إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتۡ
1,2. Gökyüzü parçalara ayrıldığında, tabiatı gereği Rabbine kulak verdiğinde,
Gök yarıldığında,
Gök yarıldığı zaman,
The Sundering · Mekkî · 25 âyet · Nüzul sırası 83
It is derived from the word inshaqqat in the first verse. Inshaqqat is infinitive which means to split asunder, thereby implying that it is the Surah in which mention has been made of the splitting asunder of the heavens.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتۡ
1,2. Gökyüzü parçalara ayrıldığında, tabiatı gereği Rabbine kulak verdiğinde,
Gök yarıldığında,
Gök yarıldığı zaman,
وَأَذِنَتۡ لِرَبِّهَا وَحُقَّتۡ
1,2. Gökyüzü parçalara ayrıldığında, tabiatı gereği Rabbine kulak verdiğinde,
O’na yaraşır şekilde Rabbinin emrine boyun eğdiğinde,
Rabbinin emrini dinleyip, kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman,
وَإِذَا ٱلۡأَرۡضُ مُدَّتۡ
3,4,5. Yeryüzü dümdüz hale getirildiğinde, içindeki her şeyi dışarı atarak tamamen boşaldığında ve tabiatı gereği Rabbine kulak verdiğinde,
Yer de dümdüz olduğunda,
Yeryüzü dümdüz edildiği zaman,
وَأَلۡقَتۡ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتۡ
3,4,5. Yeryüzü dümdüz hale getirildiğinde, içindeki her şeyi dışarı atarak tamamen boşaldığında ve tabiatı gereği Rabbine kulak verdiğinde,
(Yeryüzü) içindekileri fırlatıp attığında
4,5. İçindekileri dışarıya atıp, tamamen boşalarak Rabbinin emrini dinleyip, kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman, (var ya!)
وَأَذِنَتۡ لِرَبِّهَا وَحُقَّتۡ
3,4,5. Yeryüzü dümdüz hale getirildiğinde, içindeki her şeyi dışarı atarak tamamen boşaldığında ve tabiatı gereği Rabbine kulak verdiğinde,
Ona yaraşır şekilde Rabbinin emrine boyun eğdiğinde,
4,5. İçindekileri dışarıya atıp, tamamen boşalarak Rabbinin emrini dinleyip, kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman, (var ya!)
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡإِنسَٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدۡحࣰ ا فَمُلَٰقِيهِ
“Ey insan! Şüphesiz sen Rabbine varan yolda çabalayıp durmaktasın. Sonunda O'na kavuşacaksın.”
Ey insan! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp didinerek ömrünü tüketeceksin! Sonunda (bütün yaptıklarında) O’na kavuşacaksın.
“-Ey insan! (Unutma ki) sen, Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalayacaksın. Sonunda da mutlaka Ona kavuşacaksın.-”
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ
7,8,9. Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçle ailesine dönecektir.
O zaman kimin kitabı (amel defteri) sağından verilirse,
(O gün,) kitabı sağ eline verilenler,
فَسَوۡفَ يُحَاسَبُ حِسَابࣰ ا يَسِيرࣰ ا
7,8,9. Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçle ailesine dönecektir.
O (hiçbir zorlukla karşılaşmadan) pek kolayca hesabını verecek,
Hesabını kolayca verecek,
وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورࣰ ا
7,8,9. Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçle ailesine dönecektir.
Ve (cennetteki) yakınlarına sevinç içinde dönecektir.
Ve ailesine sevinçli bir şekilde dönecek.
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهۡرِهِۦ
10,11,12. Kimin de kitabı arka tarafından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek ve alevli ateşe girecektir.
Fakat kime de kitabı (amel defteri) arka tarafından verilirse,
(O gün) kitabı arkasından verilenler ise,
فَسَوۡفَ يَدۡعُواْ ثُبُورࣰ ا
10,11,12. Kimin de kitabı arka tarafından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek ve alevli ateşe girecektir.
(O da) derhal yok olmayı isteyecek,
Derhal, yok olmayı isteyecek,
وَيَصۡلَىٰ سَعِيرًا
10,11,12. Kimin de kitabı arka tarafından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek ve alevli ateşe girecektir.
