وَٱلۡفَجۡرِ
1,2,3,4. Şafak vaktine, on geceye, her şeyin çiftine ve tekine, geçip giden geceye yemin olsun ki,
(Karanlığı) yarıp çıkan sabahı düşün!
1,2,3,4. Şafağa, on geceye, çifte ve teke ve geçip gitmekte olan geceye yemin olsun.
The Dawn · Mekkî · 30 âyet · Nüzul sırası 10
The Surah is so designated after the word wal-fajr with which it opens.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَٱلۡفَجۡرِ
1,2,3,4. Şafak vaktine, on geceye, her şeyin çiftine ve tekine, geçip giden geceye yemin olsun ki,
(Karanlığı) yarıp çıkan sabahı düşün!
1,2,3,4. Şafağa, on geceye, çifte ve teke ve geçip gitmekte olan geceye yemin olsun.
وَلَيَالٍ عَشۡرࣲ
1,2,3,4. Şafak vaktine, on geceye, her şeyin çiftine ve tekine, geçip giden geceye yemin olsun ki,
On geceyi düşün!
1,2,3,4. Şafağa, on geceye, çifte ve teke ve geçip gitmekte olan geceye yemin olsun.
وَٱلشَّفۡعِ وَٱلۡوَتۡرِ
1,2,3,4. Şafak vaktine, on geceye, her şeyin çiftine ve tekine, geçip giden geceye yemin olsun ki,
Çift olarak yaratılan her şeyi ve tek olan (Allah’)ı düşün!
1,2,3,4. Şafağa, on geceye, çifte ve teke ve geçip gitmekte olan geceye yemin olsun.
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَسۡرِ
1,2,3,4. Şafak vaktine, on geceye, her şeyin çiftine ve tekine, geçip giden geceye yemin olsun ki,
Kendi yolunda akıp giden geceyi de düşün!
1,2,3,4. Şafağa, on geceye, çifte ve teke ve geçip gitmekte olan geceye yemin olsun.
هَلۡ فِي ذَٰلِكَ قَسَمࣱ لِّذِي حِجۡرٍ
Bunda, akıl sahibi için hakikatin sağlam bir kanıtı yok mudur?
(Düşün ey insan!) Bun(lar)da, akıl sahibi olan(lar) için hakikatin bir kanıtı yok mudur?
Bütün bunlar, tam akıl sahibi birisi için, yemine (değer şeyler) değil midir?
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
Görmedin mi Rabbin nasıl yaptı ‘Âd kavmine,
Rabbinin, Ad kavmine (Hûd peygamberin toplumuna) ne yaptığını görmedin mi?
Rabbinin Âd toplumuna ne yaptığını bilmiyor musun?
إِرَمَ ذَاتِ ٱلۡعِمَادِ
7,8. Ülkeler arasında eşi yaratılmamış sütunlu İrem'e?
İrem topluluğuna,
7,8. (Hani şu,) ülkeler içerisinde benzeri yaratılmamış, sütunlu İrem’e!
ٱلَّتِي لَمۡ يُخۡلَقۡ مِثۡلُهَا فِي ٱلۡبِلَٰدِ
7,8. Ülkeler arasında eşi yaratılmamış sütunlu İrem'e?
Şehirler içinde benzeri kurulmamış sütunlarla dolu olan (İrem şehri insanlarına),
7,8. (Hani şu,) ülkeler içerisinde benzeri yaratılmamış, sütunlu İrem’e!
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُواْ ٱلصَّخۡرَ بِٱلۡوَادِ
Vâdide kayaları yontup evler yapan Semûd kavmine?
Vadide kayaları yontan (Salih’in kavmi) Semûd’a
O, vadide kayaları oyarak, (evler yapan) Semûd toplumuna!
وَفِرۡعَوۡنَ ذِي ٱلۡأَوۡتَادِ
Saltanat sahibi Firavun'a.
Ve (piramitlerle dünyaya) kazık çakan Firavuna (neler yaptığını görmedin mi?)
Ve kazıklar sahibi Firavun’a!
