğazladı.

Mehmet Türk

(Bunun üzerine onlar) arkadaşlarından (birisini) çağırdılar. O da (bıçağını) kapıp (deveyi) öldürdü.

54:30

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Nasılmış benim azabım ve uyarılarım?

Cemal Külünkoğlu

(Sonra) Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler)!

Mehmet Türk

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)

54:31

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ

Bayraktar Bayraklı

Biz onların üzerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz biz, onların üzerine korkunç bir ses gönderdik de onlar, hayvan ağılındaki kuru otlar gibi ufalanıp çer çöpe döndüler.

Mehmet Türk

Biz de onların üzerine, (azap olarak) bir çığlık gönderiverdik. Sonunda onlar, ağıldaki çalı çırpı kırıntılarına döndüler.

54:32

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki Kur'ân'ı, düşünenler için kolaylaştırdık. Düşünen var mı?

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki Biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan?

Mehmet Türk

Yemin olsun ki Biz Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?

54:33

كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Lût'un toplumu da uyarıcıları yalanladı.

Cemal Külünkoğlu

Lût kavmi de uyarıları yalanlamıştı.

Mehmet Türk

Lût (toplumu) da uyarıları yalanladı.

54:34

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطࣲۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

34,35. Lût ailesi hariç, biz de onların üzerine taş yağdırdık. Katımızdan bir nimet olarak, Lût ailesini seher vakti kurtardık. Şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.

Cemal Külünkoğlu

34-35. Biz de hepsinin üzerine taş savuran bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût’un ailesini (iki kızını) katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredenleri (iyilik bilenleri) işte böyle mükâfatlandırırız.

Mehmet Türk

34,35. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. (Bu azaptan) sadece Lût’un ailesini katımızdan bir nîmet olarak, seher vakti kurtardık. İşte Biz şükreden kimseyi böyle mükâfatlandırırız.

54:35

نِّعۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ

Bayraktar Bayraklı

34,35. Lût ailesi hariç, biz de onların üzerine taş yağdırdık. Katımızdan bir nimet olarak, Lût ailesini seher vakti kurtardık. Şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.

Cemal Külünkoğlu

34-35. Biz de hepsinin üzerine taş savuran bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût’un ailesini (iki kızını) katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredenleri (iyilik bilenleri) işte böyle mükâfatlandırırız.

Mehmet Türk

34,35. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. (Bu azaptan) sadece Lût’un ailesini katımızdan bir nîmet olarak, seher vakti kurtardık. İşte Biz şükreden kimseyi böyle mükâfatlandırırız.

54:36

وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, Lût, onları bu yakalayışımıza karşı uyardı. Onlar bu uyarıları şüphe ile karşıladılar.

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki, (Lût) bizim cezalandırma gücümüz konusunda onları uyarmıştı, ama onlar bu uyarılara hep şüpheyle bakmış (onları ciddiye almamış)lardı.

Mehmet Türk

Oysa (Lût) onları, şiddetli azabımız konusunda uyarmıştı. Onlar da bu uyarıları kavga ve şüphe ile karşılamışlardı.

54:37

وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, onlar Lût'tan misafirlerini kendilerine teslim etmesini istediler. Bunun üzerine biz de onların gözlerini kör ettik. “Cezamı ve uyarımı tadın!” dedik.

Cemal Külünkoğlu

Onlar onun (melek olarak gelen) misafirlerine karşı (cinsel anlamda) kötülük yapmayı planlamışlardı. Biz de onların gözlerini silme kör ettik ve (onlara): “Haydi, azabımın ve uyarılarımı(n kötü sonucunu) tadın (bakalım dedik)!”

Mehmet Türk

(Bir de) onlar, onun konuklarından istifâde etmeye kalkıştılar. Biz de onların gözlerini kör ettik. Ve: “Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Tadın bakalım!” (dedik.)

54:38

وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابࣱ مُّسۡتَقِرࣱّ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki, sabahın erken vaktinde (etkileri) kalıcı bir azap onları yakaladı.

Mehmet Türk

Yemin olsun onları bir sabah vakti erkenden, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap yakalayıverdi.

54:39

فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ

Bayraktar Bayraklı

İşte, azabımı ve uyarımı tadın!

Cemal Külünkoğlu

Onlara:) “Haydi, azabımı ve uyarılarımı tadın (bakalım dedik)!”

Mehmet Türk

(Ve onlara): “Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Tadın bakalım!” (dedik.)

54:40

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki Kur'ân'ı, düşünenler için kolaylaştırdık. Düşünen var mı?

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan?

Mehmet Türk

Yemin olsun ki, Biz Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?

54:41

وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ

Bayraktar Bayraklı

Firavun ailesine de uyarıcılar gelmişti.

Cemal Külünkoğlu

Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.

Mehmet Türk

Şüphesiz Firavun ailesine de uyarılar geldi.

54:42

كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزࣲ مُّقۡتَدِرٍ

Bayraktar Bayraklı

Bütün mucizelerimizi yalanladılar. Bunun üzerine biz de, her şeye gücü yeten ve her şeyin üstesinden gelene yaraşır bir biçimde yakaladık.

Cemal Külünkoğlu

Onlar ayetlerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları (yaptıkları yüzünden) mutlak galip, tam muktedir olan Allah’ın şanına yaraşır şekilde cezalandırdık.

