عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
Birbirlerine neyi soruyorlar?
(Bu müşrikler) birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden birbirlerine neyi sorup duruyorlar?
The Tidings · Mekkî · 40 âyet · Nüzul sırası 80
The Surah derived its name from the word an-Naba in the second verse. This is not only a name but also a title of its subject matter, for Naba implies the news of Resurrection and Hereafter and the whole Surah is devoted to the same theme.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
Birbirlerine neyi soruyorlar?
(Bu müşrikler) birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden birbirlerine neyi sorup duruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ
2,3. Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi mi?
2-3. Üzerinde (hiçbir şekilde) anlaşamadıkları o büyük (kıyamet) haberi(ni) mi?
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden birbirlerine neyi sorup duruyorlar?
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ
2,3. Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi mi?
2-3. Üzerinde (hiçbir şekilde) anlaşamadıkları o büyük (kıyamet) haberi(ni) mi?
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden birbirlerine neyi sorup duruyorlar?
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ
4,5. Hayır! İleride anlayacaklardır. Yine hayır! İleride anlayacaklardır.
Hayır! Boşuna sorup durmasınlar! Yakında bilecekler.
Hayır! O, (onların dedikleri gibi değil!) Bunu yakında bilecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ
4,5. Hayır! İleride anlayacaklardır. Yine hayır! İleride anlayacaklardır.
Evet, evet. Yakında (hiçbir şeyin düşündükleri gibi olmadığını) bilecekler.
Sonra yine hayır! O, (onların dedikleri gibi değil!) Bunu çok yakında anlayacaklar.
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدࣰ ا
6,7. Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Biz yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
6,7. Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık kılmadık mı?
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادࣰ ا
6,7. Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?708
Dağları da (yeryüzünü tutan) birer kazık (sütun) kılmadık mı?
6,7. Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık kılmadık mı?
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا
Sizi çifter çifter yaratmadık mı?
Sizleri (erkekli dişili) çiftler hâlinde yaratmadık mı?
Sizi de çifter çifter yaratmadık mı?
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتࣰ ا
Uykunuzu dinlenme vasıtası yapmadık mı?
Uykunuzu, dinlenmenizi sağlayıcı/ölümü hatırlatıcı kılmadık mı?
Uykunuzu bir dinlenme kılmadık mı?
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا
Geceyi örtü gibi yapmadık mı?
Geceyi bir örtü kılmadık mı?
Geceyi de bir örtü yapmadık mı?
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشࣰ ا
Gündüzünüzü, geçiminizi sağlama vakti yapmadık mı?
Gündüzü de bir geçim vakti yapmadık mı?
Gündüzü ise (geçiminiz için) çalışıp kazanma zamanı kılmadık mı?
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعࣰ ا شِدَادࣰ ا
Üzerinize sağlam yedi göğü yaratmadık mı?
Üstünüze sapasağlam yedi gök bina etmedik mi?
Ve üzerinize de sapasağlam yedi (göğü) bina etmedik mi?
وَجَعَلۡنَا سِرَاجࣰ ا وَهَّاجࣰ ا
Güneşi ışık ve enerji kaynağı olarak yaratmadık mı?
Ve oraya parlak kandiller yerleştirmedik mi?
(Güneşi) oraya parıl parıl parlayan bir ışık kaynağı kılmadık mı?
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءࣰ ثَجَّاجࣰ ا
14,15,16. Yağmurla taneleri ve bitkileri bitirmek ve sık ağaçlı bahçeler oluşturmak için, yoğunlaşmış bulutlardan bolca yağan yağmur yağdırmadık mı?
14-15-16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgârların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl su indirmedik mi?
14,15,16. Yağmur yağdırma zamanı gelmiş bulutlardan da kendisiyle tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine girmiş bahçeler yetiştirmek için şarıl şarıl akan sular indirmedik mi?
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبࣰّ ا وَنَبَاتࣰ ا
14,15,16. Yağmurla taneleri ve bitkileri bitirmek ve sık ağaçlı bahçeler oluşturmak için, yoğunlaşmış bulutlardan bolca yağan yağmur yağdırmadık mı?
14-15-16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgârların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl su indirmedik mi?
14,15,16. Yağmur yağdırma zamanı gelmiş bulutlardan da kendisiyle tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine girmiş bahçeler yetiştirmek için şarıl şarıl akan sular indirmedik mi?
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا
14,15,16. Yağmurla taneleri ve bitkileri bitirmek ve sık ağaçlı bahçeler oluşturmak için, yoğunlaşmış bulutlardan bolca yağan yağmur yağdırmadık mı?
14-15-16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgârların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl su indirmedik mi?
14,15,16. Yağmur yağdırma zamanı gelmiş bulutlardan da kendisiyle tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine girmiş bahçeler yetiştirmek için şarıl şarıl akan sular indirmedik mi?
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتࣰ ا
Şüphesiz, hüküm gününün vakti belirlenmiştir.
Şüphesiz ki, (doğru ile yanlışın, haklı ile haksızın ayırt edileceği) o ayrılma gününün (kıyametin) belirlenmiş bir vakti vardır.
