هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡغَٰشِيَةِ
O her şeyi kuşatacak olan kıyametin haberi sana geldi mi?
Dehşeti her şeyi kaplayacak olan felaketin (kıyametin) haberi sana geldi mi?
(Ey Muhammed!) Sana o, her şeyi kuşatacak olan (kıyamet)’in haberi geldi mi?
The Overwhelming · Mekkî · 26 âyet · Nüzul sırası 68
The Surah takes its name from the word al-ghishiyah in the first verse.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡغَٰشِيَةِ
O her şeyi kuşatacak olan kıyametin haberi sana geldi mi?
Dehşeti her şeyi kaplayacak olan felaketin (kıyametin) haberi sana geldi mi?
(Ey Muhammed!) Sana o, her şeyi kuşatacak olan (kıyamet)’in haberi geldi mi?
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
O gün birtakım yüzler (korkudan) zillete bürünecek.
O gün kimi yüzler zillete düşmüştür.
عَامِلَةࣱ نَّاصِبَةࣱ
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
Yorgun ve bitkin (olacaklar).
3,4. Çünkü onlar (dünyada) boşu boşuna zahmet çekip yorulmuşlar ve (sonunda) kızışmış bir ateşe girmişlerdir.
تَصۡلَىٰ نَارًا حَامِيَةࣰ
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
Ve (onlar) kızgın ateşe atılacaklar.
3,4. Çünkü onlar (dünyada) boşu boşuna zahmet çekip yorulmuşlar ve (sonunda) kızışmış bir ateşe girmişlerdir.
تُسۡقَىٰ مِنۡ عَيۡنٍ ءَانِيَةࣲ
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
Kaynar su pınarından içirilecekler.
Onlara orada kaynar su pınarından içirilir.
لَّيۡسَ لَهُمۡ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعࣲ
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
6-7. Onlara, beslemeyen ve açlık gidermeyen kötü kokulu ve dikenli bitkiden başka yiyecek verilmeyecek.
6,7. Onların orada, asla beslemeyen ve doyurmayan, kuru ve zehir gibi bir dikenden başka, yiyecekleri de olmayacaktır.
لَّا يُسۡمِنُ وَلَا يُغۡنِي مِن جُوعࣲ
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
6-7. Onlara, beslemeyen ve açlık gidermeyen kötü kokulu ve dikenli bitkiden başka yiyecek verilmeyecek.
6,7. Onların orada, asla beslemeyen ve doyurmayan, kuru ve zehir gibi bir dikenden başka, yiyecekleri de olmayacaktır.
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ نَّاعِمَةࣱ
8,9,10,11. O gün birtakım yüzler de şen olacaklar; çalıştığından dolayı yüksek bir cennette hoşnuttur; orada boş söz işitmeyecekler.
O gün birtakım yüzler de vardır ki, nimet içinde mutlu olacaklar.
O gün kimi yüzler de son derece mutludur.
لِّسَعۡيِهَا رَاضِيَةࣱ
8,9,10,11. O gün birtakım yüzler de şen olacaklar; çalıştığından dolayı yüksek bir cennette hoşnuttur; orada boş söz işitmeyecekler.
(Dünyada) yaptıklarından dolayı hoşnut olacaklar.
9,10,11. Onlar da yaptıklarından memnun bir halde, içerisinde asla boş söz işitilmeyen, harika bir cennettedirler.
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ
8,9,10,11. O gün birtakım yüzler de şen olacaklar; çalıştığından dolayı yüksek bir cennette hoşnuttur; orada boş söz işitmeyecekler.
(Onlar) yüksek bir cennette (bulunacaklar).
9,10,11. Onlar da yaptıklarından memnun bir halde, içerisinde asla boş söz işitilmeyen, harika bir cennettedirler.
لَّا تَسۡمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةࣰ
8,9,10,11. O gün birtakım yüzler de şen olacaklar; çalıştığından dolayı yüksek bir cennette hoşnuttur; orada boş söz işitmeyecekler.
Ve orada asla boş (ve kötü) bir söz işitmeyecekler.
9,10,11. Onlar da yaptıklarından memnun bir halde, içerisinde asla boş söz işitilmeyen, harika bir cennettedirler.