ٱلَّذِينَ طَغَوۡاْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ
11,12,13,14. O ülkelerde haddi aşanları, oralarda bozgunculuğu arttıranları nasıl yok ettiğini bilmez misin? Rabbin onların üzerine azap kırbacını indirmiştir. Rabbin kesinlikle gözetmektedir.
Onların hepsi de memleketlerinde azgınlık eden kimselerdi.
Ki onlar, o memleketlerde azıtmışlardı.
فَأَكۡثَرُواْ فِيهَا ٱلۡفَسَادَ
11,12,13,14. O ülkelerde haddi aşanları, oralarda bozgunculuğu arttıranları nasıl yok ettiğini bilmez misin? Rabbin onların üzerine azap kırbacını indirmiştir. Rabbin kesinlikle gözetmektedir.
Oralarda fesat çıkararak ahlâkî çöküntüye ve toplumsal yozlaşmaya sebep oldular.
Oralarda aşırı bozgunculuk yapmışlardı.
فَصَبَّ عَلَيۡهِمۡ رَبُّكَ سَوۡطَ عَذَابٍ
11,12,13,14. O ülkelerde haddi aşanları, oralarda bozgunculuğu arttıranları nasıl yok ettiğini bilmez misin? Rabbin onların üzerine azap kırbacını indirmiştir. Rabbin kesinlikle gözetmektedir.
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kırbacını indirdi.
Rabbin de onların her birine farklı azap kamçısı yağdırdı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلۡمِرۡصَادِ
11,12,13,14. O ülkelerde haddi aşanları, oralarda bozgunculuğu arttıranları nasıl yok ettiğini bilmez misin? Rabbin onların üzerine azap kırbacını indirmiştir. Rabbin kesinlikle gözetmektedir.
Şüphesiz ki Rabbin, (olup biten her şeyi) görüp gözetendir.
Elbette Rabbin, (kullarını her an) gözetlemektedir.
فَأَمَّا ٱلۡإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكۡرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَكۡرَمَنِ
İnsana gelince, Rabbi kendisini imtihan edip ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde, “Rabbim bana cömert davrandı” der.
İnsana gelince, ne zaman Rabbin onu, cömertliğiyle ve hoşnut olacağı bir hayat bağışlamakla denese, “Rabbim, bana karşı (ne kadar) cömerttir!” der.
Fakat insan ne zaman Rabbi onu denemek için ikramda bulunup, nîmet verse; “Rabbim bana ikram etti.” der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيۡهِ رِزۡقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَهَٰنَنِ
Fakat imtihan edip rızkını daralttığında ise, “Rabbim beni önemsemedi” der.
Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, (o zaman da); “Rabbim bana haksızlık etti” diye sitem eder.
Ne zaman da denemek için rızkını daraltsa hemen; “Rabbim beni küçük düşürdü.” der.
كَلَّاۖ بَل لَّا تُكۡرِمُونَ ٱلۡيَتِيمَ
17,18,19,20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz; haram helâl demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı derecede seviyorsunuz.
Hayır! Doğrusu siz, (Allah’tan ikram bekliyorsunuz ama kendiniz) yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.
Hayır! (Sakın böyle yapmayın!) Doğrusu siz, yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ
17,18,19,20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz; haram helâl demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı derecede seviyorsunuz.
Yoksulu yedirmek konusunda (gayret göstermiyor ve) birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
18,19. Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz. Fakat mirası, nereden geldiğine bakmadan yiyorsunuz.
وَتَأۡكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكۡلࣰ ا لَّمࣰّ ا
17,18,19,20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz; haram helâl demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı derecede seviyorsunuz.
Sınır tanımaz bir biçimde (hak hukuk gözetmeden) mirası alabildiğine yiyorsunuz.
18,19. Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz. Fakat mirası, nereden geldiğine bakmadan yiyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ ٱلۡمَالَ حُبࣰّ ا جَمࣰّ ا
17,18,19,20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz; haram helâl demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı derecede seviyorsunuz.
Zaten malı da çok seviyorsunuz.
Malı yığmayı da aşırı seviyorsunuz.