Şüphesiz, (mü’min’i kâfirden) ayırt etme günü (olan kıyamet), belirlenmiş bir vakittir.
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجࣰ ا
Sûr'a üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.
O gün, Sur’a üflenir ve siz (menzillerinizden kalkıp mahşere) gruplar halinde gelirsiniz.
O gün (ikinci) sur’a üfürülünce, hepiniz dalga dalga (mahşere) geleceksiniz.
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبࣰ ا
Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.
O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.
O sırada gökyüzü açılacak ve orada kapılar oluşacaktır.
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا
Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
Dağlar yürütülür, serap haline gelir (yeryüzü dümdüz olur).
Artık dağlar yürütülmüş ve birer hayal oluvermiştir.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادࣰ ا
21,22. Azgınların barınağı olacak Cehennem, pusuda beklemektedir.
İşte o zaman cehennem (suçlular için) beklemeye başlar.
21,22,23. (O gün) cehennem, (dünyada) azgınlık yapanlar için gerçekten bir gözetleme ve ebedî olarak kalacakları, son varış yeridir.
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابࣰ ا
21,22. Azgınların barınağı olacak Cehennem, pusuda beklemektedir.
Orası taşkınlık edip azanlar için son varış yeridir.
21,22,23. (O gün) cehennem, (dünyada) azgınlık yapanlar için gerçekten bir gözetleme ve ebedî olarak kalacakları, son varış yeridir.
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابࣰ ا
Azgınlar, çağlar boyu orada kalırlar.
Orada uzun zaman/asırlarca kalacaklar.
21,22,23. (O gün) cehennem, (dünyada) azgınlık yapanlar için gerçekten bir gözetleme ve ebedî olarak kalacakları, son varış yeridir.
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدࣰ ا وَلَا شَرَابًا
24,25,26,27,28. Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak orada ne bir serinlik, ne de bir soğuk içecek bulacaklar. Ancak kaynar su ve irin içecekler. Çünkü onlar, hesap gününü hiç beklemiyorlardı. Âyetlerimizi şiddetle yalanlamışlardı.
Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar!
24,25,26. (Onlar) orada, (dünyada) yaptıklarına tam uygun bir cezâ olarak kaynar sudan ve irinden başka, hiç bir serinlik ve içecek tadamayacaklar.
إِلَّا حَمِيمࣰ ا وَغَسَّاقࣰ ا
24,25,26,27,28. Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak orada ne bir serinlik, ne de bir soğuk içecek bulacaklar. Ancak kaynar su ve irin içecekler. Çünkü onlar, hesap gününü hiç beklemiyorlardı. Âyetlerimizi şiddetle yalanlamışlardı.
Yalnızca kaynar su ve irin (içecekler).
24,25,26. (Onlar) orada, (dünyada) yaptıklarına tam uygun bir cezâ olarak kaynar sudan ve irinden başka, hiç bir serinlik ve içecek tadamayacaklar.
جَزَآءࣰ وِفَاقًا
24,25,26,27,28. Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak orada ne bir serinlik, ne de bir soğuk içecek bulacaklar. Ancak kaynar su ve irin içecekler. Çünkü onlar, hesap gününü hiç beklemiyorlardı. Âyetlerimizi şiddetle yalanlamışlardı.
(Bütün bunlar yaptıklarına) uygun bir ceza olarak (verilecek).
24,25,26. (Onlar) orada, (dünyada) yaptıklarına tam uygun bir cezâ olarak kaynar sudan ve irinden başka, hiç bir serinlik ve içecek tadamayacaklar.
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابࣰ ا
24,25,26,27,28. Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak orada ne bir serinlik, ne de bir soğuk içecek bulacaklar. Ancak kaynar su ve irin içecekler. Çünkü onlar, hesap gününü hiç beklemiyorlardı. Âyetlerimizi şiddetle yalanlamışlardı.
Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini hiç ummuyorlardı.
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابࣰ ا
24,25,26,27,28. Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak orada ne bir serinlik, ne de bir soğuk içecek bulacaklar. Ancak kaynar su ve irin içecekler. Çünkü onlar, hesap gününü hiç beklemiyorlardı. Âyetlerimizi şiddetle yalanlamışlardı.
Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamış (ve kendi kafalarına göre yaşamış)lardı.
Ve âyetlerimizi, sürekli yalanlıyorlardı.
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبࣰ ا
Oysa biz, her şeyi en ince detayına kadar kaydetmişizdir.
Oysa biz, (yaptıkları) her şeyi bir bir kayda almışızdır.
Ama Biz de; (yaptıkları) her şeyi bir kitaba yazıyorduk.
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا
Onlara, “Azabı tadınız. Size azabımızı arttırmaktan başka bir şey yapmayacağız” denir.
(O inkârcılara şöyle denilecek:) “Şimdi tadın (bakalım azabı), artık size azap artırmaktan başka bir şey yapacak değiliz.”
(O gün onlara): “Haydi şimdi (cezanızı) çekin bakalım. Artık size, azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız.” (denilecek.)
