سَبِّحِ ٱسۡمَ رَبِّكَ ٱلۡأَعۡلَى
Rabbinin o yüce ismini tesbih et.
Yüce Rabbinin yasalarına uygun olarak hareket et!
(Ey Muhammed!) Yüce Rabbinin adını (sürekli olarak) an.
The Most High · Mekkî · 19 âyet · Nüzul sırası 8
The Surah takes its name from the word al-A`la in the very first verse.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
سَبِّحِ ٱسۡمَ رَبِّكَ ٱلۡأَعۡلَى
Rabbinin o yüce ismini tesbih et.
Yüce Rabbinin yasalarına uygun olarak hareket et!
(Ey Muhammed!) Yüce Rabbinin adını (sürekli olarak) an.
ٱلَّذِي خَلَقَ فَسَوَّىٰ
2,3,4,5. Yaratıp düzene koyanın, her şeyi ölçüyle yapıp doğasına göre görevini belirleyenin, yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çevirenin ismini tesbih et.
O ki, (her şeyi) yarattı ve (insana) yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanım verdi.
Her şeyi yaratan ve şekil veren, Odur.
وَٱلَّذِي قَدَّرَ فَهَدَىٰ
2,3,4,5. Yaratıp düzene koyanın, her şeyi ölçüyle yapıp doğasına göre görevini belirleyenin, yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çevirenin ismini tesbih et.
Ve O ki (her şeyin) miktarını, biçimini belirleyip hedefini gösterdi.
Her şeyi (dilediği gibi) takdir eden de yoluna koyan da Odur.
وَٱلَّذِيٓ أَخۡرَجَ ٱلۡمَرۡعَىٰ
2,3,4,5. Yaratıp düzene koyanın, her şeyi ölçüyle yapıp doğasına göre görevini belirleyenin, yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çevirenin ismini tesbih et.
O ki, tüm bitki örtüsünü çıkardı.
4,5. Bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onu kapkara çör-çöp haline getiren de Odur.
فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحۡوَىٰ
2,3,4,5. Yaratıp düzene koyanın, her şeyi ölçüyle yapıp doğasına göre görevini belirleyenin, yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çevirenin ismini tesbih et.
Sonra da onu (çürütüp) sellerin sürüklediği morarmış bir atık haline getirdi.
4,5. Bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onu kapkara çör-çöp haline getiren de Odur.
سَنُقۡرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ
6,7. Bundan böyle seni okutacağız; artık Allah'ın dilediği hariç, sen hiç unutmayacaksın. Şüphesiz Allah açığı ve gizleneni bilir.
(İnsanların hidayeti için Kur’an’ı kalbine yerleştirip) sana okutacağız ve (okuduklarından hiçbirini) unutmayacaksın!
6,7. (Bundan böyle) Biz sana, Kur’ân’ı (ezberden) okutacağız ve sen de Allah dilemedikçe, asla unutmayacaksın. Çünkü O, açığı da, gizliyi de bilir.
إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ وَمَا يَخۡفَىٰ
6,7. Bundan böyle seni okutacağız; artık Allah'ın dilediği hariç, sen hiç unutmayacaksın. Şüphesiz Allah açığı ve gizleneni bilir.
Ancak Allah’ın (unutmanı) diledikleri hariç; çünkü (yalnız) O’dur (insanın) kavrayışına açık olan her şeyi ve (hikmetine binaen ondan) gizli olanları bilen.
6,7. (Bundan böyle) Biz sana, Kur’ân’ı (ezberden) okutacağız ve sen de Allah dilemedikçe, asla unutmayacaksın. Çünkü O, açığı da, gizliyi de bilir.
وَنُيَسِّرُكَ لِلۡيُسۡرَىٰ
8,9. Başarıya giden yolu sana kolaylaştıracağız. O halde öğüt ver, çünkü öğüdün mutlaka faydası olacaktır.
Biz, (böylece nihai) huzura ve rahatlığa giden yolu senin için kolaylaştıracağız.
(Ey Muhammed!) Zâten kolay olan bu (dini,) sana daha da kolaylaştıracağız.
فَذَكِّرۡ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكۡرَىٰ
8,9. Başarıya giden yolu sana kolaylaştıracağız. O halde öğüt ver, çünkü öğüdün mutlaka faydası olacaktır.