كَلَّآۖ إِذَا دُكَّتِ ٱلۡأَرۡضُ دَكࣰّ ا دَكࣰّ ا
21,22. Hayır! Yeryüzü ardı ardına sarsılıp paramparça olduğunda, Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiğinde,
Hayır (bu hep böyle gitmeyecek). Yeryüzü sarsılıp parça parça döküldüğü (zaman),
Hayır! (Sakın böyle de yapmayın!) Yeryüzü birbiri ardınca sarsılıp darmadağın edildiği zaman,
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلۡمَلَكُ صَفࣰّ ا صَفࣰّ ا
21,22. Hayır! Yeryüzü ardı ardına sarsılıp paramparça olduğunda, Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiğinde,
Rabbin(in emri) gelip melekler saf saf dizildiği (zaman),
22,23. Rabbinin emri gelip, melekler sıra sıra dizildiği ve cehennemin getirildiği o gün (var ya) işte o gün insan, (neyin peşinde koştuğunu) çok iyi anlar. Fakat bu anlamanın ona hiçbir yararı olmaz.
وَجِاْيٓءَ يَوۡمَئِذِۭ بِجَهَنَّمَۚ يَوۡمَئِذࣲ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكۡرَىٰ
İşte o gün cehennem getirilir. O gün insan her şeyi hatırlayacak, ama bu hatırlamanın ona ne faydası olacak?
O gün cehennem getirilip ortaya konur. İşte o gün insan yaptıklarını bir bir hatırlar. Ama bu hatırlamanın ona hiçbir faydası yoktur (çünkü iş işten geçmiştir)!
22,23. Rabbinin emri gelip, melekler sıra sıra dizildiği ve cehennemin getirildiği o gün (var ya) işte o gün insan, (neyin peşinde koştuğunu) çok iyi anlar. Fakat bu anlamanın ona hiçbir yararı olmaz.
يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي قَدَّمۡتُ لِحَيَاتِي
“Âh, keşke bu hayatım için önceden bir şeyler yapsaydım!” der.
(İşte o zaman insan:) “Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der.
Ve o: “Keşke (dünya) hayatımda (iyi şeyler yapıp da önceden) gönderseydim.” der.
فَيَوۡمَئِذࣲ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدࣱ
25,26. O gün Allah'ın günahkârlara vereceği azabı, hiç kimse veremez ve hiç kimse O'nun gibi bağ vuramaz.
O gün, O’nun (Allah’ın) azabı hiç kimsenin azabına benzemez.
25,26. Artık o gün Allah’ın edeceği azabı kimse edemediği gibi, Onun vuracağı bağı da kimse vuramaz.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدࣱ
25,26. O gün Allah'ın günahkârlara vereceği azabı, hiç kimse veremez ve hiç kimse O'nun gibi bağ vuramaz.
Ve O’nun vuracağı kelepçeler de başkalarının vurduğu kelepçelere benzemez.
25,26. Artık o gün Allah’ın edeceği azabı kimse edemediği gibi, Onun vuracağı bağı da kimse vuramaz.
يَٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفۡسُ ٱلۡمُطۡمَئِنَّةُ
Ey doyuma ulaşmış nefis!
O halde Ey nefs-i mutmainne (kâmil iman ve sâlih amelle huzura ermiş olan nefis)!
(O gün Allah cennetliklere): “Ey, Rabbine itaat edip huzura eren kişi!”
ٱرۡجِعِيٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةࣰ مَّرۡضِيَّةࣰ
Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön!
Rabbine, O’ndan memnun olmuş ve O’nu razı etmiş olarak dön!
“Sen Rabbine (Ondan) hoşnut, O da senden hoşnut olarak, dön.”
فَٱدۡخُلِي فِي عِبَٰدِي
29,30. Kullarımın arasına ve cennetime gir!
Böylece katıl benim has kullarımın arasına!
“Gir Benim halis kullarımın arasına.”
وَٱدۡخُلِي جَنَّتِي
29,30. Kullarımın arasına ve cennetime gir!
Ve (onlarla beraber) gir cennetime!
“Haydi gir Benim Cennetime.” buyurur.