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا
31,32,33,34. Allah'a saygı duyanlar için umdukları yer, muhteşem bahçeler ve bağlar, müthiş uyumlu harika eşler ve dolup taşan kadehler vardır.
Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için de büyük bir kurtuluş ve mutluluk vardır.
31,32,33,34. Şüphesiz, (Allah’a) karşı hata etmekten sakınanlar için, içerisinde bahçeler, bağlar, gepegenç, olağanüstü güzellikte eşler ve dopdolu kadehler bulunan cennet vardır.
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبࣰ ا
31,32,33,34. Allah'a saygı duyanlar için umdukları yer, muhteşem bahçeler ve bağlar, müthiş uyumlu harika eşler ve dolup taşan kadehler vardır.
(Cennette) nice bahçeler ve üzüm bağları (vardır).
31,32,33,34. Şüphesiz, (Allah’a) karşı hata etmekten sakınanlar için, içerisinde bahçeler, bağlar, gepegenç, olağanüstü güzellikte eşler ve dopdolu kadehler bulunan cennet vardır.
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابࣰ ا
31,32,33,34. Allah'a saygı duyanlar için umdukları yer, muhteşem bahçeler ve bağlar, müthiş uyumlu harika eşler ve dolup taşan kadehler vardır.
(Onlara hizmet vermek için orada) genç ve yaşıt eşler (vardır).
31,32,33,34. Şüphesiz, (Allah’a) karşı hata etmekten sakınanlar için, içerisinde bahçeler, bağlar, gepegenç, olağanüstü güzellikte eşler ve dopdolu kadehler bulunan cennet vardır.
وَكَأۡسࣰ ا دِهَاقࣰ ا
31,32,33,34. Allah'a saygı duyanlar için umdukları yer, muhteşem bahçeler ve bağlar, müthiş uyumlu harika eşler ve dolup taşan kadehler vardır.
(Onlar için orada içildiğinde ferahlatacak) dolu dolu kâseler vardır.
31,32,33,34. Şüphesiz, (Allah’a) karşı hata etmekten sakınanlar için, içerisinde bahçeler, bağlar, gepegenç, olağanüstü güzellikte eşler ve dopdolu kadehler bulunan cennet vardır.
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا كِذَّٰبࣰ ا
35,36. Orada, ne boş söz ne de yalan duyacaklar. Bütün bunlar, Rabbinin katından hesaplarının karşılığı verilenlerdir.
Orada ne boş bir söz işitilir ne de bir yalan.
(Onlar) orada, asla boş söz ve yalan işitmezler.
جَزَآءࣰ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابࣰ ا
35,36. Orada, ne boş söz ne de yalan duyacaklar. Bütün bunlar, Rabbinin katından hesaplarının karşılığı verilenlerdir.
Bunlar Rabbinin katından yaptıklarına karşılığı verilenlerdir.
36,37. (İşte bütün bunlar); göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların, Rahman olan ve kimsenin kendisine hitâp etmeye gücü yetmeyen Rabbinden, bir karşılık ve fazlasıyla yeterli bir mükâfattır.
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابࣰ ا
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir. O, rahmetin kaynağıdır. O gün insanlar, O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.
O, göklerin yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Rahman’dır; şefkat ve merhametiyle yarattıklarına nimetler lütfedendir. Ve o gün hiç kimse O’na karşı sesini yükseltme (itiraz etme) gücüne sahip değildir.
36,37. (İşte bütün bunlar); göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların, Rahman olan ve kimsenin kendisine hitâp etmeye gücü yetmeyen Rabbinden, bir karşılık ve fazlasıyla yeterli bir mükâfattır.
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفࣰّ اۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰ ا
Rûh ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz, konuşan da doğruyu söyler.
O gün Ruh (Cebrail) ve (diğer) meleklerin saf saf sıralandıkları gündür. Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşmayacak ve (izin verilenler, yalnız) doğruyu söyleyecek.
O gün Cebrâil ve melekler, saflar halinde duracaklar ve ancak Rahman olan (Allah)’ın izin verdikleri, Onun uygun gördükleri hakkında (şefâat için) konuşabileceklerdir.
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
İşte o, kesin olarak gelecek olan gündür. O halde dileyen, Rabbine varan bir yol tutsun.
İşte bu kıyamet günü, geleceği kesin olan bir gündür. Artık dileyen, Rabbine varacak bir yol edinsin (inansın ve Allah için faydalı işler yapsın).
İşte bu gün, kesinlikle gerçektir. Ona göre dileyen Rabbine bir yol tutsun.
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابࣰ ا قَرِيبࣰ ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا
Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve kâfir, “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.
Biz, gelmesi yakın olan bir azapla sizleri uyardık. O gün gelecek ve herkes, dünyada yapıp ettiği bütün işleri önünde bulacaktır. İşte o zaman inanmayan kimse: “Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!” diyecek.
İşte böylece Biz size, çok yakın bir azabı haber vermiş olduk. O gün belirli kişiler, dünyada elleriyle yaptıklarına bakacak ve (sonunda) bu kâfirler: “Ah ne olurdu keşke ben de bir toprak olsaydım!” diyecekler.