(Fakat istese de olmayacak ve derhal) çılgın alevli ateşe atılacaktır.
Ve ardında da cehenneme girecek.
إِنَّهُۥ كَانَ فِيٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورًا
Zira o, ailesi içinde şımarmıştı.
Hâlbuki o, (dünyada) yandaşlarının yanında iken pek sevinçliydi.
Çünkü o (bir zamanlar) ailesi içerisinde keyif çatıyordu.
إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ
14,15. Çünkü o, hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı. Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.
Çünkü o Rabbinin huzuruna hiç dönmeyeceğini sanıyordu.
(Ve) o, rahatının asla bozulmayacağını zannediyordu.
بَلَىٰٓۚ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرࣰ ا
14,15. Çünkü o, hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı. Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.
Oysa gerçek öyle değildi. Rabbi onu(n yaptıklarını çok iyi) görüyordu.
Ama tam tersine Rabbi, onun (ne yaptığını) görüp duruyordu.
فَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلشَّفَقِ
16,17,18,19. Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz.
Hayır (boşuna yaratıldığınızı zannetmeyin)! Akşamın alaca karanlığına,
16,17,18. Hayır! (Başka söze lüzum yok!) Akşamın alaca karanlığına, geceye ve içerisinde barındırdığı şeylere ve dolunay haline gelen aya yemin olsun ki;
وَٱلَّيۡلِ وَمَا وَسَقَ
16,17,18,19. Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz.
Geceye ve gecenin içinde barındırdığına,
16,17,18. Hayır! (Başka söze lüzum yok!) Akşamın alaca karanlığına, geceye ve içerisinde barındırdığı şeylere ve dolunay haline gelen aya yemin olsun ki;
وَٱلۡقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ
16,17,18,19. Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz.
Dolunay halindeki Ay’a yemin ederim ki,
16,17,18. Hayır! (Başka söze lüzum yok!) Akşamın alaca karanlığına, geceye ve içerisinde barındırdığı şeylere ve dolunay haline gelen aya yemin olsun ki;
لَتَرۡكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقࣲ
16,17,18,19. Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz.
Muhakkak siz biri diğeriyle bağlantılı olarak halden hale geçeceksiniz.
Elbette siz, halden hale geçeceksiniz.
فَمَا لَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
20,21. Böyleyken, onlar acaba niçin iman etmezler? Kendilerine Kur'ân okununca secde de etmezler?
Böyleyken onlara ne oluyor da hâlâ iman etmiyorlar?
Bu böyleyken; o (kâfirlere) ne oluyor da inanmıyorlar?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقُرۡءَانُ لَا يَسۡجُدُونَۤ۩
20,21. Böyleyken, onlar acaba niçin iman etmezler? Kendilerine Kur'ân okununca secde de etmezler?
Ve kendilerine Kur’an okunduğu zaman (Allah’ın mesajı karşısında) teslimiyet gösterip saygı ile boyun eğmiyorlar?
Ve kendilerine Kur’ân okunduğu zaman (niçin) secde etmiyorlar?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُكَذِّبُونَ
Aksine, inkâr edenler yalanlıyorlar.
Tersine, inkârcılar (Kur’an’ı) inkâr ediyorlar.
Tam tersine o kâfirler bir de (onu) yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يُوعُونَ
Halbuki Allah, onların gizlediği şeyleri çok iyi bilir.
Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını çok iyi biliyor.
Oysa Allah onların gönüllerinde sakladıklarını çok iyi biliyor.
فَبَشِّرۡهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Onlara acıklı azabı müjdele!
Artık sen onları elem dolu bir azapla müjdele!
(Ey Muhammed!) Artık sen onları acı bir azapla müjdele (de sevinsinler!)
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونِۭ
İman edip iyi amel işleyenler müstesnadır. Onlar için arkası kesilmeyen bir ödül vardır.
Ancak, iman edip faydalı ve güzel işler yapanlar müstesnadır. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır.
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanlar, bunun dışındadır ve onlara hesapsız bir mükâfat vardır.