Mehmet Türk

Onlar da âyetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları, çok kuvvetli ve kudretli birine yaraşır bir şekilde, yakaladık.

54:43

أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرࣱ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةࣱ فِي ٱلزُّبُرِ

Bayraktar Bayraklı

Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı iyidir? Yoksa sizin için, eski kitaplarda azaptan kurtuluş belgesi mi var?

Cemal Külünkoğlu

(Ey Mekkeliler!) Sizin inkârcılarınız onlardan daha mı üstün? Yoksa sizin için (ilahi) kitaplarda bir kurtuluş belgesi (dokunulmazlık) mı var?

Mehmet Türk

(Ey Mekkeliler!) Yoksa sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı? Yahut İlahi Kitaplarda, sizin için bir kurtuluş müjdesi mi var?

54:44

أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعࣱ مُّنتَصِرࣱ‏

Bayraktar Bayraklı

Yoksa onlar, “Biz üstün olan bir toplumuz” mu diyorlar?

Cemal Külünkoğlu

Yoksa onlar: “Biz yekvücut olmuş bir grubuz, üstünlük bizim hakkımızdır!” mı diyorlar?

Mehmet Türk

Yoksa onlar: “Biz, birbiriyle yardımlaşan yenilmez bir topluluğuz.” mu diyorlar?

54:45

سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

Bayraktar Bayraklı

Yakında o topluluk mağlup olacak ve sırtlarını dönüp kaçacaklardır.

Cemal Külünkoğlu

O topluluk yakında (Bedir gazvesinde) bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.

Mehmet Türk

Yakında o topluluk, bozguna uğratılacak ve onlar, arkalarını dönüp kaçacaklar.

54:46

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ

Bayraktar Bayraklı

Doğrusu kıyamet saati onların azap vaktidir. O saat daha dehşetli ve daha acıdır.

Cemal Külünkoğlu

Daha doğrusu, onlara vaad edilen (asıl) azap vakti o, kıyamet saatidir. Kıyamet saatinin dehşeti ise tarif edilemeyecek kadar müthiş ve acı olacaktır!

Mehmet Türk

Daha doğrusu onlar, asıl azaba kıyamet günü çarptırılacaklardır. Kıyamet günü ise çok daha korkunç ve çok daha beterdir.

54:47

إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içerisindedirler.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz günaha batmış olanlar, (o zaman, görecekler ki) sapıklıkta ve ahmaklıkta kaybolup gitmişlerdir!

Mehmet Türk

Şüphesiz (o gün) günâhkârlar, şaşkınlık ve çılgın (ateş) içerisindedir.

54:48

يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ

Bayraktar Bayraklı

Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine: “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denir.

Cemal Külünkoğlu

O gün (onlar), yüzüstü ateşe sürüklenecekler (ve kendilerine): “Cehennemin acısını tadın!” denilecek.

Mehmet Türk

(Ve onlara,) yüz üstü cehennem ateşine sürüklenecekleri gün: “Cehennemin okşayışını tadın (bakalım!” denilecek).

54:49

إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

Cemal Külünkoğlu

Gerçekten biz, her şeyi (bir yasaya göre) ölçü ve dengede yarattık.

Mehmet Türk

Şüphesiz Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

54:50

وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةࣱ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ

Bayraktar Bayraklı

Bizim buyruğumuz, göz açıp kapama gibi anlık bir iştir.

Cemal Külünkoğlu

(Bir şeyin olması için) bizim emrimiz, göz kırpması kadar kısa sürede gerçekleşen bir iştir.

Mehmet Türk

Bizim emrimiz göz kırpması gibi anidir.

54:51

وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp öğüt alan var mı?

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki, (inkârda ve isyanda) sizin gibi olanları hep helâk ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan!

Mehmet Türk

Yemin olsun Biz, sizin gibi pek çoğunu helâk ettik. Fakat hiç düşünen var mı?

54:52

وَكُلُّ شَيۡءࣲ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ

Bayraktar Bayraklı

Yaptıkları her şey kitaplarda mevcuttur.

Cemal Külünkoğlu

Onların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır.

Mehmet Türk

Onların yaptıkları her şey, amel defterlerinde (yazılı)dır.

54:53

وَكُلُّ صَغِيرࣲ وَكَبِيرࣲ مُّسۡتَطَرٌ

Bayraktar Bayraklı

Küçük büyük her şey, satır satır yazılmıştır.

Cemal Külünkoğlu

Küçük, büyük (ne varsa) hepsi satır satır yazılmıştır.

Mehmet Türk

(Hem de) küçük-büyük ne varsa hepsi satır satır (yazılmıştır.)

54:54

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَهَرࣲ‏

Bayraktar Bayraklı

Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.

Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınan ve O’nun emirlerine uyanlar cennetlerde, nehir kıyılarındadır.

Mehmet Türk

Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, cennetlerde ve nehir başlarındadırlar.

54:55

فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكࣲ مُّقۡتَدِرِۭ

Bayraktar Bayraklı

Güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda, hak meclisindedirler/doğruluk makamındadırlar.

Cemal Külünkoğlu

(Onlar,) gücü her şeye yeten, mülkünün sonu olmayan Allah’ın yanında sadakat makamındadırlar.

Mehmet Türk

(Ve onlar), çok kudretli, mülkünün sonu olmayan, (Allah)ın yanında sadıklara özel olan makamdadırlar.