O halde, sen, öğüt verip hatırlatmanın fayda vereceği her durumda öğüt ver ve hatırlat!
Eğer öğüt vermenin (insanlara) bir fayda vereceğini görüyorsan, o zaman öğüt ver.
سَيَذَّكَّرُ مَن يَخۡشَىٰ
Allah'a saygılı olan, öğüt alır.
(Bil ki;) Allah’a karşı derin saygı duyarak O’ndan sakınan öğüt alacaktır.
10,11. (Allah’tan) korkan kimse öğüt alacak, inkârında inat eden de ondan kaçacaktır.
وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلۡأَشۡقَى
11,12,13. En şakî olan da ondan kaçınır. O da en büyük ateşe girer. Sonra orada ne ölür, ne de yaşar.
Ama asi ve kötü olan ondan kaçacaktır.
10,11. (Allah’tan) korkan kimse öğüt alacak, inkârında inat eden de ondan kaçacaktır.
ٱلَّذِي يَصۡلَى ٱلنَّارَ ٱلۡكُبۡرَىٰ
11,12,13. En şakî olan da ondan kaçınır. O da en büyük ateşe girer. Sonra orada ne ölür, ne de yaşar.
O en büyük ateşe atılacak
12,13. (İşte böyleleri) cehennem ateşine atılacak sonra, ne ölüp oradan (kurtulacak), ne de (rahat bir şekilde) yaşayacaktır.
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ
11,12,13. En şakî olan da ondan kaçınır. O da en büyük ateşe girer. Sonra orada ne ölür, ne de yaşar.
Sonra orada ne ölecek ne de hayat bulacaktır.
12,13. (İşte böyleleri) cehennem ateşine atılacak sonra, ne ölüp oradan (kurtulacak), ne de (rahat bir şekilde) yaşayacaktır.
قَدۡ أَفۡلَحَ مَن تَزَكَّىٰ
14,15. Temizlenenler, Rabbinin adını anıp O'na dua edenler, kesinlikle kurtuluşa erecektir.
(Manevi kirlerden) arınma gayreti içinde olanlar kurtuluşa erecektir.
14,15. Zekâtını veren, Rabbinin adını anarak namaz kılan da gerçekten umduğu hayra ulaşacaktır.
وَذَكَرَ ٱسۡمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ
14,15. Temizlenenler, Rabbinin adını anıp O'na dua edenler, kesinlikle kurtuluşa erecektir.
Rabbinin adını anan (O’nunla birlikteliği hayatın gerçeği haline getiren) ve O’na kulluk eden kimse de (kuşkusuz kurtuluşa erecektir).
14,15. Zekâtını veren, Rabbinin adını anarak namaz kılan da gerçekten umduğu hayra ulaşacaktır.
بَلۡ تُؤۡثِرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا
16,17. Aksine siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret hayatı daha üstün ve daha kalıcıdır.
Fakat (buna rağmen) sizler (sadece) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
16,17. (Ey insanlar!) Hem daha hayırlı, hem de daha sürekli olan âhireti değil de dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓ
16,17. Aksine siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret hayatı daha üstün ve daha kalıcıdır.
Oysa ahiret (hayatı), hem çok daha hayırlı hem de devamlıdır.
16,17. (Ey insanlar!) Hem daha hayırlı, hem de daha sürekli olan âhireti değil de dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
إِنَّ هَٰذَا لَفِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
18,19. Şüphesiz bunlar, önceki sayfalarda, İbrâhim'in ve Mûsâ'nın sayfalarında da vardı.
Kuşkusuz (bütün) bu (öğütler) önceki sahifelerde/vahiylerde bildirilmiş (evrensel mesaj)ların aynısıdır.
18,19. Şüphesiz bu (hükümler) kesinlikle İbrahim ve Mûsa’nın sahifeleri olan ilk kitaplarda da bildirilmiştir.
صُحُفِ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ
18,19. Şüphesiz bunlar, önceki sayfalarda, İbrâhim'in ve Mûsâ'nın sayfalarında da vardı.
İbrahîm’in ve Musa’nın sahifelerinde de (dile getirilen mesajlardır).
18,19. Şüphesiz bu (hükümler) kesinlikle İbrahim ve Mûsa’nın sahifeleri olan ilk kitaplarda da bildirilmiştir.