فِيهَا عَيۡنࣱ جَارِيَةࣱ
12,13,14,15,16. Orada akan pınarlar olacak; orada yüksek divanlar; konulmuş kadehler, dizilmiş koltuklar, yastıklar; serilmiş halılar olacak.
Orada akan bir pınar vardır.
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.
فِيهَا سُرُرࣱ مَّرۡفُوعَةࣱ
12,13,14,15,16. Orada akan pınarlar olacak; orada yüksek divanlar; konulmuş kadehler, dizilmiş koltuklar, yastıklar; serilmiş halılar olacak.
Orada yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır.
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.
وَأَكۡوَابࣱ مَّوۡضُوعَةࣱ
12,13,14,15,16. Orada akan pınarlar olacak; orada yüksek divanlar; konulmuş kadehler, dizilmiş koltuklar, yastıklar; serilmiş halılar olacak.
(Önlerine) konmuş bardaklar,
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.
وَنَمَارِقُ مَصۡفُوفَةࣱ
12,13,14,15,16. Orada akan pınarlar olacak; orada yüksek divanlar; konulmuş kadehler, dizilmiş koltuklar, yastıklar; serilmiş halılar olacak.
Sıra sıra dizilmiş yastıklar,
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.
وَزَرَابِيُّ مَبۡثُوثَةٌ
12,13,14,15,16. Orada akan pınarlar olacak; orada yüksek divanlar; konulmuş kadehler, dizilmiş koltuklar, yastıklar; serilmiş halılar olacak.
Serilmiş yumuşak tüylü halılar vardır.
12,13,14,15,16. Orada, her tarafta akan pınarlar, (mücevherlerle) süslenmiş tahtlar, (her an içmeye) hazır kadehler, sıralanmış yastıklar, serilmiş yumuşak tüylü halılar, vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلۡإِبِلِ كَيۡفَ خُلِقَتۡ
17,18,19,20. Develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bakmazlar mı?
Bakmıyorlar mı deveye, nasıl yaratılmıştır!
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيۡفَ رُفِعَتۡ
17,18,19,20. Develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bakmazlar mı?
Bakmıyorlar mı göğe, nasıl yükseltilmiştir!
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?
وَإِلَى ٱلۡجِبَالِ كَيۡفَ نُصِبَتۡ
17,18,19,20. Develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bakmazlar mı?
Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmişlerdir!
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?
وَإِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَيۡفَ سُطِحَتۡ
17,18,19,20. Develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bakmazlar mı?
Bakmıyorlar mı yeryüzüne, nasıl döşenmiştir!
17,18,19,20. (Şu insanlar,) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl düzenlendiğine? Hiç bakmıyorlar mı?
فَذَكِّرۡ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرࣱ
Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin.
(Ey Resûl!) Sen (Allah’ın nimetlerini) hatırlat ve öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt verensin.
21,22. (Ey Muhammed!) Sen öğüt ver. Zîrâ senin görevin, sadece öğüt vermektir. Çünkü sen, onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.
لَّسۡتَ عَلَيۡهِم بِمُصَيۡطِرٍ
Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.
Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.
21,22. (Ey Muhammed!) Sen öğüt ver. Zîrâ senin görevin, sadece öğüt vermektir. Çünkü sen, onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ
Ancak, kim yüz çevirir ve inkâr ederse.
Ancak, kim yüz çevirir ve inkâr ederse
23,24. Ancak kim de (haktan) yüz çevirir ve kâfir olursa, Allah onu en büyük azap ile cezâlandıracaktır.
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَكۡبَرَ
Allah ona en büyük azabı eder.
(Bil ki) Allah, onu en büyük azap ile cezalandıracaktır.
23,24. Ancak kim de (haktan) yüz çevirir ve kâfir olursa, Allah onu en büyük azap ile cezâlandıracaktır.
إِنَّ إِلَيۡنَآ إِيَابَهُمۡ
Dönüşleri yalnızca bizedir.
Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.
Onlar, (ne yaparlarsa yapsınlar) şüphesiz sonunda dönüp dolaşıp Bize gelecekler.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا حِسَابَهُم
Sonra onların hesabını görmek bize düşer.
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
Sonra da Bize mutlaka hesap verecekler.